bc

Mardin’de Bir Ceylan (+18)

book_age18+
839
TAKİP ET
7.6K
OKU
contract marriage
family
opposites attract
friends to lovers
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
city
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"Bazı yalanlar hayat kurtarır, bazıları ise sizi bir kafese hapseder. O gece, bir mermiden değil, bir aşiretin gölgesinden kaçıyordu..."İzmir’in nemli sokaklarından kaçıp hayatta kalmaya çalışan Duru, kendini bir gece yarısı Mardin plakalı siyah bir aracın önüne atar. Tek amacı peşindeki canavardan kurtulmaktır, ancak çarptığı adamın ondan çok daha büyük bir fırtına olduğundan habersizdir.Boran Yalçın; Mardin’in en güçlü aşiret ağası, kuralları kanla yazan adam. Dizine baygın düşen bu masum yüzlü yabancının, düşmanlarının bir piyonu mu yoksa kaderinin bir oyunu mu olduğunu çözmeye kararlıdır.Duru hayatta kalmak için "Mardin Artuklu Üniversitesi öğrencisiyim" yalanına sığınırken, Boran bu "Duru" suyun altındaki akıntıyı keşfetmek için pusuda beklemektedir.Mardin’in sert taşları arasında başlayan bu yolculukta, kim daha iyi bir oyuncu? Kaçan mı, yoksa kovalayan mı?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Kaza Mı Kader Mi?
Dışarıda İzmir’in nemli, yapış yapış gece havası vardı. Mardin plakalı, simsiyah lüks araç, şehrin çıkışındaki benzin istasyonundan deposunu doldurmuş, sessiz bir canavar gibi yola koyulmak üzereydi. Tam istasyondan ana yola süzülecekken, karanlığın içinden bir gölge fırladı. Duru, nefes nefese kalmıştı. Omuzlarına dökülen doğal dalgalı kumral saçları birbirine karışmış, üzerindeki pastel hırkası ve çiçekli elbisesi gecenin rüzgarında savruluyordu. Peşindekilerin ayak seslerini ensesinde hissedince, düşünmeden kendini hareket halindeki siyah aracın önüne attı. GÜÜÜM! Şoför Emir, son anda frene asıldı. Lastiklerin çığlığı geceyi deldi. Arka koltukta gözlerini kapatmış, yolun bitmesini bekleyen Boran Yalçın, ani sarsıntıyla öne savruldu. Kaşlarını çatarak gözlerini açtı; o kapkara gözleri şimdi bir şahin gibi keskindi. "Ne oldu Emir? Neden aniden durdun?" sesi, gecenin ayazından daha soğuktu. Emir titreyen elleriyle direksiyonu tutarken, "Ağam... Sanırım birine çarptım," diyebildi. Boran dişlerini sıktı. "Seni kaç defa uyaracağım Emir, dikkatli ol diye! Allah kahretsin! Bir bu eksikti anasını satayım!” diyerek kapıyı hiddetle açtı. Araçtan indiğinde, asfaltın üzerinde, aracın hemen önünde küçücük kalmış o narin kızı gördü. Boran kıza doğru eğildi. Kız doğrulmaya çalışıyordu. Boran, elini sanki birine lütfedermiş gibi uzattı. Sesi yorgun ama bir o kadar mesafeliydi: "İyi misin?" Duru (İç Ses): Şuna bak... Neredeyse beni eziyordu ama sanki suçlu benmişim gibi tepeden bakıyor! Kim bu adam? Bu sert yüz hatları, karanlıkta bile parlayan o kapkara gözler... Geniş omuzlarıyla sanki bütün yolu kapatmış. Heykel gibi ama buzdan bir heykel! Duru, kendisine uzatılan o güçlü elden çekindi. Dokunmadı bile. Kendi imkanlarıyla doğrulurken buz gibi bir sesle, "İyiyim. Ehliyeti kasaptan mı…”diyecekken durdu. Suçlu olduğunu hatırladı. Boran elini havada bırakmadı, hızla geri çekti. Kızı baştan aşağı süzdü. Sabaha karşı bir istasyonda, bir kadının kendini aracın önüne atması normal değildi. Şüphe, Boran’ın damarlarında dolaşmaya başladı. "İyiysen arabanın önünden çekil," dedi Boran, arkasını dönerek. "Yolumuz uzun, vaktimiz dar." Duru (İç Ses): Odun! Dağ ayısı! İnsan bir 'canın yandı mı?' der. Dur bir dakika... 47? Mardin plakası! İzmir'den ne kadar uzak... Eğer bu adama sızabilirsem, Serkan ve adamları beni asla bulamaz. Hadi Duru, oyna şu rolü! Duru, istasyon kafesinden çıkan Serkan’ın gölgesini görünce aniden bir çığlık attı. " “Ahh! Ayağım... Ayağım kopuyor sanırım!" Boran duraksadı. Az önce "iyiyim" diyen kız şimdi acıyla kıvranıyordu. Boran (İç Ses): Şu bakışlara bak... Gözlerin ne kadar masum ve elaysa, sesin de o kadar sahte. Çok kötü bir oyuncusun yabancı. Ama o gözlerdeki o gerçek korku ne? Arkasına bakarken neden beti benzi atıyor? Boran, hiçbir şey söylemeden eğildi ve Duru’yu bir tüy kadar hafifmiş gibi kucağına aldı. Duru şaşkınlıktan nefesini tuttu. Boran onu arka koltuğa yerleştirirken, Emir kapıyı açtı. “Ağam hastaneye mi?” Duru (İç Ses): Ne? 'Ağam' mı? Ben neyin içine düştüm? Yağmurdan kaçarken doluya mı tutuldum? Bu adamlar kim? Aşiret mi? Boran, Duru’nun başını dizine yatırıp kapıyı kapattı. "Hastaneye sür Emir." Duru, camın arkasında deli gibi sağa sola koşturan Serkan’ı görünce panikle, "Hastaneye gerek yok! Geçer birazdan, gerçekten! Biraz dinlenirsem…” Boran, dizinde yatan ve yüzü iyice kendine yaklaşan Duru’yu incelemeye başladı. Yakından daha da duru, daha da narin görünüyordu. Ama Boran’ın şüpheci zihni susmuyordu. "Çok kötü bir yalancısın," dedi Boran içinden. Duru'nun tam gözlerinin içine bakarak, Emir’e emir verdi: "Sür hastaneye! Başımıza bela olmasın.” Boran, Duru’nun acıdığını iddia ettiği ayak bileğine bakmak için eğildi. Duru'nun beyaz teni, çiçekli elbisesinin altından sıyrılan bacağı Boran’ın görüş alanına girdi. Boran istemsizce yutkundu. Duru (İç Ses): Hayır... Bakışları bacaklarımda takılı kaldı. Sapık mı bu adam? Allah’ım ben ne yaptım! Serkan’dan kaçarken bir canavarın kucağına mı düştüm? O sert bakışların altında ne saklıyorsun sen Ağa bozuntusu? Boran ise başını hemen çevirdi, yüzü her zamankinden daha sert bir hal aldı. Ama içindeki o tuhaf sızı, çoktan başlamıştı. Siyah lüks araç, İzmir’in ışıklarından uzaklaşıp karanlık otoyola süzüldüğünde içerideki gerilim bıçakla kesilecek kadar keskindi. Duru, o ana kadar kendisini ayakta tutan adrenalinin yavaş yavaş geri çekildiğini hissetti. Kurtulduğunu, o karanlık adamlardan uzaklaştığını düşündüğü an, bedeni ağır bir külçe gibi çökmeye başladı. Başını Boran’ın dizinden kaldırmak için hamle yaptı ama dünya bir anda etrafında dönmeye başladı. "Ahh... başım," diye inledi, elini alnına götürerek. Göz kapakları sanki üzerine kurşun dökülmüş gibi ağırlaşıyordu. Şoför koltuğundaki Emir, dikiz aynasından gördüğü manzarayla direksiyonu titretti. "Ağam! Kızın rengi kül gibi oldu. Beyin kanaması mı geçiriyor ne? Ölecek mi yoksa elimizde?" "Bas gaza Emir! Çenen değil, ayağın çalışsın. Yolu izle!" Boran’ın sesi arabanın içinde yankılanırken, bakışları dizlerinin üzerindeki Duru’ya kilitlenmişti. Duru, "Yok... bir şeyim... sadece başım... başım çok kötü..." Sözünü tamamlayamadı. Bilinci, sanki derin bir kuyunun içine düşer gibi onu terk etti. Başı, Boran’ın dizine cansız bir şekilde düştü. "Ağam!" diye bağırdı Emir, sesi bu sefer panikten çatallanmıştı. "Ağam ben mahvoldum! Adam öldürmekten yatırırlar bizi! Bittim ben ağam, mahvoldum!" "Kes sesini Emir! Çabuk ol, hastaneye yetiştir kızı. Bir şey olmayacak!" Emir gaza yüklenirken, Boran arabanın camından dışarıdaki karanlığa baktı ama zihni tamamen dizindeki bu yabancıya odaklanmıştı. Boran (İç Ses): Şu hale bak... Sabaha karşı bir benzinlikte, bir kadın kendini neden bir merminin önüne atar gibi aracın önüne atar? Üzerindeki şu çiçekli elbise, omzundan sarkan hırka... Masumiyetin kitabını yazmış sanki. Ama Mardin’de öğrendiğim en acı ders şudur: En güzel güllerin en derin dikenleri olur. Bu kızın buralarda olması, bu saatte yoluma çıkması normal değil. Ya birilerinin kurduğu zehirli bir yem, ya da ucu bana dokunacak büyük bir belanın habercisi. Boran’ın bakışları istemsizce aşağıya kaydı. Duru bayılınca eteği biraz daha yukarı sıyrılmış, pürüzsüz teni karanlıkta bile Boran’ın dikkatini dağıtacak kadar parlıyordu. Boran dişlerini sıktı, şakağındaki damarın seğirdiğini hissetti. Bir hışımla üzerindeki ağır, pahalı ceketini çıkardı ve Duru’nun bacaklarının üzerine sertçe örttü. Boran (İç Ses): Böyle daha iyi... Gözüm sürekli bacaklarına takılıp duruyor. Zihnimi bulandırıyorsun yabancı... Kimsin, neyin nesisin bilmiyorum ama bu gece benim kaderime çarptın. Siyah aracın lastikleri, yol kenarındaki küçük bir kliniğin önünde çığlık atarak durdu. Emir, motoru bile durdurmadan araçtan fırladı; elleri titriyor, nefesi boğazına diziliyordu. "Ağam bittik, vallahi bittik! Kızın nefesi kesilecek!" diye sayıklıyordu kendi kendine. "Kes sesini Emir! Kapıyı aç!" Boran, sedyeyi bekleyecek kadar sabırlı değildi. Duru’yu, bacaklarının üzerindeki ceketiyle birlikte tek hamlede kucağına aldı. Genç kızın başı cansız bir şekilde Boran’ın geniş göğsüne yaslanmıştı. Boran, kliniğin otomatik kapılarından fırtına gibi girdi. Onun gelişiyle birlikte kliniğin sessiz havası bir anda dağıldı; personelin üzerinde ağır bir baskı oluşmuştu. "Biri buraya baksın! Trafik kazası!" Sesi, kliniğin beyaz koridorlarında yankılanırken görevliler neye uğradığını şaşırdı. Boran’ın o heybetli duruşu ve emredici tavrı, personelin saniyeler içinde etrafını sarmasına yetti. Boran’ın kollarındaki Duru, bu dev adamın yanında her zamankinden daha kırılgan, daha narin görünüyordu. "Çabuk olun! Beyin kanaması şüphesi var, bilinci kapandı!" Personel bir sedye getirmeye yeltendi ama Boran, Duru’yu bırakmaya niyetli değildi. Görevlilerin şaşkın bakışları arasında, koridoru dev adımlarla geçti ve Duru’yu acil müdahale odasına kadar bizzat taşıdı. Kucağındaki kızı muayene masasına yatırırken, parmakları istemsizce onun buz gibi eline değdi. Boran (İç Ses): Şu hale bak... Bir anlık dikkatsizlik mi, yoksa bilerek mi yaptın küçük kız? Eğer ölürsen, bu sırrın hesabını kime sorarım? Şu bembeyaz yüzün, sanki bir mermer parçası... Ama kalbinin atışını göğsümde hissettim. Yaşayacaksın. Emir, odanın kapısında durmuş, başını ellerinin arasına alarak duvara yaslanmıştı. "Yandık ki ne yandık... Adam öldürmekten gideceğiz mahpushaneye," diye fısıldıyordu. Kliniğin diğer hastaları ve çalışanları, bu iki yabancı adama —özellikle de bakışlarıyla duvarları delecekmiş gibi duran Boran’a— korku ve merakla bakıyordu. Genç bir hemşire, Boran’ın yanına yaklaşarak hafif bir çekingenlikle konuştu: "Beyefendi... Lütfen sakin olun. Bundan sonrası bizim işimiz. Dışarıda beklemeniz gerekiyor." Boran, hemşirenin sözlerini duymazdan gelir gibi bir an daha Duru’nun başında durdu. Bakışları, masada yatan o savunmasız kıza son kez çivilendi. Boran (İç Ses): Kendine geldiğinde kim olduğunu öğreneceğim Boran, tek kelime etmeden arkasını döndü ve odadan çıktı. Kapı kapandığında, koridordaki herkes derin bir nefes aldı; sanki odadaki oksijen Boran’la birlikte dışarı çıkmıştı. Boran, Emir’in yanına gidip onun yakasından tutarak onu duvara yasladı. "Kendine gel Emir! Eğer o kız uyanana kadar tek bir kelime daha edersen, hastaneyi değil mezarlığı boylarsın. Şimdi git, arabayı düzgün bir yere çek ve bekle!"

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
228.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
89.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
82.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
541.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook