O gün arabadan çıktıktan sonra Arın ile olan mesafemiz gözle görülür bir biçimde artmıştı. Adam daha gaddar biri olup çıkmıştı. Gün boyu soluksuz bir şekilde çalışıyorduk. İşin kötü yanı gittikçe çekilmez bir hâl alıyordu ve ben artık tahammül edemiyordum.O da bana tahammül edemiyordu gerçi. Ya emirli cümleler ile konuşuyor ya da bağırıp çağırıyordu. Bazen de gün boyu beni görmezden geliyordu, yaptığı huysuzlukları saymıyordum bile.
"Bu ne biçim dosya, bu nasıl kahve, bu belgenin hali ne, babam seni nasıl yanında bu kadar sene çalıştırabildi şaşırıyorum doğrusu ve niceleri."
Resmen beni çıldırtmaya yemin etmişti. Ben sürekli sahte bir sakinlikle "Peki Arın Bey," dedikçe daha beter oluyor, sanki benim patlamamı bekliyordu.
Aynı dosyayı 4. defa hatalarının olduğunu söylemesiyle -ki hata yoktu bu yüzden istediği oldu ve daha fazla kendimi tutamadım.
"Arın Bey, lütfen artık yeter. Kabul ediyorum sizin ile iyi bir başlangıç yapamadık ama bunu geride bırakalım.” Devam etmeden önce ufak bir nefes aldım. “Ben alttan almaya çalıştıkça siz üstüme geliyorsunuz. O gün,” deyip duraksadım. “Sesimi yükselttiğim ve o şekilde konuştuğum için özür dilerim ama ne olur geride bırakalım. Kalan günlerimizi profesyonel bir şekilde bitirelim"
Cesaretimi toplayıp yüzüne baktım. Gözlerindeki umursamazlık, boşa konuştuğumu gösteriyordu.
Kime ne anlatıyorsam?
Bıkkın bir ifade ile nefesimi sinirle dışarı üfleyip "Ben bu sözlerimi söylemedim, sizde duymadınız. Dosyayı tekrar incelerim," dedim.
Elindeki dosyayı çeker gibi alıp, hızlı adımlarla odadan çıktım. Küçük odama geçip işlerime geri döndüm.
Saatler sonra gözlerim ağırıp, belim tutulmaya başladığında başımı kaldırıp odamdaki saate baktım. Saat neredeyse dokuza geliyordu. Küçük çapta bir şaşkınlık yaşarken yerimden yavaşça doğruldum.
İşlerime o kadar dalmıştım ki zamanın nasıl geçtiğini hiç fark etmemiştim. Eşyalarımı toplayıp çıkmadan önce bir ihtiyacı olup olmadığını sormak için Arın Beyin odasına uğradım.
Odaya girdiğim de şaşkınlıktan açılmış gözlerle bakakaldım.
Çünkü Arın Beyi, odasındaki deri kanepenin üstünde uyuya kalmış bir şekilde görmeyi hiç beklemiyordum doğrusu. Demek ki o da yorulup, uyuya kalabiliyordu.
Yanına yavaşça yaklaşıp uyandırıp uyandırmama konusunda ikileme düşmüşken yüzünü incelemeye başladım.
Huzursuz bir uyku uyuduğu kasılan yüzünden belli oluyordu. Acaba kötü bir rüya mı görüyordu?
Bir an elimi uzatıp dağılan saçlarını düzeltmek istesem de bunu yapmayı hemen aklımdan çıkardım. En iyisi gitmekti. Tam arkamı dönmüşken kanepenin yanındaki bir şeye ayağımı çarptım. Odada çıkan tok sesle birlikte Arın Beyin uyanması bir oldu.
Çarptığım şeye bakınca gözlerim tekrar irileşti, yerdeki içki şişesiydi.
Sızmıştı!
Açılan uykulu gözleri etrafına baktığında sanırım nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sonra gözleri aniden benim üzerimde durdu.
Dikkatli bir şekilde yüzüme bakarken,
"Senin odamda ne işin var, bu saate kadar neden gitmedin ki?" diye sordu.
Alkollü olduğu için hafif sersem gibiydi.
Onu incelemeyi kesip kuruyan boğazımı temizledim.
"İşlerime dalmışım, saate hiç bakmadım. Ayrıca odanıza da çıkacağımı bildirmek için gelmiştim." dediğim de kısık gözlerle bana bakmaya devam etti.
"Şey, ben gideyim artık."
Odadan çıkmak için arkamı dönmüşken Arın Beyin, kararsız sesini duymamla olduğum yerde kaldım.
"Birce?"
Adımı ilk defa onun ağzından duymanın verdiği şaşkınlık ve heyecanla ona döndüm.
Ben daha şaşkınlığımı atamadan büyük bir ciddiyetle "Kusura bakma." dedi.
Ben anlamayan gözlerle ona bakmaya devam ederken, bıkkın bir şekilde
"Sana yaptıklarımdan bahsediyorum'" dedi.
Arın Bey; benim kaba patronum benden özür mü dilemişti? Bu adam kimdi ve benim 8 gündür burnumdan getiren adama ne yapmıştı?
Ayağa kalktığında öne doğru sendeleyince kaşları çatılmıştı. Düşmesinden korkarak hızla yanına gidip kolunu tuttum. Teninden yükselen koku, alkol kokusunu bile bastırıyordu, mükemmel kokuyordu. Bir insan nasıl böyle kokabilirdi? Kokusu beni de sersemleştirmişti, içmeden sarhoş olmuş gibiydim.
"Oturun lütfen."' deyip onu oturtmaya çalıştım.
Beni dinlemeyerek ayakta durmaya devam ederken üzerime doğru eğildi. Fal taşı gibi açılan gözlerimle yüzüne baktım. Burnunun ucu, bağlı olan saçlarıma değiyordu.
Heyecandan titrer bir sesle "ne-ne yapıyorsunuz?" diye sordum. Yakınlığının verdiği etki yüzünden kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu.
"Ne değişik bir kokun var." dedi aniden.
"Anlamadım?" dediğimde beni duymazdan gelerek hafifçe güldü.
"Zaten her şeyin anormal."
Değişik mi? Ben onun kokusuna bayılırken, o bana değişik demişti. Kırgın bir şekilde ayağa kalktım. Kapıya doğru minik adımlarla ilerlerken, duyduğum sözlerle yerimde çakılı kaldım.
"Otur lütfen, yalnız kalmak istemiyorum." Sesinde ciddi ve hüzünlü bir ton vardı.
Bu sözleri duymayı beklediğim en son insan, tüm ciddiyeti ile bana bakıyordu. Gerçekten benden yanında kalmamı mı istemişti? Ya da bana öyle gelmiş olmalıydı.
Adam sana bu kadar ciddi bakarken senin uyduruyor olman imkânsız. Mantığım bas bas bağırırken sersemce Arın'ın yüzüne bakmaya devam ettim.
Duyduğum sözlerin şaşkınlığını hâlâ üzerimden atamamışken öylece duruyordum. Kalbimin sözünü dinleyerek küçük adımlarla ona doğru yaklaşıp, yanına oturdum. Aslında şu an arkamı dönüp gitmem gerekiyordu. Ama bu yaptığıma engel olamamıştım, sevmek böyle bir şeydi sanırım.
Ondan kaçmak istesende tek çıkış noktan yine o oluyordu. Tüm kapılar sürekli ona çıkıyordu. Ve buna dur demeye gücün yetmiyordu.
Ben düşüncelerimin arasında, gizli aşkımın içinde boğulurken, Arın konuşmaya başladı.
"Sana biraz kaba davrandım biliyorum ama bu sadece sana özgü değil. Herkese karşı genel tavrım bu.” Sıkıntılı bir nefes aldı. “Ben böyle bir adamım işte.” Ela rengi gözleri uzaklara dalmıştı. “Annem sonra eski beni kaybettim.” Sözlerini anlamamıştım. Bu yüzden ne diyeceğimi bilemedim. Arın beni şaşırtarak devam etti. “Yani demek istediğim bu tavırlarım sadece sana değil. Bu yüzden üzülme lütfen." dedikten sonra yanındaki içki şişesini kapağını açıp, kehribar renkli sıvıyı kafasına dikti.
Sesindeki acı, nefesimi kesmiş, derin bir üzüntünün tüm benliğimi sarmasına neden olmuştu. Ben anne ve babasızlık nedir bilmem ama sesine, gözlerine yansıyan acı, öyle büyüktü ki kalbimin en derinliklerinde hissetmiştim.
O an karşımda bu kadar savunmasız bir şekilde acı çeken adam hakkında keşfettiğim yegâne şey, umursamaz, sert görünümünün altında çok kırık bir kalbe sahip olduğuydu. Belki de o kalbi koruyabilmek için böyle yapıyordu. Acımasız tavırlarının altında hâlâ anne sevgisine muhtaç olan küçük çocuğu gizlemeye çalışıyordu.
Ben daha fazla konuşmasını beklemiyorken beni şaşırtarak anlatmaya devam etti.
Benimle ilk defa bu kadar uzun konuşuyor olmalıydı.
"Annem bana her zaman kadınlara karşı bir centilmen olmam gerektiğini söylerdi. Ben de onu hep dinlerdim ama o buna rağmen beni bıraktı.
Hem de babam yüzünden."
"Ba-babanız mı? Ama Ali Bey ne yapmış olabilir ki? O çok hoş, nazik, iyi biridir."
Söylediğim sözlerin ardından alay dolu bir kahkaha attı. Kahkahasında ki öfke tüylerimi ürpertmişti.
"Ali Haroğlu, dışarıda nazik, iyi iş adamı…"aniden sustu, kısa bir sessizliğin ardından "Annem o adamın hasretiyle eridi, bitti. Onun aşkı yüzünden..." Elindeki içki şişesini tekrar kafasına dikti.
Korka korka "Onun aşkı yüzünden?"' diye sordum.
Sadece acıyla gözlerime bakıp sustu. Sonra da nefesimin kısa bir an kesilmesine neden olan şeyi yapıp başını omzuma yasladı, gözlerini yumdu.
Kas katı kesilmiş bir halde bu yaptığı hareketin şaşkınlığını yaşarken, "Kokun, annem gibi huzur dolu."dedi. Sözleri, zavallı kalbim için paha biçilmezdi.
Neden bilmiyorum ama gözlerim doldu o anlarda. Sertçe yutkunup alt dudağımı ağzıma yuvarladım.
Başımı hafifçe çevirerek saçlarına baktım. Yumuşak saçları yanaklarıma ve boynuma sürtündü usulca.
Gözlerim kendiliğinden kapanınca derin bir nefes aldım. Kokusunu içimde bir yere gizleyip, hiç unutmamak üzere sakladım.
Boynuma çarpan düzenli nefes alış verişleri uyuduğunun habercisiydi. Her nefes alış verişi içimi sıcacık ediyordu. Keşke bunu alkolün etkisinde değilken yapsaydı.
Anlattıkları tekrar aklıma geldi. Hâlâ fazlasıyla şaşkınlık hissediyordum. Ali Bey hakkında söyledikleri, annesi, yaşadıkları... Pek bir şey anlatmasa da zor şeyler yaşamıştı. Bu kadar sert olması normaldi aslında. Kim annesinin ölümüne, hele de babası yüzünden ölümüne dayanabilirdi ki? Onun kalbinin bu kadar çok acıyla dolu olduğunu bilmem, benim de kalbimi ağrıtıyordu. İçimde kâğıt kesiği gibi oluşan ince ama derin bir sızı oluşmuştu.
Anlattıkları aklıma geldikçe sızı daha çok artıyordu.
Elimi kaldırıp, hep hayalini kurduğum şeyi yaptım. Saçlarını okşadım. Göründüğü gibi yumuşacıktı, ellerimin arasından kayan siyah, kadife tutamları usulca okşarken saçlarına varla yok arası minik bir öpücük kondurdum. İki yıldır uzaktan sevdiğim adama bu kadar yakın olmanın verdiği derin hislerle dolup taşmıştım.
İçimdeki duygularıma engel olamıyorum, daha çok yoğunlaşıyordu sanki...
Duyduklarımı hazmetmeye çalışırken omzumda sevdiğim adamın başı, burnumda eşsiz kokusuyla uyuya kalmam uzun sürmemişti.
❄
Gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anlamak için etrafa baktım. Ofiste olduğumu anlayınca kaşlarım çatıldı ve zihnim, dün geceye ait olan sahneleri gözlerimin önüne serdi.
Arın Beyin gece uyuduğu kanepede, onun ceketi üstümde, boylu boyunca uyuyup kalmıştım.
Acaba Arın nerede, diye düşünürken odasında ki gizli kapı açıldı ve dünün aksine jilet gibi giyinimli bir adet Arın Bey çıktı. Dağılan saçları düzeltilmiş, üzerindeki kırışık kıyafetler yerini yeni ve düzgünlerine bırakmıştı.
Mavi gömleğinin üzerine giydiği siyah yelekle haddinden fazla yakışıklı duruyordu. Bir ona baktım, birde kendime. Saçlarım dağılmış, üstüm başım kırışmıştı. Dünden kalma o değil de sanki benmişim gibi duruyordu.
Utangaç bir tavırla bakışlarımı yüzüne çıkardım. Keşke gece o uyuduktan sonra evime gitseydim.
Bana kısaca bakıp konuşmaya başladı. "Saat henüz 6, evine gidip üzerini değiştirebilirsin, saat bugüne mahsus dokuzda masanda ol."
Güle güle iyi Arın, hoş geldin Bay pislik.
Bir an zihnime süzülen soru ile yüzüne baktım dikkatlice. Acaba akşam ki konuşmayı
hatırlıyor mudur? Fakat bunu soracak kadar cesaretli değildim.
Bakışlarının yine o sert halini görünce unuttuğunu düşündüm, zaten alkollüydü diye kendime hatırlatıp, uyku mahmuru bir şekilde ayağa kalktım.
"Peki Arın Bey." Tam çıkacakken sert sesi odayı doldurdu.
"Akşam konuştuklarımız aramızda kalsın. Eğer birinden duyarsam işler değişir. Alkolün verdiği etkiyle saçmaladım, ne dediğimi bile tam hatırlamıyorum zaten."
Bunu nasıl düşünebilirdi?
Dile getirdiği sözlere ve düşüncelerine sinirlenip "Tehdit etmenize gerek yok! Zaten kimseye bir şey anlatmazdım." dediğimde yüzündeki umursamaz ifadeden gram eksilmeyerek "Peki o halde, çıkabilirsin." dedi.
Pislik herif! Ama kabahat benim, ne demeye oturup dinlediysem onu? Çantamı askıdan alıp, hızlı adımlarla odamı terk ettim. Şirketten çıkınca bedenime çarpan sabahın soğuk havası bile sinirden alev alan tenimi soğutamamıştı. Kendimi arabaya atıp eve sürdüm, şimdiden saat 7 olmuştu bile. Duş alıp bir şeyler yedikten sonra tekrar şirkete gitmek için yola koyuldum.
Arın Bey, tüm gün boyunca her zaman ki gibi sert ve umursamazdı. Dün akşam ki o yaralı kalbi nasıl böyle saklayabiliyordu, gerçekten şaşırıyordum.
❄
O günün üzerinden sonra günler hızla geçmeye başladı. İkimizde o gece ile ilgili tek kelime dahi etmemiştik. Sanki aramızda konuşmayacağımıza dair sözlü bir anlaşma var gibiydi.
Onun haricinde beraber çalıştığımız proje gayet iyi gidiyordu. Beraber çok güzel idare edebiliyorduk. Sekreteri bir ay izin aldığı için günler hızla geçiyordu. O gece ki konuşmamızdan sonra o, hiçbir şey yokmuş gibi davransa da benim için öyle değildi. Ona olan sevgim sanki daha çok artıyordu, umutsuz bir şekilde...
Artık ona bakınca acı çekiyordum. Ona olan hayranlığımda hiç yardımcı olmuyordu bu duruma. Bütün hareketlerini ezberlemeye başladığımı fark ettim. Kahvesini nasıl sevdiğini, gülünce kırışan gözlerini, yanağının sağ tarafında oluşan gamzesini, ya da bir işe dalınca kısılan gözlerini. Mesela saçını karıştırınca problem var demektir çünkü strese girince, işler yolunda gitmeyince yaptığı bir alışkanlıktı.
Bunları bilmem ise bana sadece üzüntü veriyor, kalbimi kırıyordu. Onunla ilgili olan şeyleri bilmek istemiyordum, Kitap okurken müzik dinlemeyi sevdiğini de bilmek istemiyordum...
Onu bu kadar sevmekte istemiyordum. Çünkü acı bir şekilde hiçbir şansımın olmadığını biliyordum. Sanırım en çok canımı yakan durum da buydu.
Ne sosyal statüm ne de dış görünüşüm ona uygun değildi. Hiç şansım yoktu.
Hiçbir zaman bakımlı bir kız olmak istememiştim, öyle özentilerim yoktu ama şimdi keşke daha bakımlı ya da biraz daha zayıf olsam diyordum.
Sabahları aynaya bakmadan çıkan ben, şimdi aynanın önünde daha fazla vakit geçirir olmuştu. Dakikalarca yüzümü inceliyordum.
Acaba diyordum, güzel olsaydım olur muydu? Ama ben ne bakımlı bir kız olup var olduğunu bildiğim öz güven promlemlerimi yenip kendimi ona layık görebilirdim ne de Arın Beyin düzeyine yükselebilirdim. Hoş öyle olsam bile beni fark edeceğini sanmıyordum.
Hayatın acı ama gerçekleri... Keşke, keşke başka şartlar altında olsaydı.
Keşke bir insanı her haliyle koşulsuz şartsız sevmek mümkün olabilseydi.
Derin bir nefes alıp başımı iki yana doğru salladım. Düşüncelerden kurtulmam lazımdı.
Kendime içsel bir tokat atıp, işine bak Birce, dedim. Mesai saatlerinde neler düşünür olmuştum böyle.
Kendimi azarlarken harıl harıl yazılım kodlarını kontrol eden Arın Beye gözüm kaydı. Bu kadar yakınına oturmakla hata etmiştim, aklımı başımdan alan kokusuyla çalışmayı beceremiyordum. Acaba hâlâ kokumu huzur dolu buluyor mu, yoksa sarhoş kafayla mı öyle düşünmüştü?
Cevabını bilmediğim, kafamda deli sorularla önüme döndüm. Çalışmaya devam ederken izleniyormuşum hissine kapıldım, kafamı kaldırmamla Arın Beyin dikkatli gözleriyle karşılaşmam bir oldu. Gerçekten güzel gözleri vardı.
İnsanın içini titreten, tapılası gözleri...
Bana neden o kadar derin baktığını anlamadan gözlerine bakarken yaptığının yeni farkına varmış gibi kaşlarını çattı. Aniden "kahve molası "deyip ağaya kalktı.
"Tabii, ben hemen getireyim." dedikten sonra ayağa fırladım. O kadar hızlı kalkmamdan dolayı ayaklarım birbirine dolandı, tam düşecekken belimde hissettiğim kollarla kalakaldım.
Şaşkın gözlerle Arın Beyin gözlerine bakarken yaptığım sakarlık yüzünden mi, yoksa bana bu kadar yakın olmasından dolayı mı bilmiyorum ama yüzüm kızarmaya başladı.
Bedenine yasladığı bedenim yaprak misali titriyordu. Bunu fark etmemesi için tüm bedenimi kasmıştım.
"İyi misin?" diye sordu sakince.
Sesimi kaybetmiştim, hızlanan kalp atışlarımla beraber sadece kafamı sallayabildim. Sıcak elleri sanki tenimi yakıyordu, elinin olduğu bölge gittikçe ısınırken nihayet yavaşça kollarını çekti. Biraz daha tutsaydı sanırım alev alacaktım ya da nefessizlikten dolayı ölecektim. Geri çekilince içimi saran yoksunluk hissini görmezden gelmeye çalıştım.
Gözlerimi Arın Beyin gözlerinden kaçırıp 'çıkayım ben' dedim bir çırpıda. Arkama bile bakmadan hızla kendimi odadan dışarı attım.
Kapıdan çıktıktan sonra derin bir nefes alabilmiştim. Biraz durup kendime geldikten sonra kahveleri almak için koridora doğru ilerledim.
Kahve makinasının yanına varıp, kahveleri ayarladıktan sonra bardağa dolmasını beklediğim sırada, tanıdık bir ses
"Naber fıstık?" dedi.
Eren'in sesini duyunca, hızla ona döndüm. "İyidir, her zaman ki gibi işte. Senden naber?"
"Aynı benim de bildiğin gibi işte. Hiç ortalıkta yoksunuz, Birce Hanım."
Alıngan bir tavırla söylediği sözlere gülümseyerek mahcup bir şekilde yüzüne baktım.
"Buraya alışmaya çalışıyorum. Arın Bey de hayli zor biri. Adam nefes dahi aldırmıyor."
"Evet, duydum canım. Adam çalışma manyağı gibi bir şey zaten. Kolay gelsin sana." Gülerek söylediği sözlere "Sorma,"diyebildim.
"Ee, Ela nasıl?"
Sevgilisinin adını duyunca açık kahverengi gözleri aşkla parladı. Ela ile birbirlerini gerçekten çok seviyorlardı.
İkisinin de bende yeri çok ayrıydı çok yakın ve sevdiğim arkadaşlarımdı. Onlarla vakit geçirmeyi her zaman sevmişimdir.
"İyi o da, seni özledi, ne zamandır sorup duruyor. Bir ara kahve içelim beraber." dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.
Elini uzatıp yanlardan firar eden saçlarımı düzeltip, kulağımın arkasına iteledi. "Saçın bozulmuş." dediğinde umursamaz bir tavırla omuz silktim.
"Hiç dikkat etme olur mu?" Hafif gülerek söylediği sözler benimde tebessüm etmemi sağlamıştı.
Tam o sırada Arın Beyin sertçe
'Birce' dediğini duydum. Arkamı döndüğümde hafif şaşkın ve öfkeli gözlerle bana bakıyordu. Sanırım Eren'in yanımda olup saçımı düzeltmesine şaşırdı, evet bay pislik, beni de beğenen erkekler var, her ne kadar arkadaşça olsa da. Ama neden öfkeli baktığını anlamamıştım.
'Hadi işe devam, dedikodunuzu sonra yaparsınız." dedi.
"Geliyorum Arın Bey." diyerek Eren'e veda edip odasına girdim. Kahveyi ona uzatırken bana attığı öfkeli bakışlarına bir anlam veremiyordum. Tuhaf adamdı.
Çalışmaya devam ederken Arın Beyin telefonunun tiz sesi odada yankılandı. Göz ucuyla masanın üzerindeki telefona bakınca yine o kadının aradığını gördüm.
Beren..
Durmadan ısrarla arıyordu.
Peki bu kadın kimdi?