"Ölmediğime göre iyiyim." Bunu espri yapar gibi değil de bana kızar gibi söylese de dudaklarımdan zoraki bir gülümseme oluştu. Eliz'in ona söylediklerini tekrarlamasına, beni bu durumdan kurtarmasına çok sevinmiştim. Ruhum ise sıkıştığı yerden yavan yavaş kendine yer açıyor ve kanamayı bırakıyordu.
"Ben bilerek yapmadım önüme birden birisi atladı o yüzden hakimiyeti kaybettim. Özür dilerim." Derken yüzüne bakmaya utanıyorum.
"Bir şeyinizin olmamasına çok sevindim." Dudaklarımda bir tebessüm filizlendi. Bu gülümseme hem Efdal'in bana yardım etmesine sevinmemi hem de cezadan kurtulmamın temsiliydi.
Rüyada torpido gözünü açıp yarasını temizlediğim son anda aklıma geldi. Nerdeyse ufak bir detay için her şey boşa gidecekti ki zihnim son anda bana yardımcı oldu.
Islak mendili alıp yarasının etrafını temizledim. Emniyet kemerine takıldı gözüm. Tahmin ettiğim gibi takılı değildi. Bu olaydan sonra muhtemelen takardı aksi takdirde benim gibi biri ona çarpar ve bu sefer bu kadar şanslı olmaya bilirdi.
Böylelikle rüyayı yerine getirmiş olduğum için rahatlamıştım. Elimdeki ıslak mendili bırakırken kulağına yanaştım. "Teşekkür ederim Efdal Alagan. Hayatımı kurtardınız efendim." diye zehirle kelamlarımı fısıldadım.
Çatık halde olan kaşları biraz da olsa düz hal almaya başlıyor. "Ben hemen ambulansı arayayım. Kafanızı nereye çarptınız?" Cevabını beklemeden arabaya dönüp telefonumu aldım. Yağan yağmur beni sırılsıklam etmişti.
Efdal'in arabasına doğru giderken ambulansın numarasını tuşlamıştım. Hemen adresi verip çabuk gelmelerini söyledim. Umarım bir şey olmazdı.
Efdal'in yanına giderken bir amca ona hararetli hararetli bir şeyler anlatıyorken istemsiz olarak ne söylediğine kulak verdim. "Merak etme oğlum, polisi aradık. Birazdan burada olurlar, sende şikayetçi olup arabanın tüm masraflarını ona karşılatırdın."
Ben Efdal'i merak etmekten arabaya bakmamıştım fakat tabii ki arabanın masrafını ben karşılayacaktım. Yaptıklarımın bedeli olduğunu biliyordum.
"Merak etmeyin zaten tüm masrafları karşılayacağım." Dedim, Efdal'in endişesini değil de amcanın endişesini öldürmek adına.
Ben kimsenin canından olmamasına sevinirken bu şehirdeki insanların dertleri para haline gelmişti. Bir an olsun bana Kayseri'de yaşadığımı unutturmuyorlardı sağ olsunlar.
"Efdal Bey iyi misiniz? Başınız falan ağrıyor mu?" diye sordum saf saf. Başını vurmuştu adam tabii ki ağrırdı.
"İyiyim, merak etme." Gözlerim başında takılı kaldı. Kanaması durmuştu.
"Islanıyorsun. Ben giderim hastaneye. Sen arabana gitsen iyi olur, sırılsıklam olmuş tüm kıyafetlerin." Ona tüm yaşattıklarıma rağmen beni düşünmesi ve herkesin içinde azarlayıp rencide etmemesi oldukça ince bir davranıştı.
"Yok ben beklerim sizi. Beraber hastaneye gideriz." Yeşil gözleri yeşillerimle buluştuğunsa sanki yanmaya başladı. Bu kitaptaki gibi aşktan falan değildi. Utançtan, ilk defa göz teması kurmuştum ve yaptıklarımdan utanıyordum.
"Gel o zaman arabaya, hastalanır isen sana kızmak için iyileşmeni bekleyemem." Bu teklif; bir o kadar kibar, bir o kadar da yaptıklarımı unutmayacağının ve bana kızacağının kanıtı gibiydi.
Daha fazla ıslanmamın anlamı yoktu. Sanki söylemesini bekliyormuş gibi ön yolcu koltuğun kapısını açıp arabanın içerisine yerleştirdim.
Ben binince arabayı çalıştırdı, "Ne yapıyorsun?" dedim çatılmış kaşlarımın eşliğinde.
"Sadece arabayı kenara çekiyorum sakin ol. İnsanlar benim yüzümden yollarından olmasın." Utanç sanki yanaklarıma ulaştı ve al al oldular. Bunu göremesem de yanağıma sıcaklığın bastığını hissediyordum.
Tüm bunlara sebep olan bendim ve o benim yerine tüm düşünceliliğini sergiliyordu. Sanırım biraz bencil olduğumu kabul etmekte yarar vardı. Bencildim ama olmak zorundaydım, zira tüm bunları yaşayamaz bedenime daha fazla acı yüklerdim.
"Eğer cidden iyiysen seni hastaneye götürebilirim. Ambulans beklemek zorunda değiliz." Gözlerimi yoldan çekmiyor, onun suratına bakamıyordum. Arabanın silgicini çalıştırmadığından dolayı yağmur suları yeniden arabanın camını sarmıştı.
"Ben iyiyim ama ambulans gelsin kendim giderim. Senin götürmene gerek yok." Yaptığım hatayı düzeltemezdim biliyordum fakat affettirmeme bile izin vermiyordu. En azından yanına olup iyi olduğunu öğrenince hayatından çıkabilirdim. Bu kadarına izin verebilirdi.
"Kızgınsın, anlıyorum ama..." Sözümü kesmesi bende bir kez daha şok etkisi yarattı.
"Kızgın mıyım sadece Ayza? Cidden sadece kızgın olmamı mı bekliyorsun. Hayatımı, hatta beni geç insanların hayatını tehlikeye attığının farkında değil misin?" Ses tonu önceye nazaran biraz yükselmiş olsa da kontrol etmeye çalıştığı, cümlenin sonuna doğru kısılan sesinden belliydi.
"Farkındayım!" diye geri dönüşte bulundum. Ne diyebilirdim farkındaydım ama farkında olmak bana bir şey katmıyordu.
"Sende katil olmak isteyecek birine mi benziyorum? Sence benim için kolay mı sanıyorsun bayım?" Cevap vermesini beklemedim çünkü cevap versin diye kurulmuş bir soru cümlesi değildi. O da bunu anlamış olacak ki sustu ve konuşmamın devamını bekledi.
"Bu kadar çaresiz olmasam yapmazdım. İstersen beni şikâyet edebilirsin. Hayatımı da hapislerde geçirebilirim bunların hepsini göze aldım zaten ama beni lütfen insanların hayatını önemsememekle suçlama." Kurumuş dudaklarımın neme ihtiyacı vardı ve istemsiz şekilde dilim dudaklarımın üzerinde gezinmişti. Korkudan dolayı nutkum da tutulmuş bu da boğazımın kuruluğuna sebep oluyordu.
"Arabada su var mı?" Sorduğum soru ardından gözlerini arabanın içinde gezdirdi. Bir şişede yarım kalmış su vardı.
"Sadece bu var. Ben içtim senin için sorun olmayacaksa al." Dedi şişeyi elinde tutup bana uzatırken. Ne gibi bir sorun olacaktı. Ben böyle şeylerden tiksinen birisi değildim.
"Yoo sorun olmaz. Teşekkür ederim." Su arabada durduğundan olmuş olacak ki ılımıştı fakat boğazımın serinlemesine yardımcı olmuştu. Boğazım ise ona su bağışladığım için bana oldukça minnettardı. Şişedeki su biterken boş şişeyi koyacaksak yer bulamamış ve elimde tutmuştum.
"Böyle delice bir şeye kalkıştığına göre cidden zor durumdasın ve yaşadıkların gerçek." Ha şunu bir anlasaydın!
"Sanırım sizinle konuştuğumda beni yeterince ciddiye almadınız. Bende istemezdim habersiz böyle bir şey yapmayı fakat bana başka seçenek bırakmadınız." Zeytinyağı gibi üste çıkmak değildi amacım fakat tamamen de suçsuz değildi. Aslında ikimizde masumduk. O benim rüyama gelmeyi seçmemişti, ben de böyle rüyalar yaşamayı. Hayat bizi sınıyordu belki de ikimizde birbirimizin sınavıydık.
Ambulans siren sesi kulağıma iliştiğimde olayın mahiyetini unuttuğumu fark ettim.
"Hangi hastaneye gitmek istersin? Belirli doktorun varsa o hastaneye gidelim." Yüzümü ona döndüğümde oda bana bakıyordu.
"Herhangi bir doktorum yok. Bana fark etmez." Yeşilleri benim gözlerimle teması çekmezken bende onun gözlerine bakmaktan kendimi alı koyamadım.
"Eğer senin için sorun olmazsa seni, tanıdığım bir hastaneye götürmek isterim. Tanıdığım doktorlar var ve hepsi işinin ehli. Bu konuda rahat olabilirsin yani" Ambulanstaki acil tıp teknisyenleri arabaya kadar gelmeden hemen önce söylemişti cümlesini.
"Yaralarım ama tedavisi de kendim ettiririm, diyorsun yani." Utançtan hemen göz temasını kestim. Yaptığım büyük hata bir kez daha yüzüme vurulmuştu.
Efdal'i ambulansa götürürlerken onlara gideceğimiz hastaneyi söylemeyi ihmal etmemiştim. Bende arabadan hemen ardından gidecektim. Başını nasıl çarptığını bilmesem de dışta çok büyük hasar gözükmüyordu. Umarım beyin kanaması veya başka tür bilmediğim hastalıklar çıkmazdı, yaptığım hatanın hayatında kalıcı bir ize dönüşmesini istemezdim.
Arabaya binerken önünde ciddi hasarlar olduğunu gördüm. Cana geleceğine mala gelsindi fakat bu iş bana baya pahalıya patlayacağı belliydi. Efdal'in hastane parası, ikimizin de arabalarının tamir paraları... Ailemden yardım istemeyecek ve hepsini kredi çekip kendim halledecektim. Ne kadar durumları iyi olmuş olsa da boşuna okuyup kendi ayaklarımın üzerinde durmayı seçmemiştim. Yoksa her halükârda babam bana maddi destek sağlardı. Ben kendi ayaklarımın üzerinde durup gücümü tüm hayata ispatlamayı seçmiştim. Ömrümün sonuna kadar da güçlü kalacaktım ne kadar içimde depremler oluşsa da sallantıyı dışarıya yansıtmayacaktım. Ambulansı takip ederken telefonum çaldığını duydum fakat bir süre açamadım. Trafik yoğundu, yağmur çok şiddetliydi ve ben hakimiyetimi kaybetmek istemiyordum. Işıkta dururken ambulans çoktan geçmişti ve bende fırsattan yararlanıp kulaklığımı taktım. Arayan Eliz'di.
"Efendim Eliz?" Tüm dikkatim yoldayken onunla konuşmamı oldukça kısa tutmayı hedefliyordum.
"Başardık mı?" diye sordu büyük heyecanla. Dışarda olduğundan sesi hışırtılı geliyordu fakat söylediği seçiliyordu.
"Başardık Eliz sayende, şikayetçi olur mu bilmiyorum ama pot kırmadığı için şu an çok mutluyum. Şikâyette bulunmasını aklıma bile getirmek istemiyorum." Kırmızı ışığın yerini yeşil ışık alırken vakit kaybetmeden arabayı hareket ettirdim.
"Çok sevindim kuzum." Dedi Eliz, yine benim için seviniyordu.
"Bende, bende... Sen dışarıda mısın? Kusura bakma seni de bıraktım oralarda öylece. Hastaneye gidince aklıma gelmedin. Özür dilerim." Yaptığım kabalıktan dolayı istemsiz dudaklarımı dişlerimin arasına almış eziyet ettiriyordum. Hepsi yaptığım hatanın sonuçlarıydı. Bugün onlarca hata yapmıştım fakat benden mutlusu yoktu.
"Yok, önemli değil. Birazdan taksiye binip giderim evime." Beni yanlış anlamadığı için bir kez da minnet duydum.
"O zaman yarın buluşup detayları konuşuruz." Dedim ondan onay alınca da telefonu bırakıp yola daha fazla odaklandım.
Zaten hastane yakındaydı ve hemen gelmiştim. Üzerimdeki tişörtün ıslaklığı dışarı çıkınca bedenime daha fazla soğuk rüzgârın girmesine neden olmuştu.
Burası annemin çalıştığı hastaneydi. Umarım onunla karşılaşmazdım, yoksa beni bu halde görüp iyice endişeye kapanırdı. Tüm anneler gibi...
Danışmana geçip Efdal'in kaldırıldığı odayı öğrendim. Vakit kaybetmeden yanına doğru merdivenleri çıktım. Bugün yetişip Ayşe teyze ile olan cezamı da çekmek zorundaydım. Kadın kendime tokat attırdığımı görünce beni iyice deli sanacaktı. Belki de tokat atmayı reddedecekti ama ben onu eninde sonunda ikna ederim.
Odaya girdiğimde bir doktor gelmişti ve muayene ediyordu. Bir şey söylemesini dört gözle bekliyordum. "Görünüşte bir şey yok ama emar çekilmesi gerekiyor. Ona göre net bir şey söyleyebilirim. Kafanın kanaması için de hemşire göndereceğim pansuman yapar. Daha sonra seni emar odasına götürsünler." Deyip odadan çıktı.
"Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordum ümitli gözlerle. Umarım emar sonucunda da bir şey çıkmazdı.
"Ölmediğim için şanslı hissediyorum." Deyip kahkaha attı. Rüyamdaki saçma replikle dalga geçtiğini anlamam zor olmadı.
"Aramak istediğin birisi varsa ara." Dedim önceki cümlesini hiç söylememiş sayarak.
"Yok endişelenmesinler şimdi. Emar sonucum çıksın duruma göre ararım." Bir şey söyleme ihtiyacı duymadan yatağın yanındaki koltuğa oturdum.
Muhtemelen kıyafetlerim koltuğu ıslatacaktı fakat o an yorgunluktan bunu önemsemedim. Resmen stresten yorulmuştum.
Kısa sürede bir hemşire geldi ve Efdal'e pansuman yaptı. Gelen hemşirenin annem olmadığını görünce yüzümde kocaman gülümseme yer aldı.
Efdal'i emar odasına götürürlerken benim gelmeme gerek olmadığını söyledi. Bende odada bir şeyin olmaması için Allah'a dua etmiştim. Zira beyninde hasar çıkarsa kendimi asla affedemezdim. Kabul etmemişti ve ben zorla çarpmıştım, o bu tehlikeyi göze alamazken ben onun fikirlerini önemsememiştim. O da benim duygularımı önemsememişti fakat ne olursa olsun bana yardım etmek zorunda değildi. Zorunluluğu olan bendim ama o hiçbir şeye mecbur değilken sanki mecburmuş gibi onu suçlamıştım. Belki de hiç beklemediği anda çarpmıştım. Arabada kaza yapmanın ne kadar kötü olduğunu bilen birisi olarak bunu ona yaşatmıştım.
Eğer benim yüzümden ona bir şey olursa ne yapardım bilmiyordum. Vicdan denilen kavram beni yer bitirirdi muhtemelen. Kahrım da ona seve seve eşlik ederdi. Belki de şad olamamış ruhum diğer dünyayı beklediği için bana bu dünyada fazlasıyla acı çektiriyordu.
Düşünceler beni boğarken odaya sığamadığımı fark etmem uzun sürmedi. Küçük odalar genelde bana kendimi iyi hissettirmiyordu, kapalı olan yerlerde de uzun süre kalamıyordum zaten.
Tüylerim soğuktan diken diken olmuşlardı. Evet, hastane yeterince sıcaktı fakat üzerimdeki kıyafetler kurumak için tüm ısımı alıyor bana ise üşümek kalıyordu.
Kollarımı birleştirip ellerimle kendimi ısıtmaya çalışaraktan koridora çıktım. Ben Efdal'i beklerken beklemediğim ses beni karşıladı.
"Ayzacım, merhaba. Bir şey mi oldu? Neden geldin?" Bu doktorum Gülay Hanımdı.
"Merhaba Gülay Hanım. Benim bir şeyim yok bir arkadaşım rahatsızdı o yüzden geldim." Dedim suratımda zoraki gülümseme yayarken.
"Bende korktum yine kalbin sıkıştı diye. Malum senin kalbin ritmi bozunca bir şey de yapamıyoruz. Dikkat et Ayzacım." Dedi en sıcakkanlı haliyle.
Benim ise gözlerim bizi dinleyen kişiye takılı kaldı.