Sabah uyandığımda direk Eliz'i aradım. Evini nasıl bulacaktı bilmiyorum fakat ben hallederim deyip kapatmıştı. Eğer bulamazsa akşam çıkışta takip etmesi tek çözümdü. Şayet hangi yoldan gittiğini bulmamız gerekiyordu.
Saat, henüz yediydi bende hazırlanmaya başladım. Siyah bir pantolon ve gömlek giyinip siyah ceketi de yanıma almayı ihmal etmemiştim. Dün büroya o kıyafetlerle gitmem hoş olmamıştı, Allah'tan ki mahkemem yoktu. Zaten mahkemenin olacağını bilsem o şekilde gitmezdim.
Ardından, mutfağa gittim. Annem, babam uyanmıştı. Abim tabii ki hala uyuyordu. Gece muhtemelen eve geç gelmişti. Sorumsuzluğu gün geçtikçe artarak devam ediyordu. Haliyle bu durum anne ve babamın hoşuna gitmiyordu.
Ayşe abla pişirdiği sucuklu yumurtayı, masanın orta yerine yerleştirdi. Annem hastaneye, babam çalıştığı ofise ben ise büroya gidecektim. Muhtemelen kimse yemeyecek ve yine Ayşe teyzeyle abim bizim arkamızdan alay ede ede hepsini bitireceklerdi.
"Otursana Ayşe."
Annem ile Ayşe teyzenin arası çok iyiydi. Ayşe teyze her gün olmasa da çoğu zaman bizim yanımızdaydı. Kadının çocuğu olmadığı için kocası onu bir başına bırakmıştı. Önceden annemin çalıştığı hastanede çalışıyordu, çok yorulduğu için annem ona bu teklifte bulundu. Çoğu zaman ev temizliğini benimle veya annemle birlikte yapıyordu. Ona çok yüklenmiyorduk, sadece annem nöbette olduğu günlerde yemek hazırlıyordu. Onun haricinde sürekli annemle birlikte her şeyi yaparlardı. Anlayacağınız bir çalışanımız değil de aileden biri olmuştu. Kadın, içerisindeki o evlat özlemini benimle ve abimle doldurmuştu. Bizi sanki kendi evladı gibi seviyordu. Biz de onu teyzelerimizden ayırt etmiyorduk tabii, hatta annem duymasın ama benim için teyzelerimden bile önce geliyordu.
Ayşe teyze de bizimle birlikte masaya oturduktan sonra onlar kendi aralarında sohbet etmeye başlamışlardı, ben sohbetlerine istesem de dahil olamadım çünkü aklım Eliz'le birlikte yaptığımız plandaydı.
Tek şeritli yoldan gidiyorsa bu planımızı uygulayabilirdik. Ben ona çarpmadan önce Eliz onu arayacaktı, telefonu açtığı anda ben de çarpacaktım. Zaten çarpmış olacağım için Eliz ona rüyamda söylediği cümleleri söyleyecekti. Tek ümidim; tek şeritli yoldan gitmesi, emniyet kemerini takmaması ve Eliz'in ona söylediklerini uygulamasıydı. Planımız tamamen onun elindeydi. Eğer olaylar planımız gibi gitmezse onunla yeniden konuşup ne kadar çaresiz olduğumu, çaresizlikten ona bile çarpmak zorunda kaldığımı dile getirecektim.
Düşüncelerimden beni koparan abimin yanağıma bıraktığı sulu öpücük oldu. Ne zaman geldiğini dahi görmeden o yine yapmıştı yapacağını. Yüzümü buruşturup, "Kaç kere sana sulu sulu öpme demedim mi abi?" Diye söylenmeyi de ihmal etmemiştim.
"Sen bana, abine karşı mı geliyorsun?" Diye takılıp anneme ve Ayşe teyzeye de o sulu öpücüklerinden nasibini almıştı. Babama ise başıyla selam vermekle yetindi. Biliyordu babamın onu, bizi öptüğü gibi öperse kızacağını.
Kahvaltımı bitirip hızlıca evden çıktım. Tek istediğim bir an önce akşam olması ve Eliz'in haber vermeseydi.
?
Zeynep her zamanki gibi büronun kapısından girer girmez yanımda yerini almıştı.
"Hoş geldiniz Ayza Hanım." Her gün 'hoş geldiniz' demekten yorulmuyor muydu?
"Hoş buldum Zeynep, hoş buldum."
Sesim normalden farklı çıkmış olacak ki, "Bir şey mi oldu Ayza Hanım, sesiniz sanki sıkıntılı çıktı."
Ah Zeynep ah. Neler olduğunu, nelere katlandığımı bir bilsen!
"İyiyim ben." Deyip gülümsemekle yetindim.
"Yaren Hanım geldi mi?"
Dün ki gelen kadınla ilgili konuşacaktım. Ücretsiz danışmanlık verirsem işine yarayabilirdi. Ona ücretsiz avukatlardan yararlanması gerektiğini söyleyeceğim. Eğer Yaren Hanım ücretsiz danışmanlık yapmamı istemese dahi kendim bulup kadına yardım edecektim. İnsanlar benim ve birçok kişinin yardım çığlıklarını duymuyordu, ben onlar gibi olamazdım, olmayacaktım. Çaresiz insanlara derman olmaya çalışacaktım. Zira vicdanım beni hayatım boyunca rahat bırakmazdı.
"Evet odasında." Odaya doğru yürürken kabul etmesini tüm benliğim ile istiyordum. Yaren Hanım, çok iyi kalpli bir insandı fakat o da birçok insan gibi iş yerine gelince duygularını bir kenara atmak zorunda kalıyordu. Normalde olsa kabul ederdi ama şimdi insanlar, ücretsiz bilgi verdiğimizi duyarsa bu talep oldukça artacaktı, bu işleri kötüye götürürdü.
Kapısına kadar ulaştığımda, vurmadan önce derin bir nefes alıp yapacağım açıklamayı içimden sürekli tekrarladım.
"Gir." Komutunu beklediğimden olacak ki elim kapı kulpunu hiç beklemeden açtı.
Yaren Hanım beni görünce oldukça şaşırdı bu durum kaşlarının çatılmasa neden oldu. "Ne oldu Ayza?" diye sormadan edemedi.
"Yaren Hanım, rahatsız ediyorum ama sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyorum." Başıyla devam etmemi söylediğinde hiç uzatmadan, direkt asıl konuyu girdim.
"Dün bir kadın geldi. Kocasından şiddet görüyormuş, boşanmak istiyor ama onu öldürmekle tehdit ediyormuş. Avukat tutmak istiyor ama maddi sıkıntıları el vermiyor. Acaba diyorum ben ona ücretsiz danışmanlık yapıp bilgi mi versem? Kadın çok zor durumda..."
Yaren Hanım’ın odasını bir süre sessizlik kapladı. Büyük ihtimalle çıkar bir yol bulmaya çalışıyordu. Umarım bulurdu ve kadının yardım bekleyişine karşı sessiz kalmazdık.
"Tamam, Ayza, normalde bunu yapmamamız gerekiyor fakat benimde kalbim var canım! Kadının ücretsiz avukatlardan haberi yok sanırım. Sen ona yeterli bilgilendirmeyi, nereye başvuracağını anlat. Kadıncağız kurtulsun."
Yaren Hanım’ı çok sevdiğimi söylemiş miydim? Yapmıştı yine büyüklüğünü. "Yaren Hanım, çok teşekkür ederim. Buraya gelirken kabul etmeyeceksiniz diye içim içimi yedi ama boşuna evham yapmışım. Hemen kadını arayıp gelmesini söyleyeceğim."
Sandalyeden kalkacak zaman beni geri oturtturan yine Yaren Hanım'ın sesi olmuştu. "Kadına söyle, kimseye ücretsiz danışmanlık yaptığımızı söylemesin. Yoksa bu işin önünü alamayız, sende biliyorsun." Olumlu anlamda başımı sallarken odadan çıkmıştım. Umarım kadına bir faydam dokunurdu.
Odama geçer geçmez dün ki, numarasını aldığım kâğıdı bulup hemen büronun telefonuyla aradım. Telefon öyle uzun çaldı ki, anca telefonun kapanmasına yakın açabilmişti.
"Alo." Dedi telefondaki ses. Sesinde soru sorar gibi hal vardı. Ses tınısı bir nevi, 'Siz kimsiniz?' der gibi çıkıyordu.
Numarasını yazdığı kâğıda ismini de yazmıştı. Yanlış söylememek adına bir kez daha teyit ettim.
"Fatma Hanım, ben avukat Ayza Simay Ruhan. Bugün müsaitseniz sizi büroda bekliyor olacağım."
"Tabi tabi avukat hanım ben geleceğim. Hatta şimdi yola çıkıyorum." Cümlesini söylerken 'avukat hanım' kısmını oldukça kısık sesle söylemişti. Muhtemelen birinin duymaması için kendince tedbir alıyordu.
Ah, Fatma Hanım... Siz ve sizin gibi birçok kadının çektikleri yeter artık. Kadınların çığlıklarını birileri duysun, kocaları veya sevgileri kadınları dövmekten vazgeçsin. Kadınlar çiçeklere layık, dayaklar ise onların bedenini sadece istila ediyor. Kadınlar yok olamayacak kadar özel ve güzel varlıklar. Umarım bir gün tüm kadınlar, okuyup kendi ayaklarının üzerinde durur. Durmalılar. Çoğu şiddet gören kadın veya anne sırf maddi imkanlar yüzünden boşanmıyorlar. Baba evi ise onlara kirlenmiş gözüyle bakıp evlerine almıyorlar. Kadınlar bir çarşaf mı, kıyafet mi? Hiç biri değil. Kadın bir insandır ve kirlenemez. Ne yazık ki toplumuzda bu algı yüz yıllarca devam ediyor ve hala devam etmekte. Toplumun düzeninden ise en büyük zararı gören kısım kadınlar.
"Bekliyor olacağım." Deyip kapattım.
Kadın telefondan ayrıldı fakat benim aklım onda kaldı. Karşımdaki sandalyeye oturmadan kararan ruhum aydınlanmayı yaşayamayacaktı. Umarım kocasına yakalanmazdı ve bir an önce ondan kurtulurdu.
Fatma Hanım gelene kadar birkaç evrakları inceleyip oyalandım. Daha sonra birisi gelmiş ve bilgi almak istemişti, ona da yeterli bilgiyi verdikten sonra avukatlığımı yapmamı istedi. Hemen vekaletname çıkarttırıp gerekli olan işlemleri yaptım. Müvekkilim çıkar çıkmaz Fatma Hanım nihayetinde gelmişti. Onu görünce derin bir iç çekmekten kendimi alı koyamadım.
"Hoş geldiniz Fatma Hanım, lütfen oturun." Deyip karşımdaki sandalyeyi işaret etmiştim. O ise sanki dememi bekliyormuş gibi sandalyede yerini aldı.
"Öncelikle sizi buraya çağırmamın nedeni danışmanlığınızı yapacağımı söylemekti. Normalde sizde biliyorsunuz ki ücretli fakat sizin için Yaren Hanım’la konuştum ve o da kabul etti."
Gözlerinin içi parıldadı resmen. İçindeki ümit, yeniden yeşeriyordu, bunu yaparken de içinde sakladığı acıları yakıp yıkıyordu. Gözündeki ışıltı ise acılarının alevlenmesinin yansımasıydı.
"Sizden bir ricam olacak. Lütfen kimseye ücretsiz danışmanlık hizmetinden yararlandığınızı söylemeyin yoksa herkes ücretsiz danışmanlık talep edecektir. Bu durum büroyu zora sokar ve işlerimizi yolundan saptırabilir."
Fatma Hanım kabul etmiş olacak ki hızlı -hızlı başını sallamaya devam etti.
"Fatma Hanım, adli yardımdan yararlanarak ücretsiz avukat tutabilirsiniz. Adli yardımdan; yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanırlar."
Gözlerinin içerisi mümkünmüş gibi daha fazla parladı. Bu umudunun arttığının göstergesiydi.
"Peki avukat hanım bu yardımdan nasıl yararlana bilirim? Nereye başvuracağım?"
"Baro başkanlığına ya da baro adli yardım bürolarına başvurabilirsiniz." Anlamamış olacak ki kaşlarını çattı. Daha fazla açıklama ihtiyacında bulundum.
"Ben size adres vereceğim merak etmeyin ancak birkaç belgeye ihtiyacınız olacak: Muhtardan alınacak fakirlik belgesi, ikametgâh belgesi, nüfus cüzdan fotokopisi... Size orada daha açıklayıcı bilgiler verirler. Ancak boşanma davası açtığınızda eşinize belge gidecektir. Size bir şey yapmasından korkuyorsanız öncelikle polise başvurun. Darp raporu alın ve uzaklaştırma kararı da..."
Kadın sıkıntılı bir nefes aldı.
"Bakın Fatma Hanım, biliyorum sancılı bir süreç sizi bekliyor. Lütfen vazgeçmeyin. Boşandıktan sonra yeni bir hayat sizi bekliyor olacak. Ev hanımı olabilirsiniz, maddi imkânınız yetersiz olabilir ama bunların hiçbiri engel değil ki. Lütfen Fatma Hanım, daha fazla göz yummayın. Nafaka da alırsınız o parayla iş bulana kadar geçinebilirsiniz."
Lütfen Fatma Hanım, pes etmeyin, boyun eğmeyin, savaşın.