İÇİNE GİRECEĞİM 🌶️🌶️

3054 Kelimeler
BERİVAN Bedenimi deri koltuğun üzerine bıraktığında kaşları çatılmıştı. Siniri yüzünden okunuyordu. “Şu hale bak!” dedi öfkeyle. “Sen ne hakla buraya geliyorsun, Berivan?!” Buğulu gözlerim yüzünde gezinirken titrek bir nefes aldım. Göğsüm yanıyordu. “Ne hakla mı?” dedim. “Ben senin resmi nikâhlı karınım. Elbette geleceğim. Elbette metresinin kim olduğunu göreceğim!” “Onun hakkında düzgün konuş…” diye dişlerinin arasından tısladı. Parmağını yüzüme doğru savurmuştu. “Düzgün konuş mu?” dedim. Dudaklarımdan acı bir kahkaha döküldü. “Neyin o senin, Karan?” “Karım olacak,” dedi gülümseyerek. O gülümseme içimi parçaladı. “Karım olacak ve sen de bunu o beynine sokacaksın!” Hızla ayağa kalktım. Bileğimdeki acıyla sendeledim. Canım yandı. Bakışları bacağıma kaydı. Dudaklarımı sıktım. “Karın olacak öyle mi?” dedim. “Karın olmak isteseydi bu zamana kadar olurdu. Bir düşün bakalım. Hâlâ neden karın olmadı acaba?” Seslerimiz ofisin içinde yankılanıyordu. Bana doğru adımladı. “Çünkü…” dediğinde ellerimi belime yerleştirdim. Bekledim. “Verecek cevabın yok, değil mi?” dedim kendimden emin bir sesle. “Dur, ben tahmin edeyim. Çünkü paranın tadını alan kadınlar, para bitene kadar adamın yanında durur. Resmi nikâh kıymaz. Neden? Çünkü boşanmak kolay değil. Öyle değil mi?” diye fısıldadım. “Araya sen girdin!” diye öfkeyle bağırdı. Parmağını yüzüme sallıyordu. “Sen araya gir—” “Beni bahane etme!” diyerek göğsünden ittim. “Bunca zamandır hayatında olan kadına nasıl nikâh kıymazsın? Ne diye onu herkesten saklarsın?!” Sessiz kaldı. Bu sessizlik her şeyden ağırdı. Gözlerimdeki yaşlar süzülürken çantamı aldım. Topallayarak yürümeye çalıştım. “Nereye gidiyorsun bu halde?!” diye sesini yükseltti. “Seni ilgilendirir mi?!” dedim hıçkırarak. “İster eve giderim, ister senin bilmediğin bir yere. Sana ne? Sen kimsin ki? Sözde kocamsın ama sadece sözde!” “Otur şuraya, Berivan!” dedi dişlerinin arasından hırlayarak. Umurumda olmadı. “Oturmayacağım!” Bileğimden tuttu. Çekti. Sendeledim. Bedenime uzandı. Kollarını iterek sandalyeye oturdum. “Bu bacağınla nereye gitmeyi planlıyorsun?” dedi. “Daha yürüyemiyorsun bile.” Dizlerinin üzerine çöktü. Bileğimi parmaklarının arasına aldı. Kaşları çatık, gözleri kısıktı. “Doktorsun sanki anlayacaksın,” dedim. “Çek elini üzerimden!” Bileğimi sertçe çektim. “Sabır!” dedi. “Ne istiyorsun kadın? Ne yapmamı bekliyorsun?!” Kollarımı göğsümde birleştirip geriye yaslandım. Burada durmak bile bana azap gibiydi. Nefes almak sanki ölümdü. Az önce onu bu ofiste, o kadınla basmıştım. Ben karısıydım. O pozisyonda benimle olması gerekirken sevgilisiyleydi. Yanaklarımdaki yaşları her sildiğimde yenileri geliyordu. Dudaklarım titriyordu. Boğazıma koca bir yumru oturmuştu. Kendimi bu odada fazlalık hissediyordum. Hayatında. Kalbinde. Evliliğinde. Kapı tıklandığında Karan başını kaldırdı. “Gel,” dedi kısa ve sert bir sesle. Kapı açıldı. Ve yine onu gördüm. “Gitti mi aşkım?” dedi kadın. Sesindeki rahatlık, küstahlık… Sonra beni fark etti. Ama çok geçti. Hızla ayağa fırladım. “Berivan!” dedi Karan. Ama artık hiçbir şeyin önemi yoktu. “Sen nasıl yüzsüz bir kadınsın?!” diye bağırdım. “Hâlâ ne hakla buraya geliyorsun?!” Parmaklarım saç diplerinin arasına girmişti bile. Öfkem kontrolsüzdü. “Karan!” diye bağırdı kadın korkuyla. “Hâlâ Karan diyor!” diye haykırdım. “Karan yok! Berivan var, olur mu?!” Çenesini kavradım. “Ben dayak atmaktan bıkacağım ama sen dayak yemekten bıkmayacaksın ha?!” “Yeter!” Karan’ın sesi ofisi yardı. O an duraksadım. Nefes nefeseydim. Başımı çevirdiğimde gözlerinden ateş fışkırıyordu. Üzerime yürüdü. Kolumdan sertçe kavradı. Sürüklemeye başladı. “Bırak!” diye bağırdım. Kolumu kurtarmaya çalışıyordum. “Araba çağıracağım!” diye haykırıyordu. “Defolup gideceksin buradan! Daha fazla rezillik çıkarmana izin vermeyeceğim! Yeter artık, yeter!” Boş boş yüzüne baktım. Çoktan şirketin dışına çıkmıştık. Bedenimi kapıdan dışarı itti. “Bu kadını sakın içeri almayın!” diye bağırdı korumalara. Kalbim… Kalbim paramparçaydı. Gözlerim anında doldu. Boğazıma koca bir yumru oturdu. “Eve geldiğimde göstereceğim sana bunları, Berivan!” diye dişlerinin arasından tısladı. Sonra arkasını döndü. Uzaklaştı. Korumalar kapının önüne geçti. Dişlerimi birbirine bastım. Telefonumu çıkardım. Ellerim titriyordu. Ferzan ağabeyimi aradım. Kulağıma dayadım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. “Berivan?” dedi sakin ama temkinli sesiyle. “Ağabey…” dedim. Sesim dağıldı. “Atacağım konuma gelip beni alır mısın?” “Olur,” dedi hemen. “Olur. Ne oldu benim güzelime?” “Bir şey olmadı ağabey,” dedim. “Sadece biraz canım sıkkın. Konumu atıyorum.” Telefonu kapattım. Konumu gönderdim. Biraz ilerledim. Bir apartmanın merdivenlerine oturdum. Başımı ellerimin arasına aldım. Yaşlar yere damlıyordu. Korna sesiyle irkildim. Ne kadar süredir orada olduğumu bilmiyordum. Ferzan ağabeyim gelmişti. Arabadan bana dikkatle bakıyordu. Usulca ayağa kalktım. Ufak adımlarla arabaya yürüdüm. Ön koltuğa oturdum. Kapıyı kapattım. Arabayı hemen çalıştırmadı. Çenemi tuttu. Başımı kendine çevirdi. “Berivan?” dedi kaşları çatık. “Niye ağlıyorsun sen?” Dudaklarımı ısırdım. Omuz silktim. “Sana bir şey anlatsam,” dedim burnumu çekerek, “gider tüm konağa yetiştirirsin. Ayrıca böyle bir şeyi anlatmam doğru olmaz.” “Söyle,” dedi. Titrek bir nefes aldım. Başımı çevirip yüzüne baktım. Dikkatle bakıyordu. “Birisi üzmüş seni,” dedi. “Karan mı? Bana bak, onun ben…” Cümlesini yarım bıraktı. Anlamıştı. “Tamam,” dedi kendi kendine. Arabayı çalıştırdı. “Şimdilik anlatma güzelim. Konağa da gitmeyelim. Gel, bir kafeye oturalım. Belki iyi gelir.” Başımı usulca salladım. Koltuğa yaslandım. Camdan dışarı baktım. Şehir akıyordu ama içim yerinde sayıyordu. “Biraz daha iyi misin?” diye sordu. “Bizimkilere bir şey söyleme ağabey,” dedim. “Özellikle anama. Dewran ağabeyimle Ciwan ağabeyim de bilmesin.” Güldü. “Bilmesinler güzelim,” dedi. “O ikisi bilirse sıkıntı.” Ferzan ağabeyim diğerlerine göre daha yumuşaktı. Yaşlarımız da yakındı. Beni gerçekten anlayabilecek tek kişinin o olduğunu hissediyordum. “Karan beni aldatıyor ağabey,” dediğim anda frene bastı. Araba ani bir çığlık gibi durdu. Öne doğru savruldum. Refleksle nefesimi tuttum. Kalbim ağzıma geldi. “Ne?!” diye kükredi. “Ne demek aldatıyor?!” diye bağırmaya başladı. O an gözlerimde tuttuğum yaşlar daha fazla dayanamadı. Tekrar süzüldüler. Sessizce. “Hayatında bir kadın varmış,” dedim. Sözlerim ağzımdan dökülürken içimden bir şeyler kopuyordu. Öfkeli soluklar almaya başladı. Direksiyonu yumrukladı. Sonra bir anda kapıyı açıp arabadan indi. Şaşkınlıkla arkasından baktım. Nereye gittiğini anlamaya çalışıyordum ki geri döndü. Kapıyı sertçe açtı. “Kızım silahı unutmuşum!” dedi telaşla. “Niye söylemiyorsun?!” Torpidoya uzandı. Silahı aldı. Ve koşmaya başladı. Bir an donup kaldım. Gerçekten nereye koştuğunu anlayamıyordum. Çünkü biz şirketten çoktan uzaklaşmıştık. Arabadan indim. Etrafıma baktım. Birkaç saniye sonra nefes nefese geri döndü. “Kızım!” dedi. “Niye söylemiyorsun şirketi geçmişiz!” Dudaklarım aralandı. Ona baktım. Şaşkınlıkla. İnanamaz bir hâlde. “Ağabey,” dedim. “Delirdin mi sen?” Arabaya geri bindik. Kapıyı kapattı. Derin bir nefes aldı. “Ne bileyim ben!” dedi hâlâ sinirli bir sesle. “Öyle bir anda söyleyince şok oldum!” Dayanamadım. Bir anda kıkırdamaya başladım. Gözyaşlarım hâlâ yanaklarımdaydı ama bu kez kahkahaya karışıyordu. İçimdeki ağırlık, çok kısa bir anlığına da olsa hafiflemişti. “Gülme!” dedi önce. Sertti sesi. Bir an duraksadım. Sonra yüzüme tekrar baktı. “Gül,” dedi bu kez. “Gül ama şimdi gülme! O ibnenin bacaklarına sıkarım yemin ederim, sakat bırakırım onu Berivan!” Sesi bir anda ciddileşmişti. Şaka yoktu artık. “Ağabey,” dedim titreyen sesimle. “Bir şey yap diye söylemedim gözünü seveyim. Doldum artık. Evlendiğim an resmen doldum. Yalvarırım bir şey yapma.” Kelimeler ağzımdan dökülürken kalbim sıkışıyordu. Arabayı çalıştırırken dişlerinin arasından tısladı. “Ne demek bir şey yapma Berivan?!” Burnundan soluyordu. “O ibneye hayırdır lan? Benim kız kardeşimi nasıl küçük düşürür? Onun belasını sikerim!” Kalbim korkuyla göğüs kafesime çarpıyordu. Sertçe yutkundum. “Ağabey… Lütfen. Lütfen bak, yalvarırım.” Sesim inceldi. “Kimse bilmesin. Seninle aramızdaki bağ çok daha derin. O yüzden seninle dertleşiyorum. Diğerleriyle de bağım var ama onlar senin kadar sakin kalamıyor.” “Berivan!” diye yükseldi sesi. “Beni çıldırtma kızım! Ne demek sakin kalamıyorlar? Ben şu an sakin miyim lan?!” Sonra cümleleri ağzının içinde homurdanmaya dönüştü. “Lan… lan sen benim gül gibi kız kardeşimi nasıl aldatırsın it!” Arabayı sağa çekti. Yüzünü elleriyle sıvazladı. “Berivan…” dedi biraz sonra. Sesi kırılmıştı. “Gel kızım. Ayrıl şu itten. Boşan gitsin. İte bak!” Yutkundum. “Boşanamam ağabey,” dedim. “Nasıl boşanayım? Millet neler diyecek bir bilsen.” Gözleri kısıldı. “Başlattırma şimdi milletine, Berivan!” dedi sertçe. “Kimse bir şey diyemez!” Başımı sağa sola salladım. Korkuyordum. Fazlasıyla. Bir şey yapmasından korkuyordum. “Ağabey… Lütfen,” dedim tekrar. “Lütfen bir şey yapma.” Derin nefesler alıp veriyordu. Kendini tutmaya çalışıyordu. “Tamam!” dedi sonunda. “Tamam Berivan, sus! Bir şey yapmayacağım. Sus, sinirimi senden çıkarmayayım!” Dudaklarımı büktüm. “Oh…” dedim acıyla. “Sen de çıkar sinirini benden. Ben zaten neyim ki? Stres topuyum değil mi? Gelen geçen Berivan’a patlasın!” Cama doğru döndüm. O an omzumdan tuttu. Beni kendine çekti. Dudaklarını saç diplerime bastırdı. Sıcak ve koruyucuydu. “Tamam… tamam kızım, tamam ya,” dedi yumuşak bir sesle. “Özür dilerim. Gel hadi, biraz dolaşalım. Belki iyi gelir.” Başımı usulca salladım. Kapıyı açtım. Arabadan indim. İçimdeki fırtına hâlâ dinmemişti ama en azından yalnız değildim. Hava kararırken hâlâ Ferzan ağabeyimle geziyorduk. Sokak lambaları yanmış, şehir yavaş yavaş geceye teslim olmuştu. Onunla yan yana yürümek, omuz omuza susabilmek bana az da olsa iyi gelmişti. İçimdeki ağırlık tam geçmiyordu ama hafifliyordu. Başımı çevirip yüzüne baktım. “Eeee?” dedim gülümseyerek. “Anam hâlâ seni evlendirmeye meraklı mı?” Yüzü anında asıldı. “Sorma…” dedi can sıkıntısıyla. “Köylü bir gelin bulmuş. Kızım, benim tipime bakar mısın Allah aşkına? Bir köylü kızı yakışır mı bana? Benim gibi adama Rus kadın yakışır…” Kaşlarım çatıldı. Omzuna yumruğumu geçirdim. “Köylü olmak kötü bir şey mi Ferzan ağabey?” dedim. “Ha köylü, ha Rus… Ne olmuş sanki? Ne güzel işte. Sen de evlen, mürüvvetini görelim bir an önce.” Sözüm biter bitmez yanağımdan makas aldı. “Deme öyle kızım,” dedi. “Köylü kızı alıp ne yapacağım ben? Yok… Bir sene sonra boşarım.” Sinirle ayağına bastım. “Kafayı mı yedin sen?” dedim sesimi yükselterek. “Sen o kızı boşadığında, o kızı yaşlı biri alacak biliyor musun? Madem istemiyorsun, alma.” Sesim bu kez sakindi ama sertti. “Anam tutturdu,” dedi gözlerini devirerek. “Alacam da alacam, alacam da alacam.” Tam o anda telefonum çaldı. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Ekrana baktım. Arayan Karan’dı. Gözlerimi devirerek telefonu sessize aldım. “Eee?” dedim tekrar. “Ne zaman yapıyorlar senin düğünü?” Omuz silkti. “İki gün sonra isteme var,” dedi. “Anamın anlattığına göre çok güzel kız, hanım hanımcık, marifetli. Biz de gidip görelim bakalım.” Güldüm. “İnşallah Morişin gibi çıkmaz,” dedim. Gözlerini irileştirerek bana baktı. “Allah korusun de,” dedi hemen. “Lütfen Allah korusun de! Kaderim piç olursa hüngür hüngür ağlarım.” Kıkırdamaya başladım. Dudaklarımı zor tuttum. “Hadi hadi,” dedim. “Artık dönelim. Saat bayağı geç oldu.” Yanağımdan bir makas daha aldı. Canım yandı. Avucumu yanağıma yasladım. Kaşlarımı çattım. “Klasik ağabey sorunsalı…” diye ağzımın içinde homurdanarak arabaya doğru yürüdüm. İçimde hâlâ kırıklar vardı ama bu küçük anlar, ayakta kalmamı sağlıyordu. *** Konaktan içeri adım attığımda hava ağırdı… Sessizlik, duvarlara bile sinmişti. Hiçbir şey söylemeden merdivenleri çıktım, her adımımda içimdeki öfke daha da büyüyordu. Elime aldığımda telefonumun ekranı parladı—Karan. Defalarca aramış. Umursamadım. Artık canımı yakan sesine karşı bile hissizleşmiştim. Kapıyı açtım. Gözlerim, odanın ortasında duran adamda takılı kaldı. Duştan yeni çıkmıştı, teninden süzülen damlalar hâlâ dans ederken vücudunda, beline sarılmış beyaz havlu zar zor duruyordu. Kaşları çatıldı, sesi sabırsızdı: “Neredesin sen?” Ardından daha sert bir tonla, “Neden telefonuma bakmıyorsun, Berivan?” Derin bir nefes aldım, omuzlarımı silktim. Her zamanki gibi beni sorguluyordu ama dinlemeye bile değmezdi artık. Çantamı yere bıraktım, üzerimdeki ceketi, ardından bluzumu yavaşça çıkardım. Sesimi sakince, ama iğneleyici bir tonda çıkardım: “Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum. Sonuçta kocam değilsin. Değilsin, değil mi?” Kırmızı saten geceliğimi usulca giydim. Altına ip tanga geçerken, onun gözlerinin önünde eğildim... Bilerek... Sinsice. “Ne demek ilgilendirmez? Ben senin resmi kocanım!” dediğinde, ayağa kalkıp yüzüne döndüm. “Bugün sana ‘resmi karınım’ derken beni şirketten kovduğunu hatırlatırım,” dedim, sesim titremiyordu. Soğuk ve keskindi. Makyaj masasına geçtim. Parmaklarım nemlendirici kavanozuna uzanırken göz ucuyla onu izledim. “Huzursuzluk çıkarmaktan başka bir işe yaramıyorsun!” dedi, sesindeki öfke perdeyi yırtacak kadar keskindi. Ürünleri yerleştirdim, kalktım. “Tamam işte...” dedim yavaşça. “Artık hiçbir şey yapmıyorum. Ellerimi çektim. Sen ne istiyorsan yap, ben de yapacağım.” Yanından geçerken bileğimden kavradı. Sert, kararlı... Bir anda kendine çekti. Göğsüne çarptığımda, o sıcaklık içime aktı. Şampuanının taze ama erkeksi kokusu burun deliklerimi yaktı... Ve anılar ciğerlerimi... “Ne demek istediğini yaparsın?” diye tısladı, sesi artık sadece ses değil, bir tehditti. Gözlerini aradım, buldum ve orada kaldım. Omuzlarımı silktim.“Ne anladıysan, Karan Beşeri.” O an... gözlerinde bir kıvılcım yandı. “Sakın... sakın aklımdan geçen şeyi yapma!” Yüzüne yaklaştım. Kaşlarımı çattım. Dudaklarım bir zehir gibi kıvrıldı. “Aldatmak mı?” dedim, tek kaşımı kaldırarak. “Hmm... Neden olmasın? Sen başka bir kadını öpüp koklarsan... Belki bir başkası da beni öper, koklar... Tatmak ister...” Cümlemi bitiremeden, belimden yakalayıp kendine bastırdı. Nefesim ciğerime sıkıştı. Aramızda artık mesafe yoktu. Sadece kalp atışlarımız vardı… Ve henüz söylenmemiş onlarca şey. “Sakın…” diye tısladı dişlerinin arasından, sesi artık sadece bir tehdit değil, aynı zamanda bastırılmış bir arzu gibiydi. Yüzüme iyice yaklaştı, nefesi dudaklarıma değdiğinde zaman durdu sanki. “Eğer öyle bir hatanı yakalarsam…” Parmaklarımı omuzlarına yerleştirdim, yavaşça okşayarak o gerilimi biraz olsun yumuşatmak ister gibi. “Hata mı?” dedim sakin, ama altı isyan dolu bir tonda. “Seninkine hak deniyorsa, benimki de en az onun kadar haklı.” Gözlerimin içine bakarken kendinden emin konuştum: “Merak etme… Senin yerine bir başkası, ne kaybettiğini çok iyi anlar.” Geri çekilmeye çalıştım ama o izin vermedi. Bedeniyle yaklaştıkça, ben adım adım geriliyordum. “İlla diyorsun ki, Karan, gel beni kaşı!” diye hırladı, sesi artık tamamen vahşileşmişti. “Ben bir şey demiyorum…” dedim sırıtarak. “Ama yerin boş kalmaz o kesin.” Sözüm biter bitmez, o an her şey alev aldı. Dudakları dudaklarıma yapıştı, öyle ani, öyle güçlü ki nefesim kesildi. Avuçlarım omuzlarından aşağı süzülürken, onun elleri belimden kalçalarıma indi—dokunuşları bir ceza kadar ateşliydi. Göğsümden yükselen titrek bir sızı kasıklarıma yayıldığında, tırnaklarımı tenine batırdım. Acı ve haz birbiriyle yarışır gibiydi. Üst dudağımı dişledi önce, sonra yavaşça emerek bıraktı. Nefesim titriyordu. Öpücükleriyle beni tüketirken, dili dudaklarımı aralayıp içeri süzüldü—kararlı, aç ve kontrolsüz… Parmak uçları geceliğimin askılarına dokunduğunda, içimde bir titreme yükseldi. İncecik saten kumaş omuzlarımdan kayıp yere düştü, çıplak tenim geceyle baş başa kaldı. Dudakları boynuma indiğinde, gözlerimi kapatıp başımı geriye bıraktım. “Karan…” dedim, neredeyse bir dua gibi. Beni kollarına aldığında, ayaklarım yerden kesildi. Soğuk çarşaflar bedenimi sarmalarken, onun sıcak elleri tenimde geziniyordu. Dudaklarım aralıktı, nefesimse artık ona emanetti. Boynumdan gerdanıma doğru inen sıcak diliyle, beni tek tek çözüyordu. Bacaklarımı kaldırıp ayırdığında, içimdeki fırtına kopmuştu bile. Dokunuşlarıyla beni yoklarken, her nefesimde içime bir yangın daha düşüyordu… Sıcak parmak uçları iç uyluklarımda gezindikçe, tenimde dolaşan her dokunuşta yutkunuyordum. Gözlerimi araladığımda, dolgun göğüslerim dudaklarının arasında kaybolmuştu. Her öpücükte içimi yakan bir titreme yükseliyordu. Dili göğüs ucumda gezinirken, bedenim istemsizce gerildi. Belim yay gibi kıvrılırken, tırnaklarım omuzlarına saplandı. “Ahhh…” İnce bir inilti dudaklarımdan dökülürken, tangamın bacaklarımdan kaydığını hissettim; yavaş, kasıtlı ve yakıcı bir hareketti. Adını neredeyse çığlıkla andım: “Karan!” O anda parmaklarını kadınlığımın tepe noktasında hissettim. Nefesim bir anlığına durdu, gözlerim büyüdü. İçimde büyüyen o sarsıcı arzu, her dokunuşta daha da derinleşiyordu… Kadınlığımdan akan sıcak sıvıları hissettiğimde, Karan parmaklarını aşağıya doğru kaydırarak ıslaklığımda gezdirdi. "Sikeyim!" diye hırladı dişlerinin arasından. "Ufacık bir dokunuşla hemen ıslanmışsın! Bu kadar tutkulu bir karım mı var gerçekten?!" Hızla üzerine uzanarak belindeki havluyu çıkardı. "İçine gireceğim," dediğinde başımı usulca salladım. Nefesim kesilmişti. Bacaklarımı ayırarak üzerime tamamen yerleştiğinde, kalbim yerinden çıkacakmış gibi hızla atıyordu. Çıplak teni gözlerimin önündeyken, kuruyan dudaklarımı ıslattım ihtiyaçla. Bedenim onun altında hem heyecan hemde korkudan titrerken, kadınlığıma sürtünmeye başladığında irkildim. Hissettiğim o sıcak sertlik, girişimde oyalanarak zorlamaya başladığında omuzlarına tırnaklarımı geçirdim. “Karan!” diye inledim panikle. “Kasma kendini… Sakin ol.” dediğinde derin nefesler alıp vermeye başladım. İlkti. İlk ve korkutucu geliyordu gözüme ama bir yandan onu fazlasıyla istiyordum içimde. İçimde hissettiğim baskıyla gözlerimi kapattım; kendini kadınlığıma sabitleyerek dudaklarıma yapıştığında, ellerim omuzlarından aşağıya kayıyordu. Tırnaklarım pürüzsüz teninde harita çizerken, içimde hissettiğim ani baskı ve acıyla dudaklarımdan tiz bir çığlık koptu. Nefesim kesilmişti. “Karaaann!” Çığlığım odada yankı yaparken, hissettiğim acıyla gözlerim nemlenmişti. Dudaklarım titriyordu. “Canım yanıyor…” diye mırıldandım. “Birazdan geçecek…” diye fısıldadı; sesi sıkıntılı çıkıyordu. “Siktir… Berivan, kasma kendini!” diye boğuk bir sesle inledi. “Kasma, hareket edemiyorum; gevşe…” Dudakları tenimde gezindi; boynuma yaklaşarak tenimi narince emmeye başladığında, gözlerimi kapatıp kendimi zevkin doruklarına teslim ettim. Aradan geçen kısa bir sürenin sonunda gevşemiş, bedenim acıya alışmıştı. Islak dilini göğsümün ucunda gezdirerek sert dil darbeleri bırakıyordu tenime. İçimde yavaşça hareketlenmeye başladığında ufak bir acı hissettim. “Sıcacıksın, Berivan… Bu kadar çok mu istiyorsun beni?” diye dişlerinin arasından tıslayarak dudaklarıma yapıştı. Alt dudağını dişlerimin arasına alarak istekle emerken, kadınlığıma çarpan erkekliği daha çok ıslanmama sebep oluyordu. Öpüşlerimiz gittikçe derinleşirken, gözümden bir damla yaş aktı şakaklarıma doğru. Dudaklarımdan ayrılarak bacaklarımı beline doladı. Sıcak avuçları kalçalarımda gezinirken, avuçlayarak sıktı ve içimdeki hareketlerini sertleştirdi. “Ah… Karan…” Dudaklarımdan zevk dolu iniltiler yükselirken, içime her çarpışında nefesim kesiliyordu. “Siktir!” dedi boğuk bir şekilde. “Amcığın daracık, içinde sıkıyor sikimi!” Duyduğum kelimelerle yanaklarım cayır cayır yanarken, kadınlığım daha çok ıslandı sanki. "Böyle konuşma… Ahhhhh!" iniltilerim, onun içime çarpan sesiyle harmanlandı; bedenimden taşan arzu, o anı sarmaladı. "Madem karım olmayı bu kadar çok istiyorsun, bu konuşmalarıma alışacaksın, duydun mu?" diyerek kalçama sert bir tokat attı. Kalçamda yankılanan acıyla dudaklarımı ısırdım, içimde tatlı bir yanma bıraktı. İçimde hızla girip çıkarken, birleşme noktamızdan gelen ıslak ve ritmik ses kulaklarımda çınlıyordu. Gözlerim istemsizce geriye kayarken, bedenimi yoğun bir titreme ele geçirdi. Sıcak kadınlığım kasılıp gevşerken, belim yay gibi gerildi. "Ah… Karan!" Titrek bir nefesle inledim, dudaklarımdan taşan o ses aramızdaki tutkuyu anlatmaya yetmiyordu bile. "Siktir… Siktir… Siktir! Ohhh… Sokayım!" Boğuk bir iniltiyle üzerime uzanarak dudaklarımı öpmeye devam etti; öpüşü hâlâ açlığını yansıtıyordu. İçimde nabız gibi atan erkekliğini duvarlarımda hissederken, kadınlığımdan süzülen o sıcak sıvılar bacak arama yayılıyordu. "Hiç böyle erken boşalmamıştım!" dedi, şaşkın ama arzulu bir tonda, nefesi boynuma karışırken. Ellerim, titreyen omuzlarındaydı; nemli bedenlerimiz birbirine yapışmış, sınırlarımız erimişti adeta. Erkekliği içimde hâlâ seyirirken, o sıcak boşalmanın akışını hissettiğimde kalbim adeta boğazımda çarpıyordu… Hem yoğun bir haz, hem derin bir bağ hissiyle.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE