Hayata Giren Kelebekler

2981 Kelimeler
Kelebekler ruhu temsil eder demişti biri bir süre önce. Tıpkı bir kelebek gibi hayatına konduğumu ve ruhu olduğumu, rengarenk kanatlarımla onun hayatına renk kattığımı, hatta her şeyi olduğumu söylemişti. Hayatım boyunca minik kanatlı varlıklar olarak gördüğüm kelebeklere böyle bir anlam yükleyeceğim aklıma gelmemişti o zaman.  Düşünüyorum da benim hayatıma da birçok ruh, tıpkı bir kelebek gibi konmuştu. Rengarenk kanatlarını çırptılar, rüzgarlı havada pul pul uçuşan sim taneleri gibi çırptıkları kanatlarından hayatıma renkler kattılar. Siz, minik kirazlarım, sizler de benim küçük kelebeklerimsiniz. Sizle konuştukça size daha da bağlanıyorum biliyor musunuz? Şimdiden benim mavilerim, yeşillerim, sarılarımsınız... Hayatıma katacağınız bir sürü rengi şimdiden görüyor gibiyim.  Yine de gelmek için çok acele etmeyin olur mu? Irmak teyzenizin çılgınlıklarına ve size yedireceği sirkeli yemeklere, Cem abinizin size giydireceği takım formalarına, Mina ablanızın öldürücü parfüm kokusuna, Melis ablanızın sizi salıncaktan düşürünce oluşacak yaralarınıza, Ege abinizin Irmak teyzenizden yediği dayaklardan kaçışlarına, Buğra abinizin Cem abinize edeceği küfürlere, Selin ablanızın selfie çekmekten sizi bunaltmasına ve daha bir sürü çılgın kişiliğe hazır olarak doğun. Normal bir aileye gelmeyeceğinizin bilinciyle anne karnındaki rahat yaşamınızın tadını çıkarın minik kirazlarım! Hayatıma renk katan bu kişiliklerin hepsini defterin geri kalanında bol bol tanıyacaksınız merak etmeyin! Sadece şunu bilin ki size doğru kulak kanatıcı sesiyle şarkı söyleyen birileri olursa onlar Irmak teyzeniz ve Cem abiniz... Annişinizin melek sesiyle karıştırmayın diye bir söyleyeyim dedim. Kaç kere kızmama rağmen her seferinde ben uyurken göbüşüme doğru yanaşıp Serdar Ortaç şarkıları söylemeye başlıyorlar. Eh, bir de Irmak teyzenizin Ajdar takıntısını bilirsiniz... Her güne Şahdamar ile başlama alışkanlığını kendi veletlerine yaptığı gibi size de anne karnında empoze etmek istiyormuş? Bununla yaşayabileceğimi hiç sanmıyorum! Babanız eve Cem abinizin gelmesini yasakladı, neyse ki en azından birinden kurtarabildik sizi minik kirazlarım.  Annenizden miniş bir not: Şarkı zevkinizi ve en sevdiğiniz teyzeniz ile amcanızı iyi seçin!                                                                                        & ''YÜKSEK UÇAN KUŞUN, YÜREĞİ SARHOŞUN'' Cem elinde mikrofon niyetiyle tuttuğu Rotring kalemi Irmağa doğru doğrulturken Irmak da kafasını adeta Rockçı Serpil gibi sallamaya başladı ve Serdar Ortaç'a ait olan şarkıya coşkuyla eşlik etti. ''ACI ÇEKER GİBİ, KÖLESİ OLMUŞUM!'' Şeyma ve Melis de parmaklarını şıklatıp hafifçe eğilerek değişik bir dansla tahtanın önünde sirke dönmüş boşlukta Irmak ve Cem'e katılırken ağzımdan çıkan kıkırtıya engel olamamıştım. Onlar da cırtlak sesleriyle Irmak ve Cem'in muhteşem (!) sesleriyle oluşturdukları senfoniye katkıda bulunup şarkıyı söylemeye başladılar. ''KAVGA EDENLERE, BANA KÜSENLERE!'' Cem şebeklik yaparken bir yandan da elindeki kaleme doğru şarkı söylemeyi sürdürüyor ve bana doğru parmağını doğrultuyordu. Bu, muhteşem konserlerine katılmam için bir davetti anladığım kadarı ile.  Omzumu silkip şarkıya eşlik etmeyeceğimi belirtirken gözlerim hafifçe sınıfın ortasındaki konseri büyük bir zevkle izleyen motorcu civcive değmişti. Elalarım mavi gözleriyle karşılaşırken başımı 'ne bakıyorsun keleynak?' dercesine sallayıp kaşımı kaldırdım. O da bana 'asıl sen ne ayaksın sütlü nuriye?' bakışı atarken gözlerimi kısıp karşımda bana meydan okuyan sarı egoya sessizce dişlerimi göstererek hırladım. Ne? Bence gayet işe yarayan bi surat ifadesi bu? Tahmin ettiğim gibi sarı oğlan gözlerini devirip kollarını birbirine bağladı ve sınıfta dönen manzarayı izlemeye koyuldu. ''YÜREĞİ ÇARK EDİP, GERİ DÖNENLERE!''  ''AFFET DİYEN KİM? EZ GEÇ DİYEN KİM? AŞKTAN ÇEKEN KİM? BENİM KADAR!'' Motorcu civcivin yanındaki uzun çocuk da sırasının üzerine çıkıp kollarını iki yana açtı ve şarkıya eşlik etmeye başladı. Cem ve Irmak çocuğa ıslık çalarken hocanın ne zaman geleceğini iyice merak etmeye başlamıştım. Bu kadar sese nöbetçi öğretmenin buraya uçmamış olması bile mucizeydi. Arkadaşına cins bir maddeymiş gibi bakan sarı civcive gözlerimi devirirken sıkıldığımı hissettim ve ellerimi sıraya doğru vurarak düz bir surat ifadesiyle sıramın üzerine çıktım. Gözlerimi bana ne olduğunu anlamadan bakan herkesin üzerinde gezdirdikten sonra ellerimi mikrofon şekline getirip ağzıma doğru tuttum ve kalçamı sallarken şarkıya sırıtarak eşlik ettim. ''ÖLENE KADAR AŞIK OLAMAZSIN  BİRİSİ ÇIKAR ONU ANLAYAMAZSIN SEN O TÜR OYUNLARA KATLANAMAZSIN BİNLERCE DANSÖZ VAR!'' Sözde hepimiz ergenken en havalı İngilizce şarkıları dinliyorduk, en bilinmeyen şarkıları keşfetmenin bizi farklılaştırdığına ve statü kazandırdığına inanıyorduk fakat Serdar Ortaç şarkılarının gizli bir büyüsü vardı. Herkes şarkılarını istemsizce ezberliyor ve söylerken de aşırı eğlenebiliyordu. Ha, tabi bu Hepsi1 şarkıları için de geçerli. Küçüklük zamanlarından ezberlediğimiz bir sürü şarkıları hala daha aklımdaydı.  Benim söylediğim kısım biterken sıramdan yere doğru indim ve saçma dansımı zeminde sürdürdüm. Matematik hocamız olan İhsan Hoca kapıda görünürken kendimi toparlayıp hızla yerime oturdum. Irmak da kendisine yapışıp kalan yengeç yürümesiyle yandan yandan yanımdaki yerini alırken başımı eğip bu haline sessizce güldüm. Alemdi bu kız gerçekten. Hiçbir zorlama olmadan, sadece kendisi gibi davranarak beni o kadar çok güldürüyordu ki. Irmağın yanındayken hiç sıkılmayacağınızın garantisini düşünmeden verebilirdim. ''Okulun ilk gününün, ilk saatine Matematik dersini hangi vicdansız koydu ya? Hayır bu vicdansızlığı bi bu insancıkta bir de bizim Melo'da gördüm. Mina'dan da az vicdansızlıklık görmedik gerçi, onun çakallar tarafından büyütüldüğünü unutmuşum.'' Irmağın gözleri son cümlesini arka sırada saçıyla oynayan Mina'ya çevirirken ben de alaylı gözlerimi arkaya doğru çevirdim. Mina, mavi gözlerini kısıp oynadığı saçını arkaya doğru attı ve çenesini havaya dikti.  Beyaz teni, küçük yüzü, mavi gözleri ve sarı uzun saçlarıyla oldukça güzel bir kız olmasına rağmen zekası ile güzelliğinin ters orantılı olması da bize sıkıntı çıkaran bir unsurdu tabii. Lisenin ilk yılından beri okulu bana zehir etmeye çalışıyordu fakat onu takmıyordum elbette. Eh, bu da onu epey gücendiriyor olacak ki daha da üzerime gelmekten çekinmiyordu. Irmak ve Melis ile bunu kıskançlığına veriyor ve gülüp geçiyorduk çoğu zaman. Mina'yı az çok tanımış olmalısınız, şu klasik Disney filmlerindeki okulun gıcık, kendisini bir şey sanan ve milleti eziklemeye ant içen o sürtük kız bizde Mina oluyordu işte. Tabii bu açıklama onu gerçekten tanımanız için birazcık yetersiz oluyor elbette.  ''Ne bakıyorsun kızım? Çek şu kezban suratını gözümün önünden. Ay hala bakıyor!'' Şekil A'da da göründüğü üzere; gıcık ve dayak arıyor.  ''Seni kişilikli biri olarak hayal etmeye çalışıyorduk Mina'cığım sen bak işine.'' Yüzüme yerleştirdiğim yapmacık gülümseme eşliğinde söylediğim lafa karşılık Mina'nın kaşları çatılırken dil çıkartıp önüme döndüm. Sıranın altından Irmak'la ellerimizi çarpıştırdık. Bu kız bu dilden anlıyordu ne yapalım? İhsan Hoca elindeki kağıtlar ve tahta kalemiyle masasına yerleşirken ayakta olan herkes yerine geçmişti. Melis de her zamanki sakarlığını konuşturup çözülen bağcığına takılarak yalpalarken kendisini toparladı. Kahverengi saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp kendisine gülen Mina'ya doğru yüzünü buruşturdu ve hemen arkamızdaki sırada yerini aldı. ''Daha ayakkabını bağlamayı bilmiyorsun kızım. Görüyor musun Yaren? Hala cırtcırtlı ayakkabılara gerek duyan insanlar da varmış, merak ediyordun ya?'' Arkadan Mina'nın rahatsız edici sesi duyulurken gözlerimi devirdim. Melis'in kendisini savunabileceğini bildiğim ve sınıfta hoca varken uzatmak istemediğimden arkamı dönmedim. Melis de Irmak'tan sonra edindiğim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Onunla olan arkadaşlığımız Irmak'la olduğu gibi küçüklüğüme dayanmasa da lisede epey yakın olmuştuk. Esmer teni, kahverengi gözlü, kısa boylu, uzun kahverengi saçlarıyla çikolata gibi bir kızdı Melis. Güzel olmasının yanında da oldukça sakardı tabii. Kendi kendinin baş belasıydı adeta.  ''Şu ayakkabıyı sana yedirtir burnundan bağcık sarktırırım kızım, kapa çeneni. Zorla Adıyamanlı, vahşi yanımı ortaya çıkarttırıcaklar yarebbim!'' Ha, laf sokma konusunda da en az benim kadar yetenekliydi.  ''Ay kezbanın teki bu ya, bulaşma sen kanka şunlara.'' Mina'nın yancısı Yaren de canına susadığını belli ederken Irmak dayanamamış olacak ki arkasını dönüp konuşmaya müdahil olmuştu. ''Kız sinsirella, sus yoksa o vasfını çok merak ettiğin cırtcırtlı ayakkabıların cırtcırtlarıyla tüm tüylerini yolar ve ne işe yaradığını en yakından öğrenmene seni tavuk gibi yolarken zevkle yardım ederim.''  ''Susun artık! Eşit ağırlık sınıfıydı değil mi burası? Şu yoklamayı bir halledelim de.'' Hocanın sorusunu İrem onaylarken kollarımı önümde bağlayıp arkama yaslandım. ''Aras Bulut ve Ege Yılmaz, siz yeni öğrencilersiniz değil mi? Okulun İzmir şubesinden nakil gelenler?'' Hocanın motorcu civcive ve arkadaşına yönelttiği soruyla gözlerim ön çapraz sıramıza kaydı. İzmir kelimesini duymam hatırlamak istemediğim ama bir o kadar da unutmaktan kaçındığım yıllarımı aklıma getirmişti.  Adın Aras demek. Memnun oldum motorcu civciv, ben de Arya. ''Evet hocam, yeni öğrencileriz.'' Adının Aras olduğunu öğrendiğim sarı çocuk cümlesini bana bakarak bitirip bir de cümleyi sırıtarak taçlandırırken gözlerimi devirip önüme döndüm. Sanırım birileri benimle uğraşmaktan zevk alıyordu. ''Şimdi seviyenizi ölçmek amaçlı 9. ve 10. sınıf konularından oluşan minik bir test çözdüreceğim size. Eh, malum artık üniversite sınavı yaklaştı. Laylaylom devri bitti, ders çalışacaksınız. Dağıt kızım şunu önden arkaya doğru.''   ''Ya anasını satayım şöyle sistemin okulun ilk gününe matematik quiziyle başlamak kaçıncı seviye?'' Buğra'nın isyanı hocanın lazerli bakışlarıyla kesilirken yüzüne yapmacık bir gülücük yapıştırdı ve gözlerini kaçırarak önüne döndü. ''Bir an önce bitsin bu işkence de akşam kız gecesi yapalım.'' Irmağa doğru sessizce fısıldamama karşı elini olur manasında salladı. ''Yalnız Melo varsa ben yokum bil istedim. Okulun ilk haftası morarmış bir surat karizmamı çizer.'' Irmağın tırsak sesine karşılık gözlerimi devirirken önden bize doğru gelen kağıtları aldım. Irmak ve bana birer kağıt aldıktan sonra gerisini arkamda oturan Melis'e verirken Irmağı cevapladım. ''Karizmanı yesinler. Yok Meloş falan merak etme. Melisi de çağırırız hem.'' ''Arya? Irmak? Ne alırdınız kızım, Expresso? latte?'' Hocanın uyarısına karşılık ikimizde yerimizde irkilip dikleştik. ''Şey aslında bir Latte fena olmazdı, yalnız laktozsuz süt olursa güzel olur. Midem ağrıyor da sonra.'' Irmak cümlesini sırıtarak tamamlayıp kafasını omzuna doğru yatırırken avcumun içini yüzüme vurup arkadaşımın beni daha ne kadar rezil edebileceğini düşünmeye başladım. Irmak hocanın tepkisiz bakışlarına karşılık yüzündeki sırıtmayı yavaşça yok ederken başını kağıdına doğru eğdi. ''Şey ben teste başlayayım o zaman.'' Dersin kalan son yarım saatinde de önümdeki on klasik matematik sorusuyla baktım ve yapabildiğim kadarını yapmaya çalıştım. Son soruyu boş bırakıp derin bir nefesi havaya bırakırken ellerimle saçlarımı havalandırdım. Matematiği bulan kişinin ayak serçe parmağı koltuğun kenarına çarpsın. Çıplak ayaklıyken yerdeki legoya bassın. Sabah Ajdarla uyansı-bu fazla mı oldu lan? Yok be az bile ! Matematiği bulmuş kardeşim daha ne yapsın? Tabi dediğim şeylerin olması için adamın hayatta olması gerekiyordu. Kurtarıcı zilin sesini duyduğumda büyük bir rahatlama hissiyle, derin bir nefes verdim. Kağıtları arkadan öne doğru toparlayarak hocaya teslim ettikten sonra kızlarla beraber soluklanmak üzere bahçeye çıktık. Adeta babamızın malıymışçasına tapuladığımız banka kendimizi atarken her sene olduğu gibi bugün de okulun ilk günü oğlan kesme rutinimizi gerçekleşirmeye başladık. ''Ay şu çocuk yeni mi gelmiş?'' Sorduğum soruya karşılık Melis gösterdiğim uzun boylu, kumral ve hafif sakallı çocuğa doğru bakarken yüzünü buruşturdu. ''Kanka o çocuk 9.sınıf. Sübyancı diyecekler bize, dön önüne.''  ''Ay hormonlu mu bunlar ya? Biz dokuzken sınıftaki oğlanlar hamti damtiye benziyordu da bir yaz içinde 10 cm boy attıklarında feleğimiz şaşmıştı.'' Gözlerimi devirip kesecek başka oğlanlar bulmak adına başımı bahçeye doğru çevirdim.  ''Şunlar bizim sınıfa yeni gelenler değil mi? Ne çabuk kaynaşmışlar bizimkilerle.'' Melis'in gösterdiği tarafı doğru başımı çevirdim. Aras ve Ege şimdiden bizim sınıftaki Cem'lerle kaynaşmış görünüyordu. Bahçenin karşı tarafında kalan ikili banka yerleşmiş öküz gibi gülüyorlardı. ''Şu çocukların kaynaşamama gibi bir durumları olabilir mi sence? Ayaklı özgüvenler resmen. Of şu uzun boylu olan aşırı karizma değil mi? Ege hem de adı... En sevdiğim denizin Ege olduğunu söylemiş miydim?'' Ağzının suyunu akıtarak sarının arkadaşını kesen Irmağa ağzım açık bakarken omzumla omzunu dürttüm. ''Kızım başka bir yerde akıtsana şu salyalarını!'' ''Dürtmesene be salak. Görürsün sen şimdi. Şu sarı olan var ya Melis, Aryanınki o. Sabah neler oldu bak şimdi-'' ''Ya nerden benimki oluyor şimdi?'' Irmağın bacağını cimciklerken içim biraz acımadı değildi. Çürütmüş olabilirdim zira. ''Ay! Çürüttün kızım ağlicam şimdi. Melo'ya sıra bırakmadın gerçekten.'' ''Arya susturmasana kızı, ne oldu sabah? Anlatın çabuk.'' Melis de sabah olanları merak ederken dudaklarımı büküp yönümü başka tarafa çevirdim ve sanki sabahki olayları ben yaşamamışım gibi Irmağın anlattıklarını duymazdan gelmeye başladım. Irmak anlatmayı bitirdiğinde ve Melis halime hayvan gibi güldüğünde yönlerimi onlara doğru çevirdim ve ellerimi belime yerleştirdim. ''HA HA HA çok komik! Kızım kaçırdı beni hayvan. Romantik diyorsunuz ya bir de, pes.'' ''Ay sen ne anlarsın romantizmden? Titanikte Jack'in boğulma sahnesine bile öküz gibi gülen odunun tekisin. Kurtarmış çocuk seni, teşekkür edeceğine...'' Melis'e ağzım açık bakarken burada mantıklı düşünen tek kişinin ben mi olup olmadığını düşünüyordum. Alo? Motorunu üzerime süren oydu. ''Bırak ayol, şımarık bu.'' Irmağa doğru 'die b*tch die!' bakışımdan attım. O da bana 'ben tanımıyorum arkadaşı' bakışı atmaya başladı. Irmağa 'sanki sen elin çocuğunu gözlerinle yemedin ırıspı' bakışıyla karşılık verdim. O da bana 'sen görücen şimdi b*tch' bakışı atarken Melis de bize çiftleşen kedi ve köpek görmüş gibi bakıyordu.  Nasıl öyle baktığını soruyorsanız, sormayın. Hatta bu hikaye boyunca benim saçma benzetmelerimi sorgulamayın mümkünse çünkü hepsi birbirinden saçmalar. "Bir saattir yüzünüz mutant gibi şekil değiştiriyor, napıyosunuz yahu manyaklar?" dedi Melis sonunda patlayıp. Elimi 'boşver' manasında salladım. ''Ay söylemeyi unuttum, bu gece kız gecesi yapıyoruz. Bizdesin Melis haberin olsun.'' Melis emrivakime aldırmayıp başını olumlu manada sallarken tatminkar bir şekilde gülümsedim ve bu günün bir an önce bitmesi için içimden dualar etmeye başladım.  Telefonuma gelen titreşimle telefonu ceketimin cebinden çıkarırken gelen mesajın Meloştan olduğunu görmemle dudaklarımı dişlemeye başladım. Gönderen: Meloş Bugün sizdeyim bebek! Geldiğimde abur cubur dolabını boş görürsem Irmağı da seni de duvara sıçık gibi yapıştırırım haberiniz olsun. Öptüm bay! İçimden Meloş geleceği için İbrahim Tatlıses'ten Dom Dom Kurşunu eşliğinde halay çekerken dışımdan kızlara bir şey çaktırmamaya çalıştım. Irmak Meloş'tan ölümüne korkuyordu ve bu akşamki kız gecesinin iptal olmasını istemiyordum. Irmağın Melahat Teyzemden korkması için birçok sebep vardı ki bu mesajdan bile anlaşılıyordu aslında. Cips bağımlısı teyzem bize her geldiğinde ilk mutfaktaki abur cubur dolabına koşuyor ve orasını boş bulunca da acısını bizden çıkarıyordu. Ne hikmetse abur cubur dolabının boş olduğu her gün Irmak bizde oluyordu. Eh, dolabı boşaltan kişi de kendisiydi gerçi. Meloşun gazabından kaçabilmesi mümkün değildi. Sonunda son ders de bitmiş, çantalarımızı kaptığımız gibi sınıftan kaçarcasına çıkmıştık. Kızlarla Mina'nın öğle arasında yaptığı makyajı yorumlayıp gülerken sert bir yüzeye çarpmamla duraksadım. Çarptığım yüzeyin bir sırt olduğunu anlamamla kaşlarımı çatıp bana doğru dönen çarptığım sırtın sahibine bakarken gözlerimi devirdim. ''Yine mi sen?'' ''Arkadan çarpan sen olduğuna göre yüzde yüz hatalı olan sensin KÜÇÜK hanım.'' Gözlerim kısılırken Aras'ın ukala tavrı sinirden tüylerimi diken diken etmişti bile. Irmakla Melis kenarda kıs kıs benim halime gülerken onlara da öldürücü bakışlarımdan atmayı ihmal etmemiştim. ''Araba mıyım ben ya? Yok arkadan çarpan hatalı falan. Ayrıca sensin... KÜÇÜK'' Son kelimeme karşılık Irmakla Melis'in gülme sesleri şiddetlenirken gözlerimi sinirle yumdum. ''Sen bana küçük mü dedin? Bu boyla?'' ''Evet, ne var? Hiç mi İsveç'li çocukları görmedin? Devasalar! Onların yanında küçücüksün.'' Kafasını 'hı hı' manasında salladıktan sonra kulağıma doğru eğildi ve fısıldadı. ''Aynı okulda olduğumuza göre çok eğleneceğiz.''  ''Sen öyle san!'' Lafımı bitirmemi beklemeden arkasını dönüp sırık arkadaşıyla okul kapısından çıkan sarıya ağzım açık, hayretle baktım. ''Arya? Sen neden bu çocuğa boş yere çemkirip duruyorsun yahu? Şok içinde izledik seni. Ne yaptı ki çocuk?'' Melis'in sorusuna karşılık kollarımı birbirine bağlayıp gözlerimi kaçırırken Irmak Melis'i cevaplamıştı. ''Sen onu bir de sabah görücektin. Çocuğa 'sarı pipi' dedi ya?'' ''Bilmiyorum.. Sadece onda bir şeyler beni itiyor. Hem o da bana 'bayan küçük dağları ben yarattım' dedi!'' Melis ve Irmak bana 'sen iflah olmazsın' temalı bakışlarından atıp önümden geçtiler ve okul kapısından çıktılar. Ben dışlanıyor muydum şu an? Kızların benimle uğraşmasına katlanarak evime kadar işkence dolu bir yolculuk gerçekleştirmiştik. Annemlerin ve yardımcı ablanın evde olmadığının bilinciyle anahtarla kapıyı açtım. Kızlar da zıplaya zıplaya direkt merdivenlere yönelip dedikodumu yaparak odama çıkmıştı. Arkalarından abur cuburları alıp geleceğime dair seslenirken beni takmayıp dedikoduya daldıklarını biliyordum. Gözlerimi devirip ceketimi ve çantamı kenara attım. Mutfaktaki zula dolabına seke seke koşarken önce Melo geldiğinde yeterli abur cuburumuz kalmış olacak mı diye kontrol ettim. Neyse ki yeterince abur cubur vardı. Zula dolabımdan cips, çikolata ve buzdolabından da Irmak için şalgam, bizim için de kola çıkartıp yukarı çıktım. Kızlarla film izlemeye karar vermiştik. Irmağa inat en korkunç, en iğrenç filmi seçtim. Demek alarmımı Ajdar yaparsın ha? Ne demişler intikam soğuk yenen bir yemek değildir. Sıcak yenen bir yemek de değildir, çünkü intikam bir yemek değildir. Herneyse...Filmi televizyondan açıp izlemeye başlayamadık çünkü Irmağın bana sövmelerinden filmi izleyemiyorduk. " Kes sesini Irmak" dedim hala filme bakarken. " Makas ver" dediğinde elimdeki mısırı kafasına attıktan sonra içimden 'tövbe' diye geçirmeyi de unutmadım. "Allah cezanı vermesin Irmak. Azıcık film izleme keyfim vardı onu da kaçırdın" dedi Melis. Oflayıp filmi kapattım. "Dedikodu zamanı!" diye böğürdü Irmak. " Evet, aynen. Irmakcığım? Bahçede ağzının suyunu akıtan Ege ne iş?" Anlamamazlıktan geldi. "Ne çocuğu? Dalmışımdır ben." " Salak sen değil miyin en sevdiğim deniz Ege diyen. Anlat yoksa neler yapabileceğimi tahmin bile edemezsin" dediğimde ofladı ve konuşmaya başladı. " Ay ne biliyim, tatlı çocuk. Uzun boylu, yakışıklı, karizmatik, kibar... Hem de Serdar Ortaç dinliyor... Bugün çarpıştığımızda kitaplarımı toplarken bana yardım bile etti" deyip hülyalı hülyalı duvara bakmaya başladığında kaşlarımı kaldırdım. " Bir dakika! Önce filmde miyiz lan biz kitap toplama işi falan? İkincisi sen ne ara o çocukla çarpıştın da kitaplarını düşürdün?" Melis de beni onayladı. " Ya sen tıkınırken işte öğlen." " He tamam o zaman." İrdelemedim çünkü ben yemek yerken dış dünyayla ilişkimi keserdim. Pencereden baktığımda sürahiden boşalırcasına yağmur yağıyordu. Neden mi? Çünkü ben sürahi olsun istedim, neyse. Ne yapıcaz diye düşünürken aklıma gelen fikirle sinsice sırıttım. " Ne yapacağımızı buldum" Irmak ne düşündüğümü anlamıştı.Yılların kardeşliği işte. " Yo , banane yapmicaz." "Ne o, korktun mu?" dedim sırıtıp. "Evet korktum sıçmık beyinli , gıtgıtgıdak!" " Ne oluyor lan?" dedi Melis. Tabi yine anlamamıştı zavallım. "Ruh çağırıcaz" dediğimde Melis de sırıttı. Adamsın Melis Reis! Neyse bir şekilde Irmağı da ikna ederek ruh çağırmak için mum, örtü ve kahve fincani getirdik. Mumları yakıp dizdik ve ışıkları da kapattık. Her yer kapkaranlık olmuştu. " Şimdi üçümüz de parmaklarımızı üst üste olmayacak şekilde koyuyoruz" dediğimde parmaklarımızı dediğim gibi koyduk. "Gözlerinizi kapatın. Kapattınız mı?" Gözlerimi kapattım. "Cevap versenize. " dediğimde " Ben kafamı salladım ya" dedi Irmak salağı. Melis de ''ben de'' dediğinde 'ya sabır' çektim. " Kızım biz gözümüzü kapatmadık mı nasıl göreyim?" dediğimde " He doğru" Dedi Melis. "Neyse tamam kapatın gözünüzü işte" " Ey ruh eğer burdaysan kapıyı üç kez çal!" dedim uzatarak. Birkaç dakika bekledik. " E olmuyo- tövbe bismillahirrahmanirrahim!" Irmağın hatim etmesine sebep olan şey üç kere tıklanan kapının sesiydi. Alt kattaki kapı çalıyordu. Tabi biz mal gibi çığlık atmaya başladık. Allah'tan duvarlar ses geçirmiyordu. " Ruh lütfen git bak lütfen. Hep bu salak yüzünden bak adı da Arya. Al onu götür!" diye bağırmaya  başladı Irmak. " Mal siz de çağırdınız beni niye götürüyomuş?! Ruh abi veya ablacım kusura bakma bu mallar için bak" dedim hala dua ederken. " Ben size oynamayalım dedim ama dinleyen kim?" Melis'e 'anan' bakışı attım. " Lan ruh çağırma deyince yüzüne vahiy inen bendim sanki?" dedim. "Neyse ben kapıya bakıyorum ışığı açın, adam olun." Elime kapının kenarındaki şemsiyeyi alıp kendimi korumak için bir silahmış gibi tutarken içimden bildiğim tüm duaları ettim ve merdivenlerden indim. Dış kapının önünde son bir kez daha felak nas okuduktan sonra kapıyı araladım.   
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE