Hayata Yeniden Gülümse

3806 Kelimeler
Aras'ın Ağzından Okul çıkışı Ege ile bir süre takılıp basketbol oynadıktan sonra bu kadarın yeterli olacağını düşünüp hastaneye gitmek üzere toparlandım. Annemi ziyaret etmem gereken saate az bir süre kalmıştı. Canım biraz sıkkın olduğundan yürümeye karar verdim ve motoru Ege'ye bırakıp yola koyuldum.  Siyah sweatshirtümün kapüşonunu kapatıp yüzümü görünmez bir kafesin içine alırken adımlarım telaşsız fakat agresifti. Bugün benim için pek keyifli geçmemişti. Arya'ya karşı olan tutumumu ben bile anlayamazken onun beni anlamasını beklemiyordum fakat yine de beni bir kez dinlemesini istemiştim. Durduk yere söylediğim o lafın bir savunması olmadığını da biliyordum. Sadece... ona karşı içimde tuhaf bir öfke vardı. Adını koyamadığım bu duyguya öfke demek ne kadar doğruydu bundan emin değildim gerçi. Bana eskiden benimsediğim ve artık bana kötü gelen bir kokuyu ya da duymak istemediğim bir şarkıyı anımsatıyordu. Hareketleri, bakışı, ela gözleri ve konuşma tarzıydı beni buna düşünmeye iten. Neyse ne işte. Ne yapacağımı ve diyeceğimi şaşırmıştım, dibe kadar batmaya müsait bir ayyaştan farksızdım.  Naptın be oğlum? Kızın yüzüne bakmaya bile yüzün yok senin. Annesinden şu yaşa kadar kadına saygıyı, kadına hürmeti ve kadına sevgiyi öğrenen ve her daim bunları zikreden bir insan olmuştum her zaman. Peki bu yaptığım saygısızlığın bir açıklaması olabilir miydi?  Ayağımın altında dolanan minik bir taş parçasını yuvarlayıp yolun kenarına gönderdim. Omzuma doğru hınçla çarpan kişiyle ıslak zemine karşı yenilip yere düşerken kıyafetlerime bulaşan çamura karşılık yüzüm buruştu. ''Ben gerçekten çok üzgünüm.'' Duyduğum tanıdık sesle şansıma lanet ederken Arya ile göz göze gelmemle utancım ve kendime olan öfkem de katlanmıştı. Arya çarptığı kişinin ben olduğunu anladıktan sonra yüzünü sanki ekşi bir şey yemişçesine ekşitirken bu tepkiyi hak ettiğimin farkındaydım. "Düzeltiyorum, üzgün değilim." Arya yüzüme bakmadan ayaklanırken ben de akabinde ayaklandım. Diyecek bir şeyimin olmadığının farkındalığıyla o üzerini temizlerken yaralanıp yaralanmadığını kontrol ettim ve bir şeyi olmadığını anlayıp tek kelime etmeden hastaneye giden yolu takip ettim.   Sonunda özel hastanenin giriş kapısı görünürken üzerimde kalan çamur lekelerine yüzümü buruşturdum. Elimden geldiğince elimle toprak lekelerini temizledikten sonra hastane kapısından içeriye geçtim ve artık yüzümü ezberlemiş olan resepsiyondaki kadına bir baş selamı gönderdim. Senelerdir ezberlemiş olduğum hastane koridorları yine ve yine gözümde büyüdü.  102 numaralı odanın önünde durdum ve avuç içimi kapıya yaslarken gözlerimi sıkıca yumdum. Annemi böyle görmek çok, çok zordu. Onun harap hali beni de harap ediyor eski neşeli ve pozitif olduğu zamanlara karşı olan özlemimi körüklüyordu. 2010 yılında yaşanan o kaza hepimizin miladı olmuştu. Annem teyzemi kaybettiğimizden beri o kazanın izlerini içinde söküp atamıyor ve cenaze gününden beri de tüm ısrarlarımıza, denediğimiz tüm tedavilere rağmen konuşmayı reddediyordu. Konuşkan olduğu zamanlar elindeki deftere yazarak bizimle konuşurdu sadece. Keyfi yoksa da öylece bakar ve bize sonsuz bir acı bahşederdi. Ben kapıyı açma cesaretini kendimde toplama fırsatını yakalayamadan içeriden yüzündeki minik bir tebessüm eşliğinde annemle özel ilgilenen hemşire, Derya Hanım çıkmıştı. Beni görünce yüzündeki tebessüm büyüyüm bir gülümsemeye dönüşürken geçmesi için geriye çekildim. ''Nasılsın Aras? İzmir'den taşınmışsınız sonunda diye duydum.'' Derya Hanım'a aynı şekilde gülümserken başımı onaylar şekilde salladım. Annem İzmir'e karşı büyük bir öfke duyuyor ve orayı inatla reddediyordu. Babam da çözümü annemi İstanbul'da tanıdığı bir arkadaşının doktor olduğu hastanede tedavi ettirmekte bulmuştu. Burada hem psikolojik açıdan hem de fiziksel tedavi açısından annemle ilgileniyorlardı. Eh, ilk haline göre epey yol katettiği bir gerçekti. Babam İzmir'deki iş düzenini İstanbul'a taşıyana kadar da orada kalmamızı uygun görmüştü. İzmir-İstanbul arasındaki yolu her gün gelemeyeceğimi için de yıllarca annemi görebilmek için sadece haftanın iki günü buraya gelebiliyordum. Yaz tatillerinde neyse ki aylarca burada kalabilme imkanım olsa da bu süre anneme de bana da yetmiyordu işte. Onun bize, bizim de ona ihtiyacımız vardı. Neyse ki sonunda bu bir haftada İstanbul'a temelli olarak yerleşebilmiştik. Okuldan kalan zamanlarımda da kendimi buraya atıyordum ve buna alışmak benim için zordu. Annem bizden uzak kaldıkça iyice içine kapanmıştı çünkü buraya gelene kadarki sürede. Derya Hanım'a cevap vermediğimi fark ederken düşüncelerimden arındım. ''İyiyim Derya Hanım. Haftada bir İstanbul'a gelmek artık bizi zorlamaya başlamıştı. İstanbul'da yeni bir başlangıç yapacağız bakalım. Siz nasılsınız? Annem nasıl? Yani hala size zorluk çıkarıyor mu?''  " İlk başta konuşmayı tamamen reddetti, bütün genç hemşireleri bezdirdi ve herkesi kovdu fakat içeriye genç bir bayan girdi ve nasıl yaptıysa annenize ilaçlarını içirtip yemek yedirdi. Açıkçası Sevil Hanım'ı senelerdir böyle görmediğimi söyleyebilirim." dediğinde çok şaşırmıştım. Ben bile ona ilaçlarını içirtemiyordum. Kim bu kız? Derya Hanım dudaklarını birbirine bastırıp gülümsedi ve omzumu beni desteklercesine ovdu.  ''Hadi gir de bir annene bak. Eminim seni gördüğüne çok sevinecektir.'' Derya Hanım'a gergin de olsa bir gülümsemeyle karşılık verdim ve kapıyı yavaşça aralayıp önce başımı ardından da vücudumun geri kalanını içeriye soktum. " Selam anne." Annem gülümseyerek arkasına döndü. Annemin gerçekten kocaman gülümsüyor olmasına karşın ağzım şaşkınlıkla hafifçe aralanırken yerimde öylece kalmıştım. Kağıda bir şeyler yazdı ve bana uzattı. " Merhaba oğlum." Gülümsedim. Yıllardır ilk defa onu mutlu görüyordum. " Neye borçluyuz bu mutluluğunu Sevil Sultan?" dedim yanına otururken. Yine bir şeyler yazıp bana uzattı. " Bugün ziyaretime çok tatlı , iyi ve güzel bir kız geldi. Çok sevdim onu. Dertleştik biraz. Yıllardır ilk defa bir arkadaşım oldu biliyor musun?" dediğinde gerçekten çok şaşkındım. Annem nasıl birini kovmayıp da arkadaşı olarak görüp onunla muhabbet etmişti? "Hım, merak ettim bu kızı." dedim gergince gülerek. Annem de yüzünden eksik olmayan gülümsemesini biraz daha büyülttü.  " Merak etme oğlum, okulunuz bitsin sana gelin olarak alacağım kızımı zaten." Yazdığına seslice güldüm. Ne kadar keyiflendiyse çöpçatanlık yapmaya bile başlamıştı. " Kıskanıyorum valla, kızın olma şerefine bile ulaşmış. Hem ben evlenmeyeceğim." dediğimde kafama ayağındaki hastane terliğini attı. Ah! Bu anneler o terlikleri nasıl bu kadar ustaca kafaya atabiliyorlar? " Sus bakayım! Gelinim olacak o kız o kadar. Hem gerçekten de taş gibi kız kaçırma derim. Seninle de aynı yaşta." yazdığını okuyunca güldüm. " Bakarız artık. Ee sen ne yapıyorsun?" dediğimde kağıda yine bir şeyler yazıp uzattı. " Kızımın bana verdiği kitabı okuyorum.Hem de imzalı!" dediğinde onun bu heyecanlı haline gülümsedim. Bu kişi her kimse benden bir teşekkürü hakediyordu. Annemi ilk defa bu kadar mutlu ve bir şeylere karşı hevesli görüyordum. Annem kağıda bir şeyler daha karalayıp bana verdi. " Kek de yapmış, çikolatalı. Sen pek seversin hadi ye . Masanın üstünde." Sırıtarak masanın üzerindeki nefis kokan keklere uzandım.  " E harika bu!" Annemle epey zaman geçirmiştik. O kadar mutlu, o kadar heyecanlıydı ki onu izlerken gülümsemekten yanaklarım ağrımıştı. Yüzünün güldüğünü görmek beni çok mutlu etmişti. Babamı da arayıp  ona annemin durumundan ve onun ziyaretine gelen kızdan bahsettim. Babam da kızı merak ettiğini söyledi. Bu gizemli kızı elbette görmeden durmayacaktım. Arya'nın ağzından  Irmak'la oturup tüm gece Supernatural'ın birkaç bölümünü izlemiştik. Teyzem arkadaşlarıyla gecelere akarken bizim yaşımızdan ötürü evde pineklememiz gerekmişti. Annemler evde olmadığından Irmak da beni yalnız bırakmamak için bizde kalıyordu. Tabi bana göre bizim eve aşık olduğu için burada kalmak istiyordu ama neyse. Şimdi ise Irmağın koca ayağını üstümden ittirmeye çalışıyordum. Bir de ayakları bok gibi kokuyordu. Irmağı üstümden hızla ittim.  "agsdhfjkpdoidohbdixjdhujejksjnshxisoskdhdj" şimdi diyorsunuz bu mal ne yapıyor? Irmağın haline gülüyorum. Yere panda gibi yuvarlanarak düşmüştü salak! Random şeklinde gülüyorum aynen çünkü o kadar hayvanimsi bir şekilde gülüyordum ki bu gülüşün açıklaması yoktu. Bana sinirli sandığı ama aslında kabız bir orangutan gibi göründüğü bakışından attı. " Bir daha o bakışı burada veya herhangi bir yerlerde yaparsan şu ağzının suyunu akıtarak baktığın çocuk arkasına bile bakmadan kaçar.'' dediğimde oflayarak kafasını salladı.  Okul saatine az kaldığını fark ederken gözlerimden akan uykuyla ağlamaklı bir ses çıkartıp dibimdeki yastığa minik bir yumruk bahşettim. ''İstemiyorum okul ya!''  ''Ben can atıyorum okula gitmek için inan.'' Irmak bana iğneleyici bakışlarını atarken büyük tuvaleti kapmak adına yüzüne sinsi bir gülümseme oturtup koltuktan fırlayarak kalktı ve uçarcasına merdivenleri tırmandı. ''BANYO İLK KAPANINDIR!'' ''Salak yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk. Evde bin tane tuvalet olsa yine o tuvalet için savaşır bu manyak.'' Kendi kendime söylenerek bu kattaki banyoya girdim ve rutin işlerimi halledip okul formamı giyinmek üzere odama çıktım. Birkaç dakikaya Irmak da odaya gelip üzerini değiştirdikten sonra evden ayrıldık. ''Zeliş Abla yok mu ya? Göremedik kaç gündür.'' ''Annemler kendileri yok diye Zeliş Ablaya da izin vermişler. Neyse, dinlensin kadın biraz. Bizim aile trajedilerimizden o bunaldı artık.'' ''Yine de seni evde tek bırakıp gitmeleri çok bencilce.'' Irmak kendi kendine tüm yol boyunca annemlere söverken yüzümde minik bir tebessümle onu dinledim. Okula geldiğimizde direk sınıfa çıktık. Melis, Şeyma'yla gülüşerek bir şeyler konuşuyordu. Günaydınlaşıp yerlerimize oturduk. Sınıfın kapısı açılıp içeri Aras girince sınıfın bazı kızları ağızlarının suyunu akıtarak onu kesmeye başlamışlardı bile. Ben de gözlerimi devirip başımı sıraya yasladım. Tüm gece uyanık kaldığımızdan dolayı ders boyunca uyumuştum. Tabi rüyamda Dean Winchester ile iblis avlamıştım gecenin etkisinden ama olsundu. Birden sınıfta iğrenç bir ses duyuldu ve sınıftakiler kulaklarını tıkadı. " Ay, Aras! Canım gel de kantine inelim!" Mina diyenlere benden 10 puan. Şu ağzını yaya yaya konuşması yok mu? Bzen bunu ilgi çekmek için bilerek yaptığını düşünüyordum. Ortaokuldayken de Mina'yı tanıyordum ve gayet düzgün, kendi halinde bir kızdı. Liseye geçince ne olduysa olmuştu ve bu hali aşırı sinir bozucuydu. " İstemiyorum Mina." dedi Aras. " Ay hadi ama!" Cem kulaklarını tıkarken bağırdı. " Müsait bir yerlerine siren mi soktular Mina? Kulak kirlerim bile titreşip kaçtılar!" dediğinde kimse tepki vermedi. Sadece bazıları aynen gibisinden şeyler dedi. Diğerleri ise duymuyorlardı. Ben de hem duyup hem tepki vermeyenlerdendim. "Bir kere siz benim sesimi kıskanıyorsunuz! Bak nasıl da söylüyorum!" diyerek cırtlak sesiyle şarkı söylemeye başladı. " Giiğt gidebildiğiiiğn kadaaağr-" sözünü kesen Cem'in  ve diğer erkeklerin bağırarak kaçmasıydı. " Gitmezsem adiyim lan!" diyerek kaçtı Buğra. Ben kulaklıklarımı takıp Lana Del Rey dinliyordum. Mina ise ayaklarını yere tepe tepe bir şeyler carlıyordu. Gözlerimi kapatıp arkama yaslandım. Kulaklığımın kulağımdan çekilmesiyle tek gözümü açıp  hangi aptalın keyfimi kaçırdığına baktım. Ah tabi ki Mina... " Arkadaşların sesime hayran kaldılar. Tabi sen de kıskandın sesimi suspus oldun.'' dedi. Bu kız kesin bilerek böyle yapıyordu ya. Çünkü bir insanın bu kadar aptal olmadı mümkün değildi. Bahar Candan bir bu iki! " Sen hayran kalmayı arkasına bakmadan kaçmak diye anlıyorsa; evet sana hayran kaldılar tatlım. " dediğimde bu da ciddiye alıp memnunca güldü ve saçlarını geriye savurdu. " Bu arada suratındaki bir ton fondötenin görevini pek yerine getirdiğini söyleyemeyeceğim. Sivilcelerin ve lekelerin 1 kilometre öteden bile görünür. Bak şurada bir tane var." diyerek işaret parmağımı alnına bastırıp kafasını geriye ittim. Sınıftakiler gülmeye başladı. Ben de son kez yüzüne bakıp sınıftan çıktım. Irmak da peşimden çıktı. Birden ciddi tavrımı bırakıp kahkaha atmaya başladım. " High five" diye elini kaldırdı. Ben de bir beşlik caktim. Okul sonunda bitmişti. Telefonum çaldığında arayana baktım. Tanımadığım bir numaraydı. " Alo?" " Arya Hanım , siz misiniz?'' " Evet benim.'' '' Sevil Hanım sizi görmek istiyor. Müsaitseniz..." " Tabi hemen geliyorum." dedim ve telefonu kapattım. Sevil Teyze ile bu kadar kısa bir zaman içerisinde böyle bir bağ kurmuş olmak benim de beklediğim bir şey değildi. Beni görmek istemiş olmasına kendi kendime mutlu oldum. Biri tarafından değer görmek, o kişinin aradığı biri olmak benim için çok özel bir şeydi. Hastaneye yakın olan pastaneye uğrayıp Sevil Teyze'nin en sevdiğinden yani ek pastalardan aldım. Dün ona yanımda kendi yaptığım keki ikram ettiğimde en sevdiği tatlının bu olduğundan kısaca bahsetmişti. Parasını kasadaki çocuğa uzatırken ufacık bir süzmüş olabilirim. Taş gibi çocuktu açıkçası ve Arya Gürsoy bu fırsatı kaçırmazdı. "Selam.'' dedi gülümseyerek. " Selam'' dedim çantamda cüzdanımı ararken. " İsmini öğrenebilir miyim?" " Arya." dedim hala çamtamda cüzdan ararken. " Bugünlük benden olsun." dediğinde ona minnet içeren bir tebessüm gönderdim. Hala gülümsüyordu. " Cüzdanım evde kalmış olmalı. Ben daha sonra gelip öderim. Yine de teşekkürler." " Lütfen bu seferlik benden olsun." dediğinde ona gülümsedim ve çantamın fermuarını kapattım. " Teşekkür ederim." " Seni sanki bir yerde görmüştüm. Arya.. Arya? Gürsoy?" dedi kaşlarını kaldırıp. Burukça gülümsedim. " Fotoğraf çekinebilir miyiz?" dedi çekinerek. " Ben ünlü bile değilim ki?" dedim gülerek. " Dalga mı geçiyorsun?" dedi kaşlarını kaldırıp. Güldüm ve yanına gittim. Birkaç fotoğraf çekindik. " Teşekkürler. Ben Mert bu arada." dedi Gülümsemesini bozmadan. " Memnun oldum fakat benim bir yere gitmem gerekiyor. Tekrar teşekkürler." dedim pastaları göstererek ve oradan ayrıldım. Hızla hastaneye gittim. Sevil Teyze'nin odasını bulup gülümseyerek girdim. " Merhaba, ben geldim." dediğimde gülerek yanıma koştu ve sarıldı bana Sevil Teyze. Ben de sarılışına karşılık verdim. " Birileri beni çok özlemiş anlaşılan." dedim gülerek. Kağıda bir şeyler yazıp bana uzattı sevimli gülümsemesiyle. " Seni bekliyordum ben de. Oğlumdan bize izlememiz için film almasını söyledim ve getirdi." eliyle işaret ettiğinde yanına oturdum. O da filmi takıp yanıma yattı. Aklıma gelen şeyle hemen kalktım. " Ben size yersiniz diye ek pasta almıştım." dediğimde sevinçle ellerini çırptı. Küçük bir çocuk gibiydi aynı Sevil Teyze. Bu enerjisini bazen Meloş'a benzetiyordum. Tebessüm ederek ek pastaları yanıma aldım. Birlikte bir yandan film izliyor bir yandan da ek pastaları yiyorduk. Sevil Teyze uzun saçlarımla oynamaya başladı. Çocukluktan beri saçımla oynanması uykumu getirirdi bu nedenle gözlerimin yavaştan kapandığını hissediyordum. Aras'ın Ağzından Annem benden film alıp ona götürmemi istemişti. Ben de hevesini kırmamak için film alıp ona götürmüştüm. Beni odadan kovmuştu ve ne yaptığını merak ediyordum açıkçası. Şimdi ise kafeteryada oturmuş kahve içiyordum. Kahvenin dibini de içip kafeteryadan çıkmak üzere hareketlendim. Annemin odasına yavaşça, ses çıkarmamaya çalışarak girdiğimde annem bir kızın saçlarıyla gülümseyerek oynuyordu. Kızı gerçekten çok merak ediyordum. Üstelik annem bana adını bile söylememişti. Annem benim geldiğimi görünce gülümseyerek bana döndü ve işaret parmağını dudağına bastırıp 'şhh' ladı. Uyuyakalmıştı kız sanırım. Odanın daha da içerisine girerken kızın yüzü sonunda görünür hale gelmişti. Bir dakika bir dakika. Bu kız Arya olamaz, değil mi? Gözlerim şaşkınlıktan kocaman açılırken anneme baktım. " Anne bahsettiğin kız Arya mıydı?" dediğimde güldü. " Demek onu tanıyorsun?" yazdığı şeyi okuyup kafamı olumlu anlamda salladım. Hala inanamıyordum. Bizim Arya! ''Anne bunu nasıl daha önce söylemezsin?'' Sıkıntıyla avcumu alnıma vururken annem ne olduğunu anlamadan kaşlarını çatarak bana bakıyordu. Ne olduğunu sorarcasına kafasını iki yana salladı. " Anne, ben çok kötü bir şey yaptım." dedim pişmanlık akan sesimle . Sandalyeye oturdum. Annem devam et dercesine kaşlarını kaldırdı. " Ben.. Ona sürtük dedim. Yani tam demedim ama ima etmiş bulundum ve o bana çok kızgın." dediğimde annem gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. Kağıda bir şeyler yazıp bana fırlatırcasına uzattı. " O şerefsiz sen miydin?! Pü senin gibi oğlana. Kızımı nasıl üzersin sen?" Dudaklarımı ısırıp anneme kaşlarımı çatarak baktım. Kaşla göz arasında nasıl yaptığını bilmeden terliği yine kafama yemiştim. " Ya anne ne yapayım? Bir anda ağzımdan kaçtı. Senin o kızım dediğin kız da erkeklerle pek içli dışlı. Ayrıca çok da gıcık ve kibirli." dediğimde kaşlarını kaldırdı ve bana ima taşan gözlerle baktı. " Ne!?" dedim kaşlarımı çatıp. " Sen kıskandın mı bakayım?" okuyunca kaşlarım daha da çatılmıştı. " Ne? Hayır öyle bir şey yok." Annem imalı imalı baktı ve kağıdı tekrar bana uzattı. " Nasıl tanıştınız ?" Annem merakla bana bakıyordu. Ona motorla neredeyse ona çarpacağımı ve diğer detayları, tartışmalarımız dahil olmak üzere anlatırken anlattıkça rahatladığımı hissediyordum. Annem memnunca gülüp elini dizlerime vurdu. " Kaçırma onu Aras. Yoksa seni terlikle kovalarım. Hatta topuklu ve tüylü olanlarla." Yazdığını okuyunca suratım asılmıştı istemsiz. " Anne, daha benimle konuşmuyor bile. Geçen gün bana ' benim için değersiz olan kişilerin dediklerini takmam' gibisinden bir şey bile söyledi." diye sitem ettiğimde annem ellerini 'oh olsun' dercesine karnına sürttü. " Arya çok özel bir kız Aras. Ayrıca çok inatçı. Ona kendini affettirmek kolay olmayacak belki ama her engelin ve zorluğun sonunda güzel bir şey vardır. " Okuduktan sonra düşündüm. Peki beni neden beni affetmesini istiyordum ki? Ya da neden ona bu kadar sert çıkışmıştım? Yüzde yüz hatalı olan bendim. Daha onu adam gibi tanımıyordum bile.  " Deneyeceğim." dediğimde gülümsedi. " Ben lavaboya gidiyorum onu eve götür sen." Başımı olumlu anlamda salladım. Annem lavaboya ilerleyince yavaşca Arya'nın yanına gittim. Çok tatlı görünüyordu. Telefonumu çıkartıp fotoğrafını çektim. Ne de olsa onu bu masumcuk ve sakin haliyle sık sık göremiyordum. Yanağına minik  bir öpücük kondurdum ve "Teşekkür ederim." diye fısıldayıp onu kucağıma aldım. Gerçekten bir çok kızı kıskandıracak ve erkeklerin dibini düşürecek bir güzelliği vardı. Bu düşünce sinirlerimi bozarken aklımdan hemen attım. Elbet daha güzelleri vardır ama onun kalbi de en az dışı kadar güzeldi. Yeşil gözlerini seviyordum. Ona sürtük dediğim için kendimden nefret ediyordum. Ne düşünmüştüm ki sanki? Kardeşi gibi sevdiği çocukları yanaklarından öptü diye sürtük olmayı haketmiyordu. Onu incelemeyi bırakıp sessizce odadan çıktım. Annemin gülümsemesini ve tekrar hayata dönmesini sağlayan bu kızı kesinlikle kolay kolay bırakmayacaktım. Arya'nın ağzından Gözlerimi açtığımda karşımdaki Jensen Ackles posterine baktım. Hayır bakamadım çünkü posterim yok! Hey bu duvar rengi siyah mı yoksa kör mü oldum? Gözümle odayı taradım. Kendi odamda değilim? Dün... en son Sevil Teyze ile film izliyorduk.  Ayyy ayıp oldu şimdi uyudum kadının yanında!  Sonunda yataktan kalkmak aklıma geldiğinde yataktan kalktım. Yavaşca odadan çıktım. Aşağıdan krep kokusu geliyordu. Yavaşça merdivenlerden indim. Mutfak kapısından bakmamla gözlerimi kocaman açmam bir oldu. B-bu Aras olamaz değil mi? Ben ne yapıyorum onun evinde? Şoku atlatıp mutfağa girdim. Beni farketmemişti. Mal mı bu çocuk? Zaten içerde de Flash TV açıktı .  " Uyandın mı?" dediğinde irkildim. " Hayır hala uyuyorum" dedim alayla. Gözlerini devirdi. " Günaydın" dedi. " Hayır efendim gün falan aymadı. Ben ne yapıyorum burada? Yoksa gece fark etmeden içip sana sürtüklük mü yaptım?" Sinirden ne söylediğimi bile bile bilmezken kaşlarını çatıp bana döndü. " Sana öyle demek istemediğimi biliyorsun Arya. Ayrıca dün annemin yatağında uyuyakalmışsın. Annem eve götürmemi istedi. Evinin anahtarını da yanına almamışsın" gözlerimi kocaman açtım. " Annen mi?! Sevil teyze senin annen mi yani? Nasıl ya? O çok tatlı bir kadın ama." " Sağol ya! Kahvaltı hazırladım, gel de bir şeyler ye." dedi kaşlarını çatıp. " Hayır efendim yemic-" sözümü kesen Aras'ın babası olduğunu tahmin ettiğim kişinin sesiydi. "  Aras küçük hanım uyandı mı?" Of! Şimdi hayatta bırakmazlardı beni. Yüzümü asıp Aras'a döndüm. Beyefendi piç smile atıyordu bana. " Uyandı. Biz de kahvaltı edecektik." sinirli bakışlarımı ona çevirdim. Ona ' senle görüşeceğiz' temalı bir bakış attım. O da bana ' her zaman bebeq' bakışı attı. Ben de ona ' şuradan bir çıkalım her zamanlık bir ömrün kalmayacak' bakışı attım. O da bana 'görüşürüz' bakışı atıp totosunu döndü. Offf. Babam yaşlarında ve oldukça karizmatik bir adam mutfağa girdi. " Günaydınlar!" Bu haline gülümsedim. Şimdiden kanım kaynamıştı bile adama. O kadar sempatik bir suratı ve gülümsemesi vardı ki! " Merhaba kızım, ben bu eşek sıpasının babası Taner." dedi elini uzatıp. Gülümseyerek elini sıktım. " Ben de Arya, Taner Amca." Taner amca memnunca gülümsedi. " Allaaaağhhh İbrahim Tatlıses çıktı. Le le leee Şemmammeeeğğ" diye halay çekmeye basladi Taner amca. Kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Aras gözlerini devirdi. " Babaa'' dedi uyarıcı bir tonda. Babası ise hiç takmadan halay çekmeye devam etti ve şarkıya eşlik etti. " Şemmaağmmeeğğ Şemmaağmmeeeğğ , Şemmammeğ bukeeğğ. Dotmammeeeğ dotmammeğğ , dotmammeeeğğ bukeee" kahkaha atmaya başladım. Aras gerçekten çok şanslıydı. Böyle mükemmel bir aileye sahip olduğu için. Kendi ailem aklıma gelince kahkaham silindi ve buruk bir gülümsemeye döndü. Ayıp olmasın diye kahvaltıya yardım ettim. Bir teşekkür olarak da küçük pop keklerden yaptım. Onları fırından çıkartıp süslemek için tezgaha bıraktım. Aras'a baktığımda beni izliyordu. Gözlerimi kaçırdım ve işime devam ettim.  Taner Amca içerde haber kanallarını izliyordu ve burayla ilgilenmiyormuş gibi görünüyordu. Çırptığım krem şantiyi o sıkma şeysine doldurdum. Adını bilmiyorum ne yapayım? Keklerin etrafına sıkmaya başladım. Bazılarının üstüne de hindistan cevizi döktüm. Tabaklara koyup masaya yerleştirdim. Sıktığım portakal suyunu da bardaklara boşaltıp masaya koydum. Bir ıslık sesi duyduğumda başımı kapıya çevirdim. Taner Amca kocaman gözlerle keklere bakıyordu. " Lütfen onların pop kek olduğunu söyle" dediğinde güldüm. " Kahvaltı hazır" dediğimde masaya yumuldular. Ben de yavaşca oturup yaptıklarımızdan yemeye basladim. Pfff, kibar bir kız olmak ne kadar zormuş! " Arya kızım rahat ol, kendi evindeymiş gibi. Yabancı mıyız biz?" dediğinde gülümsedim. Eh, yabancı sayılırsınız aslında ama neyse bozuntuya vermedim. " Emin olun rahat halimi görmek istemezsiniz. Futbol izlerken kendimi kaybettiğimden annemden az laf işitmedim" dediğimde gözlerini kocaman açtı Taner Amca. " Futbol mu izliyorsun Arya?" " En sevdiğim spor. Abim sayesinde baya ilgi alanıma girdi." dediğimde memnunca gülümsedi. " Senle bir maç izleriz artık. Soyadın neydi demiştin, tanıdık geldin de?" " Gürsoy" dedim utanarak. Evet soyadımdan utanıyordum. Taner Amca öksürmeye başladı. " Gürsoy. Mehmet Gürsoy ve Selen gürsoy. Onların kızı mısın?" dedi şaşkınca. " Maalesef'' diye mırıldandım. " Pek sosyetik durmuyorsun. Yanlış anlama" dedi gülerek. Gülümsedim. " Asıl sosyetik duruyorsun deseniz kırılırdım Taner Amca. Annem sosyeteye uygun davranmıyorum diye çok kızıyor. Evde kendim gibi davranamıyorum ama çoğunlukla da evde olmuyorlar. Davetler , yurt dışı, iş yemekleri..." dedim. Tamer amca düşünüyormuş gibi yaptı. " Bize gel sana karışıyorlarsa kızım. Hem Sevil Sultanın Kalbini kazanan kişiyi yakından tanımak isterim" dediğinde güldüm. " Tabi gelirim" dedim göz ucuyla Arasa bakıp. Gözlerini kocaman açmış bizi izliyordu. '' Aras len Arya kızımı üzersen çok pis dayak yersin benden" dediğinde bıyık altından güldüm. " Bu ne ama ya Arya da Arya kıskanıyorum ama!" dedi küçük çocuklar gibi. " Hadi len oradan" dedi Taner Amca. Kahvaltımız bitince bulaşıkları makineye yerleştirdim ve içeri gittim. Arası'ın ağzından Arya kahvaltıyı toplarken biz de babamla oturma odasına geçtik. Babam boğazını temizledi. " Aras. Arya'yı kaçırırsan evden atarım seni" dedi direkt konuya girdi.  Gözlerimi kocaman açıp babama baktım. Ya ben evlatlık mıyım? Allah için söyleyin ama. " Oha baba!" dedim. " Sus bakayım. O kızı gelinim olarak istiyorum ben. Nokta. Ayrıca kızı üzdüğün belli. Küssünüz sanırım. Ne yaptın lan kıza?" dediğinde gözlerimi kaçırdım. " Kalbini kıracak bir şey söyledim" " Ne dedin?" dedi koltukta bana doğru eğilip. " Sürtük " dediğimde kafama kumandayı attı. " Ulan hayta. Sen hak etmiyorsun bu kızı. Abine alacağım Arya'yı . Avucunu yalarsın sen de ahanda böyle" Gözlerimi kocaman açıp babama baktım.  Abim olacak o abaza hayatta hayır demezdi. Hatta balıklama atlardı. Şu anda yurt dışında dil eğitimi gören benden iki yaş büyük abim uzakta olduğu için rahatlarken bu fikrin düşüncesinin bile beni ölümüne rahatsız ettiğini hissettim. " Olmaz!" diye ani tepki gösterince babam kaşlarını kaldırdı. " Seviyor musun kızı?" dedi babam gülerek. " Hayır! Daha kaç gün oldu tanışalı baba ne sevmesi?'' " O zaman gönlünü alacaksın kızın. Orasını sen hallet. Ama Arya'yı  pek sevdim ben. Ailesiyle de sorunları olduğu belli. Bundan sonra ben de onun babasıyım. Onu incitirsen karşında beni bulursun" dediğinde başımla onayladim. Nasıl affettircektim ki? Birkaç dakika sonra içeriye Arya girdi. Umarım konuştuklarımızı duymamıştır. " Ben artık gitsem iyi olur Taner Amca her şey için teşekkürler." " Az daha otursaydın kızım" " Yok, ben gideyim. Teyzem merak etmiştir" dediğinde babam istemese de kabul etmişti. "Bu arada asıl ben teşekkür ederim kızım. Sevil'i bunca yıldan sonra tekrar hayata döndürdüğün için. Ayrıca artık ben senin baban sayılırım. Bir şeye ihtiyacın olursa ben burdayım." Arya gülümsedi. "Ben bırakayım seni" dediğimde babam da onayladi. Arya karşı çıksa da babamın ısrarıyla kabul etmek zorunda kalmıştı.  Arya'nın kötü bakışları eşliğinde arabaya bindik. Bu sessizlik canımı sıkıyordu. Arabada Arya'nın telefon zili yankılandı. Oflayarak telefonu açtı. " Ne var?" bu kadar kaba bir şekilde kimle konuştuğunu merak etmiştim. " Ah tabi Selen sultan hazretleri ne isterse o olur." dedi alayla. " O davete gitmeyeceğim. Ozan ile asla!" dedi sertçe. Ozan kimdi? Benim tanıdığım tek ozan Selena dizisinki mıymıntı Ozan'dı. " Ne demek başkasını bulayım o zaman ?" " Tamam ama karşılığını alırım bilesin" deyip telefonu suratına kapattı. Evine vardığımızda hala siniri geçmemişti. Tam inecekken kolundan tuttum. " Arya lütfen. Beni affetmen için her şeyi yaparım. Biliyorum öküzün tekiyim" dedim yalvarırcasına. " Her şeyi yapar mısın?" dedi kaşlarını kaldırıp. '' Her şeyi. Sen yeter ki affet'' dediğimde gülümsedi. " Benimle bir davete gelirsen affederim seni"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE