BAŞLANGIÇ TARİHİ: AĞUSTOS 2023
İTALYA, ROMA
Bisikletimle roma sokaklarında gezinirken güneş başıma geçmişti. Sıcaktan kavruluyordum. Kırmızı çiçekli elbisem uçuşurken pedalları hızlı sallayarak sokakta ilerlemeye devam ettim. Bir sürü butik dükkanın önünde geçerken en sonunda köşedeki Mr. Heart'ı geçerek dar sokağa girdim.
Evimiz soldan ikinci bahçesi olan bir binaydı. Toplam 4 kat vardı ve giriş katta oturuyorduk. Böylelikle kendimize ait bahçemiz de vardı.
Biz diye bahsediyorum çünkü yalnız yaşamıyorum.
Biz yani ben ve kocam.
Bisikleti apartmanın içine sürerek kilidini taktıktan sonra ekmek poşetini kucakladım. Kapıyı anahtarımla açarak içeri girdim. Perdeler halen çekiliydi. Demek ki uyanmamıştı. Başımı iki yana sallayarak gülümsedim. Gece geç saatlere kadar çalışıyordu hatta öyle oluyordu ki sabaha karşı geliyordu.
Ekmekleri bırakıp perdeleri çektiğimde güneş ferah salonumu doldurarak aydınlattı. Gülümseyerek cıvıl cıvıl görünen kuş sesleriyle dolu bahçemi izledim.
"Santo!"
Ben Violette Gianni.
Kocam Santo Gianni.
2 yıl önce Roma'da muhteşem bir düğünle evlenmiştik. Santo ne kadar istemese de benim için tamam demişti. Ailesi olmadığı için istemediğini anlamıştım. Pek arkadaşı da olmazdı. Kısaca hayattaki tek insan bendim.
İş arkadaşlarını hiç bilmezdim mesela. Gerçi restoranda çalıştığı için normaldi. Uzun saatler ocak başında yoruluyordu. Kimseyle doğru düzgün arkadaşlık yapamadığına emindim.
Yine de sosyalleşsin insanlar tanısın istiyordum. Açılsın iyi hissetsin istiyordum. Ailesi yüzünden ömür boyu yalnızlığa mahkum olmasın istiyordum. Bu düşüncelerimi o da biliyordu ve bana bunların hepsini sen zaten yapıyorsun diyerek kestirip atmıştı.
"Santo!"
Odamıza girdiğimde kocamın halen yüz üstü çıplak şekilde yattığını gördüm. Kolunu yastığının altından geçirmiş, örtü de beline kadar düşmüştü. Yaklaşarak eğildim ve sırtından öptüm. Bir öptüm iki öptüm üç öptüm derken gözlerini açtı. "Vi?"
"Sonunda kocacım. Nihayet uyanabildin."
"Saat kaç?"
"On bire geliyor. Hadi kalk da beraber kahvaltı yapalım." Dönerek yüzünü ovaladı, kaşıdı. Esneyerek doğrulurken bana doğru döndü tamamen. "İşim var bugün."
Yüzüm asıldı. "Yine mi?"
3 gündür yoktu ve dün gece gelmişti. Bugün de geri gidecekti anlaşılan. Başını salladı maalesef der gibi.
Oflayarak başımı eğdiğimde çenemden tutup kaldırdı. "Asma o güzel suratını." Ardından dudaklarımdan küçük öpücük çaldı.
"Nasıl asmayayım? Son bir haftada yüzünü adam akıllı gördüğümün sayısı bir eli geçmez. Ne işmiş bu böyle ya."
"Vi?"
"Ne Vi? Çok sıkıldım tamam mı? Bırak restoranı başka iş mi yok sana?"
"Yok Viole. Bunu konuşmuştuk."
Dişlerimi sıktım. "Bana Viole demenden nefret ediyorum." Çünkü sadece ciddi ya da öfkeli anlarında öyle seslenirdi.
"Bebeğim..." Beni kucaklayarak yatağa yatırdığında bacaklarımı kıstırıp yüzümü avuçladı. Neredeyse üzerimdeydi. "Böyle yapma. Aklım sende kalıyor."
"Kalsın zaten."
"Sadece bir süreliğine. Biliyorsun."
"Biliyorum..." dedim cılız sesle. Yine de ona bakmıyordum. Yanağıma öpücük kondurunca ardından dudaklarımı buldu ve o an sevişeceğimizi anladım. "Aç değil misin sen ya? Sabah sabah insan daha ayılamaz kendine gelemez."
"Sen varsın ya işte hem doyuyorum hem ayılıyorum." Dudaklarıma yeniden yumulduğunda aralayarak karşılık verdim. Dili içeriye girdiğinde adeta birbirimizi vakumlamaya başladık. Üzerime eğilip beni yatağa yatırdığında memnuniyetle kollarımı omzuna sarmıştım ki çalan telefon sesiyle duraksadık ikimiz de.
"Çalıyor yine acı acı."
Santo güldü.
Telefon ekranına bakıp direkt kapatması bir oldu. "Baksaydın ya."
"Sonra ararım."
Beni bir kez daha öpüp yataktan kalkarken ben de peşinden kalktım. O banyoya ben de mutfağa giderken küçük balkonumuza kahvaltı kurmaya karar vermiştim. Hızlıca omlet için yumurtaları çırparken kahvaltılıkları da diğer yandan çıkarmaya başladım. Pastanede çalışmamın getirdiği pratikle kahvaltı birkaç dakikaya hazır olurdu. Kapı tıklatıldığında elimi silerek terliklerimle koştum. Kargo paketi yerde duruyordu. Şaşırarak paketi yerden alırken kapıya bıraktım. İlk kez kapıda kargo alıyordum.
"Ne ki şimdi bu?"
Üzerinde Santo'nun adı geçince merak etsem de çok üstünde durmadım. Koltuğun kenarına koyarak mutfağa dönmüştüm ki kocam altında havlusuyla koridorda dikiliyordu. "Vi? Kapı mı çaldı?"
"Kulakların da ne güzel işitiyor." Yanıma gelip belime sarıldı. "Ben olsam suyun altında imkanı yok bu sesi duyamazdım." Güldü. "Paket mi o?" dedi bu kez gözleri arkama doğru kayarken. "Sadece kulakların değil gözlerinde pek iyi kocacım."
"Neymiş o?"
"Bilmem. Bakmadım." Ondan ayrılırken koluna vurdum, sert kaslarından dolayı elim acısa da belli etmedim. "Hadi giyin de gel. Harika bir omlet yapıyorum."
Santo cevap vermedi. Ya da verdi ben duymadım. Mutfakta kalan işime devam ederken yaklaşık on on beş dakikanın sonunda balkonda buluşmuştuk. Her zamanki gibi şık takımıyla taranmış saçları ve tutku kokan parfümüyle başımı döndürüyordu. "Bugün pek coolsun." Dudakları kıvrıldı.
"Bir o kadar da yoğun."
Sandalyemi çekip oturdum. "Seyahatler bitti mi yani?"
"Hayır ama şimdilik erteledim." Çatalını omlete batırıp ağzına attı. "Sırf sen istiyorsun diye." Gönlüm bir hoş oldu.
"Ne yapayım Santo... Son bir aydır hatta daha fazladır seni doğru dürüst gördüğüm yok. Bir elin parmağını geçiyorsa teşekkür edeceğim." Kahvemi yudumladım. Devam ettim. "Acaba diyorum tatile mi çıksak? Şöyle 3 günlüğüne İspanya'ya falan? Hım?"
Gerildiğini gördüm. "İspanya olmaz."
"Neden?"
Saçma bir bahane sundu. "Uzak."
"Ne?" dedim gülerek. "İspanya mı uzak?"
"Prag'a gideriz ya da Norveç'e. Zaten burası sıcak. Neden daha sıcak yere gidelim?"
"Sen soğuk seviyorum desene şuna." Kollarımı bağladım. "Kendin gibi."
"Vi." Elime uzanır gibi oldu geri çekildim. "Tamam Santo."
"Hem tatile hemen çıkamayız bebeğim. Yapma böyle." Bakışlarım parmağına takıldı. Yüzük yoktu. "Alyansı takmayı unutmuşsun gene."
"Ah." Geri çekildi. "Çıkarmıştım. Gitmeden takarım." Başımı salladım. Sandalyeden kalkarak yanıma geldi önümde çömeldi. Ellerimi avuçlarının arasına alarak öptü. "Bak bana." Ben de dayanabilir miyim sanki? Hemen baktım. "Son zamanlarda biraz ilgisiz davrandığımın farkındayım. Ama sana söz geçecek hepsi. İş yüzünden. Biliyorsun."
Başımı salladım. "Biliyorum."
"Planladığım gibi giderse her şey sana dünya turu bile ayarlayacağım. Aylarca gezeceğiz bol bol. Yiyeceğiz içeceğiz eğleneceğiz..." Fısıldadı. "Sevişeceğiz de."
Gülümsedim. "O kadar paramız yok ki aşkım." Diye sakalını sevdiğimde avucumu öptü. "Merak etme, olacak." O an sanki aklımda bir ampul yandı. İşini tam olarak bilmememin nedeni illegal bir iş yapması mıydı yoksa? Bu beni korkuya sürüklerken o da bakışlarımın değiştiğini anlamış olmalı ki sordu. "Noldu?"
"Santo?"
"Evet bebeğim?"
"Benden sakladığın bir şey yok değil mi?"
"O da nereden çıktı?"
"Ya..." Utana sıkıla sordum. "Restoranda çalışıyorum dedin ama doğru dürüst göremedim bile seni. Uzun zamandır götürmüyorsun da. E para meselesinde de sadece restoranda çalışarak büyük miktarlar biriktiremeyeceğini de biliyorum." Anlasa da sordu.
"Ne demek istiyorsun Vi? Açık konuş."
"İllegal bir şey yapmıyorsun değil mi? Bak en korktuğum şey o."
"Hayır bebeğim hayır." Elimi öperek yüzümü avuçladı. "Biliyorsun öyle bir şey yok."
"Biliyorum biliyorum da..." iç çektim. "Neyse... Benim paranoyaklıklarım işte." Doğruldu. "Sadece seni kaybetmek istemiyorum. Hepsi bu kadar."
"Kaybetmeyeceksin."
Ben de peşinden kalkarken onunla kapıya kadar eşlik ettim. Alyansını takıp gelirken yerdeki pakete kaydı bakışları. "Aşkım... Onu odamızda saklar mısın?"
Pakete kaydı bakışlarım. "Tabi." Gülümsedi. Yeniden sarılarak gözlerimin içine baktı. "Kafanda ne kuruyorsan sil at hepsini. Korktuğun hiç bir şey gerçekleşmeyecek." Sadece başımı sallayarak gülümsedim. Dudaklarımı uzunca öperek boynuma yöneldi ve oraya da öpücük kondurarak kapıdan çıktı, merdivenlerden inerken el salladım. Ve kapıyı kapattım.
&
Öğleden sonra sadece bir dersim vardı ama vakit geçer diye kampüse erken gelmiştim. Sıkıntıdan patlıyordum. Moda tasarım okuyordum. Son sınıftım. Biraz geç başlamıştım ama tamamen hobi olarak istediğimdendi. Yoksa aşçılıkta gayet iyiydim. Hayalim globale açılmış ünlü bir pastacı markası kurmaktı.
Violetta'nın Şahane Pastaları.
Hayali bile güzeldi.
Santo bu hayalimi biliyordu. Dahası çizim yeteneğimin olduğunu da biliyordu. Yaratıcılığımı kullanarak daha fazlasını yapabilirsin bana diyordu. Evlendiğimizden beri moralimi motivasyonumu yükselten bir tek oydu. Onunla tanışmadan önce ne de kötü hayatım vardı. Ailem yoktu. Aile bildiğim tek biri vardı o da Ari. En yakın arkadaşım hatta manevi kardeşim.
Şimdi Avustralya'daydı. Yakında dönecekti. Facetime ile görüşsek yetmiyordu asla. Çok özlemiştim onu da çok.
Akşam ne yemeği yapmalıyım diye düşünmeye başladığımda telefonuma bakmaya karar verdim. İnternete girerken aniden bir haber çıktı altta.
Como'da Akıllara Zarar Cinayet.
Merak edip üste tıkladığımda hızlıca okumaya başladım.
Cinayetin Como Gölü yakınlarında gerçekleştiği 33 yaşında bir erkeği boğarak öldürdüklerini anlatıyordu. Katil belirsizdi. Bir değil bir çok kişi olduğu düşünülüyordu.
"...mafya değilse neyim."
Sessizce konuştuğumda birden ekranımda Santo'nun adı çıktı. Şaşırdım. Genelde o beni aramazdı ben onu arardım ve çoğu zaman ulaşamazdım.
"Aşkım?" dedim çağrıyı yanıtlayarak. "Şaşırttın beni."
"Bebeğim, okulda mısın?"
"Evet neden?"
"Hiç seni almaya geliyorum."
"Ne?" dedim daha da şaşırarak. "Ama daha dersim var."
"Tamam kaçta bitiyor?"
"Birazdan gireceğim." Dedim kolumdaki saate bakarak. "Bir saate biter sanırım."
"O zamana kadar gelmiş olurum."
Duraksadım. "Sen nerdesin ki?"
"Roma'ya geliyorum şimdi." Hımladım. "Tamam aşkım görüşürüz."
"Görüşürüz bebeğim." Telefonu kapattığımda eski ekran gelse de haber yoktu. "Nasıl yani?" Yeni sekme açıp arattığımda bile çıkmıyordu. Kafam karışırken, "Neyse ya. Bana ne ki." diyerek eşyalarımı topladım.
&
Dersten sonra bahçeye inerken Laura ile karşılaşmıştım. "Selam."
"Selam."
"Dan ile beraber kahve içmeye gideceğiz Viole? Sen de gelsene."
"Santo gelecek başka zamana olur mu?"
"Aa süper o da gelsin. Tanışmış oluruz hem." Santo'nun bunu isteyeceğini hiç sanmıyordum.
"Biz başbaşa kalacağız da biraz. Yani başka zamana söz vereyim."
Sırıttı. "Aa anladım tamam tamam. Siz bakın keyfinize. Görüşürüz yine."
O sırada bir araba yanaşmıştı ve kocam güneş gözlükleriyle beraber indi. Gün geçtikçe daha da yakışıklı mı oluyordu bu?
"Oo meşhur Santo'muz bu mu yoksa?"
"Laura." Dedim dik dik bakarak.
"Tamam ya." dedi oyun yaparak. O sırada güneş gözlüğünü çıkararak yanıma gelen kocam belimden sarılarak dudaklarımdan öptü. Şaşırarak karşılık versem de öptüm rahatlıkla. Geri çekildiğimizde, "Sen toplum içinde beni öper miydin?"
"O nasıl soru Vi?"
Laura'nın kıkırtısını duyduğumuzda ona döndük. "Ay pardon." Elini uzattı. "Ben Laura. Vi ile aynı sınıftayız."
"Santo." dedi ağır abi edasıyla.
"Tanıştığıma memnun oldum."
"Neyse biz kaçtık."
"Bir gün kahve içmeye de bekliyorum Viole."
"Tamam." diyerek elimi kaldırdığımda arabaya doğru yöneldik. El ele tutuşarak yürürken resim dosyamı aldı kendi omzuna. "Nasıldı günün?"
"Fena değil. Senin?"
"Aynı."
Arabaya bindik. "Eve gitmeden market alışverişi mi yapsak aşkım?"
"Yapalım."
Yola çıktığımızda Santo oldukça sessizdi. Sürekli bir şeyler anlatıp durdum. Yer yer tepki verse de bu sessiz ve tepkisiz olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Market alışverişinden sonra eve geldiğimizde hava kararmıştı bile. Ben hemen elimi yüzümü yıkayıp üstümü değiştirdikten sonra salona akşam yemeğimizi kurmuştum bile. Sebzeli pizza ve kırmızı şaraplarımızı açarken yere pufları da koydum. Askılı crop ve mini şortumla tam ev halimdeydim. Topuzumu da düzeltirken Santo üstü çıplak halde salona girdi. Yanıma çökerken, boynumu öptü. "Açık bırak saçlarını."
Gülümsedim. "Sıcak ama, bunalıyorum."
"Yarım topla madem." dedi ama kendi devraldı. "Ben toplayayım." Hafif salaş toplarken ensemi öpmeyi de ihmal etmemişti. "Hmm... Öpmelere doyamıyorsun yine kocacım."
"Sen de cilvelere." deyip yanağıma da öpücük kondururca. Huylanarak geri kaçtım ama nafile. Beni kucaklayıp bacaklarının arasına kıstırdı. Kollarını karnıma sararak sıkı sıkı sarıldı. Açık gerdanıma öpücükler kondurmaya başladığında gözlerimi yumdum. Bir eli cropun üstünden göğsümü kavradığında inledim. "Santo... Yemek."
"Önce seni yiyeyim diyorum." Bacağını sıktım. "Pislik."
Güldü. "Sen de istiyorsun." Bu kez iki eli de cropun içine girerek memelerimi kavradığında derince inledim. "Deli gibi."
"Böyle devam edersen ıslanıp orgazm olurum."
Kulağıma fısıldadı. "Amacım da o ya."
Bu kez bir eli göğüslerimden ayrılarak şortumun içine kayarak genital bölgemi okşadı. Daha da altlara indiğinde ıslaklığımla karşılaştı. Parmaklarını bastırarak okşamaya başladı. İnleyerek ağzım aralanırken göğsümü daha sıkı sıktı. İnlemelerim artarken belimde kalkan erkekliğini hissediyordum. "Kucağıma gel."
Hızlıca soyunup kucağına bindiğimde soyunmamı beklemiyor olmalıydı ki bir an boş boş baktı. "Bakma öyle." Kucağına iyice yerleşerek uzun kızıl dalgalı saçlarımı tek tarafa toplayarak salladım. "Istediğin bu değil miydi?"
"Delirteceksin sen beni kadın."
O da dayanamayarak altını soyduğunda aletini kavrayarak okşamaya başladım. Üzerine binerek yükselip indiğimde dişlerini sıkarak kafasını geriye koltuğa yasladı. "Devam et..." Kalçalarımı kavrayıp sıktığında elleri o kadar sıkıyordu ki direkt boşalmam an meselesiydi. Giderek hızlandığımda gözlerini aniden açarak beni seyretmeye başladı. Göğüslerim sallanırken omzuna tutunarak yukarı aşağı hareketimi hızlandırdım. "Off... Ah! Haa!"
Santo boşaldığında peşinden ben de boşalırken içimdeki aletini sıkı sıkı kavrıyor vakumluyordum sanki. Uzunca orgazmın sonunda nefes nefese birbirimizin teninde soluklanırken saçlarımla beraber tenimi okşuyordu. Hâlâ içimdeydi, birbirimize yapışıp kalmıştık. "Duş mu alsak?"
"Ben açım."
Gözleri parladı. Koluna vurdum. "Öyle değil ya. Midem aç." Güldü. Konuşmadan pizza dilimini alarak bana yedirdi. "Hmm..."
"Her açıdan doyurdum bence seni."
"Sen var ya... Çok fenasın. Fena bir şeysin sen ya."
Sırıttığında yalandan kötü kötü baktım ama aslında ben de gülüyordum. "Yemekten sonra duş alalım."
"Bir tur daha yani?" dediğinde kızsam da yersizdi. Çünkü sevişmiştik.
Yemeğimizi yemiş, salonu mutfağı toplamış duş almış üstüne duşta yeniden yükselen libidomuzla yatak odamızda sevişmiştik. Şimdi çıplak halde yatıyor üstümüzde yarıya kadar örtü ile duruyorduk. Başım Santo'nun göğsündeydi. O da kolunu sırtıma atmış yavaşça okşuyordu, diğer eli başının altındaydı. Ben de kocamın göğsünde hayali daireler çiziyordum. "Santo?"
"Canım?.."
Çenemi dik tutarak onun gevşemiş sevgi dolu beni izleyen yüzüne baktım. "Bir çocuğumuz mu olsa?" Ve aniden o yüz kayboldu. Gergin dolu hatlarıyla karşılaştım. "Çocuk mu?"
"Hıhım. Bir bebeğimiz olsa fena mı olurdu? Evde bir neşe hareket olur."
"Çok mu istiyorsun?"
"Sen istemiyor musun?" diye sorduğumda sesimin düşmesine engel olamamıştım. "Hayır tabi ki isterim yani istiyorum..."
"Bir aması var sanki?"
"Evet Vi. Hayallerin daha doğrusu hayallerimiz var bizim. Çocuk için erken olduğunu düşünüyorum."
"Ayak bağı olmaz ki bize. Aksine hareket katar hayatımıza."
"Olur birtanem. Kısıtlar. Kim ne derse desin çocuk olunca sorumluluklar da öncelikler de değişir. Yani kısaca hayatın değişir."
Sessiz kaldım.
"Bu kadar çocuk istediğini bilmiyordum." İstiyordum tabi kim istemez ama deli divane anlamında değil.
"İstiyorum ama çok da değil. Sadece fikrini sordum işte. Neyse."
"Çok istiyorsan mi cara, çalışmaları hızlandırabiliriz." Güldüm o ise yanağımdan hızlıca öpüp üzerime çullandı. "Ya Santo..."
"Ne? Çocuk istemiyor muydun?"
"Sen delisin." diyerek yüzünü severken ileri atıldım.
&
Gözlerimi araladığımda yatakta yalnızdım. Güneşin ışıkları yüzümü yakıyordu. Perdenin çekili olmamasına mı kızsam Santo'nun olmamasına mı bilemedim. Bari bir sabah yanımda kalsın ya bir sabah...
İç çekerek yataktan kalkarken sersem vaziyette başımı kaşıyarak odadan çıktım, banyoya ilerlerken Santo'nun sesini duyar gibi oldum. Nasıl yani? Evde miydi? Tam Santo diye seslenecekken küfür edişini duymamla sessiz kaldım. Mutfağın girişinde durduğumda balkonda gördüm onu. Bir elinde telefon kulağında tutuyordu, diğer eli de balkonun demirine sıkıca tutunmuş sırtı dönük haldeydi. "Tamam. Bir daha arama. Vi bir şey öğrenirse senden bilirim." Ve çat diye kapattı.
Kimle konuşmuştu ve benim bilmemem gereken şey neydi?
Tam ağzımı aralayıp seslenecektim ki sessiz kaldım.
İçimden bir ses bir şeylerin yolunda olmadığını ters gittiğini söylüyordu.
Başım yavaşça yana döndü.
Paket...
Belki de ona bakmalıydım. Aradığım sorunun cevabını alabilirdim böylelikle.
Ama nereden bilebilirdim ki bu hamlemin karanlık günlerimizin ilk adımı olacağını...