2.Bölüm
Başımı onun göğsünde yaslarken gözlerim televizyon ekranındaydı. Komedi filmi oynuyordu ama aklım orada değildi. Santo'nun saatler önce yaptığı telefon konuşmasındaydı. "Vi?"
Hızla başımı kaldırdım. "Noldu?"
"İyi misin sen? Aniden irkildin?" Evet öyle bir fırlamıştım ki yerimden. "Ha yok... İyiyim aşkım." Yeniden yaslandım ona. "Sen ne diyecektin?"
"Uykun geldiyse yatalım bebeğim." diyerek saçımı öptüğünde bakışlarım yeniden ekrana kaydı. "Yok iyiyim. Merak ediyorum filmin sonunu." Bunun üstüne bir şey demedi Santo. Bir süre sonra film bittiğinde yerimden kalkmak istesem de kalkmadım. "Mayıştın..."
"Hıhım."
Beni kucaklayarak odamıza getirdiğinde yatağımıza yatırdı saçlarımı okşayarak alnıma öpücük kondurduğunda iyi geceler dediğini duydum ve sonra odada yalnız kaldığımı...
Karanlıkta kaldığımda gözlerimi şak diye açtım. Uykum yoktu.
Bakışlarım istemsizce dolaba kaydı. Paket oradaydı. Henüz açıp bakma cesareti bulamamıştım kendimde. Dudaklarımı ısırıyordum. "Eninde sonunda bakacaksın Viole. Kaçarın yok." Yoktu gerçekten.
Dakikalar sonra Santo odaya girdiğinde hemen uyuyor numarası yaptı. Yemiyordu normalde ama bu kez yemiş gibiydi. Öncelikle kıyafet hışırtısından üstünü değiştirdiğini anladım. Sonra banyoya gidip geldi. Yatağa girdiğinde ağır sigara kokusu geldi. Sigara çok içmezdi aslında. Bu kadar içmesine ne sebep oldu diye düşünürken kolları belime sarıldı boynumda derin bir öpücük hissettim. "Uyu karım."
Biliyordum.
Yememişti numaramı.
"Neden bu kadar içtin?"
Göğsü inip kalktı. İç çektiğini anladım. "Gergindim."
"Niye?"
Bir süre sessiz kaldığında arkamı dönerek ona dönmüş oldum. Üstü çıplaktı, altında sadece baksır olduğunu biliyordum. Bir süre gözlerime baktı. Bakıştık. "İşten çıkarılıyorum."
"Ne? Neden?"
"Layoff işte. Restoranın kararı."
"Ne hissediyorsun?"
"Hiç bir şey." dedi duygusuzca. Şaşırdım. "Yeni işim hazır nasılsa." Daha da şaşırdım. "Ne? Nasıl yani?"
"Bir Meksika restoranıyla anlaştım tam tamına 4 katını verecekler." Yani 40 bin Euro.
İyi paraydı cidden.
"Bu çok iyi haber aşkım da huzursuz görünüyorsun. İçine sinmeyen şeyler mi var?"
"Ülke değiştirmemiz gerekebilir Vi. Senin okulun hayallerin de var. Ne yapabiliriz bilmiyorum."
Yutkundum. "Hangi ülke?"
"Meksika."
Sinirlerim bozukmuş gibi güldüm. "Doğru ya... Meksika restoranı soruyorum bir de." Hemen elimi tuttu. Yaklaştı iyice bana. Dudaklarımı öptü. "Çok güzel fırsat bizim için. Şimdilik İtalya şubelerinde çalışmayı kabul ettim ama Meksika'da istiyorlar beni."
"İtalya olmuyor muymuş yani?"
"Oluyor bebeğim oluyor da," Saçlarımı okşadı. Buklelerimle oynarken, "Oraya gitmemiz daha çok fırsat demek. Kendimize ait evimiz arabamız her şeyimiz olacak."
"Neden Meksika mesela?" Anlatsana biraz. "Başka ülke mi kalmadı? Hem neden Avrupa'da kalmıyoruz."
"Vi..."
Sessizleştik.
Güzel fırsattı biliyordum.
"Bak bana," döndüm ona. "Öpsene beni." Gözlerimi devirdim. "Sinirliyim."
"Bebeğim..." Onu kendimden uzaklaştırsam da nafileydi. Beni sıkıca sarıp dudaklarımı öpmeye başladı. Çok geçmeden ben de ona teslim olmuştum. Yaklaşık bir dakika aralıksız öpüştükten sonra doğrulup soyundum. Saçlarımı sırtıma atarak üstüne binerken bir kolunu başının altına atarak beni izlemeye başladı. Anadan doğma kaldığımda saçlarımı geriye atmıştım ki ani çeviklikle beni sırtüstü yatağa yatırarak üstüme çıktı. "Santo..."
"Kızmakta haklısın." Dudaklarımı öptü. Gözleri gözlerimden ayrılmazken yanağımı sevdi. "Ama hepsi senin için. Senin mutlu olman için. Huzurlu olman için. Hayatta olman için."
Güldüm. "O ne demek? Ben hayattayım ya zaten."
"Her şey senin için. Bu yüzden kızma bana." Tekrar dudaklarımdan öptüğünde bu kez uzunca kaldı dudakları dudaklarımın üstünde. Gözlerimi yumduğumda kollarım ensesine dolandı. Üzerime eğilerek dudaklarımı vakumlarcasına öpmeye başladı. Nefessiz kaldığımı anlamış gibi birkaç saniye geri çekilip dururken nefes nefese onu izliyordum. Saçlarımı okşarken kedi gibi ona sırnaştım. "Canım..."
Boynuma sokulup öptüğünde ensesindeki saçlarını okşadım. Bir müddet böyle dururken Santo'yu tüm vücudumda hissediyordum. "Zaman gelecek, sen ne istersen o olacak. Tatilse tatil okulsa okul." Başını kaldırdı. "Kafe açmaksa kafe açmak." Elimi öptü. "İstediğin ne varsa hepsini gerçekleştireceğim. Bir gölge gibi arkanda olacağım hep. Desteğin olacağım. Yorulduğunda bana yaslanacaksın. Yere düştüğünde ben kaldıracağım seni. Elini bırakmayacağım." Gözlerime baktı uzun uzun. Duygulandığımı anladı. "Vi, ölene kadar hep seninle olacağım. Ne olursa olsun. Hep sen seveceğim. Ne olursa olsun."
"Santo..."
Bu kez nahifliği bırakıp sertçe dudaklarıma yumulurken inleyerek karşılık verdim. Dili içime girerken dudaklarımı emerek vakumlarcasına öpmeye, öpüşmeye devam ettik. Yarım saniye kadar hızlıca öpüşürken doğrularak uzaklaştı benden ve baksırını soyarak çıplak halde yanıma uzandı. Göğüslerime doğru eğilirken dudaklarıyla sağ göğüs ucumu kavradı ve emerek ısırdığında inleyerek çığlık attım. Ensesindeki saçlarını okşayarak sıktığımda daha çok emdi. Diğer eli de boş durmuyordu. Sol göğsümü okşayarak hamur yoğurur gibi yoğuruyordu. Sıktığında yeniden inledim. Garip bir haz veriyordu. Ve çok seviyordum bu hissi.
Islandığımı fark ettiğimde daha fazlasını istediğimi anladım. Sanki bir yumru baskı yapıyordu oramda ve ben onu istiyordum. Ensesine tırnaklarımı gezdirerek başını kaldırdığımda dudakları zar zor mememden ayrıldı. "Seni istiyorum."
Elim alta kayarak aletini kavradığında kendini sıktığını gördüm. "Ah Vi... Viole!"
Sıkarak aşağı yukarı oynatmaya başladığımda küfrederek üzerime çullandı ve kendisini bana bastırdığında elimin hareketini hızlandırdım. "Cazzo!"
Gülümsediğimde hırlayarak yeniden dudaklarıma yamulduğunda diğer elim ensesine gitti. Öteki elim aramızda sıkışıp kalmıştı. Zorlukla geri çekilip yüzüne baktım. "Bakma bana öyle." dedi parlayan gözleriyle. "Daha çok öpesim geliyor."
"Öp."
Bu kez doğrulup örtüyü üzerimizden atarken komple koca yatakta geri kayıp bacaklarımdan tutup beni de kaydırdı. İki yana açarak kadınlığıma baktığında daha çok ıslandım. Eli ıslaklığımı bulurken baskı yaparak okşadığında inledim. İki parmağı inlememi arttırmak istercesine gezerken daha çok inledim. Dudaklarımı yaladım. "Memeni kavra. Okşa." Dediğini yaparken başımı eğip onu izlemeye başladım bir yandan da göğüslerimi okşamaya.
Parmakları daha çok derine indi. Beni çıldırtmak istercesine.
Kalkık penisine gözüm kayarken birden ayağımla oraya bastırdığımda, "Oh!" diyerek eliyle destek verdi. "Aklımı kaçıracağım!"
Sonrası... Sonrasında ikimiz de dayanamamış olacağız ki, bacaklarımı yeniden açarak aletini boydan boya okşayıp içime gömüldü. "Ha! Sokayım." Onu sıkı sıkı sarıyordum içimde. Kendini itip çekerek üzerime gelirken elleri ellerimi kavradı ve yatağın ucuna bastırırken üzerime hızlıca gidip gelmeye başladı.
Dakikalar sonra boşaldığında ikimiz de soluklarımızı dinliyorduk. Parmaklarını saçlarımda hissediyordum. Başımı hafifçe oynatarak omzuna yattım. "Üşüdün mü?"
"Hayır." Örtüyü yine de üzerime çekmişti. "Hâlâ alev gibiyim."
Güldü. "Ben de."
"Yüksek libidoya sahip bir kocam olduğundan maalesef."
"Maalesef mi?" Yalandan kızarak burnuma vurdu. "Yüksek libidoya sahip bir karım var. Maalesef."
"Hıı." diyerek göz devirdiğimde gülerek yanağımı öptü. Sessiz dakikaların ardından konuşan ilk o olmuştu. "Bana kızmıyorsun değil mi cara?"
"Ne için?"
"Yeni iş."
"Yok..." Duruldum. "Sadece bana söylemeni beklerdim. En azından iş bulana kadar saklamasaydın."
"Söylesem bir şey değişmeyecekti ki Vi. Sadece benimle beraber iş bulmamı izleyecektin."
"Ne bileyim yardımcı olurdum, bir şeyler gelirdi elimden belki Santo."
Elimi öptü. "Biliyorum canım. Ama gerek duymadım. Anlıyor musun? Evet paylaşmam gerekirdi senin açından ama benim açımdan bakılınca gereksiz geldi."
"Gereksiz gelmemesi lazım işte. Ben senin karınım. Böyle detayları gereksiz diye diye eleyip anlatmayacaksan neyi anlatacaksın ki o zaman?"
"Haklısın. Seni kıracağını düşünemedim."
Soluklandım. "Kırılmak değil... Bozuldum sadece. Sen bana parmağımı sehpaya vurdum çok sinirlendim desen bile dinlerim seni. Bilmek istiyorum tamam mı? Anlatmanı paylaşmanı bir şeyleri ortak yapmak istiyorum."
Şakağımdan öptü. "Haklısın aşkım. Sen söyledikçe aydınlandım. Düşünemedim işte. Bundan sonra en ufak bir şeyde sendeyim."
"Söz mü?"
"Söz."
&
Mutfak masasında oturmuş önümdeki kağıdı okuyordum. Ama aklım o kadar yerinde değildi ki... Oflayarak sandalyeye yaslandım ve mutfağın tek penceresi olan balkondan manzaraya baktım. Ülkemi seviyordum. Eşsiz güzelliği, doğası, insanları...
Buraları bırakıp yeni bir ülkeye taşınmak orada yaşamak ya da yaşamaya çalışmak...
Santo için bunu yapardım yapmasına ama buradaki hayatımı bırakmak istemiyordum. Orada mutsuz olmayacağım kesindi. Yine de... İçimde huzursuz bir şeyler vardı. Nedense Santo'nun benden bir şeyler sakladığını düşünüyordum. "Yok artık Viole, kaç yıllık kocan!"
Kocam... Kocam da.
Oflayarak gergince masadan kalktım etrafı toplamaya başladım. Kahvemi yapıp balkona çıktığımda hafif rüzgar esti. Kahvemi yudumladım. O sırada köşedeki parkın çıkışında siyahlar içinde duran bir adamın beklediğini gördüm. Beni şaşırtan bu değildi. Onun yanında duran Santo'ydu. Ağacın dallarından belli olmuyordu ama sırtı dönük duran kocamı nerede görsem tanırdım.
"Kim bu adam?"
Pek tekin birine benzemiyordu.
Ne yapmalıydım? Yanına mı gitmeli yoksa gelince sormalı mı? Sorsam da vereceği cevaba ikna olacak mıydım peki?
Gözlerim kısıldı. Adam şapkasını düzelterek hızla oradan uzaklaştığında Santo etrafa bakarak karşıya geçti. Hemen hızla geri çekildim. Buraya bakma olasılığı yüksekti. Kendimi ele vermeyip kağıtlarımı toplayıp odaya geçtim. Kupayı komodine koyup gerginlikle yatağa otururken dudaklarımı yemeye başladım. "Kim ki o adam?"
Belki şu kutuya bakmanın zamanı gelmiştir.
Kafam hızla dolaba döndüğünde yerimden kalkmamla bir oldu. Kapağı açtım, yere çömeldim. Kutunun bantını yırtarak kanatlarını açtığımda evin kapısı açıldı. "Vi?"
"Cazzo... Tam sırası cidden!"
Panikle bantı yarım yamalak yapıştırıp alt rafa iterken hızla ayağa kalktım ve kapağı kapattım dolabın. Derin soluk alarak kendimi düzeltirken odadan çıktım. "Santo?"
Koridordan geçerek mutfağa geldiğimde yerde bir çok market poşeti gördüm. Kaşlarım çatıldı. "Santo?"
Bana yandan bakış attı. Tezgahın önünde paketlerle uğraşıyordu. "Bebeğim?"
Aklım karman çormandı. Bu adam, max on dakika önce parkta biriyle konuşmuyor muydu? Ne ara markete gitti de bunları aldı da geldi?
Bu işte bir gariplik vardı.
"Marketi almışsın aşkım. Raflarda bir şey kaldı mı bari?"
"Ne komiksin sen öyle." diye yandan tek kaş atarak baktı ardından belimden kavrayıp tezgahla kendi arasında sıkıştırdı beni. "Pek neşeli gördüm seni." Aslında değildim. "Eh kocam gelince keyfim yerine geldi." Kollarımı boynuna sardım. Ensesini okşarken dudaklarımdan öptü. "Özledin demek?"
"Hıhım."
Boynuma yönelip yine bir öpücük kondurduğunda kıkırdayarak adını inledim. "Santo..."
"Hoşuma gidiyorsun." Çenemi tutup dudaklarımı nazikçe öptüğünde gülümsedim. "Nazik miyiz bugün? Çünkü benim bildiğim kocam sert tutkuyu sever."
"Kocanın içindeki aslanı uyandırma istersen çünkü sana lezzetli elleriyle yemek hazırlayacak."
"Hmm ne yemeğiymiş?"
"Ravoli."
"Oo."
O akşam gülerek birbirimizle uğraşarak yemek hazırlamış yemek yemiş üstüne film izlemiştik. Şimdi ben karanlık odada yatağın içinde yalnızdım. O da sözde banyodaydı. Anda kalıp normal davranmıştım ama gariplikler yüzünden içim içimi yiyordu.
Dayanamayıp yerimden hızlıca kalktım, dolabın kapağını açtım ve yine o kutuyla göz göze geldim. Telefonumun flaşını yaktım. "Napıyorum ben?"
Gizli saklıymış gibi flaş yakmalar. Işığı yaksam daha iyi olurdu. Hem odaya geldiğinde bahane uydurmam daha kolaydı.
Bunu yaparak kutuyu açtığımda içinden düzinelerce fotoğraf çıktı ve bir de beylik tabanca.
"Ne?"
Anlam veremeyerek silaha hiç dokunmadan sadece fotoğraf destesini alırken en altta gizlenmiş küçük usb bellek buldum. Onu alıp incelerken yarın ilk işim buna bakmak olacaktı. Fotoğraflara geçtiğimde kanım dondu. Bir sürü kan revan içinde insan fotoğraflarıydı bunlar. Tesadüfen arkasını çevirdiğim tek harf notla karşılaşıyordum.
Elimde tuttuğum, P'ydi.
"Bu bir şifre mi?"
Sırayla hepsini çevirdiğimde tek harflik notlar vardı. Fazla olduğu için hepsini yapmam zordu ama en azından bir kelimeyi çözebilmiştim.
Legge.
Yaşa.
"Yaşa mı?"
Anlamıyorum. Anlam veremiyorum. Bir rüyayı yaşıyorum da uyanamıyor muyum? Neler oluyor?
Fazla oyalanmadan sadece usb'yi alarak diğerlerini eski yerine koyarken ışığı kapatarak hızla yatağa geçtim. Usb'yi çekmecenin dibine atarak derin soluk çektim.
Çok geçmeden Santo da odaya geldiğinde saniyeler için yanıma uzandı ve kolunu bana sararak beni kendine çekti. Arkamda tamamen onu hissederek ben de yastığıma sarıldım. Sonra...
Sonrası uçsuz bucaksız bir uyku.
&
"Hey Vi, naber?"
Gerginlikle oturduğum bankta dikleşirken arkadaşım Laura'yı görmem ile gülümsedim. Haydi bakalım çaktırmasam iyi olurdu yoksa kurtulamazdım dilinden.
"İyidir nolsun?"
Yanıma oturup çantasını omzundan çıkardığından muzip muzip gülerek baktı. "Geçen kaçtınız hemen öyle çifte kumrular!"
"Aman Laura."
"Ne? Bir kahve içelim dedik."
"E sonraya sözüm olsun dedim ya."
"Üstünden kaç gün geçti? Ohoo yani sana kalırsak..."
Gözlerimi devirdim. "Sen de. Lafını ettiğin şeye bak. Bak ne diyeceğim," ona doğru döndüm. "Kahveyi akşam yemeğine çevirmeye ne dersin? Roma'da çok güzel bir restoran biliyorum."
"Şahane olur derim."
"Tamam o zaman ben bir Santo'ya söyleyeyim o da uygunsa onun restoranında yeriz."
"Aa Santo'nun restoranı mı? E bu daha da şahane."
"Değil mi?" Telefonu çıkarıp rehberde adına tıkladığımda kulağıma götürüp beklemeye başladım. "Umarım bir şey demez..."
"Ne diyecek seve seve sizi ağırlarım diyecek."
"Umarım öyle der umarım."
Uzun uzun çalıyordu ama açmıyordu. Daha da garip olan, telefonuna ulaşılmamaya başlandı. "Nasıl ya?"
"Ne oldu?"
"Ulaşılmıyor."
"Ne?"
"Az önce çalışıyordu şimdi ulaşılmıyor." Panikle olduğum yerde dikleşirken, "Sakin ol belki şarjı bitmiştir." dedi Laura.
"Hiç sanmıyorum Laura." Yeniden kulağıma götürdüm telefonu. "Benim endişleneceğimi biliyor mutlaka şarj eder telefonu."
"Unutmuştur belki bu kez."
Son zamanlarda bir gariplik vardı zaten...
"Yok ulaşılmıyor."
"Sakin olur musun ne panik yaptın, sanki yeryüzünde tek ulaşılmayan insan Santo. Bekle nasıl olsa aradığını gorünce sana dönecektir."
Durdum. "Çalıyordu ama telefonu!"
"Olabilir Vi, çekmemiştir şarjı azdı bitmiştir, olabilir." Laura fazla iyimserdi ve ben onun gibi düşünemiyordum.
Çantamı toplayıp yerimden kalktım. "Yok ben dayanamayacağım restorana gideceğim. Bekleyemem."
"E ders?"
"Kendimi veremem zaten. Aklım Santo'dayken. Sen bana notları atarsın."
"Atarım tabii de beni de haber et bari."
"Tamam."
Çıkışa doğru yürürken belki Laura haklıydı yersiz panik yapıyordum diye düşünürken aklım dün Santo'nun siyahlı adamla konuştuğu geldi. Sonrasında elleri dolu eve gelmesi... Ay bu adam tefecinin eline mi düştü? Borcu vardı da ödeyemedi mi?
Ya da...
"Kaçırdılar da işkence mi ediyorlar yoksa kocama?" Korku ve endişe içinde sesli düşünürken kafayı yemiş gibiydim. Son günlerde olan gariplikler zaten yeterince canımı sıkıyordu.
O sırada güm diye bir ses patladı. Sarsılarak yeri boylarken neye uğradığımı şaşırmış vaziyette kafamı kaldırdım. Şokun etkisiyle etrafa kaçan insanları silik görüyordum. Arkada alevlenen giderek büyüyen araba ve peşinden gelen silah sesleri...
Çığlıklar büyürken insanlar bir yana kaçmaya devam ediyordu. Kampüsten geldiğini anlayınca gözlerim irileşti. "Laura..."
Yalpalayarak ayağa kalkarken sendeleyerek yürüdüm. Araba çok yakınımda patlamıştı ve savrulmamın etkisiyle kemiklerim sızlıyordu. Çantamı tutarak bahçenin içinden koşarken siyah bir minibüs hızla uzaklaştı. Kalabalık giderek artarken plakayı almaya çalışsam da alamadım yine de uzaktan fotoğraf çektim.
Uzaklardan itfaiye sireni duyulurken Laura'nın yanına vardım. Yerde baygın ve kanlar içindeydi. "Laura!"
Yere çömelip kafasını kucağıma aldığından karnından vurulduğunu ve çok kanaması olduğunu gördüm. "Laura!"
"Vi..."
"Ambulansı arıyorlar bekle." İtalyanca küfürle karışık cümleler İngilizce ile de karışırken gözlerim dolu doluydu sadece birkaç saniye ile her şey nasıl tepetaklak olmuştu. "Vi..."
"Dur... Zorlama kendini. Geliyor ambulans."
"Vi..."
Laura gözlerini kapadığında donakaldım. Ağzım aralandı. Gözlerim irileşerek hızla dolarken akan gözyaşlarımı fark edemedim bile. "L-laura..." Şoka girmiş gibiydim. Arkadaşım... En yakın arkadaşım kollarımın arasında can vermişti.
Etraftaki sesler boğuklaşmaya görüntü silikleşmeye başladı.
"VI!"
O sırada Santo'nun sesi...
Uzaklardan geliyordu.
Kafamı kaldırmamla onun buraya koşarak geldiğini görmem bir oldu.
"S-santo..."
"Canım." Eğilip bana hızla sarılırken şoktan çıkamamıâ gibiydim halen. Boşluğa bakarak konuştum. "O... Laura... Öldü."
"Öldü..."
"Şışt. Geçecek."
"Öldü..."
"Vi..."
"Santo..."
"Bak bana," kafamı tutup kaldırdı. "Geçecek bebeğim." Ve sonra bana yeniden sarıldı. Bense tek bir şey sayıklıyordum.
"Öldü.."