11.BÖLÜM(MAVİ GÖZLÜ ADAM)

3170 Kelimeler
Bazen kendimizi çok kötü hissetiğimiz günler olur. Bu kötü öyledir ki kendimizi en dipte hissetmemize sebep olur. Ben de öyle hissediyordum sanki en dip ve kurtuluş yolunun tam ortasındaydım.  ... Derin bir nefes alarak mutfağa ilk adımımı attım. Merih yüzüme bile bakmadan gereken malzemeleri çıkardı. Neredeyse hiç konuşmuyor konuşsa bile bu da kahvaltı ile ilgili oluyordu. Merih bir yandan domatesleri doğrarken bende servis için tabakları çıkarıyordum.  "Bu hazırlıkları kim için yapıyoruz?"diye sordum dayanamayarak. Merih kısa bir süreliğine bakışlarını bana odakladı. "Özel birine, kendisi benim için çok önemli."diye kısa bir yanıt verip önüne döndü.  "Özel ve değerli biri."bu cevap aklımda bazı soru işaretleri yaramıştı. "Mehra mı?"diye sordum aklıma gelen ilk isimle. Merih kaşlarını çatarak bana doğru döndü. "Benim için gözünde sandığın kadar değerli değil. Aklına neden ilk onun geldiğini de anlamadım."diye cevap verdi soğuk sesiyle. "Ne biliyim, sana aşık bende-"devamını getiremedim çünkü merih her zaman ki gibi sözümü kesmişti. "Şunu aklından hiç çıkarma yabancı kız çocuğu, bu saatten sonra kimse sandığın gibi değerli olamaz benim için."diye mırıldandı bir şeyler ima etmeye çalışarak. Merih'e cevap vereceğim sırada kapı çaldı.  Merih hızla arkasına dönüp kapıyı açmaya doğru ilerlerken Merih'in ne kast etmek istediğini anlamaya çalıştım.  Kapı açılır açılmaz Merih'in sesi duyuldu. "Hoş geldin ruban ağabey." Bu Merih yaralıyken ziyarete gelen adamdı. Dakikalar sonra içeri ruban ağabey ve Merih girdi. "Günaydın kızım."diye selamladı beni ruban isimli adam.  "Günaydın."diye yanıt verdim. Merih ve ruban ağabey masa da ki yerlerini alırken ruban ağabey Merih'e doğru dönüp konuşmaya devam etti. "Nerede bizimkiler?"diye sordu. Bizimkiler diye bahsettikleri Olcay ve egemen olmalıydı. "Uyuyorlar, dün fazla çalıştırmışsın."diye yanıt verdi Merih.  Sesi karşısında ki adama oldukça iyimser çıkıyordu. Bu ton çok nadir duyduğum bir ton olduğu için biraz garip gelmişti. Benim karşımda ruban isimli adam otururken hemen çaprazımda Merih vardı ikisi de koyu bir sohbete dalmışlardı bende ara ara konuştuklarına kulak misafiri oluyor karşımda sanki bana bir yerlerden tanıdık gelen bu adamın kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordum.  Onlar sohbet ederken ben çoktan kahvaltımı yapmış ayağa kalkacağım sırada ruban isimli orta yaşlı adamın bana seslendiğini duydum. "Adın neydi senin kızım?"diye sordu.  "Afra." "Daha önce ki hayatında tam olarak nerede yaşıyordun? Hangi şehirde?"diye sordu. Ruban ağabeyin soruları beni her ne kadar tedirgin etse de Merih'in ona bu kadar çok değer vermesine göre ona güvenebilirdim. "Istanbulda."diye yanıt verdim sorusuna karşılık. "İstanbul büyük şehir bilirim."diyerek gülümsedi.  "Nasıl? Yoksa sende mi orada yaşıyor-"devamını getiremedim çünkü sözümü kesmişti. "Benim gençliğim orada geçti, her sokağın her kaldırımın ayrı ayrı anıları var bende. Sen hangi mahallesinde yaşıyordun?"diye sorduğunda aklım anne ve babamla beraber yaşadığımız daha sonra onlar vefat ettikten sonra tek başıma yaşamımı sürdüğüm o eve gitti.  Özlemiştim, anılarla dolu evimi, odamı gerçekten de özlemiştim. "Gül Mahallesi."diye cevap verdim. Ruban ağabey bir kaç saniye durdu. Daha sonra ifadesiz bir biçimde Merih'e baktı. Saniyeler sonra bana doğru döndüğünde yumuşak bir ifadeyle gülümsedi. "Nurettin amcayı tanıyorsun o halde."diye açıkladığında yüzümde ister istemez bir ifade belirdi.  Nurettin amca bizim bakkalın yaşlı amcasıydı küçükken okula giderken her zaman cebime çikolata yada şeker koyar öyle yollardı beni. Benim gözlerim özlemden dolayı dolarken gülümsedim. "Tanıyorum, siz nereden tanıyorsunuz?"  "Benim vefat eden eşimin babası."diye yanıt verdi. Yüzümde ki tebessüm silinirken baş sağlığı diledim. "Sağ olasın kızım, bu şehirde yalnız olduğunu hissedersen Merih'ten yada çocuklardan birinden seni yanıma getirmesini iste."diye önerdi. "Teşekkür ederim."diye mırıldandım.  Dakikalar sonra ruban ağabey ayağa kalkarken Merih kapıya kadar eşlik etti ruban ağabeye. Uzun bir süre konuştular kapıda. Merih kapıyı kapatırken yanıma doğru ilerledi ve tam karşımda durdu. Bir şeyler söylemek istediği her halinden belliydi. Tam konuşacağı esnada içeri şarkı söyleyerek Olcay girdi.  Bir yandan şarkı söylüyor bir yandan da etrafımızda dönüyordu hatta bir ara beni de oynadığı dansa dahil ederek ellerimden tutup çevresinde bir kaç kez döndürmüştü. Olcayın bu ani hareketi karşısında her ne kadar şaşırsam da artık onun bu haline alışmam gerektiğini düşündüm.  Bu evin neşesi kesinlikle Olcay olmalıydı. Yoksa sabah sabah bu kadar enerjik olması bana biraz tuhaf geliyordu.  Nihayet Olcay beni döndürmeyi bıraktığında dengemi sağlamak için sandalyeden destek aldım. Merih bize soğuk gözleriyle bir kaç dakika baksa da bir şey söylemeden yanımızdan ayrıldı. Ben ve Olcay nefesimizi düzene sokmaya çalışırken kapıdan egemende görüldü. "Ne oldu sabah sabah? Sabah koşusundan falan mı geliyorsunuz?"diye sordu egemen. "Onun gibi bir şey ama değil."diye unsur verdi Olcay neşeli sesiyle. "Nasılsın afra? Her şey yolunda mı? Biz dün gittikten sonra Merih sorun çıkarmadı değil mi?"diye sordu. Aklım dün akşama gittiğinde beraber içinde mahsur kaldığımız banyo olayı geldi daha sonra benim küçük çaplı krizim ve Merih'in odasında kalmam. Karşımda benden bir cevap bekleyen egemene doğru döndüm. "Yok sorun çıkmadı."diye yanıt verdim. "Bugün seni Olcay'la beraber ruban ağabeyin mekanına götürmek istiyoruz, tabi eğer sende istersen."diye devam etti konuşmasına egemen. Egemenin bu teklifine gülümseyerek yanıt verdim. "Çok iyi olur." "İyi o zaman kahvaltıdan hemen sonra gidiyoruz."diyerek kahvaltı masasına oturdu Olcay'la beraber. "Hem nevra da gelecek, seni onunla tanıştırmak istiyorum."diye araya girdi Olcay. "Tanışırız tabi."diye mırıldandım Olcay'a. Olcay ve egemen kahvaltı ederken bende hazırlanmak üzere dün gece kriz geçirdiğim o adaya gittim. Kapının kolumu kavrayıp indirdiğim sırada kapının açılmadığını gördüm.  Ne yani kilitlenmiş miydi? Bir kere daha denedim fakat yine açılmadı. "Boşuna çabalama, kilitli o kapı."diye araya giren sesle arkamı döndüm. Karşımda Merih'in ifadesiz yüzüyle karşılaştığımda pek te şaşırmadım. Çünkü bu evde sert ve soğuk konuşan tek kişi oydu. "Neden kilitli?"diye sordum.  "Çünkü ben öyle istedim, bundan sonra o odada kalmayacaksın yardımcı haven abla sana yeni odanı gösterecek."diyerek yanımdan ayrıldığında haven diye bahsettiği kadın yanıma gelip beni Merih'in bahsettiği o odaya götürdü. "Hemen hemen ihtiyacınız olan her şey var, başka bir şeye ihtiyacınız olursa ben buradayım."deyip kapıyı kapatarak odadan çıktı. Merih'in neden böyle bir şey yaptığını anlayamasam da bu oda da tek kişilik bir yatak, çalışma masası ve pencerenin hemen yanında iki kanepe vardı. Tek kişilik yatağından hemen karşısında ise geniş ve büyük bir giysi dolabı duruyordu.  Tüm bunlar ne zaman hazırlanmıştı diye merak etsem de kurcalamadan giysi dolabına yönelip içinden siyah bir sweet ve pantolon çıkarıp üzerime geçirdim. Üzerine de kalın bir ceket giyip beyaz spor ayakkabıları ayağıma geçirdim.  Şimdi dışarı çıkmak için hazırdım. Ben odadan çıkarken Olcay, egemende üzerine ceketlerini giyiyorlardı. "Hazırsan gidelim."diye konuşmaya başladı egemen. Egemene olumlu anlamda başımı sallarken Olcay'ın sesiyle duraksamak zorunda kaldım. "Bir dakika, Merih'te geliyor."diyen Olcay'ın sesiyle Egemenle beraber bakışlarımızı Olcay'a çevirdik. "Merih hala yaralı, onun gelmesi pek uygun değil."diye cevap verdi egemen doktor havasıyla. "Fazla kalmayacak, işi varmış dışarıda zaten."diye konuşmaya devam etti Olcay. Kapıda görünen Merih'le egemen Merih'e doğru döndü. "Şimdi işlerini halletmenin sırası değil, senin uyuyup dinlenmen gerekiyor."diye açıklama yaptı egemen. "Ben iyiyim, siz çıkın bende işlerimi halledip yanınıza geleceğim." Merih'in son sözlerinden sonra egemende Olcay'da hiç bir şey söylemedi, Merih masanın üzerinden araba anahtarını alırken Egemen'in kulağına bir şeyler fısıldadı daha sonra son bir kez daha ben ve Olcay'a bakıp evden çıktı. Geriye yalnızca biz kaldığımızda hızlı adımlarla arabanın olduğu bölgeye doğru ilerlemeye başladık. Olcay direksiyonun başına geçerken egemende Olcay'ın hemen yanında ki yolcu koltuğuna yerleşti. Bende arka koltuklardan birine yerleştikten sonra Olcay arabayı çalıştırdı. "Şehrimizi tanımaya hazır mısın?"diye sordu Olcay gülümseyerek.  Bir kaç saniye durdum, hazır mıydım kestiremiyordum bildiğim tek şey bu şehirden ayrılana kadar bana yardım eli uzatan bu insanlara ne olursa olsun yardım edeceğimdi. Benden cevap bekleyen Olcay'a doğru döndüm. "Sanırım hazırım."diye yanıt verdim.  Olcay'da son bir kez daha gülümsedikten sonra bizi hızla bu evden uzaklaştırdı. Yol boyunca Olcay'ın espirilerini, egemenin de Olcay'a öfke dolu sitemlerini işitmiştim. Gerçekten de dışarıdan biri onları görse arkadaş demezdi çünkü kardeş gibiydiler. Yaklaşık yarım saat sonra uçuruma çok yakın bir yerde durduk. Üçümüzde arabadan inerken bakışlarımı Olcay ve egemene çevirdim. "Yanlış mı geldik biz? Uçurum burası."diye mırıldandım. Olcay gülümseyerek bana baktı. "Hayır, mekan hemen şurada."diyerek eliyle karşı tarafı işaret etti. Gözüme çarpan küçük bir mekanla gözlerimi büyüttüm. "Çok tehlikeli değil mi? Yani uçuruma bu kadar yakın bir mekan."diye itiraf ettim.  "Ruban ağabey için tehlikenin bir önemi yoktur, bu yüzdendir mekanın adı yürekler mekanı diye."yanıt verdi egemen. "Yürekler mekanı? Neden bu isim?"diye sordum. "Çünkü ancak yüreği olanlar buraya gelmeye cesaret edebilir, bu yüzden böyle bir isim koydu ruban ağabey."diye yanıtları sorumun cevabını egemen. "Gerçekten güzelmiş."diye itiraf ettim. Daha sonra üçümüzde yürekler mekanına ilk adımımızı attık. Bizi karşılayan ilk şey sıcak hava dalgası olmuştu, içerisi yanan şöminede ki ateşten dolayı sıcaktı. Her masa birbirinden uzak bir şekilde dizilmiş her masanın yanında en az bir pencere vardı.  Burası çok garip bir yerdi, o pencereden dışarıyı izleyenler uçsuz bucaksız bir uçurumu görüyorlardı. Sanırım bu mekan isminin hakkını veriyordu. Karşıdan bize doğru gelmekte olan ruban ağabeyle üçümüzün yüzünde de bir tebessüm belirdi. "Hoş geldiniz çocuklar."diyerek hepimizle selamlaştı. "Merih nerede? O neden gelmedi?"diye sordu ruban ağabey.  "Merih az sonra gelir işi var biraz dışarıda."diye yanıt verdi egemen. Daha sonra dördümüz de uçuruma bakan masanın birinde oturduk. Ruban ağabey bir çalışanı yanına çalışarak masayı donatmasını istedi.  "Beğendin mi kızım burayı?"diye soru soran ruban ağabeyle bakışlarımı ona doğru çevirdim. "Evet çok güzel burası."diye cevap verdim. Ruban ağabey verdiğim yanıttan hoşlanmış olacak ki gülümsedi.  "Iyi ki geldiniz çocuklar."diyerek bize doğru döndü ruban ağabey. "Merih'te burada olsaydı kadro tamam-"devamını getiremeyen Olcay'ın sözünü karşıdan bize doğru gelmekte olan Merih kesti. "Kadro tamamlandı."diyerek ruban ağabeye sarılan Merih hemen sonra bizimle beraber masada ki yerini aldı. Daha haftalar önce yapayalnız kimsesiz biriydim. Şimdi ise etrafımda bana koşulsuz yardımcı olacak insanlar vardı. Ve bu şehrin bana kattığı en güzel şeylerden biriydi de. "Çok beklettin bizi, neredeydin öyle? Yoksa mehrayla buluşmaya mı gittin?"diye sordu Olcay alayla gülerken. Merih kaşlarını çatarak Olcay'a baktı. Cevap vermedi, fakat yüz ifadesinden de onun yanına gitmemiş olduğu belli oluyordu. "Hoş geldin evlat, yaran nasıl? İyileşmeye başladı mı?"diye sordu ruban ağabey. "Iyiyim."diye kısa bir yanıt verdi Merih. "Ona bakacak olursan, ölüm döşeğinde bile olsa iyiyim der."diye araya girdi egemen. Aslında egemen söylediklerinde haklıydı. O gün Merih'le beraber banyoda mahsur kaldığımızda ateşi olup titremesine rağmen bunu görmezden gelip iyiyim demişti. Acısını umursamıyor kimsenin umursamamasını istiyordu.  Çalışanlar masaları donatırken ruban ağabey ayağa kalktı. "Ben içeride ki işlere bakayım. Size afiyet olsun çocuklar."diyerek bizi masada yalnız bıraktı. Egemen ve Olcay iştahla yemeye başlarken bakışlarım Merih'e kaydı. Çatalıyla oyalanıyor yemek yemiyordu. İster istemez neden yemediğini merak etsem de kurcalamadan önüme döndüm. Dakikalar sonra Olcay ve egemen ayağa kalktığında bize doğru döndüler. "Biz kaçıyoruz, Egemenle işimiz var sonra geleceğiz."diyerek masadan ayrıldıklarında merihte ayağa kalktı. "Nereye gidiyor-"diye soramadan onlar çoktan mekandan ayrıldı. Masada ben ve Merih kaldığımızda Merih'in çatık kaşlarıyla karşılaştım. Merih dudaklarını aralamış bir şey söyleyecekti ki araya ruban ağabey girdi. O az önce gitmemiş miydi? "Nereye gitti bu deliler?"diye sordu. "Bilmiyorum, ama bir işler karıştırdıkları kesin."diye cevap verdi Merih. Mekandan giren toplu bir grupla bakışlarımız ister istemez oraya kaydı. "Giderek kalabalık olmaya başladı, içeri geçiyorum yardıma."diyen Merih'i ruban ağabey durdurdu. "Olur mu sen yara-"ruban ağabeyin sözünü kesen taraf bu sefer ben olmuştum. "Bende yardım ederim, önce ki hayatımda iyi bir garsondum."diye araya girdim. Kurduğum cümle üzerine Merih ve ruban ağabey bakışlarını bana çevirdi. "Kızım siz misafirsiniz, olur mu öyle şey?"diye sordu ruban ağabey sade sesiyle. "Gerek yok, ben hallederim."diyerek bana doğru döndü Merih. "Nedenmiş o? Bende yardımcı olmak istiyorum. Hem sana değil ruban ağabeye yardım edeceğim." "Peki, gelin o zaman önlüklerinizi vereyim."diyerek pes eden ruban ağabeyin arkasından yürümeye başladık. Ruban ağabey önce bize neler yapmamız gerektiğini anlattı, Merih zaten bildiği için sadece dinliyordu.  Ruban ağabey konuşmasından hemen sonra ikimize de önlüklerimizi verdi, bizde vakit kaybetmeden önlüklerimizi giydik. Merih farklı bir masaya ben farklı bir masaya servise başladık. Ara ara Merih beni kontrol ediyor bir sorun var mı diye bakıyordu. Kalabalık olan gruba servise başlarken köşede oturan bir adama takıldı gözüm. Ben servis yaptığımdan beri gözü benim üstümdeydi ve bakışlarından ister istemez rahatsız olmuştum. Bir sorun çıkmaması için fazla üstelemeden işime devam ettim.  Yaklaşık yarım saatin sonunda büyük ve kalabalık gurubun çağırtılmasıyla yeniden o masaya doğru gittim. Ben masaya ilerlerken ayrıca bir sorun çıkmaması için dua ediyordum. "Buyurun."diye nazik bir dille ne istediklerini sordum. Köşede ki, bakışlarından rahatsız olduğum adam bana doğru dönüp konuşmaya başladı. "Burada yeni misiniz?"diye sordu nazik olmaya çalışarak.  "Evet, siz ne istemiştiniz?" "Tanışmak."diye yanıt verdi karşımda ki mavi gözlü adam. "Sağ olun ama ben tan-"devamını getiremeden başka bir ses araya girdi. "Yabancı kız çocuğu, sen içeriyi kontrol et bu masayı ben hallederim."diyerek araya giren Merih'ten başkası değildi. "Gerek yok, ben zaten-"yeniden sözümü kesmişti. "Ne diyorsam onu yap, içeriye geç bu masayla ben ilgileneceğim."Sesi oldukça kaba ve sert çıkmıştı.  Bir şey söylemeden içeriye yani mutfağa geçtim. Merih'in az önce yaptığına oldukça sinirlenmiştim. Ne sanıyordu ben kendimi savunmayacak kadar aciz miyim? Kendimi koruyabilirdim ve zaten gerekli cevabı Merih gelip bölmeseydi karşımda ki adama verecektim. İstemsizce kaşlarımı çatıp mutfakla ilgilenmeye başladım. Çok geçmeden Merih'te mutfağa gelmişti.  Masada duran servis tabaklarını dağıtmak için eline aldı fakat daha ilk adımını atmama izin vermeden önünde durdum. "Ne sanıyorsun beni? Kendimi koruyamayacak kadar zavallı mıyım ben? Eğer sen gelmeseydin ben zaten gerekli cevabı verecektim."diye çıkıştım yüksek çıkan sesimle. Merih kurduğum cümleden dolayı mı yoksa ses tonumun ayarı yüzünden mi olacaktı bilmiyorum ama aniden kaşlarını çatmıştı. "Neyden bahsediyorsun sen?"diye sordu hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi. "Az önce o masada o adama karşı tavrın? Ben zaten gerekli cevabını verecektim tabi eğer sen gelip bölmeseydin "diye hatırlattım kısa bir şekilde. "Buralar senin o yaşadığın mahalleye benzemez, bu yüzden bana kızmayı bırak işine bak."Sesi oldukça umursamaz çıkmıştı. Tekrar adım atacağı sırada onu durdurmayı başardım. "Peki neye benzer? En fazla ne olabilir?"diye sordum kaşlarımı çatarak. Merih dayanamayıp elinde ki tabakları yeniden masanın üzerine bıraktı ve üzerime doğru gelerek aramızda ki mesafeyi kapattı. "Ne mi olur? Ben sana söyleyeyim, burada dışarıdan iletişim kuracağın her kimse senin kabusun olur. Bu yüzden yabancı kız çocuğu, sen sadece işinle ilgilen."dedi ve aramızda ki mesafeyi yeniden açıp eline servis tabaklarını alıp yanımdan ayrıldı. Ne demek istediğini az çok anlamıştım, neticede ben bu şehri bilmiyor tanımıyordum.  Ben bu şehrin sadece bir yabancısıydım, hiç bir zamanda bu şehrin bir ferdi olmayacaktım. Derin bir nefes alarak az önce yaşanan durumu zihnimden silmeye çalıştım. Fakat merihin çatık kaşları, soğuk sesi ve umursamaz yüzü aklıma geldiğinde istemsizce huzursuz oluyordum. Hem ben neden bu kadar öfkelenmiştim ki?  Sonuçta sadece oluşabilecek herhangi bir soruna yol açmamak için beni içeriye göndermişti. Aklım bu iki fikir arasında gidip gelirken arkamı döndüm. Fakat arkamı döner dönmez sert bir bedene çarpmam dengemi sarsmış hızla en yakınımda olan masaya tutunmuştum. Çarptığım kişiye baktığımda bu kişinin az önce benimle tanışmak isteyen mavi gözlü çocuğun olduğunu gördüm. O neden buraya gelmişti ki? Yüzünde ki ifadeden de buradan çıkmam gerektiğini anladım ve hızla yanından geçip mutfaktan çıkmayı planladım.  Fakat hiç bir şey planladığım gibi olmamış karşımda ki mavi gözlü adam beni kolumdan tutarak durdurmayı başarmıştı. "Bırakır mısınız? Gitmek istiyorum!"diye çıkıştım kolumu ondan kurtarmaya çalışırken. Fakat öyle sıkı tutmuştu ki hareket dahi ettiremiyordum. "Sadece tanışacaktık."diye konuşmaya başladı mavi gözlü adam. "Ben istemiyorum, şimdi beni bırakın!"diyerek kolumu kurtarmaya çalıştığımda ani hareketiyle beni duvara yaslayıp duvarla kendisi arasında sıkıştırmıştı. "Tanışalım, öyle git."diye ısrar etmeye devam ettiğinde tüm gücümle onu itmeye çalıştım. "Bırak!"diye bağırdım yüksek sesle. Sesim oldukça yüksek çıkmış karşımda ki adamı da rahatsız etmişti. "Sende ne inatçı çıktın!"diyerek hızla beni çekiştirip bırakırken dengemi kaybedip hızla yere savrulacaktım ki güçlü bir kolun beni tutmasıyla son anda yere düşmekten kurtuldum. Güçlü kolların sahibine baktığımda Merih'in soğuk ve öfkeli yüzüyle karşılaştım. Beni yavaş bir şekilde ayağa kaldırırken öfkeyle adını bilmediğim o adama bakıyordu. "Sen kimin mekanında kimi rahatsız ediyorsun?"diyerek hızla mavi gözlü adamın yakasına yapıştı.  "Sen kim oluyorsun asıl?"diye sordu adam. Mavi gözlü adam Merih'in tuttuğu yakasından kurtulmaya çalışıyordu tıpkı benim az önce sıkıca tutuğu kollarımdan kurtulmak istediğim gibi.  Merih adamın sorusuna cevap vermeden arka kapıdan adamın ensesinden tutarak dışarı çıkardı daha sonra son kez bana bakıp"Ruban ağabeyin yanına git ve ben gelene kadar da yanından ayrılma!"diye uyardı. Ben tedirginlik ve korkuyla karışık Merih'in söylediklerine olumlu anlamda başımı sallarken Merih çoktan o adamla beraber dışarı çıkmış arkasından da kapıyı kapatmıştı. Hızla ruban ağabeyi bulup yanına gittim.  Ruban ağabeyin yanına vardığımda ise derin bir nefes aldım. Az önce yaşananlar hala bedenimin korkuyla titremesine sebep oluyordu. O iğrenç bir adamdı ve Merih söylediklerinde kesinlikle haklıydı. Bu şehirden iletişime geçeceği her kimse benim en kötü kabusum olacaktı. Belkide Merih zamanında yetişemeseydi daha da kötüsü olacaktı. Kötü düşünceleri zihnimden silmek istercesine gözlerimi sımsıkı kapattım.  O iğrenç adamın yüzünü de sözlerini unutmak istiyordum. Merih'e de boş yere bağırmış ona kızmıştım, bunun verdiği pişmanlıkla yeniden kendimi kötü hissettim. "Ne oldu kızım iyi misin? Yüzünün rengi değişmiş sanki?"Ruban ağabeyin sorusuyla bakışlarımı ona çevirdim. "Yok bir şey iyiyim, sadece biraz yoruldum."diye yalan söyledim. İlk günden benim yüzümden bir sorun çıktığını söylemek istemedim. "Çek sandalye, otur biraz dinlen."diye önerdi. Bende tamam dercesine başımı sallayıp bir sandalye çektim ve Merih gelene kadar orada bekledim.  Yaklaşık 10 dakika sonra karşıdan çatık kaşlarıyla Merih gelmişti. Merih'i görür görmez ayağa kalkmış karşısında durmuştum. "Ona ne yaptın?"diye sordum bir nefeste.  "Gerçekten bunu merak ediyor musun?"diye sordu. Daha sonra bir kaç adım uzağımızda olan ruban ağabeyin yanına gidip bir şeyler söyledi. Ruban ağabey Merih'in söylediklerine olumlu anlamda karışılık verince Merih'i yanımda buldum. "Önlüğünü çıkar, gidiyoruz."diye açıkladı ve yanımdan ayrıldı. Merih'in sözünü ikiletmeden üstümde ki önlüğü çıkardım ve ruban ağabeye veda edip dışarıda park halinde bulunan Merih'in arabasına doğru yürüdüm. Merih'te çok geçmeden gelmiş ikimizde arabada ki yerimizi almıştık. "Özür dilerim."diye mırıldandığım da Merih bakışlarını bana çevirdi. "Neden özür diliyorsun?" "Söylediklerinde haklıydın, sana boş yere öfkelendim."diye yanıt verdim. Merih özrümü ve söylediklerimi duymamazlıktan gelerek arabayı çalıştırdı ve bizi bu mekandan uzaklaştırdı. "Benim yüzünden de seni rahatsız ettim. Hemde sen henüz iyileşmemişken başına bela açtım."diye söylendim pişman çıkan sesimle. "İyi bir daha kine daha dikkatli olur, ona göre hareket edersin."diye cevap verdi yüzüme bile bakmadan. Sesi de o kadar umursamaz ve ifadesiz çıkmıştı ki yeniden boş yere beni Sinirlendirmişti. "Senden özür diliyorum, ve verdiğin cevap bu mu? Gerçekten inanılmazsın!"diye itiraf ettim öfkeli çıkan sesimle. "Ne bekliyordun? Seni teselli edeceğimi falan mı?"diye sordu her zaman ki umursamaz sesiyle. "Teselli mi? Senden bunu bekleyecek kadar aptal değilim, hem madem böyle düşünüyorsun neden bana yardım ettin?"diye sordum bir an gelen cesaretle. Merih beklemediğim bir anda arabayı sağa çekip durdurdu, daha sonra bakışlarını bana çevirerek öfkeyle konuşmaya başladı. "Ne yapsaydım? Bırakıp öylece sana zarar vermesini mi izleseydim? Senden ben yani biz sorumluyuz! Ve en azından bu şehirde olduğun sürece sana kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğiz! Umarım şimdi sana neden yardım ettiğimi anlamışsındır."diyerek ellerini direksiyonun üzerine koyarak öfkesini kontrol etmeye çalıştı. "Bana yardım etmek zorunda değilsin, hem sizin bana karşı bir sorumluluğunuzun olmasına da gerek yok, bu şehre nasıl geldim bilmiyorum ama nasıl geldiysem öyle de çıkmayı bileceğim."diye mırıldandım çatallaşmış sesimle. Merih yeniden bakışlarını bana çevirdiğinde derin bir nefes aldı. "Ne benim ne Olcay'ın ne de egemenin karakterinde savunmasız ve tecrübesiz bir kızı yarı yolda bırakma diye bir şey yok! Bu yüzden aklından bize yük olduğun zırvalıklarını çıkar."Sesi oldukça ciddi ve kararlı çıkmıştı. Merih'in bu sözlerinden sonra hiç bir şey diyememiş önüme dönmüştüm. En azından bir kez daha ne kadar güvenilir insanların yanında kaldığımı anlamış oldum. Onlar kesinlikle yalnızca bana yardım etmeye çalışıyorlardı ve bende onlara yük olduğumu düşünerek yalnızca aptallık ediyordum.  Bugün bunu Merih'te çok iyi kanıtlamıştı. Bana zarar verecek olsalar önce onlar zarar verildi fakat hiç biri böyle bir girişimde bulunmamış beni çok iyi konuklamışlardı. Saniyeler sonra Merih arabayı yeniden çalıştırmış yola devam etmişti. Eve gidene kadar ikimizde konuşmamış eve geldikten sonra da ikimizde kendi odalarımıza çekilmiştik.  Merih'in aklında neler geçiyordu ne vardı bilmiyorum ama onda bazı gizemler seziyordum kimseye söylemediği yada söyleyemeyeceği. Ama her gizem bir gün açığa çıkardı, bende Merih'in bu gizemini açığa çıkaracaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE