...
Kanmak, kandırılmak.
Tüm hissetiğim buydu. Hiç bilmediğim bir şehirde güvenebileceğim sandığım üç kişi tarafından kandırılmıştım. Bu şehirden çıkmanın imkansız olduğunu söylemişlerdi fakat az önce duyduklarım? Derin bir nefes alarak bir kaç adım geriledim.
"Burada ne yapıyorsun Afra?"diye soran Olcay'ın sorusuyla yutkundum.
"Hiç-hiç bir şey"diye mırıldandım mahcup bir şekilde başımı yere eğerek.
"Neyse boşver biz kahvaltımıza geri dönelim, onlarda birazdan gelir."deyip yanımdan ayrıldı. Bende kendimi toparlayarak Olcay'ın arkasından mutfağa doğru yöneldim. Bugün bu şehirden kurtulacaktım. Bana neden böyle bir yalan söylediklerini henüz bilmesem de bana hep yardım etmiş korumuşlardı.
Onların iyi niyetine inanıyordum fakat söyledikleri bu yalan içimde bir şüphe uyandırmaya yetmişti. Sandalyeme yerleştiğim sırada Egemen ve Merih'te gelmişti.
"Yediysen gidelim, yapmam gereken bir sürü iş var daha."diye açıklayan Merih'e doğru döndüm ve ayağa kalktım.
"Gidelim."diye mırıldandım. Ses tonum oldukça sakin ve yumuşak çıkmıştı, üçüne de hiç bir şey belli etmemeliydim. Merih'le mutfaktan çıkacağımız sırada telefonu çaldı. Merih telefon görüşmesi için terasa çıkarken ayakta onu bekliyordum. Bir şeyler çeviriyordu en azından ben öyle hissediyordum. Merih geri döndüğünde bana doğru döndü.
"Benim bir işim çıktı, Olcay seni götürecek ben daha sonra arkanızdan size yetişirim."diye açıklayıp hızla yanımızdan ayrıldı. Geriye sadece ben egemen ve Olcay kaldığımızda Olcay Egemen doğru dönüp konuşmaya başladı.
"Nesi var bunun?"diye sordu Merih'i kast ederek.
"Bilirsin her zaman ki işleri, boşver sen bir an önce Afrayı kurula bırak."diye sorusunu yanıtladığında Egemende yanımızdan ayrıldı. Ben ve Olcay'da vakit kaybetmeden evden ayrılmış yola çıkmıştık. Olcay tüm dikkatini yola verirken aklımı kurcalayan soruyla Olcay'a doğru döndüm.
"O gün kurulda neden bana Asmara diye hitap ettiniz?"diye sordum. Sonuçta benim bir adım vardı, fakat neden başka bir isme daha gerek duymuşlardı ki?
"Çünkü bu şehirde herkes onlara verilen isimlerle birbirine hitap etmek zorundadır ve bu isimler bize kurul tarafından verilir, benim diğer adım Mişa"diye açıkladı. Ne saçma şeydi bu? İsimleri de bir kurul mu verecekti?
"O zaman neden birbirinize diğer adınızla seslenmiyorsunuz?"diye sordum.
"Hem benim adıma neden Merih karar veriyor ki?"diye ekledim. Olcay tebessüm ederek bakışlarını bir kaç saniye yoldan ayırıp bana çevirdi.
"İlk sorunun cevabını şöyle açıklayayım bu diğer isimlerimizi daha çok resmi yerlerde kullanıyoruz, günlük yaşamda istediğin kişiye istediğin şekilde hitap edebilirsin diğer soruna gelince Merih'in bir kurul üyesi olduğunu unuttun sanırım."diye açıkladı. Söyledikleri kulağa her ne kadar tuhaf gelse de gerçek buydu. Benim ismime de Merih karar vermişti. Bunun pek bir önemi yoktu artık çünkü bugün bu şehirle olan tüm bağımı kesecektim.
Yarım saat sonra bana tanıdık gelen kurulun önündeydik. Olcay ve ben kurula giriş yaparken tam karşımızda Merih bizi bekliyordu. İşini hemen halletmiş olacak ki kurula bizden önce varmıştı.
"Burada bekleyeyim mi? Yoksa sen getirir misin Afrayı?"diye sordu Olcay Merih'e.
"Burada bekle uzun sürmez."diye kısa bir yanıt verdi. Merih kuruldan çıkar çıkmaz egemene de bahsettiği gibi yaşadığım dünyaya gidecekti. Bunu da şimdi kanıtlamış oldu. Bir bahane uydurarak Olcay'dan kurtulup Merih'in arkasından gidecektim.
"Seni bu şehirden ne olursa olsun göndereceğim, ama şunu unutma bu buradan çıkman için son şansın olabilir, bugün ya bu şehirde sonsuza dek kalacak yada eski yaşantına geri dönüp hayatına kaldığın yerden devam edeceksin."diye açıkladı soğuk ve ifadesiz sesiyle.
"Burada kalmaya niyetli değilim."diye söylendim sadece Merih'in duyabileceği bir tonla.
"İyi bende öyle tahmin ediyordum, şimdi içeri gir ve bu şansı doğru değerlendir."diye cevap verdiği sırada şaşkın bir şekilde ona baktım.
"Nasıl yani sende gelmeyecek misin?"diye sordum.
"Hayır, çıktıktan sonra karara göre ya kendi dünyana yada Olcay'la beraber eve döneceksin, kaderine yön verecek ip elinde."diye itiraf etti. Ne planlıyordu? Ben içerideyken bunu fırsat bilerek gideceğini mi? Buna izin veremezdim ne olursa olsun içeriden çıkıp onu takip edecektim.
Ben kapıyı açıp içeri geçerken Merih çoktan yanımdan ayrılmıştı. Buraya ilk girdiğim an gözümde canlandığında ne kadar savunmasız ve acınası olduğumu düşündüm.
Gerçi şimdide öyleydim fakat değişen bir şey vardı. Beni aptal yerine koyup onlara güvenmemem gerektiğini anlamıştım.
"Otur."diye emir veren kısa boylu adamı sözüyle bana gösterilen yere oturdum.
"Bu şehirden çıkman için gerekçen nedir?"diye sordu kısa boylu adamın yanında ki kır saçlı adam.
"Ben buraya ait değilim."diye açıkladım. Dördü birden tuhaf bir şekilde bana bakarken bir bahane bulup buradan çıkmam gerektiğini düşündüm.
"Bunu daha iyi açıklar mısın?"diye sordu aynı adam.
"Ben kendimi kötü hissediyorum dışarı çıkabilir miyim?"diye acıyla yüzümü buluşturduğum da sanki çok tuhaf bir şey söylemişim gibi hepsi birbirine bakıp aralarında konuşmaya başladılar.
"Nevra onu dışarı çıkar."diye emir veren kurulun üyesiyle yanıma bir genç kız yaklaştı.
"Sanırım tek başıma gitsem iyi olacak."deyip hızlıca kapıya doğru yönelip çıktım. Gözlerim Olcay'ı aradığında ortalıkta olmadığını fark ettim. Şans benden yana olacaktı ki hızla kuruldan çıktım. Merih'i nasıl bulacaktım? Yoksa gitmiş miydi? Hayal kırıklığı ile bakışlarımı farklı bir yöne çevirdiğimde Merih'i gördüm.
Elinde bir kağıtla yanına gelen genç bir adamla konuşuyordu. Bu arabasına saklanmam için iyi bir fırsattı. Adımlarımı hızla Merih'in arabasına yönlendirdiğimde Merih'e görünmemeye dikkat ederek arabasının bulunduğu park alanına gidip bağaca yerleştim. İşte şimdi kaderime yön verecek ip elimdeydi. Bugün bu şehirden sonsuza dek kurtulacaktım.
MERIH SALKAN
Kurulda ki işlerimi bitirmiş çıkmak üzereyken elinde bir kaç kağıtla yanıma gelen çalışanlardan birini görünce duraksamak zorunda kaldım. Bana imzalamam gereken belgeyi verdikten sonra imzaladım. Daha sonra vakit kaybetmeden hızla park halinde ki arabama doğru yöneldim. Umarım yabancı kız çocuğu kurul üyelerini ikna ederek bu şehirden çıkmaya başarabilirdi aksi takdirde bu şehirde kalmaya devam ettiği sürece onun için her şey daha da zorlaşacaktı. Derin bir nefes aldıktan sonra arabayı çalıştırıp kuruldan ayrıldım.
Çıkış kapısı kuruldan 1 buçuk saat kadar uzaktı. Bu yüzden hemen buradan ayrılmam gerekiyordu. Diğer dünyaya gidip yabancı kızın gerçek kimliğini araştırmalıydım. Oraya o gece gerçekten anne ve babasını ziyaret etmek için mi gittiğini öğrenmeliydim.
Aksi takdirde yalan söylüyor bile olabilirdi. Direksiyonu iyice kavrayıp gaza yüklendim. Çok değil yaklaşık bir saat sonra çıkış kapısının önündeydim. Arabadan hızla inip çıkış kapısının önünde durdum. Kurulda çıkardığım sahte çıkış belgesini kurulda çalışan adama doğru uzattım. Benden bir kaç santim daha kısa olan adam belgeyi bir kaç dakika inceledi. Daha sonra onay verip kapıyı açtığında derin bir nefes aldım.
Yaptığım bir suçtu, eğer yaptığım bu suç öğrenilirse mahzende cezaya çarptırılırdım. Kapıyı açıp yanımdan ayrılan bu adamdan hemen sonra ilk adımımı atacağım sırada arkadan gelen sesle duraksadım. Bakışlarım sesin geldiği yöne doğru kaydığında arabamın bağaç kısmında sıkışan Afrayı gördüm. Şaşkın ve öfke dolu bakışlarla onu inceledikten sonra fısıltı şeklinde bir küfür savurup yanına doğru ilerledim.
AFRA SOYKAN
Merih'in arabadan indiğini anladığım sırada bulunduğum yerden çıkmak için dakikalarca uğraş verdim saniyeler sonra bağaç kapağı açılıp dışarı çıkacağım sırada ceketimin fermuarının sıkıştığını gördüm. Ben onunla uğraşırken başımda bana öfkeyle bakan Merihi görmeyi beklemiyordum. Kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu, öfkesi yüzünden fazlasıyla anlaşılıyordu.
"Sen-"diye tısladı yüzünü buruşturarak. Fakat devamını getirmedi. Ben bakışlarımı Merih'ten çekerek sıkışan fermuarımı kurtaramaya çalışırken o ise hala bana öfkeli bir şekilde bakıyordu, ona bakmasam bile bakışlarını hala üzerimde hissediyordum. Dakikalar sonra Merih'in sesli nefes verdiğini duydum daha sonra elimde onun sıcak eline hissettiğimde bakışlarımı ona doğru çevirdim.
Merih'in yüzü ile benim yüzüm arasında sadece santimler vardı ve bakışlarını bana çevirdiği sırada neredeyse yüzlerimiz çarpışabilirdi fakat düşündüğüm gibi olmamış Merih seri hareketlerle fermuarımı sıkışan yerden kurtarmış daha sonra geri çekilmişti. Bakışlarımı ona doğru çevirdiğimde hızla olduğum yerden çıkıp Merih'in tam karşısında durdum.
"Senin şu an kurulda olman gerekiyordu."diye öfkeyle konuştu dişlerinin arasından.
"Beni bu kadar salak mı sandın sen? Dışarıdan aptal gibi mi görünüyorum?"diye sordum onu tersleyerek.
"Evet aptalsın, sana sunulan son şansı bile doğru kullanamayan bir aptalsın."diye çıkıştığında sesinde ki sert ve soğuk ifade beni rahatsız etmişti.
"Şans mı? Beni oyalayarak yaşadığım dünyaya gitmeyecek miydin?"diye sordum aynı soğuk ifadeyle.
"Sen bu yüzden mi peşimden geldin?"diye çıkıştı aniden.
"Bana yalan söylediniz! Buradan çıkmanın imkansız olduğunu söylemiştiniz ama sen elini kolunu sallayarak gidiyorsun işte"diye bağırdığımda yanımıza kuruldan olduğunu düşündüğüm bir adam geldi. Elinde ki kağıdı Merih'e doğru tutarak konuşmaya başladığında ters giden bir şeylerin olduğunu fark ettim.
"Bu sahte bir evrak."diye açıklama yaptığında Merih öfkeyle önce bana daha sonra hemen yanımızda ki adama baktı. Ben daha ne olduğunu anlamadan Merih aniden kolumdan çekiştirerek beni arabaya bindirdi. Daha sonra kendide binerek hızla arabayı çalıştırıp bizi uzaklaştırdı.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen? Neyden kaçıyoruz?"diye sorduğumda dikiz aynasından arkayı kontrol etti. Bakışlarını dikiz aynasından çektiğinde gaza yüklendi ve arabanın hızını arttırdı.Ben de korkuyla bakışlarımı arkaya çevirdiğimde arkadan gelen kimsenin olmadığını fark ettim fakat her ana karşı emniyet kemerimi taktım.
"Arkamızdan gelen kimse yok neden bu kadar hızlısın?"diye sordum öfke dolu çıkan sesimle.
"Kapa çeneni."diye çıkıştığın da pes ederek sustum. Fakat hala neyden kaçtığımızı bile anlamamıştım. Dakikalar sonra Merih sağa çekip durduğunda bakışlarını bana doğru çevirdi.
"Her şeyi berbat ettiğinin farkında mısın?"diye sordu çenesi gerilerek.
"Berbat mı ettim? Bana yalan söylediniz."diye açıklamaya çalıştım derdimi.
"Kimse sana yalan falan söylemedi, seni buradan çıkarmak için kurulla anlaşıp bir görüşme ayarladım ve sen kendi hayatını kurtarmak yerine kendince bir maceraya atılıp beni takip ettin! Ne sanıyordun beni takip ederek kurtulacağını mı? Beni takip ederek sadece kendi hayatını berbat ettin."diye konuştu öfkeyle yüzünü ekşiterek.
"Bana buradan çıkmanın imkansız olduğunu söylediniz ve sen şimdi elini kolunu sallayarak gidiyorsun."diye terslemeye devam ettim.
"Bir kendine bak sen ve ben aynı konumda mıyız sence? Sen yabancı bir kız çocuğu ben ise bu şehrin bir insanıyım ayrıca bu şehrin adaletinden sorumlu olan bir üyeyim."diye açıkladı soğuk bir dille.
"Sahte evraklar ile bu şehirden çıkmaya çalışıp adaletten sorumlu olan bir üye."diye çıkıştım yüksek sesle.
"O zaman neden beni de sahte evraklar ile çıkarmaya çalışmadın? Bu kadar bekletmenin amacı neydi?"diye sordum sakin olmaya çalışarak.
"Çünkü benim suçum açığa çıkarsa bir şekilde kurtulabilirim ama sen yabancı kız çocuğu suç işlersen seni affetmezler."diye açıkladı çatallaşmış sesiyle.
"Bu umurumda mı sanıyorsun?"diye sordum sesimi alçaltarak.
"Senin umurunda değil belki ama benim-"daha sonra duraksayarak boğazını temizledi."Ama bizim umurumuzda çünkü istesen de istemesen de şu an senden sorumlu olan biziz."diye konuşmaya devam etti.
"Buradan çıkman için artık bir şansın yok! İstesen de istemesen de bu şehre alışmak zorundasın."diye itiraf ettiğinde öfkeyle arabadan indim. Söyledikleri doğru olabilir miydi? Artık buradan çıkmam imkansız mıydı? Saniyeler sonra Merih'te arabadan indiğinde bakışlarını etrafta gezdirdi.
"Söylediklerine inanmıyorum, daha önce beni kandırdınız tekrar kandırıyor bile olabilirsiniz."
Gerilen yüz hattı ile beraber kaşlarını da çattı.
"İnan güvenip güvenmemen umurumda değil, bugün beni takip etmek yerine o kurul üyelerine buradan çıkmak için ikna etmeyi başarabilseydin tüm bunlar yaşanmayacaktı."
Kafam iyice karışmıştı.
Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile ayırt edemiyordum hayatım bir karmaşadan farksızdı, ve ben bu karmaşayla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Sıkıntıyla nefes verdiğimde bakışlarımı yere sabitledim.
"Gidelim artık, birazdan burada olurlar."
Merih'e cevap vermeden arabaya doğru ilerledim kim olduğunu sormayacaktım. Merih ve ben arabaya doğru yerleştiğimizde Merih vakit kaybetmeden bizi buradan uzaklaştırdı.
"Bugün ben seni takip etmeseydim sen gidecektin değil mi?"diye sordum. Merih kısa bir süreliğine bakışlarını bana doğru çevirdi.
"Sayende gidemediğim gibi sahte evrak olayından dolayı ceza bile alabilirim."diye açıkladığında sesinde öfke yoktu aksine sakin bir ton ile konuşmuştu.
"Sahte belge çıkarmanı ben mi istedim?"diye sordum yüksek bir sesle.
"Eğer arkamdan gelmeseydin çıkardığım o sahte belge bir işe yarayacaktı, şimdi işe yaramadığı gibi daha da kötüsüne yol açtı."
"Sende bir üye değil misin? Kendini kurtarırsın."diye konuştum bakışlarımı ondan çekerek. Merih kaşlarını çatarak bana baktığımda bir kaç saniye durup az önce kurduğum cümlenin neresinin yanlış olduğunu düşündüm.
"Her şeyi hafife alma, burada işler sandığın gibi kolay yürümüyor her ne kadar yüksek bir makamda yerin olsa bile işlediğin suçun cezasını çekmeye mahkumsun."diye açıkladı sesinde ciddi bir ton vardı. Bu konuyu daha fazla kurcalamadan önüme döndüm. Yaklaşık bir saat sonra evin önündeydik. Önde Merih arkada ben içeri geçtiğimizde Olcay ve egemen bizi kapıda karşıladı.
"Afra her yerde seni aradım, neden gittin?"diye sordu Olcay. Ona da ayıp olmuştu ben mahcup bir şekilde başımı öne eğerken Merih çoktan yanımızdan ayrılmıştı.
"Sana haber veremediğim için kusura bakma Olcay."diye mırıldanırken Olcay anlayışla karşılayıp tebessüm etti.
"Neyse sorun değil, Egemenle beraber çok güzel bir film seçtik sende bizimle izlemek ister misin?"diye sordu yumuşak ve sevecen çıkan sesiyle.
"Olur."diye kısa bir cevap vererek teklifini kabul ettim. Egemen ben ve Olcay büyük ve geniş bir odaya geçerken daha önce böyle bir odayı görmediğimi fark ettim. Oda karanlıktı ortada sadece uzun ve geniş bir kanepe ve kanepenin karşısında ise fazlasıyla uzun ve geniş ekranlı bir televizyon vardı.
Kendimi bir anda sinemadaymışım gibi hissettim diyebilirim. Ben kanepenin köşesinde yan tarafımda ise egemen onun yanında da Olcay vardı. Olcay filmi başlatmak için ayağa kalkarken egemen bana doğru döndü.
"Her şeyden haberim var Afra, bizi henüz güvenemediğinin farkındayım fakat bugün Merih'i takip ederek kuruldan kaçman hiç hoş değildi."diye itiraf etti.
"Biliyorum kaçmamam gerekirdi, ama bana buradan çıkmanın imkansız olduğunu söylemiştiniz fakat Merih gidiyordu eğer ben onu takip etmeseydim."diye mırıldandım.
"Senin buradan çıkmanın imkansız olduğunu söyledik çünkü gerçek öyle, Merih bu şehrin adaletinden sorumlu bir üye onun buradan çıkması çok doğal, biliyorum sahte bir belgeyle çıkması doğru değildi ama o bunu göze alarak gidecekti."diye açıkladı.
"Buradan sadece kurulun üyeleri mi çıkabiliyor? Bu çok saçma."diye itiraf ettiğimde Egemen hafif bir tebessüm etti.
"Bu şehirden çıkman için elinde çok önemli bir sebebin olması gerekiyor, ayrıca buradan çıkman içinde kurul üyelerinin iznine ihtiyacın var yani anlayacağın sadece kurul üyeleri değil izni olan herkes bu şehirden ayrılabilir."diye açıkladı.
Bu nasıl bir şehirdi böyle? Hapishaneden farkı yoktu.
"Bende bugün kuruldan kaçarak bu şansı kaybetmiş oluyorum."diye mırıldandığım da başımı öne eğdim. Sanırım egemen söylediklerinde haklıydı. İsteyen herkes elini kolunu sallaya sallaya çıkamıyordu bu şehirden , zaten bunu da bugün çıkış kapısında ki kurul üyelerinin aldığı güvenlik önlemlerinden anlayabiliyordum.
Fakat dikkatimi çeken başka bir şey vardı Egemen "Elinde sağlam bir sebebin varsa çıkabilirsin"demişti. O zaman Merih neden bu şehirden çıkmak üzereydi ki? Sahte bir belge hazırlayarak çıkmayı düşündüğüne göre onun elinde de sağlam bir sebep yoktu. Egemene doğru dönüp konuşmaya başlayacağım sırada Olcay filmi başlatıp yanımıza geldi. Hepimiz filme odaklanmış bir şekildeyken Olcay ara sıra telefonunu çıkarıp birine mesajlar yoluyor hatta ara ara yüzünde bir tebessüm bile fark edebiliyordum.
"Film mi izleyeceksin yoksa telefonla mu oynayacaksın?"diye uyarı bir ton ile konuşan Egemen'e doğru döndüm.
"Ne yapıyım nevra tüm dengemi bozuyor."diye itiraf ederken "Nevra" diye hitap etmesi kurulda yanıma gelen genç kızı hatırlatıyordu bana.
"Bu nevra kurulda mı çalışıyor?"diye sordum meraklı bir şekilde.
"Evet, yoksa sen onunla tanıştın mı?"diye sordu Olcay gözlerini büyüterek.
"Yok kuruldayken görmüştüm."diye mırıldandım. Olcay olumlu bir şekilde başını sallarken tüm dikkatimi filme verdim. Film biter bitmez Olcay ışıkları açtı.
"Filmde bittiğine göre ben çıkıyorum nevra beni bekliyor."diye konuşup hızla yanımızdan ayrıldı.
"Bende çalışmalarıma devam etmek için odama çekiliyorum."diye açıklayan egemende saniyeler sonra o da gözden kayboldu. Koskocaman odada yalnız kaldığımda bende ayağa kalktım. Fakat daha ilk adımımı bile atamadan ışıklar sönmüştü.
Oda tamamiyle karanlığa bürünürken elektriğin kesildiğini fark ettim. Odadan çıkmak için kendi çapımda uğraşlar verirken kapının kolunu bulup aşağı indirdim. Fakat biri benden önce davranmış olacak ki kapı hızla açıldı bende ani bir refleksle geri çekilip düşeceğim sırada en yakınımda ki nesneyi tutunmak istedim fakat belime dolanan güçlü kollar son anda yere düşmekten beni kurtarmıştı.
Ben güçlü kolların sahibine bakarken dışarıdan yansıyan ışıkla Merih'in koyu kahverengi gözlerine rastladım. Dışarıdan yansıyan ışık Merih'in sağ tarafta kalan yüzünü açığa çıkarıyor sol tarafta kalan yüzü ise odada ki karanlık yüzünden görünmüyordu. Kısa bir süreliğine bile olsa Merih'in yüzünü incelediğim sırada onun kötü biri olup olmadığını düşündüm.
Yapısı gereği sert ve soğuk bir kişiliği vardı evet ama beni mahvar denilen yaratıktan kurtarıp mahzerde benimle kalan oydu. Tüm bunlar beynimi işgal ederken Merih çoktan beni bırakmış odanın kapısını sonuna kadar çekip içerisinin aydınlanmasını sağlamıştı.
Ben silkelenip toparlanmaya çalışırken Merih boğazını temizliyordu.
"Egemen nerede?"diye sordu umursamaz ve ifadesiz bir tonla.
"Odasında."diye kısa bir cevap verdim gözlerimi ondan kaçırarak. Merih hiç bir şey demeden yanımdan ayrılırken derin bir nefes alıp bu odadan çıktım.
MERIH SALKAN
Egemenin odasına geçip kapıyı arkamdan kapattığımda Egemen'in bana tuhaf bir şekilde baktığını gördüm.
"Ne oluyoruz lan?"diye sırıttığın da ne kast ettiğini anlayarak hemen bir kaç santim uzağımda olan hafif ve yumuşak yastığı üzerine fırlattım.
"Zevzek Zevzek konuşmada beni dinle."diye konuşmaya başladığımda yüzünü ciddileştirdi.
"Bu gece gideceğim haberin olsun yabancı kız çocuğu size emanet."
"Sahte belgeden ceza bile alabilirsin ne gitmesinden bahsediyorsun?"diye karşı çıktı Egemen ciddi bir tonla.
"Ben orayı bir şekilde halledeceğim yarın sabah burada olurum sen idare edersin Olcay'ı biliyorsun öğrenirse-"devamını getiremeden egemen sözümü kesti.
"Ağzından kaçırır biliyorum."diye devam etti.
"Peki Afra yine seni takip etmeye kalkarsa? Biliyorsun sana güvenmiyor."diye konuşmaya devam etti.
"Güvenip güvenmemesi sorun değil, bu sefer takip edeceğini sanmıyorum alması gereken dersi aldı olur da yine aynı şeyi yaparsa sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak."diye açıkladım soğuk bir ifadeyle.
Yabancı kız çocuğuna olan öfkem hala geçmemişti kendince akıllı davranıp beni takip etmesi çok öfkelendirmişti beni. Buradan kurtulması için ona fırsat sunmuşken burnunun dikine gidip her şeyi berbat etmişti.
"Yapmış bir hata boşver, hem bu durumda psikoloji bakımından kötü bir durumda. Bir gece vurulup gözünü hiç bilmediği bir şehirde tanımadığı üç adamın evinde açıyor bu durumu atlatması biraz uzun sürecek."diye açıklama yaptı egemen bir doktor havasıyla.
"Başla şimdi Egemen, ben bu gece gideceğim burası sana emanet."diye son kez uyarıp odasından çıktım. Ben kendi odama geçerek gece çıkacağım için bazı hazırlıklar yaparken bir yandan da çıkış kapısından nasıl çıkmam gerektiğini planlamaya çalışıyordum. Bu sefer işler biraz daha zor olacaktı fakat ne olursa olsun gitmeliydim bir takım şeyleri açığa kavuşturmam gerekiyordu.
Ben gerekenleri elime alırken çıkış kapısına yetişmeden önce yedek bir kaç sigara paketi almayı aklıma not ettim. Saatler sonra hava kararmış Olcay ve Egemen yemek için beni mutfağa çağırıyordu. Adımlarımı mutfağa doğru yönlendirdiğimde karşı odadan Afranın çıktığını gördüm.
O da bakışlarını bana doğru çevirdiğinde kısa bir süreliğine göz göze geldik. Afra önde bende arkasından masada ki yerlerimizi aldık.
"Yavrum."diye seslenen Olcay'ın sesiyle hepsi aynı anda bana baktı. Ben Olcay'a sert bir ifadeyle bakarken Olcay konuşmaya devam ediyordu.
"Bugün akşam arabanı alabilir miyim? Nevraya sözüm var onu hep takıldığımız mekana alacağım."diyerek benden izin istedi.
"Bu akşam bana lazım hem senin araban var onunla git."diye cevap verdim.
"Benim arabam senin araban kadar çekici değil, hem sen nereye gideceksin akşam akşam?"diye sorduğunda nasıl bir bahane bulup kurtulacağımı düşündüm. Olcay'a gece bu şehirden ayrılacağımı söylemedim çünkü ağzında tutamayıp birine söyleyeceğinden korkuyordum.
Egemen durumu anlayıp araya girdiğinde yutkundum.
"Mehrayla buluşacak."deyip sahte bir ifadeyle gülümsedi. Ben her ne kadar Egemen'in bulduğu bahaneye içten içe küfür etsem de belli etmedim.
"Seni yere bakan yürek yakan."deyip küçük bir kahkaha attı Olcay hain bir gülümsemeyle. Bakışlarım Afraya kaydığında tepkisiz bir biçimde yemeğiyle ilgileniyordu. Bende tabağımdan ilk lokmamı alacağım sırada Olcay'ın sorusuyla ona doğru döndüm.
"Nereye götüreceksin bakalım yengeyi?"diye soran Olcay'a onu her an öldürecekmişim gibi baktım.
"Doğru düzgün konuş lan."diye tısladığım da eliyle sustuğunu işaret ederek yemeğine doğru döndü. Bende derin bir nefes alarak tüm dikkatimi tabağıma verdim. Egemenin uydurduğu bu bahane her ne kadar beni rahatsız etse de pek kurcalamadım.
Dakikalar sonra masadan kalkarak odama doğru ilerledim. Son hazırlıklarımı da yaparak odadan çıkıp siyah deri ceketimi üzerime geçirdim. Afranın kaldığı odanın kapısının aralıklı olduğunu gördüğümde bakışlarımı o yöne doğru çevirdim.
Ellerini bağdaştırmış pencerenin önünde dışarıyı izliyordu. Vakit kaybetmeden arabamın anahtarını alıp hızla evden ayrıldım. Gizli otoparka gidip arabama yerleştim. Daha sonra hızla evden uzaklaştım. Başıma ne geleceğinden habersiz bu evden uzaklaşmaya devam ettim.