AFRA SOYKAN
Ayakta durabilmek için en fazla neye ihtiyaç duyabiliriz? Ya da hayata yeniden tutunabilecek bir sebebiniz kalmadığında? Benimde içinde bulunduğum durum buna benzerdi, rotasını kaybetmiş bir gemi gibiydim hangi yoldan gitmem gerektiğini veya doğru yola nasıl çıkacağımı bilmiyordum.
Hoş içinde bulunduğum bir durum rotasını kaybetmiş bit gemiden farksızdı.
Kulağıma dolan araba sesiyle Merih'in evden uzaklaştığını anladım. Bende yeşil renginde ki kanepeye oturarak kollarımı bağdaştırdım. Kapıyı tıklatıp içeri geçen Olcay'la tebessüm ettim. Üzerinde beyaz bir gömlek ve siyah takım ceketi vardı.
"Çok mu abartılı olmuş sence afra?"diye sordu. Tebessüm ederek Olcay'a doğru baktım.
"Çok iyi görünüyorsun, eminim Nevra'da çok beğenecek."diye açıklama yaptığımda teşekkür ederek yanımdan ayrıldı. Odada yine tek başıma kaldığımda yorganımı üzerime atarak ışığı kapattım.
En iyisi uyumak olacaktı diye düşünüp gözlerimi kapattım. Dakikalar hatta saatlerce uyumaya çalışsam da başaramadım içimde beni tedirgin eden bir şeyler vardı.
Ayağa kalkarak pencereyi açtım hava almak iyi gelebilirdi. İçeri dolan kasvetli hava bana derin nefesler aldırırken birden karşımda beliren siyah silüetle çığlık atmamak için kendimi tuttum. Bu o gün mahzende yanımıza gelen adamdı. Merih'i fazlasıyla öfkelendirmişti bana da çok yakında tanışacağımızı söyleyip gitmişti.
"Korkma, benim niyetim sana zarar vermek değil sadece konuşmak istiyorum belki bu şehirden çıkman için sana yardımcı bile olabilirim."diye açıkladı yumuşak bir dille. Ben korkumdan dolayı derin nefesler alırken sakinleşmeye çalıştım.
"Seni tanımıyorum, sen kim oluyorsun da sana güveneceğim?"diye sordum öfkeli çıkan sesimle.
"Merih'in sahte belge çıkardığını biliyorum tüm bunların açığa çıkmamasını istiyorsan sadece bir kaç dakika dışarı çıkabilir misin?"diye sordu. Bizi takip mi ediyordu? Ya da Merih'i mi takip ediyordu?
Düşündüm bu iyi bir fikir değildi.
"Bak, seni tanımıyorum belli ki Merih'le sorunlarınız var ama bunu benimle çözmek yerine onunla konuşup halledebilirsin."diye açıkladım. Sesim hafif ve yumuşak bile çıkmıştı.
"Sadece bir kaç dakika söyleyeceklerim yalnızca seninle ilgili."diye itiraf edince tedirgin oldum. Ve her ne kadar istemesem de kabul ettim.
Ben ceketimi üzerimi geçirip dışarı çıkarken Merih ve Olcay evde olmadığı için yakalanma şansım azdı. Bu yönden rahattım. Fakat egemene yakalanabilirdim. Ses çıkarmamaya gayret ederek kapıyı açtığımda hemen bir kaç merdiven aşağıda Sandar'ı gördüm.
"Beni kırmayıp dışarı çıktığın için teşekkür ederim."diye başladı söze. Oldukça nazik konuşuyordu fakat gerçek niyetini bilmiyordum. Merih'le aralarında nasıl bir sorun vardı fazlasıyla merak ediyordum.
"Ne istiyorsun?"diye sordum soğuk çıkan sesimle. Sandar boğazını temizleyip cevap vereceği sırada egemenin sesi duyuldu bana sesleniyordu.
"Benim gitmem gerek."diye açıklayıp hızla yanından ayrıldım. Ben içeri geçerken egemende karşıdan yanıma doğru geliyordu.
"Her yerde seni arıyorum neredeydin?"diye sordu.
"Hava almak için kapının önüne çıkmıştım"diye bir bahane uydurdum. Egemen uydurduğum bu bahaneye inanmış olacak ki başını salladı. Bir kaç şey daha söyledikten sonra yanımdan ayrıldı. Bende tekrar odama döndüm. Sandar'ın ne diyeceğini merak ediyordum fakat onunla bir daha konuşma fırsatı elde edeceğimizi sanmıyordum.
Hem ben neden ona inanıp dışarı çıkmıştım ki? Bana zarar bile verebilirdi. Peki bunu Merih'e söylemeli miydim? Tüm bunları aklımdan çıkarıp gözlerimi kapattım ve uykunun beni ele geçirmesine izin verdim. Gözlerimi açtığım sırada beni karşılayan ilk şey perdenin arkasından yansıyan güneş ışıkları olmuştu.
Aklıma Merih geldiğinde o gece terasta ona burada güneşin ne zaman açacağını sorduğumda benim göremeyeceğim zamanlar diyerek soruma yanıt vermişti. Gözlerimi ovalayarak kendime gelmeye çalıştığımda ayağa kalktım. Ve yüzümü yıkamak için odadan çıktım.
Ellerimi gözlerimden çektiğim sırada duvara güçlükle tutunmuş acı içinde yüzünü buruşturan Merih'i görünce şok olmuş bir şekilde ona baktım. Ayakta duracak hali yoktu. Hızla yanına gidip ona destek oldum.
"Ne oldu neyin var?"diye sordum endişeli bir ifadeyle.
"Odama götür beni."diye mırıldandı zar zor çıkan sesiyle. Söylediğini yapıp bana tutunmasını sağlayarak onu odasına götürüp yatağına uzanmasını sağladım. Merih ellerini karnından çekerken hemen karnının sağ tarafının kanadığını gördüm.
"Ben Egemen'i çağırayım."diyerek odadan çıkacağım sırada sesiyle duraksamak zorunda kaldım.
"Burada değil, akşama kadar gelmez."
"Kan kaybından ölebilirsin, hastane falan yok mu burada?"diye sordum endişe dolu çıkan sesimle.
"Bana bir bez ya da kumaş parçası getir."diyerek konuyu değiştirdiğinde elim ayağıma dolanmış bir şekilde mutfağa gittim ve elime geçen ilk bez parçasını alıp hızlıca Merih'in odasına ilerledim.
İlk defa Merih'i acı çekerken görüyordum ve bu dışarıdan çok tuhaf görünüyordu. Ben elimde ki bez parçasını Merih'e uzatırken yüzünün terlediğini fark ettim. Refleks olarak ellerimi Merih'in alnına götürdüm.
Alnı sıcacıktı ateşi vardı. Merih her ne kadar ne yaptığımı görmek için gözlerini açmaya çalışsa da açmadı.
"Ben Egemen'i arıyorum."deyip giydiği ceketi karıştırarak telefonunu aramaya başladım. Nihayet telefonu bulduğumda Egemen'in ismini bulup üzerine tıkladım. Egemen ilk çalışımda telefonu açarken sakin olmaya çalışarak konuşmaya başladım.
"Ne oldu döndün mü?"diye sordu Egemen benden önce davranarak. Ben Egemen'in neyden bahsettiğini anlayamasam da kurcalamadan endişeyle konuşmaya başladım.
"Ben afra, Merih yaralı acil buraya gelmen gerek."diye açıkladım bir çırpıda.
"Nasıl kim yaralamış? İyi mi?"diye sordu benden daha endişeli bir sesle.
"İyi değil biri onu yaralamış kanaması var ayrıca ateşide var."diye cevap verdim. Egemen hemen geleceğini söyleyip ateşini düşürmem için bana ne yapmam gerektiğini anlatırken telefonu kapatıp ateşini düşürmek için gereken malzemeleri aldım.
Daha sonra Merih'in odasına giderek Egemen'in bana anlattığı gibi ıslak soğuk bezi alnına götürerek ateşini düşürmeye çalıştım. Ara sıra Merih'in bir şeyler mırıldandığını duysam da sesi fısıltı gibi çıktığı için ne söylediği pek anlaşılmıyordu.
"Nasıl bu hale geldin?"diye sordum Merih'e. Merih zor açtığı gözlerini kapatmamak için uğraş verirken ona biraz daha yaklaşarak ne söylemek istediğini anlamaya çalıştım.
"Saçların."diye fısıldadı boğuk çıkan sesiyle ben ne söylediğini anlamaya çalışırken saçlarımın Merih'in yüzünü kapladığını gördüm. Ben hızla saçlarımı geriye alırken Merih'e doğru döndüm.
"Ö-özür dilerim"diye mırıldandım. Daha sonra alnında ki bezi yenileyerek aynı işlevi tekrarladım. Merih'in daha da kötüye gittiğinin farkındaydım fakat egemen gelene kadar elimden başka hiç bir şey gelmiyordu. Nihayet kapının çaldığını duyduğumda derin bir nefes aldım. Egemen hızla Merih'in odasına girmişti.
"Afra benim odamda dolabımda sağlık çantası var onu getirebilir misin?"diye sordu. Bende hızla egemenin odasına geçip istediği sağlık çantasını alıp ona verdim. Egemen getirdiğim çantadan gerekenleri çıkarırken yarı baygın bir şekilde yatan Merih'i inceledim. Nasıl bu hale gelmişti?
En önemlisi onu bu hale getiren kimdi? Egemen Merih'in yarasıyla ilgilenirken bir taraftan da Merih'le konuşmaya çalışıyordu.
"Hastaneye gitmeliyiz."diye önerdi Egemen.
"Hayır hastaneye gitmeyeceğim, sende sarıyor musun ne yapıyorsan yap en kısa zamanda ayağa kalkmam gerekiyor."diye açıkladı Merih çatallaşmış sesiyle. Daha yeni yaralanmıştı ve şimdiden ayağa kalkmayı düşünüyordu.
"Nasıl oldu bu? Kim yaptı sana bunu?"diye sordu egemen. Ben pür dikkat Merih'e odaklanırken nasıl bu hale geldiğini en az bende egemen kadar merak ediyordum. Bu yüzden tüm dikkatimi Merih'in vereceği cevaba odakladım.
"Bitmedi mi daha şu sargı işi?"diye söylenerek konuyu değiştirdi Merih. Her zaman yaptığı gibi onunla ilgili konuşulmayı istemiyordu. Yada ben burada olduğum için söylemek istemiyordu. Odadan çıkmak için yelteneceğim sırada egemenin sesini duydum.
"Bana şunu sarmam da yardım eder misin Afra?"diye sordu Egemen nazik bir tonla. Bende adımlarımı egemenin bulunduğunu yöne çevirdim. Egemen tutmam gereken sargıyı gösterdi Bende dediğini yapıp gösterdiği sargıyı tutup Egemen'e yardımcı oldum.
Elim tam Merih'in karın kaslarının olduğu bölgeye değdiğinde sanki elime elektrik çarpmış gibi hızla çektim. Merih gözlerini aralayarak bana baktığında bakışlarımı farklı yöne çevirdim. Saniyeler sonra Egemende işini bitirdiğinde ikimizde ayağa kalktık.
"Şimdi dostum tek gereken ilaç dinlenmek, ayağa kalkmanı yasaklıyorum en azından şu bir kaç gün işlerini ertelemek zorunda kalacaksın."diye açıkladı Egemen doktor havasıyla. Daha sonra Merih'in itiraz etmesine fırsat vermeden ikimizde odasından çıktık.
"Afra senden çok şey istediğimin farkındayım fakat benim yarın akşam önemli bir seminere benzer toplantım olacak bugün de eve hiç gelmemeyi düşünüyordum arkadaşlarla toplanıp çalışma yapacaktık, Merih'in de şu an durumu iyi sadece sana söyleyeceğim ilaçları saatinde Merih'e verirsen çok mutlu olurum."diye açıkladı sevecen bir ifadeyle.
"Gerçekten önemli bir seminer olmasaydı bunu senden istemezdim, fakat benim artık çıkmam ve yarın ki seminere hazırlanman gerekiyor."diye konuşmaya devam etti.
"Sen işlerini hallet ben ilaçlarını veririm"diye açıkladım tebessüm ederek. Egemen de gülümseyerek karşılık verdiğinde gitmek için ilk adımını atacağı sırada sanki aklına bir şey gelmiş gibi hızla bana doğru döndü.
"Ha birde sigara içmesine izin verme, en azından kısa bir süreliğine içmemeli."diye uyardı. Ben de olumlu anlamda başımı salladıktan sonra yanımdan ayrıldı. Egemen gitmeden önce bana bir kağıt bırakmıştı kağıtta Merih'e hangi saate hangi ilacı vermem gerektiği yazıyordu.
Saate baktığımda Merih'in ilaç vakti olduğunu gördüm. Bende önce doğru ilacı alıp daha sonra bir bardak su doldurarak odasının yolunu tuttum. Kapıyı açtığım sırada Merih'le göz göze geldik. Sanki çok tuhaf bir şey yapıyormuşum gibi bana bakıyordu.
"Uzaylı görmüş gibi bakıyorsun."diye konuşmaya başladığım sırada bakışlarını farklı bir yöne çevirdi. Ben bardakla ilacı Merih'e uzatırken beni izliyordu.
"Masaya bırak birazdan içerim."diye soğuk bir tonla konuştu.
"Hayır içtiğini görmek istiyorum, ancak gözlerimle gördüğümde emin olurum."diye itiraf ettim. Merih kaşlarını çatarken dikkatli bir şekilde doğrulup benimle aynı pozisyona geldi.
"Bana yardım etmek zorunda değilsin, şimdi arkandan kapıyı kapatarak çıkabilirsin."diye konuşmaya devam ettiğinde kaşlarımı çatarak ona baktım. Daha az önce acılar içinde kıvranıyordu şimdi ise küçük bir çocuk gibi huysuzluk ediyordu.
"Bana yabancı kız çocuğu diyorsan ya sanırım benimde sana yabancı erkek çocuğu diye seslenmem gerekiyor, çocukluk etmeden verdiğim şu ilacı içeceksin."diye emir verici bir tonda konuştum. Sesim o kadar ciddi ve otoriter çıkmıştı ki bir an bu cümleyi Kuranın ben olmadığımı düşündüm.
"Ayrıca ben yaralandığımda sende bana yardım etmiştin beni o kuştan kurtararak hızla eve yetiştirmiştin, bunun da onun bir karşılığı olarak düşün."diye ekledim. Merih öfkeli bir şekilde bana bakmaya devam ederken içmesi için direttim.
"Seni iyileştiren ben değil Egemendi bu durumda sana yardım etmiş sayılmam."diye tersledi.
"Kötü bir şey yaptığını kabullenmeyeni gördüm de senin gibi yaptığı iyi bir şeyi kabullenemeyeni ilk defa görüyorum."diye açıkladım öfkeli ve biraz da şaşkın bir ifadeyle. Merih hayatımda gördüğüm en değişik insandı.
"Güzel, şimdi odamdan çıkabilirsin."diye beni göndermekte direndi. Şu an küçük bir çocuktan farksız görünüyordu. Keşke şu an ki halini birde benim gözümden görebilseydi. Merih'in bu inatçı tavrına dayanamayarak bir adet hapı Merih'in ağzına doğru götürdüm.
Merih her ne kadar dirense de hapı yutmak zorunda kaldı ben zaferle gülümserken suyu da eline verdim. Ne kadar öfkeli bir ifadeyle bana baksa da sudan bir kaç yudum alarak masanın üzerine bıraktı. Merih'in öfkeli bakışlarına maruz kalmamak için hızla ayağa kalkıp arkamdan da kapıyı kapatarak odasından çıktım.
Küçük bir çocuğa bakmak Merih'e bakmaktan daha kolay olacağını düşündüm.
En azından küçük bir çocuğu şekerle falan kandırabilme ihtimalimiz vardı fakat Merih'i ikna etmek küçük bir çocuğu ikna etmekten daha zordu. Tüm bunları düşünmeyip kaldığım odaya geçtim. Bakışlarım pencereye kaydığında dün akşam karşıma aniden çıkıp beni fazlasıyla korkutan Sandar aklıma geldi.
Bunu Merih'e söylemeliydim fakat şu an içinde bulunduğu durum yüzünden ona bunu anlatmayı ertelemeliydim. Oturduğum yeşil tonda ki kanepede hafif bir şekilde uzandım. Aklımda bana sandarın benimle ilgili söyleyeceği şeyin ne olduğu belirdi. Onu sadece bir kere mahzerde görmüştüm. Bana benimle ilgili ne söyleyebilirdi ki? Beni tanımıyordu bile. Tüm bunlar aklımı istila ederken derin bir nefes aldım.
Tüm bu karmaşadan çıkıp eski sıradan hayatıma geri dönmek istiyordum. Hem bugün anne ve babamın mezarlığını ziyaret edemediğim tam yedinci gündü. Kendimi kötü hissediyordum, sanki onlara ihanet ediyormuşum gibi. Kapının çalmasıyla ayağa kalktım, çünkü evde ben ve Merih'ten başka kimse yoktu yardımcı kadın hafta sonu olduğu için izinliydi.
Merih'te ayağa kalkamayacağına göre hızlı adımlarla odadan çıkıp kapıya yöneldim. Kapıyı açar açmaz içeri büyük bir sevinçle Olcay girdi. Sahi o dün Nevra ile buluşacaktı, fakat daha sonra onu hiç görmemiştim.
"Afra gel benimle size çok önemli bir şey açıklayacağım."dediğinde ne olduğunu soramadan beni peşinden Merih'in odasına doğru ilerletti. Merih'in odasına girdiği zaman Olcay'ın yüzünde ki mutluluk silinmiş yerini şaşkın bir ifadeye bürümüştü.
"Ortak ne oldu sana?"diyerek Merih'in yanına ilerledi.
"Yok bir şey."diye kısa bir cevap verdi Merih. Fakat Olcay ne olduğunu öğrenmekte kararlıydı.
"Kim yaraladı seni? Neden benim hiç bir şeyden haberim yok?"diye sordu bu sefer sesi biraz kırık çıkmıştı.
"Yeni oldu, önemli bir şey değil."diye konuyu değiştirmeye çalıştı Merih.
"Yoksa Sandar'la mı kavga ettiniz yine?"diye sordu.
"Bir dakika bir dakika sen onunla kavga ettin, çünkü Nevra sandarın bugün biri tarafından fena dövüldüğünü ve bir hafta ayağa kalkmaması gerektiğini söyleyerek onun yanına gideceğini söylemişti."diye itiraf etti. Eğer Olcay'ın söyledikleri doğruysa Merih ile Sandar'ın arasında sandığımdan da büyük bir sorun vardı ve bu böyle konuşulup halledilecek bir şey değildi.
Aralarında ki sorun her neyse sanki bundan sadece onlar değil de başkalarını da büyük bir ölçüde etkileyeceğini hissediyordum.
Derin bir nefes alarak ifadesiz bir şekilde Olcay'a bakan Merih'i izledim.
"Bu sefer ki sebebiniz neydi acaba? Yine neden kavga ettiniz? Sandarın burnu kırık, kavganın şiddeti nasılsa burnunu kırmışsın sende ise bir bıçak yarısı var."diye öfkeyle konuşmaya devam etti Olcay. Sesinde ki o koyu ve sert ton ondan beklemediğim bir ifadeydi.
"Bunu kimse bilmeyecek."diye araya girdi Merih öfkeyle. Daha sonra bana bakıp konuşmaya devam etti.
"Duydun mu yabancı kız çocuğu?"diyerek benimde onaylamamı istedi. Ben sadece olumlu anlamda başımı sallarken Olcay sakin kalmaya çalışıyordu.
"Anlat nasıl oldu? Sen dün gece Mehrayla buluşmadın mı?"diye sordu Olcay sakin bir tonla. Merih'in çatılı olan kaşları ifadesizliğe bürünürken çenesi gerildi.
"Buluştum, geri dönerken arkadan saldırdı it herif."diye cevap verdi. Fakat nedenini bilmediğim bir şekilde Merih'in sözleri doğru gelmiyordu. Sanki eksik veya yanlış bir şeyler vardı. Şundan eminim ki anlattıkları sadece bununla sınırlı değildi.
"Buna inanmamı mı bekliyorsun kardeşim? Daha önce de bir çok kavganız oldu ama hiç biri bu kadar kötü değildi."diye konuşmaya devam etti Olcay. Acaba Merih dün akşam çıktıktan sonra Sandarın buraya benimle konuşmaya geldiğini biliyor muydu? Bunu ona sormaya korkuyordum. Fakat Merih daha iyi olduğu bir zaman onunla konuşacaktım.
Anladığım kadarıyla bu Sandar sandığımdan da tehlikeliydi. Birini nerdeyse öldürecek kadar gözü dönmüştü. Aralarında böyle bir kavgaya sebep olan neydi? Bunu ne yapıp edip öğrenecektim.
"Dinlenmeye ihtiyacım var, sonra konuşalım."diye açıkladı Merih Olcay'a. Sesi Olcay'a karşı fazlasıyla sakin ve yumuşak çıkmıştı.
Olcay Merih'e bir kaç şey daha söyledikten sonra Olcay odadan çıktı. Merih'in bakışlarını üzerimde hissettiğimde gözlerinde ki sert ve soğuk tavırla bakılırsa benim de çıkmam gerekiyordu. Merih'in konuşup beni kovmasına engel olarak Olcay'ın hemen arkasından bende odadan çıkmıştım. Odadan çıkar çıkmaz Olcay yanıma gelmiş konuşmak için terasa çıkmıştık.
"Biliyorsun ben evde değildim, Merih nasıl bu hale geldi? Egemenin tüm bunlardan haberi var mı?"diye sordu. Olcay'ın sesinde ciddi ve otoriter bir ton vardı. Merih'i ne kadar önemsediği yüzünde ki ifadeden de belli oluyordu.
"Egemen müdahale etti, bende senin kadar biliyorum."diye cevap verdim. Olcay başını olumlu anlamda sallarken gelen telefonla yanımdan ayrıldı.
Terasta tek başıma kaldığımda etrafı inceledim. Ilık bir rüzgar vardı, esen her rüzgar tenimde bir iz bırakıyordu. İçimi ürpertecek kadar soğuk değildi aksine estikçe tenimi okşuyormuş gibi hissediyordum. Hoş böyle ne zaman hissettiğimi de hatırlamıyordum.
Derin bir nefes aldıktan sonra arkamı dönmüş içeri geçeceğim sırada yavaş ve dikkatli adımlar atarak elinde bir sigara paketi ve kibrit kutusuyla yanıma yaklaşan Merih'le bu fikirden vazgeçtim. Egemen Merih'in ayağa kalkmaması be mümkünse sigara içmemesi gerektiğini söylemişti.
Hemen bir kaç santim uzağımda olan Merih'e kaşlarımı çatarak baktım. Merih önüne dönmüş sigarasını yakmak için harekete geçmişti ki hızla ona yetişip elinde ki sigara paketini ve kibrit kutusunu aldım.
Merih bana şaşkın bir o kadar öfkeli baksa da umursamadım. Ben benden istenilen şeyi yerine getiriyordum sadece. Öfkeyle aramızda ki mesafeyi kapatan Merih'in yüz hatları gerilmiş kaşları çatılmıştı.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"diye sordu öfkeli bir tonla. Aramızda ki mesafeyi açıp sigara paketini ve kibrit kutusunu arkama sakladım.
"Ben sadece benden istenilen şeyi yapıyorum, ve sen en azından bir süre sigara içmeyeceksin."diye açıkladım kararlı çıkan sesimle.
Merih'in kaşları iyice çatılırken çenesi kasıldı.
"Bende senden sigara paketimi ve kibrit kutumu istiyorum, şimdi onları bana geri ver."diye emir verici bir tonda konuştu. Merih'in bu emir verici tavırları her ne kadar hoşuma gitmese de bunu ona belli etmedim.
"Veremem, hem senin dinlenmen gerekiyor."diye mırıldandım umursamaz gibi çıkan sesimle. Merih kaşlarını iyice çatarken üzerime doğru yürümeye başladı. O bana doğru attığı her adımda bende bir adım geriliyordum.
Bu biraz korkudan ve şaşkınlıktan olmalıydı ki sırtımı soğuk duvara çarpmamla duraksamak zorunda kaldım. Merih tam önümde ellerini duvara sabitlemiş kaçmamı engellemişti.
"Bu kadar inatçı olmak zorunda mısın?"diye sordum kaşlarımı sahte bir şekilde çatarken. Merih konuşmadan sadece bana bakıyordu.
Gözlerinde öfke vardı, fakat bu böyle öldürecekmiş gibi bir türden değildi. Ben bakışlarımı Merih'in koyu kahverengi gözlerine odaklarken bir anda sigara paketini ve kibrit kutusunu elimden aldı.
Fakat pes etmeyip bende onun elinden almaya çalışırken sigara paketi bir an da terastan aşağı düştü. Merih bu sefer bakışlarını bana çevirdiğinde daha öfkeli olduğunu gördüm.
"Madem senden istenilen şeyleri yapıyorsun, o zaman benim içinde bir şey yap."diye konuştu. Ben şaşkın ve merak içerisinde Merih'e bakarken benden ne isteyeceğini düşündüm.
"Mümkünse bir süre gözüme görünme! Çünkü yabancı kız çocuğu, benim sabrımın sonunu görmek istemeyeceğinden eminim!"diye fısıldadı soğuk ve sert bir sesle.
Daha sonra bana son bir kez daha baktığında duvardan destek alarak terastan ayrılıp içeri girdi. Söyledikleri hayal kırıklığı ile başımı öne eğmemi sağlamıştı. Ona yardım ediyordum ve o bunu çok kötü bir şey yapıyormuşum gibi algılıyordu.
Ona iyilik yada kötülük yapmak gereksizdi çünkü doğruyu da yanlışı da göremiyordu. Biraz kırgın biraz öfkeli bir halle derin bir nefes alıp bende içeri geçtim. Olcay'ın mutfakta bir şeyler hazırladığını gördüğümde ona doğru dönerek konuşmaya başladım.
"Yemek yapmayı çok seviyorsun sanırım."diye mırıldandım. Olcay bana doğru dönerek başını olumlu anlamda salladı.
"Evet uğraşmayı severim fakat şu an hazırladıklarım sevdiğimden değil mecburiyetten diyebilirim. Egemen aradı Merih için hafif ve kolay sindirebilecek bir şeyler hazırlamamı istedi bende Merih'in en sevdiği çorbayı yapıyorum."diye açıkladı.
Her ne kadar Merih'e kızgın yada kırgın olsa da bunu belli etmeyip hatta onun için elinden geleni yapıyordu. Egemen Olcay ve Merih'in arasında ki bağ bir arkadaşlık yada dostluktan daha farklıydı.
Kardeş gibiydiler ve bunu da birbirlerine çok iyi hissettirebiliyorlardı. Olcay telefonun müzik sesiyle cebinden çıkardığı telefonu açıp kulağına doğru götürdü.
"Efendim nevra?"diye başladı konuşmaya tebessüm ederek. Kısa süre içerisinde yüzünde ki tebessüm silinmiş yerimi endişeye bırakmıştı. Olcay hızla telefonu kapatıp bana baktı.
"Nevra'nın yanına gitmem gerekiyor, çorba pişmek üzere Merih'e bunu servis edersin."diyerek hızla yanımdan ayrıldığında arkasından elimden gelen tek şey sadece"Bu iyi bir fikir değil"demek olmuştu.
Fakat o da işe yaramamıştı çünkü çoktan yanımdan ayrılmıştı. Sadece dakikalar önce gözüne görünmem gerektiği hakkında beni uyarmıştı.
Bugün Merih tarafından sınanıyor olmalıydım yoksa üst üste gelen bu aksiliklerin başka açıklaması olamazdı. Ben tedirgin bir o kadar da korku içerisinde çorbanın altını kapatırken bir kâse alıp çorbayı Merih için servise hazırladım.
Elime aldığım tepsiyi ürkek bir şekilde tutarken hala odasına girip girmeme konusunda kararsızdım. Az önce terasta tartıştığımız sigara muhabbeti yüzünden bana çok öfkelenmişti. Ben ürkek bir şekilde Merih'in odasına doğru ilerlerken kapısının önünde durdum.
Hala içeri geçmeme şansım vardı fakat Olcay bu görevi onun yerine benim getirmem gerektiğini söylemişti.
Derin bir nefes alarak ne olacağında habersiz kapıyı açtım. Kapının açılmasıyla gözlerimi kapattım. Bekledim, Merih'in beni odadan kovmasını beklerken hiç ses gelmediğini fark ederek gözlerimi araladım. Gözlerimi açtığım sırada yüzü bana doğru dönük olan fakat gözleri kapalı bir şekilde uyuyan Merih'i görmeyi beklemiyordum.
Sanırım ilaçların etkisinde olduğu için uyuya kalmıştı. Ben içten içe sevinip üzerinde çorba olan tepsiyi hemen Merih'in yan tarafında duran masaya bırakırken Bakışlarım ister istemez Merih'e kaydığında pürüzsüz tenini inceleme fırsatı elde ettim. Yüzü pürüzsüz denebilecek kadar güzel görünüyordu.
Kaşları çatık değildi, belki de onu bu kadar sakin ve yumuşak halini ilk kez uyurken görüyordum. Uyandığında ise çekilmez ukala bir adama dönüşüyordu.
Saçları dağınıktı. Hemen hemen her kızın dikkatini çekebilecek türden bir havası ve karizması vardı.
Tüm bunların beni ilgilendirmeyeceği düşünerek bakışlarımı ondan çektim. Hem durmuş onu uyurken izlemek hiç doğru gelmiyordu. Fakat bu haline pek rastlamadığım için dikkatimi çekmişti. Arkamı dönmüş gideceğim sırada tanıdık gelen o sesi işittim.
"Neden buradasın?"diye sordu umursamaz bir tonla. Kaşları çatık değildi fakat sesi yeterince soğuk ve sert çıkmıştı. Ben yutkunurken elimle masanın üzerinde duran çorbayı işaret ettim.
"Bunu senin için Olcay yaptı, aniden işi çıkınca ben getirmek zorunda kaldım ama hemen çıkıyorum."deyip ilk adımımı atacağım sırada ikinci defa işittiğim bu sesle yeniden duraksamak zorunda kaldım.
"Bekle,"diye mırıldandı. Daha sonra uzandığı yataktan doğrularak yeniden bakışlarını bana çevirdi.
"O mahzerde yanımıza gelen adamı hatırlıyor musun?"diye sordu. Sorusuyla beraber yutkunup derin bir nefes aldım. Bunu beklemiyordum. Nasıl hatırlamazdım ki? Evin önüne kadar benimle konuşmaya gelmişti.
"Evet, hatırlıyorum."diye cevap verdim tedirgin bir ifadeyle.
"O adamdan uzak duracaksın, seninle konuşmaya çalışıp aklına girmeye çalışacaktır."diye uyardı ciddi bir tonla.
"Buna izin verme."diye mırıldandı. Buna çoktan izin vermiştim, aklına uyarak onunla konuşmaya bile çıkmıştım. Artık tüm bunları itiraf etmem gerektiğini düşünerek ürkek bir şekilde Merih'e baktım.
"O dün akşam sen gittikten sonra buraya geldi, ve ben onunla konuşmaya kapının önüne çıktım."diye itiraf ederken başımı öne eğdim. Merih'in nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordum ama kesinlikle çok öfkelenecek hatta azarlayacaktı. Onun bana yaklaşmasına izin vermemesi, ondan uzak durmam gerektiği ile ilgili beni uyarması eminim aralarında benimle ilgili bilmediğim bir sorun vardı.
Nedenini bilmediğim bir şekilde içimde bir sıkıntı vardı, ve bu sıkıntı geçen her gün git gide büyüyordu. Bu şehir benim ya sonumu ya da hayatımın farklı bir şekilde devam etmesini sağlayacaktı.
Artık buna bütün kalbimle inanıyorum.