8.BÖLÜM(RUBAN AĞABEY)

2158 Kelimeler
... Ifadesizlik. Ne hissettiğini ne düşündüğünü belli etmek istemeyenlerin genellikle yüzlerine taktığı bir maske. En azından ben öyle düşünüyordum. Karşımda bana ifadesiz bir şekilde bakan Merih'te bunu kanıtlıyordu. Yüzünde ki ifadesiz tavır her ne kadar tedirgin olmama sebep olsa da belli etmedim. Derin bir nefes alıp karşımda bana doğru bakan Merih'e odaklandım. "Benimle ilgili önemli şeyler söyleyeceğinden bahsedince-"devamını getiremeden hızla sözümü kesti. "Ne zaman geldi? Neden bana yada Olcay ve Egemen'e söylemedin?"diye sordu. Sesin deki sert ve kararlı ton yutkunmama sebep olmuştu. "Sen mehrayla buluşmaya gitmiştin, Olcay'da nevrayla buluşmaya gidiyordu. Hem zaten konuşamadan içeri girmek zorunda kaldım."diye itiraf ettim. Merih'in ayağa kalktığını gördüğümde ona destek olmak için yanına gittim fakat benim ona destek olmamı reddedip tek başına ayağa kalktı. "Ayağa kalkmana gerek yok, bir şeye ihtiyacın varsa bana-"cümlemi tekrar yarıda kestiğinde bu sefer kaşlarını çattığını gördüm. Ceketinin cebinden bir telefon çıkardı. Daha sonra tekrar yatağına yerleştiğinde bir kaç kez yüzünü acıyla buruşturdu. Bu yaptığı ani hareketler yarasını zorluyordu. "Çık odadan."diye emir verdiğinde anlamamış bir şekilde ona baktım. "Ne?"diye sordum sessiz bir şekilde.  "Eğer onunla konuşmaya çıktığım için-"tekrar devamını getiremedim. Çünkü Merih yine araya girmiş beni susturmayı başarmıştı. "Bak,"diye başladığında derin bir nefes aldım. "Kimle ne konuştuğun veya ne konuşacağınla ilgilenmiyorum. Sadece şunu aklından çıkarma yabancı kız çocuğu, Sandar sandığın gibi iyi niyetli biri değil kendi güvenliğin için ondan uzak dur." Sesinde ki o ton sanki bana başka bir mesaj daha vermeye çalışıyormuş gibiydi. Ama artık şundan emindim Sandar, güvenilecek biri değildi.  Merih bunu söylemeseydi bile onu bıçakla yaralaması her şeyi açıklıyordu. Ben Merih'in vermiş olduğu mesajı anlamış bir ifadeyle başımı olumlu anlamda salladım. Daha sonra onun beni odadan çıkmam gerektiğini söylemesine izin vermeden hızla adımlarımı kapıya doğru çevirdim. Fakat çıkmadan önce bir kez daha Merih'in sesini işittim. "Olcay gelince ona teşekkür ettiğimi ilet."diye mırıldandı. Bakışlarımı Merihe çevirmeden odasından çıktım. MERIH SALKAN Yabancı kız çocuğu hiç bir şey söylemeden odadan çıkarken umarım ona vermek istediğim mesajı anlamıştır diye umut ettim. Diğer türlü onu Sandar köpeğinden korumak daha zor olacaktı. Ona karşı kendimi sorumluymuşum gibi hissediyordum ki zaten öyleydi. O gün o mezarlıkta onu yaralayıp bu şehre getiren bendim, dolayısıyla o benim sorumluğumdaydı. Bugün yaptığı bu itiraf beni her ne kadar öfkelendirse de belli etmek istemedim.  Onu önemsediğimi falan düşünmesini istemiyordum, onu önemsediğimi düşünse de bile zararı yoktu, çünkü ne düşünürse düşün o benim gözümde yabancı bir kız çocuğuydu ve öylede kalacaktı. Tüm bunları aklımda çıkarıp evin etrafında sözde güvenlik diye koyduğum adamları arayıp odama gelmelerini söyledim. Dakikalar sonra hepsi içeri girdiğinde ses tonumu ayarlayıp konuşmaya başladım. "Dün gece hepiniz neredeydiniz?"diye sordum sesim oldukça kararlı ve keskin çıkmıştı. "Tunca ve Özha izin için ayrılmıştı, bizde her zaman olduğumuz yerdeydik."diye cevap geldi onlardan sorumlu olan gür saçlı adamdan. "Dün Sandar köpeği buraya gelmiş neden hiç biriniz görmediniz? Bu evin etrafına bir metre bile yaklaşmayacağını söylemiştim."diye açıkladım. Daha sonra konuşmalarına izin vermeden konuşmaya devam ettim. "Güvenlik önlemleri artsın."diye ekleyip onları gönderdim. Dün gece evde ki yokluğumdan faydalanıp buraya gelme cesareti göstermiş olan Sandar'ın sadece burnunu kırdığım için pişmanlık duymuştum. Ayaklarını da kırmalıydım hatta sadece ayaklarını da değil onu o yapan her tarafını kırma isteği gelmişti içimden. Aklıma dün gece söyledikleri geldiğinde içimde ki öfke arttı. DÜN GECE Çıkış kapısına ulaştığım sırada arabayı kimsenin görmeyeceği bir yere park ettim. Daha sonra hızla çıkış kapısına doğru ilerledim fakat bu sefer benim duraksamamı sağlayan yabancı kız çocuğu değildi, Sandardı. Bana doğru ilerlerken derin bir nefes aldım. Onunla uğraşıp zaman kaybetmek istemiyordum fakat gittiğim her yerde karşıma çıkma gibi bir huyu da vardı. "Seni bu huyundan vazgeçirmek zorunda kalacağım Sandar."diye konuşmaya başladığım sırada alayla güldü. "Hangi huyummuş bu SALKAN?"diye sordu bilmiyormuş gibi. "Şu nereye gidersem karşıma çıkma huyundan."diye hatırlattım aynı ifade ve tonla. Sandar yüzünde ki alaycı tavrını değiştirmeden konuşmaya devam etti. "Bende çok isterim seninle burada huylarımı konuşmayı fakat daha önemli ciddi konular hakkında konuşmak için buradayım."diye açıklama yaptığında yüzünde ki alaycı ton silindi. Ben ona olduğunca soğuk ve ifadesiz bir şekilde bakıyordum. "Senin şu evinde yaşamasına izin verdiğin kız hakkında, buralarda yeni olduğunu biliyorum belli ki biri tarafından buraya getirilmiş aksi takdirde burayı bulması imkansız."diye konuşmaya başladığında ister istemez kaşlarım çatıldı.  "Neyse benim o konu hakkında araştırmalarım hala devam ediyor sonunda öğreneceğim, şehrimize getirdiğin bu kız kim Salkan? Ve onun senin evinde ne işin var? Hemde Asmara'dan sonra? O burayı terk ettiğinden beri seni hiç bir kızın yanında görmedim, yoksa Asmaradan sonra-"o cümleyi tamamlamasına izin vermeden yüzüne sert bir yumruk attım.  "Bir daha sakın onun adını ağzına alma. Yemin ederim ceza falan dinlemem seni burada öldürürüm!"diye çıkıştım sesimde ki o keskin tını da bu konuda şaka yapmayacağımın en büyük ispatıydı.  Asmara. O benim geçmişimdi. Kimsenin onun hakkında en ufak kötü bir söz bile söylemesine tahammülüm yoktu. Sandar kanayan burnuyla ayağa kalkmaya çalıştığında buna izin vermeden karnına sert bir tekme daha geçirdim. Tekmeler zamanla yumruğa dönüşüyor onu öldüresiye vuruyordum. Nihayet tüm yüzü kana bulandığında onunla beraber gözleri de kapandı. Bilincini kaybetmiş bir şekilde yerde yatıyordu.  Yada ben öyle sanıyordum. Arkamı dönüp çıkış kapısına tekrar yöneldiğim sırada kanlı yüzü ile önüme geçmiş ani bir hareketle karnıma bir bıçak saplamıştı, ben acıyla yüzümü buruştururken o çoktan kaçmış karanlıkta izini kaybetmişti. Tüm bunlar beynimde bir kez daha canlandığında öfkem ister istemez ikiye katlandı. Bakışlarımı farklı bir yöne çevirdiğimde masanın üzerinde duran çorba tepsisini fark ettim. Yabancı kız çocuğu bu çorbayı Olcay'ın benim için yaptığımı söylemişti. Yavaş ve dikkatli bir şekilde ayağa kalkıp masaya doğru ilerledim.  Olcay en sevdiğim domates çorbasını yapmıştı her ne kadar aç olmasam bile bu çorbaya hayır diyemeyeceğimi Olcay'da Egemende çok iyi biliyordu. Ben tepsiyi alarak yatağıma doğru döndüğümde benim için yapılan çorbayı tattım. Daha sonra yiyebildiğim kadarını yeyip yerine geri koydum.  Başımı yastığıma doğru koyup gözlerimi kapattım. Uyumak istiyordum fakat ben en az iki tane sigara içmeden uyuyamazdım böyle de bir huyum vardı. Aklıma yabancı kız çocuğunun paketimi aşağı düşürdüğü gerçeği geldiğinde yüzümü buruşturdum. Gerçekten de sadece bir belaydı, ve bu belayı başıma ben sarmıştım. Her ne kadar uyumaya çalışsam da başaramadım, en azından uykum gelene kadar televizyon izlemeliydim. AFRA SOYKAN Duyduğum kapı açılma sesiyle Merih'in odasından çıktığını anladım. Her ne kadar nereye gittiğini merak etsem de kontrol edip etmeme konusunda kararsız kaldım fakat aklıma Olcay'ın ve egemenin sözleri geldiğinde kendimi Merih'e bakmakta sorumluymuşum gibi hissettim ve merakıma dayanamayarak oturduğum kanepeden kalkarak kapıyı aralayıp dışarıya göz attım. Merih arkasına dönmüş bir şekilde koridorun sonunda ki odaya doğru ilerliyordu. İlerlediği oda bir kaç gün önce egemen ve Olcay'la izlediğimiz film odasıydı. Daha doğrusu sinama odasıydı.  Merih'in orada ne yapacağını düşünürken arkasına dönük olduğu için bunu değerlendirerek peşinden gittim.  Merih odaya girip arkasından kapıyı kapatırken kapının önünde durarak ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştım. Kulağımı kapıya dayadığım da hiç bir sesin gelmediğini fark ettim. İçeride ne yapıyordu acaba? İçim içimi yerken içeriye geçmeyi aklımdan geçirdim fakat bunu yapacak cesaretim yoktu.  Terasta çok net bir şekilde gözüne görünmemem için beni uyarmıştı.  Ne yapacağımı bilmiyor kapının önünde bekliyordum. Kulağım kapıyla neredeyse yapıştığında bir an da açılan kapıyla geriye doğru sendeleyerek yere düştüm. Ben yerde acıyla yüzümü buruştururken hemen yanı başımda kaşlarını çatarak bana bakan Merih'i gördüm.  Ben bana karşı söyleyebileceği her kötü söze hazırlanmış beklerken o benim düşüncelerimin tersine kaşlarını çatarak bana bakıp umursamaz bir tavırla yanımdan ayrılmıştı. Aklına neler gelecekti kim bilir? Kesinlikle benim bir şizofren olduğunu düşünecekti.  Gerçi onun söyleyeceği tek bir kelime bile bir kulağımdan girip diğerinden çıkacaktı. Yan tarafta ki dolaptan da destek alarak ayağa kalktım, Olcay ve Egemenle daha önce film izlediğimiz büyük odaya göz attım.  Merih buraya neden gelmişti ki? Peki ben neden bir seri katil gibi onu takip ediyordum? Vakit kaybetmeden her zaman kaldığım odaya geçecektim ki kapının çalmasıyla duraksadım, daha sonra kapıyı açarak kimin geldiğine baktım. Karşımda orta yaşlı bir adam duruyordu .  Önde bir kaç tutam beyaz saçı, ve yeni çıkmaya başlayan tek tük sakalları vardı, ben daha önce görmediğim bu adamı incelerken o çoktan konuşmaya başlamıştı. "Merih içeride mi?"diye sordu orta yaşlı olan adam. Cevap vereceğim sırada biri benden önce davranarak cevabını vermişti. "Hoş geldin Ruban ağabey."diye yanıt veren sesiyle ona doğru döndüm. Sesinde ilk defa bir öfke tınısı olmadığını fark ettim hatta benimle konuştuğunun aksine karşısında ki adamı gördüğüne sevinmiş dudakları hafif tebessümle kıvrılmıştı. "Neredesin kaçak? Olcay yaralandığını söyledi, nasıl olduğuna bakmaya geldim ama sen sandığımdan da hızlı iyileşiyorsun."diye açıkladı adının ruban olduğunu öğrendiğim orta yaşlı adam.  "İyi yapmışsın bende senin yanına gelecektim."diye devam etti Merih konuşmasına. Ben merihle kapıda ki orta yaşlı adamı daha rahat konuşması için yalnız bırakırken geriye doğru dönüp bir adım attım fakat diğer adımı atamadan bana seslenen orta yaşlı adamın sesiyle duraksamak zorunda kaldım. "Siz bu şehre yeni gelmiştiniz değil mi?"diye sordu. Ben bakışlarımı orta yaşlı adama çevirirken araya giren Merih'in sesiyle cevap vermekten vazgeçtim. "İçeri gel ruban ağabey."diye Merih araya girince orta yaşlı adamın sorusu cevapsız kaldı. Onlar Merih'in odasına çekilirken bende egemenin bana Merih için saat kaçta hangi ilacı vereceğim kağıdı çıkarıp göz gezdirdim. Bir sonra ki ilaç saatine yarım saat vardı. Olcay'da egemende henüz gelmemişti.  Merih'in yanına gelen ruban isimli orta yaşlı adam benim bu şehirde yeni olduğumu nasıl biliyordu diye düşündüm, fakat sadece o değil hemen hemen herkes artık bu şehirde bir yabancı olduğumu biliyordu.  Elimde ki kağıdı cebime sıkıştırıp her zaman kaldığım odaya daha doğrusu salona geçerken yeşil renginde ki kanepeye oturdum. Her ne kadar Merih ve orta yaşlı adamın ne konuştuklarını merak etsem de merakımı yenmeye çalıştım. Ayağa kalkıp yerimde bir kaç tur döndükten sonra o tanıdık gelen zil sesini yeniden işittim.  Evde ben Merih ve az önce gelen orta yaşlı adamdan başka biri olmadığı için bulunduğum odadan çıkıp kapıyı açtım. Bu sefer gelen Olcaydı. "Merhaba afra."diye selamladı içeri geçerken. Bende aynı şekilde selam verdikten sonra Olcay konuşmaya devam etti. "Merih nasıl? Çorbasını içti değil mi?"diye sordu. Aklım az önce yaşananlara gittiğinde başımı onaylar bir şekilde salladım.  "Uyuyor mu? Aksi halde onu uyandırmak istemiyorum."diye açıklandığında sorusuna kısa bir süre içinde yanıt verdim. "Hayır uyumuyor onun için ziyarete orta yaşlı bir adam geldi, odasında konuşuyorlar."diye yanıt verdim sorusuna karışılık. Olcay başıyla onayladığında adımlarını Merih'in odasına doğru çevirdi.  Az önce Merih'i ziyarete gelen adamı deli gibi merak etsem de merakımı gözden çıkarıp adımlarımı tekrar kaldığım odaya çevirdim. Bakışlarım pencereden dışarı kaydığında havanın çoktan karardığını gördüm. Dışarıda ki görüntü bu eve ilk geldiğimde korkarak etrafı incelediğim o ana gitti, çok korkuyor ve yaşadıklarımın bir kabus olmasını diliyordum.  Fakat şimdi ise neredeyse bu eve ve şehre alışmaya başladığımı hissediyordum. Bu şehirde yaşayan biri olabilirim ama hiç bir zaman bu şehrin bir parçası olmayacaktım. Ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın en sonda yine kendi evime anne ve babamın mezarlığına dönecekmişim gibi bir hisse kapılmıştım. Beni bu hisse iten şeyin ne olduğunu bilmesem de ait olduğum yerin neresi olduğunu çok iyi biliyordum.  Merih'in odasından gelen kapı açılma sesini duyduğumda orta yaşlı adamın gittiğini anladım. Olcay onu kapıdan geçiriyordu, yanlış duymadıysam orta yaşlı ismi ruban olan adamla konuşuyordu. "Arayı açma evlat, sende ne zamandır gelmiyorsun mekana."duyduğum bu ses orta yaşlı adama aitti. "Gelirim ruban ağabey."diye karşılık vermişti samimi bir tonla Olcay. Duyduğum kapı sesi ile orta yaşlı adamın çıktığını anladım. Ve bende odadan çıkıp gitmeden Olcay'ı yakaladım. "O kimdi Olcay?"diye sordum merakıma yenilerek. "Bizim abimiz gibi gördüğümüz bir amcamız, çok severiz kendisini."diye yanıt vermişti. İkinci sorumu soramadan tekrar konuşmaya başladı. "Yemek yedin mi sen? Hadi beraber yiyelim tek başıma yemeği hiç sevmiyorum."diye konuyu değiştirdiğinde onu takip ederek bende mutfağa ilerledim. Olcay yaptığı çorbadan bana ve ona servis ederken aklımda hala o adamın kim olduğu ile ilgili bazı sorularım vardı.  Sanki başka bir yerde az bir süreliğine bile olsa göz göze gelmiş gibi hissediyordum. Düşüncelerimden sıyrılıp tüm dikkatimi önümde ki çorbaya verdim. "Bir sorun çıkmadı değil mi ben yokken? Yani Merih açısından? Bilirsin biraz huysuzdur."diye konuşmaya başlayan Olcay'la bakışlarımı ona çevirdim. "Bir sorun çıkmadı fakat biraz huysuz değil, ihtiyar huysuz bir adama taş çıkartacak kadar huysuz ve aksi."diye düzelttim Olcay'ın cümlesini. Olcay itirafımla beraber küçük bir kahkaha atarken istemsizce benimde yüzümde bir tebessüm belirdi. "Sonunda benimle ortak düşünen birini buldum."diye itiraf etti kıkırdayarak.  "Hep böyle midir? Huysuz ve aksi?"diye sordum merakıma dayanamayarak. Bu soruyu neden sormuştum bilmiyorum ama o an içimden sadece öyle gelmişti. "Aslında hayır, inanmayacaksın belki ama sadece 3 yıl önceye kadar böyle biri değildi, tamam yine öfkeliydi fakat bu kadar aşırı değil yaşadığı bir takım olaylar onu bu hale getirdi diyebilirim."Olcay'ın bu itirafı aklımda bir sürü soru işaretine yol açarken hızla konuşmaya ben devam ettim. "Yaşadığı bir takım olaylar? Ailesi ile ilgili bir durum mu?"diye sordum. Çünkü bu şehre geldiğimden beri ailesi hakkında hiç bir şey söylememişti o gün beraber mahzende kaldığımızda da ailesini sormuştum fakat yine bir yanıt alamamıştım. Olcay duraksayıp derin bir nefes aldı daha sonra konuşmaya devam etti. "Ailesi de var tabi ama o bunu hemen hemen atlattı, Merih 3 yıl önce-"devamını getiremeden sustu."Neyse boşver, Merih kendisi ile ilgili konuşulmasından nefret eder, belki başka bir gün yine anlatırım fakat şimdi yemeğimizi yememiz gerekiyor."diyerek yemeğine kaldığı yerden devam etti.  Benim aklım ise Merih'in üç yıl önce yaşadığı olayda kalmıştı. Onu bu kadar huysuz ve öfkeli yapan neyse onu öğrenmek istiyordum. Bu şehirde olduğum süre boyunca bu ailenin her bir bireyini tanımak istiyordum. Fakat tanımaya önce umursamaz, aksi ve fazlasıyla kibirli olan Merih'ten başlayacaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE