9.BÖLÜM(MAHSUR)

2749 Kelimeler
... MERİH SALKAN Herkesin çocukluktan başlayıp olgunlaşma evresine kadar yaşanmış bir sürü anısı vardır. Bunlar hem iyi hem kötü hem acı hemde tatlıdır. Benim geçmişe dönüp baktığımda görebildiğim tek şey acı ve ihanetti. Şimdi bu acı ve ihanet hissi yeniden tüm vücuduma yayılmıştı. Ruban abinin söyledikleri içimi huzursuzlukla kaplanmasına sebep olmuştu. Bu gerçekten olabilir miydi?  Yabancı kız çocuğu o kişi olabilir miydi? Tüm bunların bir saçmalıktan ibaret olduğunu düşünerek kendime gelip düşüncelerimden uzaklaşmaya çalıştım. Dikkatli bir şekilde ayağa kalkıp her zaman bir yedek paket bulundurduğum gizli bölmeyi açıp içerisinden bir sigara çıkarıp ve bir kibrit kutusu çıkarıp odamda ki pencereye doğru yöneldim. Ve pencereye açıp sigaramı yaktım, sigaramdan ilk nefesimi çektiğimde kendime gelmiş kadar iyi hissettiğimi fark ettim.  Sigaramdan çektiğim son nefesle pencereyi kapatıp yatağıma geri döndüm. Eğer Ruban Abinin söylemleri doğruysa tam bir çıkmaza doğru batacaktım. Ama umarım söylediklerinde yanılıyordur aksi takdirde hiç bir şey bir daha yoluna girmeyecekti. Her zaman baş ucumda koyduğum su sürahisinin içinin boş olduğunu gördüm ve sürahiyi elime alarak mutfağa doğru yöneldim.  Oldukça yavaş ve dikkatli olmaya gayret gösteriyordum, çünkü yapmam gereken bir çok şey vardı ama önce Sandar'la ilgilenecektim. Mutfak kapısının önüne vardığımda içeriden yabancı kız çocuğu ile Olcay'ın seslerini duydum.  "Birbirinden farklı bu üç karakter nasıl bir araya geldi çok merak ediyorum." Bu ses yabancı kız çocuğuna aitti. Saniyeler sonra Olcay'ın cevabı pek gecikmedi. "Aslında bizim hikayemiz çok farklı, tıpkı birbirimizden farklı olduğumuz gibi."Olcay'ın sesi oldukça samimi ve neşeli çıkıyordu.  "Ben ve egemen zaten birbirimizi tanıyorduk, Merih'le yollarımız çok farklı bir yerde çok farklı bir zamanda kesişti. O günde birbirimize sıkı sıkıya bağlandık ve hiç ayrılmadık, biz sadece bir arkadaş değil ayrıca bir kardeş olduk kardeş gibi gördük birbirimizi."Olcay'ın açıklaması yüzümde bir tebessüme sebep olsa da hemen silinip kendini bir ifadesizliğe bıraktı.  Toparlanarak kapıyı açıp içeri geçtim. Beni gören Olcay ayağa kalkarken hızla konuşmaya başlamıştı. "Sen niye kalktın?"diye sordu. Elimde ki boş sürahiyi işaret ederken Olcay elimde ki sürahiyi almış ve musluğun altına koyup dolmasını sağlamıştı. Bakışlarım ister istemez yabancı kız çocuğuna kaydığında beni incelediğini fark ettim. Fakat benimde ona baktığımı anlayınca hızla bakışlarını kaçırıp önünde ki çorbaya çevirmişti. Dolan sürahiyi eline alan Olcay bana bakıp konuşmaya başladı. "Nasıl hissediyorsun kendini?"diye sordu.  "Nasıl görünüyorsam dışarıdan öyle hissediyorum."diye cevap verdim. Olcay alayla gülümseyip konuşmaya devam etti. "Dışarıdan çok yakışıklı görünüyorsun."deyip muzipçe güldüğünde kaşlarımı çattım. Benimle uğraşmaktan hiç bıkmayacaktı. Olcay'ın yanına yaklaşarak elinde ki sürahiyi alacağım sırada buna izin vermeyip masanın üzerine bıraktı. "Bizimle sohbete katıl sende, tüm gün dinlendin sıkılmışsındır."diye önerdi Olcay tebessüm ederek. Masanın üzerinde duran sürahiyi alıp Olcay'a baktım.  "Böyle daha iyi."diye kısa bir verip yanlarından ayrıldım. Ben odama geri dönerken yabancı kızın Olcay'a neden ve nasıl bir araya geldiğimizi sorduğu dikkatimi çekti. Ne öğrenmek istiyordu bilmiyorum ama bizimle özellikle de benimle ilgili hiç bir şeyin bilmesine izin vermeyecektim. Yatağıma doğru yönelip sürahiyi yanı başımda ki masaya bıraktım ve başımı yastığa koyarak rahat bir pozisyona gelmeye çalıştım.  Uyuyamayacağımı düşünsem de yaklaşık dört saate yakın rahat bir uyku çekmiştim. Saate baktığımda gecenin üçü olduğunu gördüm. Bu da demek oluyordu ki sigara içme saatim gelmişti. Gizli bölmeden aldığım paketle kibrit kutusunu cebime sıkıştırdım. Daha sonra mutfağa doğru yönelip terasa çıktım. Bu saate kimsenin uyanmayacağını düşünerek ilk sigaramı yakıp derin bir iç çektim.  Daha sonra o dumanı dışarıya üfleyerek aynı işlevi tekrarladım. İkinci sigarayı da yakacağım sırada artık tanıdık gelen o sesi duydum. "Elinde olabilseydi şu an en çok neyin olmasını isterdin?"diye soru soran bu ses yabancı kız çocuğuna aitti. Bakışlarım ona kaydığında etrafın karanlık olmasına rağmen gökyüzünde ki ayın ve yıldızların aydınlattığı kadar görebiliyordum beyaz yüzünü. "Elimde olabilseydi yaşadığım her şeyi unutmak isterdim."diye cevap verdim sorusuna karşılık. Bu soruyu neden sorduğunu bilemesem de yine cevabını vermiştim. Verdiğim cevap yabancı kız çocuğunu şaşırtmış olacak ki bir kaç saniye susup cevap vermedi. Belki de aynı soruyu benim ona sormamı bekliyordu.  Tam olarak bilmiyordum. "Benimde elimde olabilseydi-"diye başlayan cümleyi tamamlamasına izin vermeden sözünü kestim. "Biliyorum, elinde olabilseydi buradan çıkmayı isterdin."diye tamamladım yarım kalan cümlesini. "Hayır."diye fısıldadı karanlığa doğru bakarken."Elimde olabilseydi anne ve babamın yanına giderdim." Gözlerim ela gözleriyle buluştuğunda gökyüzüne baktığını fark ettim. "Aslında yanlarına gitmeyi denedim biliyor musun ama her defasında başarısız oldum."diye konuşmaya devam ettiğinde sesinin ağlamaklı çıktığını fark ettim. Her an yabancı kız çocuğunun ağlayacağını tahmin ederek konuyu değiştirip dikkatini farklı bir yöne çektim. "Bu defa da sigara paketimi aşağıya atmayacaksın değil mi?"diye sordum. Yabancı kız çocuğu hafif bir gülümsemeyle bana baktı. "Bilerek atmadım, birden düştü."diye cevap verdi. Sesi az öncekine göre daha iyi çıkmıştı. Bu da demek oluyor ki dikkatini başka bir konuya çekmeyi başarabilmiştim. "Özür dilerim, ama başka bir zaman sana borcum olsun."diye devam etti konuşmasına. "Bana borçlu olacak hiç bir şey yapmadın, bu yüzden özür dileme."diye üsteledim. Ona yaşattıklarımdan dolayı benim ona bir borcum vardı. O henüz farkında olmasa bile ona en büyük borcu olan bendim. "Seni o gün takip etmeseydim, belkide bugün kendi dünyamda kendi evimde uyuyor olacaktım, seni takip ettiğim için üzgünüm."diye ekledi buruk çıkan sesiyle. "Özür dilemek yerine aynı hataları tekrar etmezsen daha iyi olur."diye mırıldandım. Sigaramdan bir iç çekiş daha aldığım sırada o tanıdık gelen ses yeniden duyuldu. "Neden bu kadar çok sigara içiyorsun?"diye sordu. Yabancı kız çocuğuna doğru dönerek yüzünü inceledim. "Sigaradan çıkan duman her zaman aynıdır değil mi?"diye sordum sorusuna karşılık. Evet anlamında başını salladığında cümleme devam ettim."Her sigaradan aynı duman çıkar. Ama dumanın içinden çıkan hayaller hep farklıdır."diyerek yanıtladım sorusunu. Daha sonra biten sigaramı söndürerek yabancı kız çocuğuna son bir kez baktım. "Hele ki kurduğun hayallerin gerçekleşmesi neredeyse imkansızsa işte o zaman ne kadar içtiğinin pek farkında olmuyorsun."diye ekledim. Arkamı dönmüş içeri geçeceğim sırada sesiyle yeniden duraksamak zorunda kaldım. "Gerçekleşmesi imkansız hayallerin peşinden gitmezsen eğer kendine ne kadar zarar verdiğinin farkına varırsın."diye mırıldandı. Daha sonra beni terasta bırakarak içeri geçti. Bende hemen arkasından içeri geçmiş odama yönelmiştim.  Keşke her şey düşündüğü kadar basit olabilseydi diye iç geçirdim içten içe. Dışarıda her ne kadar belli etmesem de yabancı kız çocuğunun beni takip ettiği için pişman olması hoşuma gitmişti, en azından bir daha ki atacağı adımı daha iyi düşünme fırsatı elde eder daha sonra verdiği doğru karara göre hareket ederdi.  Bugün duyduklarımı yaşadıklarımı bir kaç saat bile olsa unutabilmek için gözlerimi kapatıp kendimi uykunun kollarına teslim ettim. Gözlerimi karnımın üzerinde ki kıpırtılar ile açmıştım. Egemen hemen başımda durmuş yaramı inceliyordu. "Neyse ki yaran çok derin değil bir kaç güne bir şeyin kalmaz, tabi eğer sözümden çıkmayıp dediklerimi yaparsan."diye uyardı bir doktor havasıyla. Gözlerimi ovalayarak başımda durmuş olan egemene baktım.  "Sen ne zaman geldin? Nasıl geçti seminer?"diye sordum hala uykulu çıkan sesimle. "Her şey güzeldi, asıl burada durumlar nasıldı? Olcay'dan sana en sevdiğin-"devamını getirmesine izin vermeden sözünü kestim. "Yaptı, o çorbaya hayır diyemeyeceğimi çok iyi biliyorsun."diye açıkladım tebessüm ederek. Daha sonra egemenin verdiği bir hapı ağzıma attım. Bir an önce eski sağlığıma kavuşmam gerekiyordu. İçeri giren Olcay'la Egemenle bakışlarımız kapıya doğru kaydı. "Nasıl hissediyormuş benim kuzum bugün kendisini?"diye sordu gevşek bir ağızla. Egemen Olcay'ın bu haline gülümserken ben her zaman yaptığım gibi kaşlarımı çattım. "Eğer böyle yapmaya devam ederse çoban, kuzusunu-"devamını getiremeden araya Olcay girdi. "Şaka yaptım kardeşim, güne güzel başlarsan o gün öyle devam edermiş."diye açıkladı alaycı ifadesiyle. "Kim demiş bunu?"diye sordu egemen Olcay'a doğru dönerken. Olcay bir kaç saniye düşündü daha sonra tekrar gülümseyerek konuşmasına devam etti. "Sanırım şu an bunu ilk ben söylüyorum."deyip gülmeye devam etti.  "Neyse biz Afrayla çok güzel bir kahvaltı hazırladık, hadi sizde gelin bekliyoruz."diye devam etti cümlesine Olcay. Daha sonra odadan çıkıp beni ve egemeni baş başa bıraktı. Egemen bana doğru döndüğünde çoktan konuşmaya başlamıştı. "Olcay dün Ruban abinin geldiğini söyledi, önemli bir şey yok değil mi?"diye sordu. Aklım düne gittiğinde ruban abinin söyledikleri geldi aklıma. DÜN "Emin misin ruban ağabey, o olabilir mi?"diye sordum tedirgin çıkan sesimle. "Sanıyorum o evlat, anne ve babasını bir kazada kaybetti, ve korkarım ki o kazanın olma sebebi de senin baban."ruban abinin kurduğu cümle beynimde defalarca yankılanırken ruban abinin yanılıyor olmasını diledim. Bu olamazdı yabancı kız çocuğunun babası ile benim annemin bir ilişkisi olamazdı!  "O kazanın olduğu sıra Afra'da oradaydı, anne ve babasını kanlar içerisinde gördüğünde bedeni bu acıya dayanamadı ve bayıldı, ambulansı çağıran bendim."diye bir açıklama daha yapan ruban abinin söylemleriyle aklım buna inanmak istemiyordu, tamam babam bir canavardan farksız bir adamdı hatta annemi bile öldürmüştü bu yüzden ama başka bir ailenin yuvasını alt üst edecek kadar alçaldığına inanmak istemiyordum.  Sıkıntıyla nefes verdim. "Sen yinede araştır derim evlat, olaylar akşam üzeri yaşandığı gibi etraf karanlıktı belki de gördüğüm o kız afra olamayabilir, ama ben acıyla anne ve babasının ellerini tutmuş hıçkırarak ağlayan o genç kızı ömrüm boyunca unutmayacağım."diye açıkladı daha sonra da geçmiş olsun dileklerini bana ileterek odadan çıktı. Tüm bu diyalogları egemene anlattığımda o da benim kadar şaşırmıştı.  "Eğer öyleyse, yani yabancı kız çocuğunun anne ve babasının kazası benim babam tarafından planlandıysa işte o zaman, benim yabancı kız çocuğuna sadece evine dönmesi için bir borcum değil, ona hiç bir zaman ödeyemeyeceğim bir hayat borcum var."diye itiraf ettim. Aklım dün gece sigara içmek için çıktığım terasta "Onların yanına gitmeyi denedim, ama başarısız oldum."diye söyleyerek gözleri dolan yabancı kız çocuğuna gitti.  Belki de onun intihar girişimlerinin sebebi benim babamın düzenlediği alçakça plandı. Belki gördüğü kabusların, gördüğü kabusunda ağlayarak anne ve babasını ne kadar özlediğini haykırışlarının sebebi benim babamdı. Ve bende o alçak ve şerefsiz adamın oğluydum. "Dur daha oğlum şimdiden panik yapma, öncelikle bu kazanın sebeplerini araştıralım belkide boşuna panik yapıyorsun."diye teselli etti beni egemen. "Hem bunu belkide baban yapmamıştır, sadece tesadüfen oluşan bir kaza bile olabilir."diye ekledi. "Bilmiyorum egemen, ama bunu öğreneceğim bu şüphe içerisinde yaşayamam ben."diye mırıldandım. Egemenle yaptığımız bu konuşmayı burada sonlandırmış, ve kahvaltı yapmaya mutfağa doğru yönelmiştik. Mutfağa geçer geçmez dikkatimi çeken ilk şey kahvaltı tabaklarını masaya dizme de yardım eden yabancı kız çocuğuydu. Yüzü ifadesiz sanki bir şeyler düşünüyormuş gibiydi.  Ben ve Egemen'in geldiğini görünce bakışlarını kaçırmış ve Olcay'a yardım etmeye devam etmişti. Ben ve egemen masada ki yerlerimizi alırken bizden hemen sonra Olcay ve yabancı kız çocuğu da masaya oturdu.  "Bugün kutsal Cumartesi gününü kutlamayacak mıyız?"diye soran Olcay'la herkesin bakışlarına ona doğru çevrildi. Tabi ya bugünü tamamen unutmuştum.  "Merih bu haldeyken nasıl olacak?"diye sordu egemen. Bakışlarım yabancı kız çocuğunu bulduğunda anlamamış ve boş gözlerle bize bakıyordu.  Neyden bahsettiğimizi merak ediyordu. "Bunu bozamayız, ruban ağabey çok üzülür hem."diye araya girdi Olcay. "Ruban ağabey bunu anlayışla karşılar siz gidin."diye cevap verdim. Egemende yabancı kız çocuğunun bu şaşkın ve boş gözlerle bize baktığını neyden bahsettiğimizi merak etmiş olduğunu anlamış olacak ki ona doğru döndü. "Kutsal Cumartesi, bizim belirlediğim aylarda Cumartesi günleri ruban abinin mekanında çalışıp daha sonra sabaha kadar beraber içip sarhoş olana dek sohbet ettiğimiz gündür."diye açıkladı. Yabancı kız hala boş gözlerle bakarken egemen daha iyi açıklamak yapmak için konuşmaya devam etti. "Şöyle ki, biz her ayın bir Cumartesi günü belirleyip kafamızı dağıtmak için ruban ağabeyin mekanına gideriz."diye devam etti açıklamaya egemen. "Neden kutsal Cumartesi günü diye isimlendirmişsiniz ki?"diye sordu yabancı kız çocuğu. "Cumartesi günü olmasının sebebi aslında bize bağlı değil o biraz ruban ağabeyi ilgilendiriyor."diye cevap verdi egemen. "Seni de oraya götürmek isterdim afra fakat o gün sadece erkekler oluyor, bu durumda senin orada olman tehlikeli olabilir."diye ekledi egemen. "Sorun değil, belki başka bir gün."diye fısıldadı yabancı kız çocuğu başını öne eğerek. "Emin misin? Gelmeme konusunda?"diye tekrarladı sorusunu Olcay bana doğru dönerken. "Eminim, siz gidin."diye cevap verdim. Daha sonra bu kutsal Cumartesi muhabbeti sona ermiş herkes kahvaltısına odaklanmıştı. Kahvaltıda ara sıra yabancı kız çocuğunun bana baktığını görüyor ve benimde ona baktığımı anladığı sırada hemen gözlerini kaçırıyordu. Olcay ayağa kalkıp telefonda nevrayla konuşurken egemende bazı çalışmalar yapacağını söyleyerek yanımdan ayrılmıştı. Masada bir tek ben ve yabancı kız kaldığımızda bana doğru döndü.  "Egemenin daha önceden senin için bana verdiği bazı ilaçlar bende kaldı."diye konuşmaya başladı. "Eee benden ne istiyorsun?"diye sordum umursamaz çıkan sesimle. "Eğer lazımsa veriyim."diye kısa bir cevap verdi. "Gerek yok, Egemen'e ver o ne yapacağını bilir."diye açıkladım. Bu umursamaz ve kaba tavrım yabancı kız çocuğunun hoşuna gitmemiş olacak ki kaşlarını çattı. "Sana iyilik yapanda kabahat."diye fısıldadı öfkeli sesiyle. Benim duymadığımı düşünerek fısıltı halinde söylemişti ama ben duymuştum. "Bana iyilik yapma, hatta hiç bir şey yapma."diye mırıldanarak ayağa kalktım ve odama doğru ilerledim. AFRA SOYKAN "Bana iyilik yapma, hatta hiç bir şey yapma."diyerek yanımdan ayrılmıştı. Bu umursamaz ve kaba tavırlarına her ne kadar öfkelensem de belli etmedim. Ve bende mutfaktan ayrılarak odama(yani bu eve geldiğimden beri orada uyuyup kalktığım salona)geçtim. Egemenin bana daha önce Merih için verdiği ilaçları alıp odasına doğru yürüdüm. Bende kalmasına gerek yoktu. Egemen masanın üzerinde ki kağıtları incelerken kısa süre içinde beni fark edip içeri girmemi istedi. Merih'in aksine çok nazik ve kibardı. "Gelsene afra."diye seslenirken ben çoktan içeri geçmiştim. İlaçları masanın üzerine bırakıp konuşmaya başladım. "Bunları Merih için vermiştin, sanırım artık gerek kalmadı bende kalmasına gerek yok."diye açıkladım. Egemen gülümseyerek cevap verdi. "Sanırım onlar bir müddet daha sende kalmak zorunda."diye itiraf ederken boş gözlerle ona baktım. Neden diye sormadan hemen cümlesine kaldığı yerden devam etmişti. "Çünkü, ben ve Olcay bu akşam evde olamayacağız kutsal Cumartesi gününü kutlamak için ruban ağabeyin yanına gideceğiz, biz yokken de bu ilaçları senden başka biride veremez. Merih'e kalsa onları içmez hatta ve hatta çöpe bile atabilir yani bu durumda Merih'in ilaçları içmesi için senden başka güvenebileceğimiz kimse yok."diye açıkladı. Ona değil ilaç vermek doğru düzgün bir kaç cümle kurmak dünyanın en zor işlerinden biriydi. "Peki, tamam."diyerek ilaçları elime tekrar aldım.  "Teşekkür ederim afra."diye arkamdan mırıldanırken çoktan odadan çıkmıştım. Elimde ki ilaçlarla beraber tekrar odama döndüğümde çaresizce elimde ki ilaçlara bakakaldım. Daha az önce ona karşı hiç bir şey yapmamam hakkında beni uyarmıştı.  Kesinlikle bu şehirden çıktığımda sadece bu şehirden değil aynı zamanda Merih'ten de kurtulmuş olacaktım. Saatler sonra içeri Olcay ve egemen girmişti. "Biz çıkıyoruz afra, bizim deli sana emanet."diyen Olcay'la başımı olumlu anlamda salladım. "Peki erken değil mi? Hava daha kararmadı bile."diye konuşmaya başladım. "Havanın kararmasına gerek yok bunun için, hem ruban ağabeyin mekanı biraz kalabalık erkenden gelmemizi istedi."diye cevap verdi. "Peki görüşürüz."diyebildim arkalarından. Daha sonra egemenin bana daha önceden vermiş olduğu ilaç saat listesine göz attım. Merih'in bir sonra ki ilaç saatine daha vardı, benden bunu fırsat bilerek terasa çıktım.  Dışarıda düne göre hava çok iyiydi. Ben temiz havayı içime çekerken kapı çaldı, egemen yada Olcay bir şey unuttu diye düşünerek kapıya doğru yöneldim. Fakat kapıda ki Olcay yada egemen değildi. Mehraydı! Merih için gelmişti. "Sen hala neden buradasın? Hem Merih nerede?"diye sordu sert sesiyle. "İçeri-"dememe kalmadan arkamda Merih belirdi. O ne ara gelmişti ki? Ben Merih'in Mehrayı iyi karşılayacağını düşünürken o her zaman ki gibi kava sert sesiyle konuşmaya başlamıştı. "Neden geldin?"diye sordu Merih otoriter ve kaba sesiyle. "Merih yaralısın, senin yanında olmak istiyorum."diye cevap verdi mehra. "Gerek yok, iyiyim."diye tersledi Merih. Mehra içeri geçerken bakışları etrafta gezindi. "Olcay ve egemen yok mu?"diye sordu.  "Yok."diye kısa bir cevap verdi Merih. Ben mehrayla Merih'in yanından ayrılmak için harekete geçiyordum ki mehranın sesiyle duraksamak zorunda kaldım. "Seninle tanışmadık, ben mehra."diyerek elini bana doğru uzattığında şaşkın bir ifadeyle ona baktım. "Afra."diye cevap verdim. Daha az önce sert ve kaba konuşurken şimdi de benimle tanışmak istemesi çok tuhaf gelmişti. Çok bekletmeden uzattığı eline karşı elimi uzatırken ellerimi sıkıca kavramış normalden daha fazla sıkmıştı, ben yüzümü belli etmeden acıyla buruştururken parmaklarımın kızardığına emindim.  Çünkü bu tokalaşma yeni tanışan bir çift insan için normal değil, aksine düşmanınla el sıkıştığın bir tokalaşmaydı. Ben elimi geri çekerken diğer elimle az önce mehrayla el sıkıştığım elimi ovaladım. Tahmin ettiğim gibi kızarmıştı parmaklarım.  "Nasıl oldun Merih? Neden kavga ettiniz yeniden?"diye sordu mehra. "Dinlenmek istiyorum mehra, sonra konuşalım."diyerek mehrayı kapıya kadar geçirirken son bir kezde bana bakıp odasına geçti. Bende banyoya doğru yönelerek az önce mehra yüzünden kızaran parmaklarımı soğuk sudan geçirmek istedim. Banyonun kapısını kapatırken musluğu açtım ve soğuk suyun parmaklarıma hücum etmesine izin verdim.  Mehra'nın bana olan bu kini ne içindi bilmiyorum ama benden hiç hoşlanmıyordu. Musluğu kapattığım sırada içeri aniden Merih girdi. "Sen hiç kapı çalma diye bir şey duymadın mı?"diye sordum kaşlarımı çatarak."Uygun bir halde olmayabilirdim belkide."diye tısladım. Merih kaşlarını çatarken gözlerim elinde ki krem tarzı kutuya takıldı. "Ama uygunsuz bir halde yakalamadım seni değil mi? Şimdi al bunu parmaklarının üzerine sür."diyerek kremi elime tutuşturdu. "Gerek yok."diyerek kremi ona geri verdim. "Bir şeyi tekrarlamayı sevmem, mehranın eli ağırdır sende sür şu kremi."diyerek kremi kaba bir şekilde tekrar bana geri verdi ve banyodan çıkmak için hareket etti. Fakat kapı açılmadı, yeniden denedi fakat yine açılmadı.  Daha sonra fısıltı şeklinde bir küfür savurup bana doğru baktı. "Koskoca evin içerisinde kapısı bozuk olan banyoyu mu buldun?"diye sordu soğuk ve kalın sesiyle. Ne yani şimdi biz bu küçük olan banyoda Merih'le mahsur mu kalmıştık? Ben çaresiz ve bir o kadar da suçluluk duygusuyla başımı öne eğerken Merih ise öfkeyle elini dağınık saçlarının içerisinden geçirmişti. Nedenini bilmediğim bir şekilde Olcay ve Egemen'in yardımı olmadan buradan çıkamayacağımı düşünüyordum. Tabi onlar gelene kadar Merih'le kavga etmeden durup bir şekilde sakin kalabilirsek.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE