Şahmaranlar

1205 Kelimeler
Gözlerimden akan yaşlar durmak bilmezken acıyla elimi yumruk yapıp defalarca göğsüme vurdum. Hıçkıra hıçkıra ağlarken böyle bir babaya sahip olmanın hayatıma vermiş olduğu zarara ağladım. Oluk oluk yaşlarım akarken aldığım her nefes haram oluyordu. Göğsüme defalarca indirdiğim darbeler canımı yakıyordu ama hiç bir şey on altı yaşındaki bir çocuğun evleneceği kadar acı olamazdı. Bunca zamandır hiç kimseye belli etmeden acı içinde on altı yaşıma girmiştim. Her yeni yaşımda hayatın ne kadar acımasız ve zor olduğunu bir kez daha öğreniyordum. Babam denilen şerefsiz ihtiyar omuzlarıma koca bir yük bırakmıştı. Ben daha çocukluğumu yaşayamazken aileme bakmayı öğrenmiştim. O kumarlarda sürterken, anamın üzerine elin orospusuyla oynaşırken ben hem okula gidiyor hemde anama ve bacıma bakıyordum. Her sabah gözümü açtığımda anamın hazırlayacağı bir sofraya oturmak yerine, mutfağa gidiyor anam yorulmasın diye yemekler yapıyordum. Yeri geldiğinde anamı oturtturuyor bütün evi baştan aşağı ben temizliyordum. Bazı günler okula gitmiyor onun yerine bulaşıkçılığa gidiyor aldığım harçlığı anamın cebine sıkıştırıyordum. Dört sene önce anamda böbrek yetmezliği olduğunu öğrenmiştik, o günden sonra anam doğru düzgün ayağa kalkamadığı için babam eve gelmemeye başladı. Normalde de eve çok sık geldiği söylenemezdi, gider kıraathanelerde gününü gün ederdi. Babam olacak o it herifin tek düşündüğü şey uçkuruydu. Anam şimdilerde biraz olsun kendini iyi hissediyordu çünkü bunun sebebi babamın pek eve gelmemesiydi. Şimdi tekrar rahatsızlığı öne çıkmıştı çünkü babamın anama olan eziyetleri bitmek bilmiyordu. Kapı gürültüyle açıldığında akan gözyaşlarımı hızla silip ayağa kalktım. Babam denilen it herif kapıyı kilitleyip üzerime doğru yürüdüğünde geriye doğru gidiyordum. “Ananın yaşamasını istiyorsan o adamla evleneceksin.” diyerek parmak salladığında yumruklarımı sıktım. “Anan ve bacının canı sana bağlı, ha eğer evlenmem dersen ikisininde gözünün yaşına bakmam. Ya ikisini de öldürürüm yada kumar borcumu onlarla öderim.” dediğinde yüreğim yerleşen korkuyla ayağa kalktım. “Evleneceğim.” dediğimde memnuniyetle gülümsedi. “Ha işte böyle!” diye sevinirken alt dudağımı kemiriyordum. “Evleneceğim ama eğer anama ve bacıma o elini kaldırırsan…” yüzüme yediğim tokatla tekrar yere savruldum. Refleks olarak elimi yanağıma götürüp tuttuğumda babam yüzüme doğru eğilmişti. “Ne yapacan lan? Sen beni tehdit mi edersin?!” dediğinde ölmek istedim. Sessizliğim onun hoşuna gitmiş olacak ki güldü. “Böyle sessiz olacasın. Şimdi bana o kimliğini ver.” “Ç-çekmecede.” dedim konuşmakta zorlanırken. Kaçamak bakışlarla ona baktığımda çekmeceleri karıştırdı en sonunda bulduğu kimliği cebine koyarak odadan ayrıldığında aynadan yansımama baktım. Suratımda büyük bir parmak izi duruyordu dudağımın kenarından akan kırmızı lekeyi elimin tersiyle sildiğimde kapı tekrar açıldı. Üzeri başı dağılmış halde içeri giren anama baktığımda hızla yerden kalkıp boynuna atladım. “Kızım.” dedi sesi kısık hâlde çıkarken. Göz yaşları omzuma akarken küçük kız kardeşim bacağıma sarılmıştı. Annem benimle beraber yere düştüğünde ikisini de tutmakta zorlandım. “Anne!” dedim yüzüne bakarken. “İyiyim.” diye fısıltı halinde konuşurken ağlayarak boynuna sarıldım. “İyi değilsin anne!” dediğimde saçlarımı okşadı. “Evlenmek zorunda değilsin Rojbin.” dedi soluklanmaya çalışırken. “Kaç kızım, kaç kurtar kendini.” başımı hiddetle sağa sola salladım. Ne diyordu bu kadın? Onu ve kız kardeşimi bırakıp nasıl kaçmamı beklerdi? Bunun mümkünatı yoktu! “Kaçmam!” dedim hiddetle karşı çıkarken. Hızlı aldığım soluklar yüzünden göğsüm şişip iniyordu. “Seni ve kız kardeşimi bu adamla bırakıp asla kaçmam! Nasıl böyle bir şey düşünürsün anne sen?” “Hayatını mahvetme Rojbin! Bizim için hayatını mahvetme! Git, İstanbul'a git. Dayının yanına yerleş, o seni okutur kızım.” “Dayım çok mu iyi sanki?! Beni okutmanın karşılığında neler ister sen bilir misin anne?!” dedim kızgınlıkla. “Abla bizi bırakıp gitme.” küçük kız kardeşim Gül buğulanmış gözleriyle bana bakarken elini tuttum. “Ben sizi bırakır mıyım bir tanem? Sizi alacağım söz.” dediğimde sıkıca elimi tuttu. “Eğer bizi bırakırsan seni affetmem abla.” dedi gözünden bir damla yaş akarken. Baş parmağımla akan yaşını sildiğimde alnına ufak bir öpücük bıraktım. “Hadi gel, annemizi kaldıralım.” Gül küçücük boyuyla annemin sol kolunu tutarken bende sağ koluna girmiştim. Gittikçe zayıflayan bedenini yatağıma bırakıp saçlarını okşadığımda göz pınarlarında yaşlar birikmişti. “Eğer o ağa bozuntusuyla evlenirsem senin tedavini karşılayabilir anne.” dedim elimin tersini yüzünde gezindirirken. “Saçmalama Rojbin!” dedi beni omuzlarımdan sarsarken. “Bizim için kendi hayatını mahvetmeye değer mi?!” “Sen yoksan biz niye yaşayalım?! Niye hayatımıza devam edelim?! O ağa bozuntusuyla evleneceğim, senin tedavini karşılamasını isteyeceğim.” “Anlamıyorsun!” dedi bana kızarak. “Neden benim tedavimi karşılamak istesin o adam?! Onlar kim ki?! O eve gittiğinde sana hayatı zehir edecekler, seni köle gibi kullanacaklar! Kafanı kullan Rojbin!” “Ben kararlıyım evleneceğim anne.” Babam beni başlık parası adı altında o ağa bozuntusuna verecekti ama ben her şeyi bozacaktım. Babama bu hayatı zehir edecektim haberi yoktu. Bana yaşattıklarını misli misli geri ödetecektim bundan hiç şüphesi olmasındı. Annem halsizce gözlerini kapattığında uyuduğunu anladım. Gül üzgün bakışlarını eline indirdiğinde saçlarını okşadım. “Gül acıktın mı ablam?” dediğimde masum bakışlarını yüzüme çevirdi. “Acıkmadım.” dediğinde guruldayan karnı onun kötü bir yalancı olduğunu söylüyordu. Elini midesinin üzerine koyarak, “Su içtiğim için gurulduyor.” dediğinde gözlerim doldu. Bizi bu hale getiren babam ne zaman cezasını çekecekti? Hiç bir zaman babalık görevini yapmamıştı. Annem onunla evlendiğinde bile uçkuruna düşkün bir adam olduğunu, ancak dedemin korkusundan dolayı bir şey yapamadığını defalarca dile getirmişti. Gül’ün elini tutarak onu kaldırdım, mutfağa doğru ilerlediğimde koltuk altlarından tutarak onu sandalyeye yerleştirdim. Buzdolabını açtığımda boş raflara huzursuzca baktım. Kahvaltılık bölümünde cam kaselerin içinde duran peynir ve zeytini alarak masaya koydum. Çekmeceden çıkardığım ufak parçalara ayrılmış ekmekleri alarak Gül için ekmek arası yapmaya karar verdim. İçecek bir şeyimiz olmadığı için kuru kuru yemesini istemedim bu yüzden bardaklıktan aldığım bardağa su doldurarak Gül’ün önüne koydum. “Abla koymasaydın keşke.” dediğinde kaşlarımı çattım. “Niyeymiş o?” dediğimde parmaklarıyla oynamaya devam etti. “Akşama yiyecek bir şeyimiz yok.” “Ye ablam, illaki bir çaresini buluruz.” dedim. Gül bir tabakla önüne koyduğum ekmek parçasını eline aldı. Ekmekten iştahla büyük ısırıklar alırken onun bu haline gülümsedim. O, yemeğini yerken mutfak camından dışarıya düşünceli bir şekilde bakıyordum. Arka arkaya gelen siyah araçlarla kaşlarımı çatarak hızla ayağa kalktım. Korkuyla Gül’e baktığımda olanlardan habersizce yemeğini yemeye devam ediyordu. Bu araçlar neyin nesiydi? Babam olacak o şerefsiz yüzünden başımıza bela açılırsa bu sefer onu öldürürdüm. Bunu düşünmeden yapardım çünkü artık ondan bıkmıştım. Tırnaklarımı ısırarak korkuyla dışarıya bakarken aracın içinden yaşlı bir adam çıktı. Elinde tuttuğu bastonuyla bir kaç adım daha yaklaştığında harabe evimizde göz gezindirdi. Korkuyla dışarıya bakmaya devam ederken, yaşlı adamla gözlerimiz kesişmişti. Hızla arkamı dönerek Gül’e baktım. “Ablam sen yemeğini ye sonrada annemin yanına git tamam mı? Ben biraz hava alıp geleceğim.” “Abla babam seni dışarıda görürse…” “Bir şey olmayacak söz veriyorum, sen beni dinle tamam mı canım?” dediğimde başını ağırca aşağı yukarı salladı. Koşar adımlarla mutfaktan çıkıp ahşap kapıyı açmıştım. Yaşlı adam sanki beni bekliyormuş gibi olduğu yerde dururken kapıyı sessizce kapatıp lastikten olan ayakkabılarımı giydim. Yaşlı adamla tekrar gözlerimiz kesiştiğinde ne kadar sert ve ciddi durduğunu bir kez daha gördüm. Gözlerindeki kararlılık beni ürkütürken bacaklarımın titremesine rağmen tam karşısında durdum. “Kimsiniz?” sesimi ne kadar korkusuzca çıkartmaya çalışsam bile başarılı olamamıştım çünkü sesim titremişti. Yaşlı adam kahveleriyle beni baştan aşağı süzerken kaşlarını çattı. “Beni tanımaman garibime gitti kızım ama madem tanımıyorsun, ben Şîyar Şahmaran.” soy ismini duyduğumda gözlerim kararmıştı. Dengemi zar zor korumaya çalışırken bir anlığına nefesim kesildi. Şîyar Şahmaran. Rêzan Şahmaran.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE