KARŞILAŞMA

1484 Kelimeler
Sude Anlatımından Akşam odam da tek olacağımı sanıp uyumaya çalışırken 20.30 gibi içeri 1.60 boylarında; beline kadar uzanan simsiyah saçları olan, minyon bir kız girdi. Beni görünce önce şaşırıp yabancı bir bakışı attı; bu odada belki de yıllarca birlikte kucağımız gerçeği aklına gelmiş olmalıydı ki gülümsedi: " Merhaba, ben Hülya. Mimarlık ve tasarım fakültesi 1. sınıfım." dedi mutlulukla. Sanırım bu bölümü kazanmayı benim gibi o da çok istemişti ki birine söylerken çok mutlu oluyordu. Aynı sınıfta olabilirdik ve bu hoşuma gitti. Çünkü başka bölümden insanların odada olması ders programlarımız yüzünden sorun çıkarabilirdi. Dersim yokken başka birinin dersi olduğu için sabah sabah tepemde gürültü yapması hoşuma gitmezdi sanırım. " Bende Sude; seninle belki de aynı sınıftayız. Bende mimarlık fakültesi 1. sınıfım." dedim mesafe barındıran ses tonuyla. Bunu duyunca gülümsemesi genişledi. Sanırım bu onu çok sevindirmiş hatta rahatlatmıştı. Gelip yanımdaki yatağa benden tarafa oturup: " Buna çok sevindim. Kendimi tek başına sudan çıkmış balık gibi hissediyordum. Aynı sınıfta olmamız çok iyi. Ben Kahramanmaraş'tan geliyorum. Senin memleket neresi?" dedi içtenlikle. " Antalyalıyım ben. Başka bölümden biri olsa odada belki biraz zor olurdu. Bende memnun oldum bu durumdan." dedim biraz daha sıcak bir tondan. Valizi yoktu yanında odaya baktığımda dolabımın dolabın da benimki gibi kilitli olduğunu görünce ben gelmeden gelip eşyalarını yerleştirdiği anladım. Dolabımın! Ne çabuk sahiplaniyoruz herşeyi... Hülya'nın gelişine sevinmiştim aslında. En azından okullar açılıncaya kadar odada yalnız kalmayacaktım. Ona ne kadar güvenebilirdim bilmiyorum ama koskoca yurtta tek kalmaktan iyiydi varlığı. Bir süre havadan sudan konuştuk. Bir haftadır yaşadığım uykusuzluk, stres ve yorgunluk yüzünden artık gözlerim kapanıyordu. Zaten annem de uçaktan inip eve geldiklerini bildirmek için aramıştı. İçim rahatlamıştı onun sesini duyduğum için ama aynı sebepten boğazıma da nefes aldırmayan bir yumru oturmuş olması beni çok zorlamış; gözlerim dolu dolu konuşmuştum annemle. Uyuyup dinlenmek istiyordum. Hiç birşey düşünmek istemiyor olmam da yatağa girip uyuma isteğimi tetikliyordu. Uyuyamam desem de günlerdir süren yorgunluk ve uykusuzluktan deliksiz uyumuştum. Sabah gözümü perde kenarından süzülen gün ışığı ile açtım. Çatılmış kaşlarımla yatakta sola döndüm ve Hülya'nın yatağın içinde kitap okuduğunu gördüm. Benden önce uyanmış sanırım beni rahatsız etmemek için sessiz olmaya çalışmıştı. " Günaydın, iyi uyudun mu? Ben uyandırmadım inşallah?" dedi mahcup bir tondan. " Günaydın. Kaç haftadır böyle deliksiz uyumamıştım. İyi geldi. Sen uyandırmadın gün ışığı gözüme gelince uyandım. " dedim samimiyetle gülümseyip iki elimi iki tarafa açıp esnerken. " Senin adına sevindim. Ben çok uyumayı sevmem zaten. Sabah erken uyanırım; alışkanlık. Ama seni rahatsız etmem merak etme. Kahvaltı yapalım mı?" dedi. "Olur. Dışarı çıkalım ama kantin henüz açılmamış sanırım. Görevli öğle demişti. Cumartesi ya da pazar açılır dedi." dedim. Yataktan kalkıp WC'ye girdim. Ben çıktığım da Hülya giyinmişti bile. İşlerimi halledip duş kabininde giyinmeye başladım. Burası eylül başı olmasına rağmen Antalya'ya göre gerçekten soğuktu. O yüzden dizlerimde biten uçuş uçuş mavi bir etek ve beyaz bir crop giyip üşürsem diye de bir hırka aldım yanıma. Makyajımı yapıp beyaz mini çantamı da koluma takıp: " Ben hazırım. Gidelim mi?" dedim ama Hülya zaten hazır beni bekliyordu. Hülya, benim gibi makyaj seven ve rahat giyinen biri değildi sanırım. Mavi bir kot ve üzerine de yarım kol siyah V yaka bir badi giymişti. Makyaj olarakta sadece vişne çürüğü bir ruj sürmüş saçlarını toka ile yarım tutturmuştu. Buna rağmen çok güzel ve sevimli bir genç kızdı. Minyon olduğu için daha çok lise öğrencisi gibi gözüküyordu. Dışarı çıkıp merkeze gitmek için bir taksiye bindik. Merkeze yakındık ama yürüme mesafesinde değildik sadece. Taksiciye sormuştu Hülya nerede kahvaltı yapabileceğimizi oda bizi bir cafe-restorant karışımı bir yere getirmişti. Güzel bir kahvaltı ettik Hülya ile. Ben yemek yemeyi çok severdim ama Hülya çok fazla yemek seçiyor bu yüzden de az yiyor gibi gözüküyordu. Kahvaltı yaparken ki sohbet sırasında Hülya'nın anne ve babasının öğretmen olduğunu ve kendisinden küçük 2 kardeşinin daha olduğunu öğrendim. Çok mülayim, mütevazi, kurallara uymaya çalışan, saygılı ve sevgi dolu bir kızdı. Aslında onu sevmiştim. Bana zararı dokunacak biri olduğunu düşünmüyordum. Hatta belki ileride dost bile olurduk bilemiyorum ama içim ısınmıştı ona. Kahvaltıyı bitirip birer Türk kahvesi içtik. Bu arada şimdi ne yapalım diye konuşurken: "Merkezi gezip bizim için lazım olacak yerler ve mekanları keşfedelim." dedi Hülya. Söylediği benim de aklıma yatmıştı. Malum Kazım abi bizi bir çok yere götürmüştü ama merkezi hala tam bilmiyordum. Kalkıp lavaboya gittim ve masaya dönmeden önce hesabı ödedim. Yerime oturmadan hadi kalkalım o zaman deyip kapıdan çıkacakken Hülya'nın hesabı ödemek istediğini görüp gel ben ödedim deyince bana kızdı. Neden ortak ödememişiz, öyle olmazmış, ikimiz de öğrenciymişiz, bundan sonra Alman usulü ödeyecekmişiz... Bir dünya lafa tuttu beni. Bu duruma da bu kadar tepki göstermesine çok şaşırdım. Ne vardı ki bunda. Biz arkadaşlarla bir yere takıldığımızda rastgele biri öder kimsede ona kızmazdı. " Sorun yok. Ödemek istedim ödedim. Neden büyütüyorsun bu kadar?" dedim şaşkınlıkla. " Neden mi? Sude ailemizin parasını burada öylece herşeye harcayamayız. Onları zor duruma sokamayız. Dikkat etsen iyi olur. Sonra paran bitince ailenden para istemek biraz can sıkıcı olabilir." dedi öğretmen edasıyla. " Benim harcayıp bitiremeyecek kadar param var zaten. Neden sorun edeyim? Neden ailemden isteyeyim?" dedim vurdumduymaz şekilde. Ağzı açık şaşkınlıkla beni dinliyordu kafeden çıkıp sokakta yürümeye devam ederken. " Ne demek çok param var? Çalışıyor musun sen?" dedi şaşkınlıkla. " Annem babam 10 yaşından beri ayrılar. Ben annemle büyüdüm. Babam iş adamı şirketi falan var. 10 yaşından beri benim hesabıma yüklü miktarda para yatırıp duruyor. Bu güne kadar kullanmadım ama burada özellikle onun parası olduğu için bol bol harcayacağım. " dedim gittikçe kısılan sesimle. Benim bu konuda konuşmaktan sıkıldığımı anlayıp koluma dokundu. Ona bakınca bana gülümsedi. " Seni anlıyorum. Sorun değil canım. Teşekkür ederim kahvaltı için. " dedi gülümseyerek. Bende ona gülümseyip konuyu kapattım. Erzurum sokaklarında amaçsızca dolaştık. Yöresel ürünlerin olduğu bir kaç dükkanda daha çok durduk ama genel olarak çarşı pazar gezip hatta takı falan aldık. Taşhan denen Osmanlı'dan kalma bir yapıda çok çeşitli takı dükkanları ve hediyelik eşyalar vardı. Otantik şeyleri severdim ve taşlarla bezeli olan bu takılar çok hoşumuza gitmişti. Oltu taşı denen değerli bir taştan ve diğer değerli taşlardan yapılmış kolye, küpe ve yüzük tarzı şeyler çok hoştu. Değişik renk ve modeller de takılar aldım. Hatta Hülya'ya da bir kolye seti aldım. Bana kızmak istedi ama kıyamadı. " Babamın hediyesi." dedim neşeyle gülerken. Oda bu hiç bir şeyi umursamaz halime gülmüştü. Onunla bir günde bile çok iyi uyum sağlamıştık. Handan çıktığımızda yorulmuştuk artık. Öğleden sonra olmuştu zaten. Sabahtan beri geçtiğimiz bütün sokaklarda insanların bize neden tuhaf tuhaf hatta rahatsız edici baktığını anlamıyordum ama gözlerini dikip bakmaları beni biraz rahatsız etmişti. Sürekli üzerime bakıyordum acaba üzerimde bir sıkıntı mı var diye ama hiç bir problem göremiyordum. Bende düşünmemeye umursamamaya çalıştım. Hiç keyfimi bozamazdım. Hülya birşeyler anlatıyor bende gülüyordum onun bu esprili anlatımına. Kız doğal hali ile bile çok komik şeyler söylüyor gibi güldürüyordu. Bence Hülya ile çok iyi bir dostluk başlıyordu hissediyordum. Bu yüzden içim biraz da olsa rahat şekilde yolda kimseyi takmadan gülüp geçiyordum anlattıklarına. Biraz kalabalık bir yerden geçip tahminen üniversite gençliğinin takıldığı bir kafeye girdik. Canım cheesecake çekiyordu ve tabi ki kahve. Bu ikisi benim mutlu olma nedenlerimin başında geliyordu. Hülya fıstıklı bir tatlı ve mocca söylerken ben limonlu cheesecake ve karamel latte söyledim. Tabi bu arada kaderimin değiştiği noktada olduğumdan habersiz gözlerimi kısmış hazla tatlımı yiyip kahvemi içiyordum. Hülya ile saçma sapan şeylerden konu açıp gülüşüyorduk. Yazar Anlatımından Emirhan, otellerinden birinden çıkmış ve sağ kolu olan Fatih'e talimatlar yağdırıyordu ki gözüne çarpan kızla sustu kaldı. Böyle bir güzelliği daha önce ne görmüş ne duymuştu. O kadar duru bir güzelliğe sahipti ki onun aklını başından alan kız; Emirhan ona bakmaktan kendini alamadı. Bu uzun boylu, sarışın, yeşil ve iri gözlü, manken gibi bir fiziğe sahip kıza beğeni ve hayranlıkla bakarken kızın onun tarafına doğru geldiğini farketti. Ansızın gelişen bu karşılaşma ve yanında bir başka kızla konuşup arada da inci gibi dişlerini gösterip gülerek kendine doğru gelen kız, onun kalp ritmini değiştirmişti. Büyülenmiş gibi baktığı kız, tam onun önünden geçerken saçını savurmuş ve savrulan uzun sarı saçları Emirhan'ın ellerine değmişti. Yumuşacık, kadifemsi ve ipek gibi saçlar Emirhan'ın içini bir tuhaf etti. Tekrar dokunmak için o saçlara şuan çok şeyi feda edebilirdi. Kızın saçlarından ortaya yayılan koku Emirhan'ın yanından geçerken burun deliklerini doldurdu. Öyle naif öyle ferah aynı zamanda bir o kadar da cezbedeci koku ile Emirhan istemsiz gözlerini kapatıp kokuyu ciğerlerine çekti. Ruhunu, kalbini ve aklını ele geçiren bu koku ile bir an bloke oldu. Kızı görmek için gözlerini açtığında Fatih'in kendisine sırıttığını gördü. Hemen kendine gelip kızı görmek için arkasını döndü. Kız bir anda ortadan kaybolmuştu. Bir anda ortadan kaybolan kızı göremeyince huzursuz oldu. O istediği her şeyi şu ya da bu şekilde elde ederdi. Bu kızı tüm benliği ile istiyordu ve bulmalıydı. Fatih'e dönüp: " Hemen, o kızı bul bana!" dedi kaşlarını çatmış bir şekilde. " Sakin ol ağam. İlk defa görüyorum buralarda. Okullar açılıyor; büyük ihtimal üniversite öğrencisidir. Ben bulurum." dedi. Emirhan bu kızı istiyordu hem de ne pahasına olursa olsun!.. ikisininde kaderini kökten değiştiren ve sonrasında çok şeye mâl olacak o karşılaşma gerçekleşmişti ama Sude bunu hiç farketmedi. Yaşayacaklarından haberi olsa belki de babasını dinler asla gelmezdi Erzurum'a...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE