Yazar Anlatımından
Zaman akıp gidiyordu ve Sude, yanında Hülya ve Selda ile mimarlık ve tasarım fakültesinin kapısının önünde bekliyordu.
Bugün okulun ilk günü olduğu için sanki bir savaş hazırlığı yapılıyor gibi inanılmaz bir insan sirkülasyonu vardı kampüs bahçesinde. Çeşit çeşit ve lisedekinin belki 10 katı belki de daha fazlası olan bu insan sürüsü Sude'yi korkutmadı değil. Hülya'da en az Sude kadar tedirgindi fakat ondan daha sakin gibi duruyorken Selda tam tersi sanki bu okulda okuyormuşta tatilden dönmüş gibi rahattı. Hatta gelip geçeni süzüp göz hapsine alıp gülümsüyordu.
Selda; pazar günü gelip odaya yerleşen ve sınıf arkadaşları olduğunu oğrendikleri, 21 yaşındaki, 1.72 boyunda, kumral küt saçlı, bakımlı, havalı ve flörtöz Aydınlı kızdı. Sude, Selda'yla çok fazla anlaşabileceğini düşünmese de aynı odada ve aynı sınıfta olmasından dolayı idare etmeye çalışıyordu.
Sonunda merakla ve hayranlıkla bakan gözler üzerlerinde iken fakültenin kapısından içeri girdiler. Öğrenci işlerine gidip o rahatsız edici kalabalıkta danışmanlarını öğrenmek için bir süre beklediler. Daha sonra burada öğrendikleri danışman akademisyenin odasına yöneldiler. Ders seçimlerini yaptıklarında resmen 2 saattir bu kalabalıkta nasıl durabildiklerine inanamayıp bahçeye çıkıp temiz bir nefes alarak kendilerini çimenlerin üzerine bıraktılar.
Çimenlerin üzerinde okulla ilgili bir süre sohbet ettiler. O arada gelen geçen bir çok insanın dikkatini çekmişlerdi ki özellikle dik dik bakan erkekler Sude ve Hülya'yı rahatsız etmişti. Yanlarına pat diye oturan siyah kıvırcık saçlı, kahverengi gözlü ve esmer gençle afalladılar:
" Merhaba sınıfımın enleri. Ben Ali Fırat. Nasılsınız bakalım?" dedi vurdumduymaz genç.
Gözleri fal taşı gibi açılmış olan Hülya kaşlarını çatıp:
" Ne eni be? Sana yanımıza otur diyen oldu mu?" dedi.
" En fıstığı, en fettanı ve sen en gıcığı. Burası okulun bahçesi istediğim yere oturabilirim bence." dedi pis pis sırıtırken.
" Ben Selda. Tanıştığımıza memnun oldum Ali Fırat." deyip elini uzattı cilveli bir şekilde.
Ali Fırat öpüp başına koydu elini Selda'nın. Selda bu harekete sinirlenirken Hülya ve Sude kıkırdadı. Ali Fırat'taki o saf enerjiyi gördü ve elini uzattı Sude Ali Fırat'a:
" Ben Sude, arkadaşım da Hülya. Tanıştığımıza memnun oldum." dedi.
Ali Fırat, Sude'nin elini tutup dudaklarına götürdü.
" Tanıştığımıza memnun oldum fıstık. " dedi çapkın çapkın bakarken.
" Oğlum sen ne manyak birşeysin ha? İki dakika bekle dedim hemen kendini kızların yanına atmışsın. Ne gevşek adamsın sen?" dedi sinirle gelen genç adam.
Hülya'nın dikkatini çeken genç; 1.80 civarındaki boyu, dalgalı ve uzun kumral saçları, kirli sakalı, ela gözleri ve yapılı vücudu ile tepelerinde dikildiğinde kızların ona baktığını görünce biraz geri vites yaptı.
" Ne bağırıyorsun tepemiz de otursana Uğur. Kızlar sınıf arkadaşlarımız. " dedi Ali Fırat.
Uğur önce kızlara baktı ve gözleri ile oturabilir miyim der gibiydi:
" Oturabilir miyim kızlar?" dedi Uğur mahcup bir şekilde.
" Sonunda medeniyet görmüş biri geldi. Oturabilirsin tabi ki. " dedi Hülya kızarmış bir yanakla.
Uğur olumlu yanıt alınca Ali Fırat'ın yanına yakın oturdu.
" Bu fıstık Sude, bu havalı bayan Selda bu gıcıkta Hülya. Bu da benim oda arkadaşım ağır abi Uğur." dedi Ali Fırat.
" Memnun oldum kızlar. Biraz ters bir karşılaşma oldu ama bu densiz sizi rahatsız ediyorsa söylemeniz yeterli. Ben ayar veririm ona. " dedi Ali Fırat'a kaşlarını çatarak.
Hülya ve Selda kıkırdadı bu sözlere. Ali Fırat'ın kaşları çatıldı.
" İyi ki abi dedik sana. Hemen göm beni kızların yanında. Cenaze namazı mı da kıldır!" dedi ters ters.
" Sakin olun biraz. Ders seçimi yaptınız mı? " dedi Sude.
" Yaptık biz. Kutay'ı bekliyoruz. Kutay'da bizim bölümden ama bizim sınıfta değil 2. sınıf o. O da benim gibi Mersinli. Aynı okulda okuduk. Oradan tanışıyoruz. Sağolsun bize yardımcı oldu." dedi Uğur etrafa bakınırken.
" Kendisi de geliyor." dedi Kutay'a el ederken.
Uğur'u görüp gülümseyerek ona doğru gelen Kutay kızlara bakarken bir an duraksadı. Gözleri Sude'de takılı kaldı.
1.80 cm civarı boyu, kumral dalgalı saçları, ela ve yeşil arası gözleri ve beyaz teni ve spor yaptığını belli eden kaslı vücudu ile Sude'nin ve Selda'nın dikkatini çeken Kutay erkeklerin yanında tam da kızların karşısında dikildi. Gözleri hala gördüğü güzeller güzeli Sude'de iken konuştu:
" Bende size bakıyordum Uğur. Hangi ara çıktınız dışarı göremedim?" dedi kısa bir süre Uğur'a bakıp yine Sude'ye dönmüşken.
" Ali Fırat yüzünden çıktım bende. Buraya gelip kızlara laf yetiştiriyordu bulduğum da. Bu Sude, Selda, bu da Hülya. Bu arkadaşta Kutay. O da mimarlıkta ama 2. sınıf dediğim gibi. Hemşehrim." dedi Uğur kızlara doğru.
Kutay elini uzattı. Önce Hülya sonra da Selda'nın elini sıktı en son da Sude'nin o zarif ellerini tuttu. İlk görüşte etkilendiği kız onu etkisi altına almıştı sanki. Hiç bırakmak istemiyordu ellerini.
" Tanıştığıma çok memnun oldum kızlar. Bir probleminiz olursa yardımcı olmak için elimden geleni yaparım." dedi istemeye istemeye Sude'nin elini bırakırken.
O an Selda bir of çekti. İlgisini çeken adam ona değil Sude'ye kur yapıyordu. Bu çok canını sıkmıştı. Neden herkesin gözü onun üzerindeydi ki. İçten içe bir kıskançlık sarmıştı kendini Sude'ye karşı.
" Memnun olduk ama biz henüz kahvaltı bile yapmadık. Sanırım bugün ders olmayacak. Gidip bir kahvaltı yapıp sonra da bir kahve mi içsek?" dedi Sude.
Açlığa hiç dayanamıyordu ve saat 11'i çoktan geçmişti. Kutay bu fırsatı kaçırmadı.
" Hadi kalkın; sizi güzel serpme kahvaltı yapan bir yere götüreyim. " dedi.
Herkes hem fikir olunca tek tek çimlerden kalkmaya yeltenen kızlarla; Uğur kendine yakın Hülya'nın elinden tutup kalkmasına yardım etti. O an Hülya ile göz göze geldiler ve ikisi de gülümsüyordu. Sanırım Hülya'nın hoşlantısı tek taraflı değildi. Bu ihtimal Hülya'nın kalbinin daha da hızlı atmasına sebep oldu.
Kutay Sude'nin kalkmasına yardım ederken tam önüne durmuş ayağa kalkarken kısa olan eteğinden bir frikik vermesin diye tetikteydi. Neden bu hisse kapıldı birden bilemedi. Onun için kızlar sadece güzel ve çirkin diye ayrılır oda güzel olanları tavlamak için uğraşır tavlayınca da asla kıskanmazdı. Serbest, kimsenin birbirine karışmadığı ilişkiler onun için idealdi. Sude ayağa kalkıp eteğinin arkasını elleri ile düzeltip silkerken o hala Sude'nin sağ elini tuttuğunun farkına çok geç vardı. Elini çekip biraz ileri gitti.
Selda kendi çabası ile yerinden kalkarken Ali Fırat ona pis pis sırıtıyordu.
" Hadi ver elini. Sende bana kaldın malasef. " dedi kıkırdarken.
" Çek o elini manyak. Bana dokunma!" dedi burnundan soluyan Selda.
Bir hışımla kalkıp üzerini düzeltmek için çaba verdi. Hep birlikte çıktılar fakülteden. Kutay'ın arabasının yanına gidince 6 kişi olmaları sorun olmuştu ama Kutay; Ali Fırat'la kızları arka koltuğa oturtup Uğur'u ön koltuğa alınca sorun çözülmüştü.
Kahvaltı yapacakları mekana gidene kadar Ali Fırat ve Selda birbirlerine yan yana oldukları ve sıkıştıkları için laf sokup duruyor diğerleri ise onların bu haline gülüyordu. Kutay dikiz aynasından Sude'yi bakışları ile yol boyu izlemiş Sude'de bunu farketmiş ama yakışıklı bulduğu bu çocuğa karşı itiraz eder bir harekette bulunmamıştı.
Üniversite öğrencilerinin, daha çok maddi durumu ortalamanın üzerinde olan öğrencilerin takıldığı bu mekanda bol kahkahalı leziz bir kahvaltı yapmışlardı.
Kutay ve Uğur yan yana otururken Kutay'ın sol tarafında Sude, onun yanında Selda, Ali Fırat ve Uğur'un hemen yanında da Hülya vardı. Herkes yanındaki ile ara ara sohbet ediyor olsa da genel anlam da birlikte sohbet ediyorlardı. Nereden geldikleri, kaçıncı girişte kazandıkları, aileler derken nerede ise 2 saattir aynı masada oturduklarını farketmediler bile. Kutay, kendisine ulaşan bu güzel cezbedici ve büyüleyici kokunun Sude'den geldiğini farkettiğinden beri çok fazla konuşamamış sadece sorulan sorulara cevap vermişti. Sude'nin Antalyalı olduğunu öğrenince Uğur'da Kutay'da çok sevinmişti. Bu birlikte memlekete gidebilmek demekti Kutay için. Tatillerde Antalya'ya gitmesi için bir sebepti.
" Oğlum sen çocuk musun gerçekten? Sen liseli olmadığına emin misin? Belki de araya karışmışsındır. Git sen en iyisi memleketine devam et bitiremediğin lisene. Masamızda yaptığı şeye bak ya! Çıldıracağım gerçekten. Kalk git başka masaya." diye söyleniyordu Selda ekmeğe sürdüğü çikolatayı yüzüne gözüne bulaştırıp Habeş maymununa dönen Ali Fırat'a doğru.
Masada bu görüntü karşısında büyük bir kahkaha tufanı koptu. Sude bu insanları tanıdığına pişman değildi. Hatta inanılmaz şekilde çok eğleniyordu. Yanında oturan Kutay'a bakıp gülüşündeki o çarpıcılık onu cezbederken: "Belki de hayatımın aşkını da bulurum burada." dedi içinden.
" Kutay, hayatım bende seni arıyordum. Neden telefonuna bakmıyorsun. " dedi gelip Kutay'a eğilmiş onu yanaklarından öpen kız.
Sude bu görüntü karşısında hayal kırıklığına uğradı. Demek sevgilisi vardı. Çakma sarışın olduğu her halinden belli olan, zayıf, ben lensim diye bağıran mavi gözleri ile kulak tırmalayan sesiyle ortama meydan okuyan kızdan gözlerini alıp yere dikti.
Kutay, bu beklenmedik karşılaşma yüzünden rahatsız olmuş bir şekilde yerinden kıpırdanırken hoşnutsuz bir nefes verip kıza döndü ve düz bir sesle:
" Elfin, sabahtan beri telefonumu elime almadım. Görmedim mesaj ve aramalarını. Ne için aramıştın?" dedi umursamaz bir şekilde.
Elfin, Kutay'ın bu sözlerine alınmış olsa da bozuntuya vermeyip kıkırdadı:
" Neden olabilir acaba bebeğim? Kaç aydır özlemedin mi beni? Ben seni özledim. Bu arkadaşlar kim? Çömezlerle mi takılıyorsun yoksa?" dedi sahte bir kahkaha atarken. Ardından kızlara dönüp mide bulandırıcı birşeymiş gibi baktı.
" Elfinnn! Onlar benim arkadaşlarım. Uğur ise benim okul arkadaşım ve hemşerim. Hatırlatayım; biz seninle yıl sonunda ayrılmıştık. Bu gereksiz samimiyetinin sebebi ne? Öğrenebilir miyim?" dedi sabrının taştığını belli eder tondan.
Sude, duydukları ile bir Kutay'a bir Elfin'e baktı. Demek ayrılmışlardı. Buna sevinemedi nedense.
" Bu senin düşüncen hayatım. Sen ayrılmak istedin ben kabul etmemiştim hatırlatayım." dedi Elfin yüksek tondan.
" Bir kişinin ayrılması yeterli değil mi arkadaş. Resmen ayrılmak için noter onayı mı gerekiyor bilen var mı?" dedi Ali Fırat umursamazca, hala yüzü gözü çikolata lekesi iken.
Bu sözlerle birlikte kızlar kıkırdayınca Elfin daha da sinirlenmişti. Bir hışımla topuğunu yere vura vura kapıya giderken keskin bir dille Kutay'ı dışarı çağırdı.
" Kusura bakmayın arkadaşlar. Yaşanan nahoş durumdan dolayı özür dilerim. Siz kahvenizi söyleyin ben geliyorum. Benim ki şekersiz Türk kahvesi olsun." dedi gözünün ucuyla Sude'ye bakarken.
Sude'nin ona bakmıyor olması canını sıktı. Oflayarak masadan kalkıp dışarı, kafenin masadan görünen bir köşesine geçtiler. Elfin hararetli hararetli birşeyler söyleyip parmaklarını Kutay'ın yüzüne doğru sallarken Kutay sinirli olduğu halinden belli olsa da çok fazla ses etmiyordu ama arada dikleniyordu Elfin'e. Kız kıpkırmızı olmuş yüzüyle, yanaklarından süzülen bir kaç damla sahte gözyaşı ile parmaklarını tehditvari şekilde sallayıp bir hışım uzaklaştı Kutay'dan. Kutay ise parmakları ile alnını ovup ofladı. Sinirine hakim olmaya çalıştığı her halinden belli oluyordu. Kutay, kendini toparlayıp derin bir nefes alıp bedenini dikleştirip içeri adımladı.
" Bu kız bunu paralar vallaha!" dedi Selda kıkırdarken.
Kendine kalmayan genç, Sude'ye de kalmamıştı. Bunun sevinci vardı yüzünde.
" Bu dişiler, Allah etmeye nasıl yırtıcı birşey arkadaş. Resmen pençeleri var da Kutay'ı parçalayacak sandım. Siz kadınlardan korkulur vallaha! Ama sen üzerine alınma fıstığım. Sen başka bir türsün; melek türündensin benim gözümde. " diyen Ali Fırat, Selda aralarında iken Sude'nin yanağına dokundu dirseğini Selda'ya bastırırken.
" Sen önce kendine bak hayvan kadınlara laf edeceğine! Deldin lan böğrümü!" deyip Ali Fırat'ı sandalyesine itti.
" Bak diyorum işte! Vahşisin kızım sen! Ne saldırıyorsun?" dedi kaşlarını çatan Ali Fırat.
Bu sırada herkes, hangi ara ikisinin birbirine sataştığını bilmeden bu hallerine gülmeye başlamıştı ki Kutay yerine oturdu moralsiz bir şekilde. Bu sırada garson masada kalan kahvaltılık bir kaç tabağı toplayıp sipariş verilen kahveleri istenen gibi masaya koymaya başladı.
Çok fazla konuşulmadan kahveler içildi. Saat nerede ise 3 olmuştu. Kafeden kalkarken Kutaylar, kızların nerede kaldıklarını öğrenip bizde kampüsün içindeki erkek yurdundayız size çok yakınız deyip kızları yurtlarına bırakmayı teklif ettiler. Bir sıkıntı olursa araşmak için karşılıklı telefon numaraları alındı. Kızları yurda bırakınca Sude, Kutay'a bakmamaya özen gösterince, bunun farkına varan Kutay ofladı. Ali Fırat yine duramamış:
" Akşam dışarı çıkalım mı kızlar? Sıkılırsınız yurtta. Belki gidebileceğimiz bir yerler vardır. Kutay, bizi götürür. Götürürsün de mi? " dedi Kutay'a dönüp.
" Öğrencilerin takıldığı yerler var. Götürürüm tabi; isterseniz?" dedi Kutay göz ucuyla Sude'ye bakarken.
Kızlar birbirlerine bakındı. İlk konuşan Sude oldu tatsız bir şekilde:
" Ben dinleneceğim yurtta. Kitap falan okurum. Siz gidin eğlenin isterseniz." dedi.
Herkesin bu sözle modu düştü.
" Hadi Sude ya, dersler başlamadan biraz eğlenmenin kime zararı olacak? Gidelim işte." dedi Selda hevesle.
" Aynen Sude. Bugünlük gidebiliriz bence de. Dersler başlarsa ben çıkmam dışarıya. " dedi göz ucuyla Uğur'a bakan Hülya.
Uğur'da bir taraftan ona bakıyordu. Hülya'nın gelmesini istediği her halinden belliydi. Hülya'da onu biraz daha fazla görebilmek için istiyordu gitmeyi.
" Bensiz gitseniz olmaz mı? " dedi Sude son bir umut.
" Olmaz fıstığım. Sen gitmezsen bende gitmem. Bu iki cadıyı çekemem ben. Lütfen gel gecemizi aydınlat ay ışığım. " dedi Ali Fırat bütün yalakalığı ile.
" Of tamam. Biraz dinlenelim bir kaç saat." dedi Sude pes ederek.
Kutay gelecek olmasına sevindi ama sadece belli belirsiz sırıtmıştı. Kafede yaşanan tatsız olay, Sude ile aralarına mesafe koymuştu. O yüzden sadece:
" 6 buçuk gibi size uyarsa alırız sizi. Bir akşam yemeği yer geçeriz mekana. Olur mu?" dedi göz ucuyla hala Sude'nin tepkisini ölçerken.
Herkes kabul edince kızlar vedalaşıp yurda girip odalarına çıktı. Erkekler de kendi yurduna doğru yola çıktılar. Odaya girince Sude, dolabın kilidini açıp rahat bir gecelik şort takımı alarak banyoya girdi.
" Off hakikaten yorulmuşuz ha." deyip kendini yatağa bıraktı Hülya sırt üstü.
Tavana bakıp sırıtırken aklında tabi ki Uğur vardı. Kendisinden uzun olmasına rağmen Uğur'un oturaklı, kendini bilen, saygılı halleri, ona kaçamak bakışları, gülüşü, yürüyüşü herşeyi bir başka güzeldi. Nasıl bu kadar çabuk etkilenmişti birinden. Doğru düzgün erkek arkadaşı olmayan ders çalışmaktan başka birşey bilmeyen kız, Uğur'u görünce hızla çarpan kalbini görmezden gelememiş ondan etkilendiğini inkar edememişti ama etkilendiğini Uğur'a çaktırmasaydı belki daha iyi olurdu diye düşünürdü.
" Ohoo! Daha ilk günden birileri abayı yakmış." dedi Selda üzerindekileri ulu orta değiştirip rahat bir kıyafet giyerken.
Daldığı düşüncelerden çıkıp Selda'ya baktığında o sözleri kendisine hitaben söylediğini anlayınca kaşlarını çatıp:
" Ne alaka be!? Ben kimseye abayı yakmadım." diye çemkirdi Hülya ters ters Selda'ya bakarken.
" Sen onu benim külahıma anlat kızım. Görmedim sanki Uğur'la birbirinize nasıl baktığınızı. Gözümüz yok Allah sahibine bağışlasın. Dalyan gibi çocuk. " dedi Selda bu kez daha ciddi dururken.
" Yok öyle birşey. Aşk meşkle işim olmaz benim." dedi Hülya.
Bir hışımla kalkıp üstünü değiştirmek için dolabına gitti ve bir eşofman takımı alıp giyinmek için Sude'nin yeni çıktığı banyoya girdi.
" İnkar safhasına geçmiş. Hadi hayırlısı." diye sırıttı Selda.
Sude o sırada kapıya yakın yerdeki boy aynasında kendine bakıp yatağa uzandı. Onun için bugün biraz hayal kırıklığı olmuştu. Ne zaman birine 'Belki hayatımın aşkıdır.' dese onu hayal kırıklığına uğratıyorlardı.
" Kızım sende ayrı bir şeysin gerçekten. Bugün en az 100 kişi elini sallasan yanına gelip ayaklarına kapanırdı ama sen gittin o Elfin denen cadolozun eskisini buldun. O kız sana yar etmez Kutay'ı. Uzak dur ondan iyiliğin için. " dedi bu kez Sude'ye annevari bir edayla.
Sude ondan yana dönüp önce söyledikleri aklında bir tartıp dediği şeyleri derinlemesine anlayınca da huzursuz bir şekilde kaşlarını çatıp:
" Seldaa! Bak sen çok fazla biliyorsun canım! O düşüncelerini kendine sakla lütfen. Kutay ile aramda birşey olmadı; olamaz da. Onun bunun yanında da bu söylediklerini söylersen bozuşuruz bu kez. Seni ilgilendirmeyen şeylere de girme ayrıca." diye net bir şekilde uyardı Selda'yı.
Sude gibi naif bir kızdan böyle bir tepki beklemeyen Selda bozulmuştu ama belli etmemek için:
" Aman be size de birşey demeye gelmiyor ne haliniz varsa görün!" deyip bir hışım Sude'nin tersi yöne, yatakta sol tarafına dönüp yattı.
Telefon çalmaya başlayınca Sude telefona baktı. Annesi arıyordu. Bir an da yüz hatları gevşeyip yüzünde bir gülümseme peyda oldu. Telefonunu açar açmaz annesi:
" Kızımm! Nasılsın annem? İyi misin? Nasıl geçti ilk günün?" dedi sabırsızca.
Onun bu sabırsız ve özlem barındıran sesini duymak Sude'ye çok iyi gelmişti ve gülümsemesi genişledi:
" Sakin ol anneciğim. Birincisi çok iyiyim. İlk günümde beklediğimden iyi geçti. Bizim bölümden hatta bizim sınıftan bir kaç kişiyle tanıştık kahvaltı ettik. Akşamda dışarı çıkacağız hem yemek yiyip hem de eğlenmek için." diye özet geçti Sude.
" Çok sevindim kızım; arkadaşlarına, okuluna ve sınıf arkadaşlarına bu kadar hızlı adapte olmana. İçim rahatladı şimdi. Hülya ve Selda'da ile nasıl anlaşabiliyor musunuz? Birşeyi kafana takma tamam mı annem? Bir ihtiyacın bir sıkıntın var mı?" dedi annelik iç güdüsü ile.
" Çok iyiyiz şimdilik. İyi anlaştık.Tamam anne takmam birşeyi. Bir ihtiyacım yok şimdilik ama burada arabasız biraz zor olacak sanırım. Bu dönem bitmeden bir araba alabilir miyiz anne? Yavaş yavaş öğrenirim hem kampüs içinde." dedi Sude.
" Tamam kızım ihtiyacın varsa ertelemeyelim. Altan abinle de konuşayım baksın sana. O arabalardan daha iyi anlar." dedi annesi.
" Anne Altan abimi karıştırma. Ben şey diyecektim. Benim hesaptaki parayla alsak olur mu? Zaten bitiremeyeceğim kadar çok para var hesapta. Dün bile para yatırmış babam. Ona gerek yok diyorum, beni anlamıyor. Bari bir işe yarasın o para, olur mu? Kazım abiye söylerim buradan bulur bana idarelik birşey." dedi Sude çokta istekli olmayarak.
Çünkü babasının kendi hesabına yatırdığı parayı harcamak annesine ihanet gibi geliyordu. O yüzden bu yaşa kadar dokunmamıştı o paraya. Şimdi ise babasının özellikle oraya gitmeyeceksin diye bağırıp çağırması onu sinirlendirdiği için bu parayı harcamak istiyordu rastgele. Kısa bir sessizlik oldu ama sonra:
" Tamam kızım. İyi düşünmüşsün. Kazım abini ara oralara alışınca sana bulsun iyi bir araç. Senden tek istediğim dikkatli olman güzelim. Ehliyetin yeni, pratiğin pek yok; o yüzden önce kampüs ve çevresinde alıştırma yap sonra trafiğe çık, tamam mı? Kar kış olacak kışın orası dikkat et kayarsın falan kaza yapma bitanem. " dedi annesi.
" Tamam anneciğim dikkat ederim. Teşekkür ederim beni her konuda desteklediğin için. Sen nasılsın asıl? Altan abim ne yapıyor? Nasıl iyi mi?" dedi Sude özlemle.
" Biz iyiyiz anneciğim. Altan abinin selamı var. Her zamanki gibi düzenimiz. Bir tek seni özlüyoruz ama iyi olduğunu duyunca biraz geçiyor. " dedi ağlamaklı sesiyle.
" Anneciğim bak; her konuşmamızda ağlamaya kalkarsan ben nasıl dayanırım burada? En az sizin kadar bende özledim. İyiyim ben, gerçekten." dedi Sude boğazına takılan yumru ile. Dudağının kenarına dişlerini geçirirken dolmuş gözleri ile ağlamamak için kendi ile savaş veriyordu.
" Tamam annem. Bak ağlamadım hadi gülsün yüzün. Seni çok seviyoruz bitanem. Unutma sakın; sen benim değerlimsin. Kendine iyi bak. Iyi geceler güzel kızım" dedi annesi ağladığını saklayıp gülümsemeye çalışırken.
" Tamam anneciğim. Bende sizi çok seviyorum. Seni çok seviyorum. Sende kendine dikkat et. Görüşürüz. Öptüm. " deyip telefonu kapatırken yutkundu Sude.
Dolan gözleri akmak üzereydi. Telefon görüşmesine kulak misafiri olan kızlar onun ağlamaklı halinden dolayı ses edemedi. Sude'nin sol gözünden bir damla düştü yanaklarına. Hülya dayanamadı bu görüntüye ve gidip sarıldı Sude'ye. Oda konuşmanın şahidi olarak bir süreden sonra dolmaya başlayan gözlerinden serbest bıraktı gözyaşlarını. O da annesini, babasını ve kardeşlerini özlemişti.
" Geçecek. Geçmek zorunda... Sürekli onları özleyerek ağlamak çok yorucu olur bence. Hadi toparla kendini." dedi Hülya kendisi de ağlarken.
" Çocuk musunuz kızım siz? Ne ağlıyorsunuz?" diye yanlarına gelip Sude'nin sağ tarafına oturan Selda, gözleri dolmuş ama ağlamamak için mücadele verirken kızmıştı sözde ikisine de.
Birbirine bakıp ağlamak isteyen üç ana kuzusu, bir anda birbirlerine kenetlenip hıçkırarak ağlamaya başladı. İçlerinde kalırsa olmayacaktı ki bu kez de gizli gizli bir köşe de ağlayacaklardı.
" Yine sizin özleyebileceğiniz bir anneniz var. Annem beni bebekken bırakıp gitmiş babama. Şanslısınız yani. " dedi Selma derin bir iç çekerken gülmeye çalışıyordu.
Bu duydukları ikisine de ağır gelmiş; daha çok ağlamaya başlayıp Selda'yı sarmış sarmalamışlardı. Selda ona sarılan iki kızı da şimdiden sevmişti. Geri çekilip ortamı dağıtmak için:
" Sen söyle bakalım şimdi. Ne arabası kızım? Sen öğrencisin haddini bil! Kimsin sen ülkenin en zengin adamının kızı falan mısın?" dedi hala dolu gözleri ile dalga geçerken.
" Tam üzerine bastın canım. Kaldır ayağını! O kahrolası para babası adam, herşeyin babası oldu ama bir tek benim babam olmayı beceremedi. Parasıyla bana baba olduğunu sanıp her ay bana en fazla maaş alan memurun iki üç katı para yatırıyor.
9 yıldır her ayın ilk haftası..." dedi ve yutkundu.
"Önceleri dokunmadım anneme ihanet edecekmişim gibi geliyordu bana. En son ben buraya gelmeden bir gün önce bana bağırıp çağırıp: " Senin ne işin var Erzurum'da gidemezsin! İzin vermiyorum. Özel bir üniversitede okuyacaksın!" diye tutturunca karar verdim. Okul bitene kadar onun yatırdığı parayı har vurup harman savuracağım. Onun inadına geldiğim bu yerde onun parası ile okuyacağım, gezip tozum, yiyip içeceğim. Şuan, bundan büyük ceza olmaz diye düşünüyorum ona... O paradan alacağım arabayı da. Merkeze gidip gelirken çevredeki yerleri illeri gezerken lazım olur bize." diyen Sude, burnunu çekip gözünü silerken gülümsemeye çalıştı.
Sude'nin acısını gören Selda; kendi annesine olan nefretini Sude'nin babasına olan nefreti ile tarttı. İşin içinden çıkamayınca konuyu değiştirmenin daha iyi olacağını düşünüp:
" Vay anasını kızım! Sen gerçekten çok zenginsin. Yurt köşelerinde ne işin var o zaman? Ev tutsaydın ya kendine? Ya da ne bileyim satın alsaydın?" dedi şaşkın şaşkın.
" Burada kalmayı ben istedim. Buraya alışana kadar kalacaktım zaten yurtta. Sonra belki bir daire kiralarız ya da satın alır annemler. Öyle planlanmıştık hep birlikte. " dedi Sude düz bir sesle.
" Hassiktir! Gerçekten zenginsin! " dedi Selda şaşkın şaşkın.
" Küfür etme kız! Sude ben şaka yapıyorsun sanıyordum. Hakikaten zenginmişsin. Sen şimdi yurttan eve çıkınca bizimle de iletişimi keser misin?" diye sordu Hülya. Bu düşünceden hoşnut olmadığını belirten bir yüz ifadesiyle.
" Neden arkadaşlarımı unutayım ki? Belki siz de benimle evde kalırsınız? Ya da istediğiniz zaman bana gelir kalırsınız. Olmaz mı?" dedi Sude, tüm kalbiyle.
Selda hemen sarıldı Sude'ye. Hülya'da duyduklarını sindirince sevinçle sarıldı.
" Ben seninle ayrılabileceğimi sanmıyorum zaten. Seni ilk gördüğüm de bile dedim içimden ; 'Çok iyi anlaşacağız seninle.' diye. Biliyordum işte. Altıncı hissim kuvetlidir benim. Sen benim buradaki en iyi arkadaşım; hatta dostum olacaksın. " dedi Hülya, tüm samimiyetiyle.
Selda Hülya'nın kafasına hafifçe vurdu Sude'den ayrılarak:
" Ben neyim kız? Ben arkadaşın değil miyim? Hemen sattın beni; evi, arabayı duyunca." dedi sahte bir kızgınlıkla.
" Saçmalama. Bunun evle araba ile bir ilgisi yok! Uyumla, anlayışla, saygı, sevgi ve güvenle ilgisi var. Hem sen yeni geldin. Az kendini sevdir. Arkadaşım olursun belki." dedi Hülya burnunu havaya kaldırarak.
" Nankör! Git gözüm görmesin! Yemedim yedirdim giymedim giydirdim... Sonu nasıldı bunun ya? Her neyse işte. Pislik!" dedi Selda, sahte bir sinirle.
" He öyle diyorlardı anneciğim. Emzirmişsindir de şimdi sen beni. Benim haberim yok hatırlayamam ya onları. Oradan da uydur; tam olsun bari." dedi Hülya, Selda'ya gülerken.
Birbiri ile atışan iki deli kızı görünce Sude; kahkaha atıp " Ayy! Ben bu ikisini de çok sevdim ya!" dedi kendi kendine.
" Hadi geçin yataklarınıza; eve çıkarsam ikinizi de götüreceğim merak etmeyin. 2 saat bir dinlenelim. Yoksa şişmiş gözlerle çıkarız karşılarına. Ali Fırat bu kez seni oraya gömer Selda. Çocuk kafayı sana taktı. Ay bir de elini öpüp başına koydu ya!" dedi gülmesini durduramadan.
Hülya'da kahkaha atmaya başladı.
" Deme ya çocuk az kalsın teyze diyecekti buna. Sana gelince fıstığım bize gelince gıcık, vahşi, cadoloz diyor. Allah'ın adaletine bak ya!" dedi gülmesini durduramayan Hülya.
" Mal kafalı işte! Pis kıvırcık! Akıl yaşı en fazla 8-9'dur o aptalın. Elimde kalacak zaten. İlk günden dövmeyeyim dedim. Tekvandoda hatırı sayılır bir seviyem var yani; şimdilik bunu bimese de olur." dedi Selda gururla pis pis sırıtırken ve kızları şaşırttı.
" Oha! Sude, özel korumanda var artık. Alalım bunu da evimize. Kızım neden demedin daha önce. Ohh be! Artık kendimi güvende hissediyorum elin memleketinde." dedi Hülya sevinçle ellerini çırparken.
" Hadi yatın. Dinlenelim." dedi Sude gülmesine hakim olamadan ve yan tarafa dönüp gözlerini yumdu.
Kızlarda yataklarına girip gözlerini yumdu bin bir düşünce ile. 2 saat dinlendikten sonra uyanıp giyinmeye başladılar. Nereye gideceklerini bilmedikleri için kendilerince gece mekanlarına uygun giyindiler.
Sude uzun bacaklarını ikinci bir deri gibi saran deri bir pantolon, üzerine kalın askılı U yaka bir crop giyerken üzerine de soğuk olduğu için deri mini ceket aldı. Geceye uygun ağır bir makyaj yaptı. Saçlarını su dalgası gibi şekillendirdi.
Selda; deri bordo bir pantolon üzerine siyah bir crop ve mini bordo bir deri ceket giyip saçlarını fönledi. Kendine kıyafetlerine uygun koyu bir makyaj yaptı.
Hülya ise siyah bir kot pantolon üzerine beyaz dirsekte biten kolları ile düz bir badi ve üzerine siyah kot ceket giyip diğerlerlerine nazaran çok sade olan makyaj yaparak sadece dudaklarına ruj ve gözlerine rimel sürdü. Siyah uzun saçlarını fönledi. Selda ikna olmamış olmalı ki kolundan tutup aynanın karşısına sandalye çekip zorla oturtup makyaj yaptı ona.
" Dursana kızım, ne bu surat. Uğur seni şöyle güzel alımlı görsün. Bu kaş ne kız? Az kalmış alnının ortasından bir martı havalanacak." diye söylene söylene kaşını alıp makyaj yaptı ama sonuç herkesi ikna etmişti. Hülya gerçekten de çok başka bir kıza dönüşmüştü. Daha göz alıcı duruyordu.
Saat altı buçuğa gelirken Sude'nin de Hülya'nın da telefonuna hemen hemen aynı zamanda mesaj bildiririmi geldi. Sude telefonun ekranını açıp mesajlara girince Kutay'ın mesajını görüp göz devirdi.
Kutay: " Aşağıda sizi bekliyoruz. " yazmıştı.
Hülya'da kendi telefonun ekranını açmıştı ki gelen mesajı görüp heyecanlandı:
Uğur: " Sizi aşağıda bekliyoruz. Acele etmeyin, hazırlanıp inin. " yazmıştı.