İLK KIVILCIMLAR

3128 Kelimeler
Yazar Anlatımından " Aman Allah'ım! Yok artık! Hassiktir!" dedi Ali Fırat; gece kulübüne gider gibi süslenmiş üç tane güzel kızı yurdun kapısından çıkarken gördüğünde. " Höstt lan! Düzgün konuş! Ne oluyor anlayan var mı? Bu kızlar neden böyle giyinmiş? Kutay, senin bir bilgin var mı?" diye sordu Uğur şaşkın şaşkın kızlara bakarken. Hülya'yı makyaj yapmış kot giyinmiş ve o gece siyahı saçlarını fon çekmiş olarak görünce yutkundu ona bakarken. Kendisine güzel görünmek için mi böyle giyinmişti yoksa gece dışarı çıkarken hep böyle mi giyiniyordu bilemedi. " Ben birşey demedim. Sadece aşağıda bekliyoruz dedim. Hiç bir fikrim yok." dedi gözleri Sude'ye kilitlenmiş olan genç adam. Bir insan bu kadar güzel olmamalı diye geçirdi içinden. Her saniye bu afete daha çok çekildiğini hissediyordu. Yutkunmak ihtiyacı ile kımıldandı. Kızlar çoktan yanlarına ulaşmıştı. Her biri ayrı şaşkınken kızların yanlarında bittiğini farketmemişlerdi. " Ne oldu? Sorun ne? Dünya başınıza yıkılmış gibi bakıyorsunuz. Hayırdır?" dedi Selda erkeklere doğru. " Siz bugün bizi vurduracaksınız de mi? Bunun başka açıklaması yok çünkü. Bu haliniz ne kızlar?" dedi Uğur sıkıntı bir nefes vererek. Özellikle Hülya'nın gözlerine gözünü dikmişken: " Siz ne yaptınız?" der gibi baktı. Hülya bu bakışla yutkundu; sanırım yanlış birşey yaptık diye düşünmeye başladı. Kızlar kendi üzerlerine bakıp sonra yine onlara baktılar ne oldu der gibi. " Hadi gidelim. Yemek yiyelim önce." dedi Kutay tuttuğu nefesini sıkıntı ile verirken. " Fıstığım sana ne olmuş, bu ne hal? Sen zaten güzelsin ne demeye böyle zorluyorsun yarım akıllı erkek milletini ha? Umarım bugün girdiğimiz mekanlardan sağ çıkarız. " derken Ali Fırat içinden derin bir nefes verdi. Şimdi biri birşey dese yollarda kavga gürültü derken ilk günden mor gözle dolanacağız diye düşündü. " Ne olmuş halimize? Eğlenmeye gitmiyor muyuz? Ona göre giyindik biz de." dedi Sude, gayet normal bir şekilde. Daha araca binmeden çevreden gelip geçen bir çok kişinin dikkatini çekmişti kızlar. Bu duruma erkekler çok bozulmuştu ama ses edemediler; yanlarında kızlar var diye. Gündüz ki gibi aynı oturma planı ile oturdular yine araçta. " Kızlar burası Erzurum. Aydın ya da Antalya değil. Burası muhafazar ve Antalya'da rahatça giydiğiniz şeyleri burada giyerseniz yurda dönene kadar bir dünya laf yer ve en iyi ihtimalle moraliniz bozulur. Dikkat edin kendinize. Çok hoş karşılanmıyor buralarda bu tarz giyim. Bana hava hoş Mersin'de de gayet rahatız biz ama burası oralara benzemez. İyiliğiniz için söylüyorum arkadaşlar. Ha giyersiniz sorun değil ama size laf atan ya da kötü davranan biri olursa ağzını burnunu kırmak zorunda kalırım. " dedi Kutay gayet sakin ses tonuyla. Konuşma boyunca dikiz aynasından Sude'nin tepkilerini izledi. Şaşkın bakan kıza gülümsedi. Öyle güzel olmuştu ki Sude; Kutay'a kalsa onu yanından bir saniye ayırmaz ve iltifatlara boğardı ama burada 1 yılda görüp duydukları onun ne kadar haklı olduğunu ispatlar nitelikteydi. Bir restoranttın önünde aracı parkettikten sonra yemek yemek için hep birlikte içeri girdiler. Bütün masalardaki yemek yiyenler ve çalışanlar aynı anda onlara döndü. Kimi beğeni kimi ise ayıplarcasına süzdü kızları. Sude, geldiğinden beri bu bakışlara bir anlam veremiyordu. Neden herkes hiç daha önce böyle giyinen birini görmemiş gibi ona bakıyordu? Bu kıyafetleri memleketinde çok kez giymiş ama kimse ona böyle gözlerini dikerek iğreti bir şekilde bakmamıştı. Bakışlardan tedirgin olsalar da ilerleyip garsonun gösterdiği masaya oturdular. Kızlar masanın bir tarafına yan yana otururken erkeklerde onların karşısına yan yana oturmuştu. Sude'nin karşısında Kutay, yanında oturan Hülya'nın karşısında Uğur ve Selda'nın karşısında ise onun gıcık olduğu Ali Fırat oturuyordu. Sipariş verip beklerken biraz sohbet ettiler. Nereye gideceklerini sordu kızlar ama tam o esnada yemekler geldi; soru ortada kalmıştı. Yemekler bir güzel yenip üzerine hesap ödemeye giden erkekler; hesabın Sude tarafından ödendiğini duyunca restorant çıkışında küçük bir kriz çıkarmışlardı. " Sen hesabı nasıl ödersin Sude? Bu kadar insanın hesabını ödemekte nedir? Birinin ödemesi gerekiyorsa ben öderdim. " dedi Kutay sinirine hakim olmaya çalışırken. " Neden sen ödeyebiliyorsun da ben ödeyemiyorum acaba? Canım istedi ödedim. Sana hesap mı vereceğim?" dedi Sude ters ters. Kutay içinden ya sabır çekti. Kırmak istemiyordu Sude'yi ama onun hesap ödemesi de gururuna dokunmuştu. Uğur'da Kutay gibi düşünüyordu bu konuda. Bu işe tek ses çıkarmayan Ali Fırat'tı. Çokta umrundaymış gibi değildi. " Sude, gerçekten hoş olmadı; bir kıza hesap ödetmek. En azından herkes kendi hesabını ödeyebilirdi." dedi Uğur sıkıntılı bir tondan. " Ben biliyorum zaten sizin derdinizi! Sizin derdiniz benim bir kız olmam! Erkek olsam kimse sorgulamayacak sağ ol kanka deyip olayı kapatacaktınız de mi?" diye cırladı Sude yüksek tondan. " Boku yediniz oğlum siz! Manyak mısınız bir kadına bulaşıyorsunuz! Aklımı peynir etmekle mi yedim ben bakın sesim çıktı mı? Sağ ol fıstığım! Kesene bereket versin güzelim." diye sırıttı Ali Fırat Sude'ye. " İlk defa Ali Fırat'a hak veriyorum Uğur. Ne biçim laf o? Bir kıza hesap ödetilirmiymiş!? Lafımı geri alıyorum. Bir de medeniyet görmüş adam demiştim sana. Çok yazık!" deyip saçlarını savurarak diğer tarafa döndü Hülya. Uğur'un bu cinsiyet ayrımcılığına sebebiyet veren sözlerine çok kızmıştı. Uğur'a meyletmesinin ondan etkilenmesinin tek sebebi yakışıklı, karizmatik olması değildi; onun kişiliği ve duruşunu da beğenmişti Hülya. Şuanda da trip atıyordu haklı olarak. " Sen daha fena sıçtın sanki kanka! İki kadına birden bulaşmak ayrı bir felaket! Hele biri-" diyordu ki Ali Fırat bilmiş bilmiş; Uğur bir tane çarptı kafasına. " O dilini tut bence. Kızları körükleyip durma; benden bulma belanı!" diye dişlerini sıka sıka konuştu Uğur. " Ben senin o çenenin yayını emi Ali! Bir sus oğlum!" dedi Kutay. Yurtta konuşmuşlardı kızlar hakkında. Ali Fırat ikisininde hoşlandığı kızlar hakkında tahminlerde bulunup dalga geçmişti bunlarla. Onu biraz hırpalamış bile olabilirlerdi. Yine de bu patavatsızın tahminlerini inkar etmemişlerdi. İnkar etmediklerine şuan pişman olmuşlardı. Her an Kutay senden , Uğur'da senden hoşlanıyor diyebilirdi. Kafasına yediği şaplakla kafasını ovalayan Ali Fırat: " Elinin ayarını si... Ne vuruyorsun oğlum? Kafam koptu sandım!" diye sızlandı Ali Fırat. " Offf! Restorant önünde dikilip hesabı kim ödeyecek kavgası mı yapacağız arkadaşlar? Kız zengin; istediği zaman istediği şeyi alır, öder. Size ne bundan!? Bir de cinsiyet ayrımcılığı yapıyorsunuz ayıp oluyor ha!" dedi Selda ayak üstü beklemekten sıkılmış olduğunu belli ederken. " Hepinizden özür dilerim. Öyle demek istemedim. Buralar da kızların hesap ödemesi ayıpmış. O yüzden öyle dedim. Benim için sorun yok ama hepimiz öğrenciyiz sonuçta bence bu konuyu şöyle halledelim bundan sonra. Herkes kendi hesabını ödesin. Olur mu?" dedi Uğur mahcup olmuş bir şekilde. " Ohaaa! Zengin misin sen fıstığım? Bana şöyle güzelinden bir telefon alsak ya? Altı yıldır aynı telefonu kullanıyorum. Telefon bile benden sıkıldı; o derece yani!" deyip Sude'nin koluna girip şirinlik yapmaya başlamıştı ki Kutay uyarı niteliğinde öksürdü arkadan. Ali Fırat uyarıyı anlamadı bile. Sude sonunda gülmeye başladı bu şapşiğe. Saçlarını karıştırdı sırıtarak. " Tamam olur alalım. Ne zaman istersen." dedi kardeşi gibi gördüğü Ali Fırat'a. Ali Fırat'ın birden durdu; yürümeyi kesti. Bir Sude'ye bir etrafındakilere bakıp bir de kendine baktı. Bir çimdik kıvırdı koluna. Acıyınca da bağırdı. " Çok acıdı be! Rüya değilmiş! Oha ! Sen ciddisin! Ay seni çok seviyorum." deyip Sude'ye sarılmak üzereydi ki arkadan Kutay gömleğinin yakasından yapışıp kenara savurdu. Kıskandı mı o? " Özür dilerim. Haddimi aştım sanırım. Uğur'un dediği gibi yapalım bundan böyle olur mu? Alman usulü? Ne dersin?" dedi daha ılımlı bir sesle. " Tamam siz nasıl istiyorsanız öyle yapın. Ben kızların ve Ali Fırat'ın hesabını öderim her zaman. Ona da karışmazsınız herhalde?" dedi Sude iğneleyici bir sesle. " Hadi nereye gideceksek gidelim. Hoş olmuyor böyle. Gelen geçen bize bakıyor. " dedi Hülya. Hep birlikte arabaya binip gidecekleri mekana doğru hareket ettiler. ........ " Hay senin atacağın taşı sik-.. Şerefsiz o taş atılır mı? Baksana adamın yere attığı taşlara. Seninle ortak olanda suç! Ben oynamıyorum arkadaş. Bu malla oynarsam siddin sene kazanamam ben!" diye gürledi Uğur. Her an karşısında oturan ve Kutay'a okey açtıran Ali Fırat'a uçacak gibi duruyordu. Evet! Kızları; gece kulübüne değil kahvehaneye benzeyen çoğunluğun erkek olduğu bir kafeye getirmişlerdi. Kızlar; bu kadar süslenmişken erkeklerin kendilerini böyle bir yere getirmelerini tam bir hayal kırıklığı olarak görmüşlerdi. Okey bilmeyen Hülya Uğur'un yanına, Sude ise Kutay'ın yanına sandalye çekmiş oturmuştu. Selda Kutay'la Uğur'da Ali Fırat'la eşleşip 101 oynamaya başlamışlardı. Hülya yan tarafında oturmuş olan Uğur'un kolunu dürtmüştü. "Sakin ol! Küfür etme. Sen ne küfürbaz şey çıktın?" dedi Hülya Uğur'a ters ters bakarken. " Özür dilerim güzelim. O da beni deli etti; ne yapayım. " dedi farkında olmadan. Hülya'nın yüzündeki sert ifade silinmiş gülümsemesi büyümüştü. 'Güzelim mi dedi o bana?' dedi Hülya; hızlı çarpmaya başlayan kalbinin sesini duyamadı bile. Uğur ağzından çıkan kelimeyi farkedince Hülya'ya döndü aniden. Hülya'nın kendisine bakışından 'güzelim ' kelimesinin hoşuna gittiğini anlayınca rahatladı. Oda ona geniş geniş gülümsedi. Onlar birbirine kur yaparken: " Ne bileyim oğlum. Ben sevmem ki okey falan. Hem bu 101 be! Ne anlarım ben bundan. Bir mekana gidelim deyince bizi kahvehaneye getireceğinizi akıl edememek benim mi suçum?" diye cırladı Ali Fırat. "Geldiğimizden beri şu masadaki hanzoları izlemekten ne oynadığımı bile bilmiyorum zaten. Kapıdan girdiğimizden beridir yiyecek gibi kızlara bakıyorlar! Hepsinin ağzını burnunu sik-.. birde siz sinir etmeyin beni!" dedi; gözlerini öldürecekmiş gibi karşı masada okey oynayan 4 erkeğe dikerken. Kutay ve Uğur aynı anda döndü o tarafa. " Kim bakıyor lan kızlara?" diye ayaklandı Uğur. Aynı anda Kutay'da ayaklandı. Dik dik baktıkları aleni bir şekilde belli olan adamları gördüler. Kutay ve Uğur'un nevri dönmüş bir şekilde o masaya büyük adımlarla gitmesi ile birlikte kızlar korkmuştu. Kavga çıkacaktı şimdi hiç yoktan. Sude, Kutay'ın Hülya'da Uğur'un kolunu tutup çekmeye çalışıyordu. " Kutay, saçmalama lütfen! Gelir misin buraya. Baktılarsa ne olacak? Biz onlara bakmadıktan sonra." dedi Sude onu durdurmayı umarak ama söyledikleri Kutay'ı daha da sinirlendirmişe benziyordu. " Baksalar mı ne olur? Öyle mi? Benim masamdaki kadına kıza kimse bakamaz?" dedi Sude'ye öfkeli bir şekilde bakarak. " Sen kıro musun Kutay? Senin malın mıyız ki biz? Benim masamdaki kadına kıza diyorsun?" dedi kolundan çekiştirip. Kutay, bu kızı neden hiç memnun edemediğini düşünerek ofladı. Ne dese karşılık veriyor; ona rest çekiyordu. Dilinin ayarı yoktu. Böyle yapınca daha çok çekiliyordu sanki ona. Deli ediyordu sinirden ama kalbi de deli oluyordu ona. Tam sinirli sinirli bakışırlarken bir arbede çıktı; bir sandalye devrilme ve yumruk atma sesleri duyuldu. Dönüp baktıklarında ise Uğur'un kendi gibi iri yarı birine yumruk atıp bir tane de yanında ona vurmaya hazırlanan gence yumruk savurduğunu gördüler. Aynı anda kızların da çığlığı doldurmuştu ortalığı. Kutay gördüğü manzara karşısında Uğur'a saldıran bir diğerinin üzerine uçtu. Yumruğu çocuğun yüzünde patlamıştı ve iki seksen yere sermişti çocuğu. Kızlar elleri ağızlarında daha ne olduğunu anlamadan korku ile kenara çekildiler. Ali Fırat kavgaya dahil olmak istemiyor ama mecbur kalmış gibi gönülsüz bir şekilde kavgaya dalmışken üzerine doğru gelen izbandut gibi adamı görünce hiç bir şansının olmadığını anlayıp ellerini kafasına siper etmişken adamın ayağının dibine serildiğini gördü. Gördüğü manzara karşısında ağzı açık kaldı. Bir diğer iri yapılı adamı kolundan tutup bir tüy gibi kaldırıp sırt üstü yere yapıştıran Selda değil miydi? " Hassiktir! Yok artık! Ne yaptın kızım sen? Zeyna mısın sen?" dedi şaşkınlıkla olduğu yerde kalırken. Ortalık o kadar karışmıştı ki kimin kime vurduğu belli değildi. Kutay birazdan polisin geleceğini bildiğinden Sude'nin nerede olduğuna baktı. Hülya ve Sude; kapıya yakın bir yerde elleri ağızlarında resmen korku dolu gözlerle kavgaya bakıyorlardı. Kutay; Selda'nın zıplayarak bacaklarını bir balerin gibi açıp kendinden fazlaca iri birini, yüzüne attığı bir tekme ile yere serdiğini görüp şaşırdı ama şimdi şaşırma zamanı değildi. Uğur ve Ali Fırat'a bakındı. Uğur'u görünce adını bağırdı. Uğur kendisine bakınca kaş göz işareti yapıp çıkalım dedi. Uğur anlayınca Selda ve Ali Fırat'ı tuttu. Kapıya doğru adımladı. Kutay ise kızların yanına koşup Sude ve Hülya'yı kollarından tuttuğu gibi dışarı çıkardı. Aracın kapılarını açıp ikisini de içeri soktu. İkisi de şok olmuş gibiydi o yüzden ne yapsa ses çıkarmamışlardı. Uğur, mekanın kapısında gözüktü; yanında Selda ve Ali Fırat'la. Hızla gelip içeri girdiler. " Hadi, gidiyoruz. Polis gelir birazdan." dedi ve arabayı çalıştırıp gaza bastı Kutay. Haklı çıkmıştı çünkü onlar mekanın önünden ayrılırken polis aracı da mekana doğru geliyordu. Kimseden ses çıkmıyordu ki sadece kavga edenlerin sarfettiği efordan dolayı sesli alıp verdikleri solukları duyuluyordu. " Uğur! Sen yaralanmışsın! Kaşın kanıyor!" dedi Hülya ağlamaklı ve telaşlı bir sesle. Hülya, arka tarafta ortada oturuyordu ve ön tarafta oturan Uğur'un sol kaşının açıldığını ve kanadığını farketti. İnce ince kaşından sızan kanı görünce kalbi cız etmişti. Titreyen elleri ile çantasından aldığı kağıt mendili Uğur'un kaşına bastırdı eğilerek. Uğur, Hülya'nın dediği ile soluna döndüğünde kaşına mendille bastırıp ağlamak üzere olan Hülya'nın elini tuttu. " Merak etme güzellik. Bana birşey olmaz. Küçük birşey. Sakil ol. Tamam mı?" dedi şefkat barındıran sesiyle Hülya'nın gözünün içine bir başka bakıyordu. Hülya yutkunup elini çekti. Mendili tutan Uğur'da gülümseyip önüne döndü sanki dayak yiyen kendi değilmiş gibi. " Oğlum biz ne yaşadık böyle ha! Biri bana bi söylesin? Ben yanlış mı gördüm? Ninja mısın kız sen?" dedi yanında oturan ve tırstığı Selda'ya şaşkın şaşkın bakarken. " Hakikaten Selda, sen kaç tane adam dövdün öyle? Gözlerime inanamadım! İçine ne kaçtı öyle senin?" dedi Kutay gülerken. Herkesi bir gülme almıştı bir tek gülmeyen Ali Fırat'tı. Çünkü onca adamı tek bir hareketle yere seren kendine ne yapmazdı... Şuan tam da yanında oturuyordu. " Taekwondo da siyah kuşağım var. Yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünmesem kimseye vurmazdım. " dedi Selda bilmiş bilmiş. Kızların şaşırmadığı bu itirafla; erkekler şok olmuş gibiydi. " Siyah kuşak mı? Yok artık! O son kuşak değil mi ya? Sen nasıl ya?" dedi Ali Fırat yutkunarak. " Nerede ise 11 yıldır yapıyorum. Lisanslı sporcuyum ayrıca. Bir çok turnuva ve yarışmada da yarışmışlığım var. Bu yıl sınav sürecinden dolayı çok fazla yapmadım. Hamlamışım biraz." dedi Selda şaşkın bakışlar eşliğinde. " Uğur, sen buraya gelsene. Ben öne oturmak istiyorum. Burada can güvenliğim yok! Bir de hamlamışım diyor! İzbandut gibi adamın yüzüne tekme atıp iki seksen yere serdin! Uğur dedim ya!" deyip cama yapışmış olan Ali Fırat'a bakıp aynı anda kahkaha atmaya başladılar. " Gel buraya kıvırcık marul! Sen bir daha benimle uğraşacak mısın bakalım?" deyip Ali Fırat'ın saçlarını karıştıran Selda hala gülüyordu diğerleri gibi. " İmdat! Kurtarın beni ya! Bak atlarım arabadan bana yaklaşma! Uğur kime diyorum? Ben asla arkada oturmam artık!" diye bağırdı Ali Fırat. " Uğraşma kız benim kıvırcığımla. Çek elini korkutma. Sen benim yanıma otur bundan böyle. Korkma sana birşey yapamaz ben varken." deyip Selda'ya göz kırpan Sude hala gülüyordu. Araç durunca hepsi indi. Ali Fırat direkt Sude'nin koluna yapıştı. Selda'ya bakmamaya çalışırken etrafa bakındı. Seyir terası gibi bir yere gelmişlerdi. Şehirden çok uzak olmayan ama şehrin ışıklarının büyüleyici şekilde izlenebildiği bir yerdi. Kızlar bu görüntü karşısında büyülenmişti. Sude, ağzı açık baktığı manzaraya dalmış; Kutay'ın ona aşk ile baktığını görmemişti bile. Yan yana oturdular manzaraya karşı. Selda, Hülya Uğur, Ali Fırat, Sude ve Kutay şeklinde oturmuş sohbet ediyorlar; aslında daha çok kavgayı tartışıyorlardı. Biraz sonra sohbet ikili konuşmalara dönüşmeye başladı. " Çok kavgacısın. Sana sabah söylediğim bütün şeyleri unutabilirsin! Ağzın bozuk, kavga ediyorsun ve kendini yaralıyorsun." dedi Hülya hayal kırıklığı belirten sesiyle. " Özür dilerim. Okulun ilk gününü bende böyle hayal etmemiştim ama söz konusu sevdiklerim olunca herşeyi yaparım. " dedi Uğur. Hülya'nın gözündeki hayal kırıklığını gördüğü için telaşa kapılmış; söylediklerini düşünmeden söylemişti. Hülya, Uğur'a baktı şaşkın şaşkın. " Sevdiklerin?" dedi şaşkın şaşkın . Uğur ne dediğinin farkına yeni varmış gibi yutkundu. Gözlerinden kendini alamadığı kızın diğerlerine çaktırmadan elini tuttu tam aralarında kalacak şekilde yukarı kaldırmadan. Baş parmağıyla, tuttuğu soğumuş elin üzerini ısıtmak ister gibi gezinirken. Hülya hem şok hem de gittikçe kızaran bir yüzle Uğur'a bakıyordu. Beklemediği bu haraketle olduğu yerde donup kalmıştı. " Sevdiklerim!" dedi Uğur, elini bırakmadığı kızın gözlerinin içine bakarken. Hülya, elini çekmese de duyduklarını sindirebilmek için Uğur'a bakmayı kesip manzaraya döndü. Uğur'da bir cevap beklemeden ve Hülya'nın elini bırakmadan manzaraya döndü. İçinde bir aşkın tohumları filizlenen iki kişi de ne ellerini çekti ne de gidene kadar tek bir laf etti. Öylece manzarayı izlediler el ele. " Sen, nasıl birine vurursun? Kavgacı tiplerden hiç hoşlanmam! Okulun ilk gününden Uğur ve senin söyledikleriniz ve yaptıklarınız çok fazla Kutay. Ben böyle bir arkadaş ortamında bulunmak istemiyorum." dedi Sude sinirle. Hala kavganın şaşkınlıklığı ve erkeklerin bu kadar kavgacı olmasının verdiği sinir vardı Sude'nin sözlerinde. Kutay, böyle kırılgan bir kızın bu olanları sindirebileceğini pek sanmıyordu ama bu kadar ağır sözler söyleyip bir çırpıda ondan uzaklaşmak istediği sinyalini vereceğini de düşünmemişti. Sude'nin sözleri ile yutkunup konuşmaya başladı: " Ne desen haklısın! Çok çok özür dilerim. Böyle bir duruma düşeceğimiz benimde aklıma gelmedi. Zaten yurttan çıktığımızdan beri..." deyip Sude'nin üzerindeki kıyafetleri süzdü yutkunarak. " ... herkesin gözü sizin üzerinizdeydi. Onlarında size öyle iğrenç bakışlarını yakalayınca kıskançlıktan nevrim döndü. Ne yapayım? Sana yiyecek gibi bakmalarına izin mi verseydim? Hem Uğur o ilk yumruğu atmasaydı belki sadece konuşarak hadlerini bildirebilirdim. Uğur'un dayak yemesini mi izleseydim. Selda bile dayanamayıp yardım etti; adam döverken gördün. Lütfen, beni affet!" dedi yalvarır gibi çıkan gittikçe kısılan bir tondan. "Bilmiyorum. Bunlar benim için çok fazla. Düşünmem gerekiyor. Hem kıskanacak ne var da saldırdınız adamlara?" dedi Sude saf saf; Kutay'ın sabrını sınar gibi. " Kıskanacak ne mi var? Sen varsın yetmez mi?" dedi ve susup manzaraya döndü Kutay. Duyduğu itiraf karşısında afallayan Sude önce ağzını açtı birşey söylemek ister gibi ama sonra sustu. Şaşkın şaşkın Kutay'a baktı yan profilden. Kendisine bakan kızı hisseden Kutay içindeki bir ağırlıktan kurtulmuş gibi gülümseyerek manzarayı izlemeye devam etti. Onun gülümseyen yüzünü inceledi Sude bir süre. O dalgalı saçlarından bir tutam hafif esen rüzgarla birlikte gözlerinin önüne düşüp sonra tekrar geriye gidiyordu. Keskin yüz hatları, o şekilli burnu ve gecenin karanlığında bulutlu bir gök yüzü gibi kararmış mavi gözleri Sude'nin kalp ritmini değiştirdi. Onu kıskandığını söylemişti resmen. Gülümseyip manzaraya dönecekti ki kolundan çeken çocukla soluna döndü. " Fıstığım, sen iyi misin? Hep benim yüzümden! Ben o şerefsizleri, sinirlenip onlara göstermesem onların ruhu duymayacaktı belki de. Özür dilerim. Çok korktun mu?" dedi Ali Fırat, bir kedi gibi Sude'nin koluna sürtünüp af dilerken. " Korktum, evet! Kimseye birşey olmadı çok şükür. Kendini affettirmenin başka yolunu bulmalısın bence kıvırcık. Kavgayı başlatan sensin bence de." dedi Sude kıyamadığı çocuğa göz dağı verir gibi. " Ali Fırat! Oğlum çek o ellerini Sude'nin üzerinden! Kedi gibi sırnaşmayı bırak yoksa çok fena olacak!" dedi Kutay uyarır bir tondan. " Sana ne? Sen ne karışıyorsun? Bir de onu mu döveceksin? Serseri gibisin resmen. " dedi Sude kaşlarını çatmış bir şekilde. Ali Fırat duydukları ile kıkırdarken, Kutay şok olmuştu kendine diklenen kızla. Demek ki Sude, ona çok sinirlenmişti. Onu sokak serserisi gibi kavgacı bir tip olarak görüyordu ve Kutay hiç böyle bir insan değildi oysa ki. " Bana ne mi? Karışırım hanımefendi! Konu sen olunca her şeye karışırım. Bu arada söyleyeyim; ben serseri falan değilim. Bu da yıllardır yaptığım ilk kavgam. Kavga etmeyi sevmem ama zorunda kalırsam da yaparım. " dedi Sude'nin gözlerine bir başka bakarken. Sude hiç birşey demedi bu kez. Sadece yutkundu. " Sohbetinizi bölüyorum ama baylar bayanlar. Yurda geç kalıyoruz. Bir de yurtta sorun yaşamak istemiyorum. Hadi kalkın. Burası çok soğuk zaten. Hasta olacağız bir de bunca şeyin üzerine. Hem de ilk günden. " dedi Selda ayaklanırken. Hepsi Selda'ya hak vererek kalktı. Araca doğru giderken Sude dayanamayıp: " Yanağın kızarmış. Gidince buz koy." dedi Kutay'a bakmadan. " Tamam, koyarım." dedi Kutay şaşkın şaşkın. Sude, karanlıkta onun kızaran yüzünü mü farketmişti? Bu kadar dikkatli mi baktı bana? diye geçirdi içinden Kutay. Sevinçten içi içine sığmadı. "Demek ki oda benden hoşlanıyor." dedi kendi kendine; geçip arabaya binerken.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE