bc

MERAL HANIM'IN MUTFAK MASRAFLARI

book_age18+
76
TAKİP ET
1K
OKU
revenge
dark
forbidden
love-triangle
one-night stand
family
fated
opposites attract
second chance
arranged marriage
kickass heroine
stepfather
single mother
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
kicking
mystery
scary
loser
campus
cheating
rebirth/reborn
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Meral için hayat; sabahın altı buçuğunda kaynayan çaydanlığın fokurtusu, ütü buharında dağılan hayaller ve her akşam kurulan o kusursuz sofralardan ibaretti.

On beş yıl boyunca o mutfakta sadece yemek pişirmedi; sabrını usul usul demledi, sessizliğini fırına verdi, hüzünlerini tencerenin dibinde yaktı.

Eşinin bir gülümsemesi için en güzel sofraları kurdu, çocuklarının geleceği için kendi gençliğinden vazgeçti.

O, bu evin her şeyiydi ama aslında hiç kimsesiydi.

Her akşam aynı soru yankılandı o duvarlarda: "Meral, tuzluk nerede?"

Tuzluk, her zaman adamın tam önündeydi;

Meral’in emeği gibi, varlığı gibi, hayatın tüm tadı ve tuzu gibi...

Ama adam ne tuzu gördü ne de o tuzu oraya koyan kadını.

Meral'in sadakati, eşinin ihanetini keşfettiği o karanlık güne kadar sürdü.

Kendi kurduğu o küçük dünyanın aslında bir yalan üzerine inşa edildiğini anladığında,

Meral köklü bir varoluş inşa etmeye karar verdi.

O gün, o pek kıymetli porselen tabaklarını bilerek yere bıraktı.

Çünkü anladı ki; bir kadının mutfak masrafı sadece domates, biber ya da un değilmiş.

Bir kadının asıl masrafı; sustuğu kelimeler, yutkunduğu hayaller ve başkaları için harcadığı ömrüymüş.

Bu kitap; çeyiz sandıklarına sığmayan kederlerin, "idare et" denilerek bastırılan öfkelerin ve "artık yeter" diyen bir kadının başkaldırı hikayesi.

Meral o mutfaktan çıkıyor; ama bu kez elinde bir tepsiyle değil, yıllardır sakladığı o kırmızı elbisesi ve kendi elleriyle kazandığı özgürlüğüyle.

Suzzy Öz’den; içimizden bir kadının, hepimizin sustuğu yerden konuşan, sarsıcı bir uyanışın romanı.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Göz Önündeki Meral'i Iskalama Sanatı
Mutfak saati, sabahın altı buçuk olduğunu haber verirken, evdeki tek canlı ses çaydanlığın o bitmek bilmeyen fokurtusuydu. Meral için gün, güneşle değil, o fokurtuyla başlardı. On beş yıldır olduğu gibi. Ayağındaki yün terliklerin parkede bıraktığı hışırtı, bu evin fon müziğiydi. Koridordan geçerken banyodan gelen su sesini, çocukların odasından yükselen uykulu mırıltıları ve mutfaktan yükselen kızarmış ekmek kokusunu birbirine bağlayan o görünmez bağ idi Meral. Ama o bağ, her sabah biraz daha yıpratıyordu Meral'i. Kocası içeri girdiğinde, üzerinde ütüsü jilet gibi pantolonu ve beyaz gömleği vardı. Meral’in dün gece iki saatini alan o gömlek, adamın üzerinde sadece bir iş kıyafetiydi. Masaya oturdu, telefonunu tabağının yanına bıraktı. Meral, adamın bardağına sessizce çay doldurdu. "Günaydın," dedi Meral, sesi bir fısıltı gibi geçti odanın içinden. "Günaydın," dedi adam, gözlerini ekrandaki borsa grafiklerinden ayırmadan. Meral tabağına bir zeytin aldı, adamın telefonunu eline aldığını görünce yemedi. Sadece adamın parmaklarının ekranda hızla kayışını izledi. On beş yıl önce bu eller Meral’in ellerini tutarken titrerdi; şimdi ise sadece rakamlarla ve iş dünyasının o soğuk verileriyle meşguldü Adam tam ekmeğini peynire banmışken, eli havada durdu. Etrafına bakındı. Meral neyin geldiğini biliyordu. On beş yıldır, her sabah ve her akşam yaşanan o sahne yeniden canlanıyordu. “Meral, tuzluk nerede?” Tuzluk, her zamanki gibi tam önündeydi. Porselen bir kuğu gibi, adamın parmak ucunun sadece birkaç santim uzağında duruyordu. Ama adam bakmıyordu. O, her şeyin "hazır" olmasına o kadar alışmıştı ki, gözünün önündeki tuzu bile Meral’in varlığına bir onay almak için soruyordu. Meral yavaşça tuzluğu uzattı. "Burada canım," dedi gülümseyerek. O gülümsemenin arkasında kaç hayalin gömülü olduğunu adam hiçbir zaman sormayacaktı. Kahvaltı sofrası, Meral’in titizliğinin ve çabasının bir anıtı gibi duruyordu. Zeytinlerin üzerindeki kekik kokusu mutfağı sarmıştı ama kocası masaya oturduğunda tek hissettiği telefonunun soğuk ekranıydı. Meral tabağına sessizce bir yumurta bıraktı. Kocası bakmadı bile. Meral bu evde 15 yıldır eşyalarla yarışıyordu; televizyonun sesi, gazete kağıtları ve şimdi de bu küçük ekranlar ondan daha çok yer kaplıyordu. Mutfağın sessizliğini, merdivenlerden gelen gürültülü ayak sesleri böldü. On altı yaşındaki Emir, formasının kollarını çekiştirerek mutfağa daldı. Ergenliğin o hırçın ama tatlı telaşı üzerindeydi. "Anne! Basketbol antrenmanım bugün okuldan sonraya alındı, formamı çantama koydun mu?" dedi Emir, bir yandan bir dilim peyniri ağzına atarken. Meral gülümsedi, oğlunun saçlarını şöyle bir düzeltti. "Koydum oğlum, en alt bölmede. Bugün o smaçları benim için bas tamam mı?" Tam o sırada, beş yaşındaki Elif pijamalarıyla mutfağa girdi. Elinde en sevdiği uyku ayıcığı, gözlerinde uykunun son kırıntılarıyla annesinin bacağına sarıldı. "Anneciğim, bugün saçımı mısır örgüsü yapar mısın? Öğretmenimiz 'bugün herkes en sevdiği haliyle gelsin' dedi." Meral, Elif’i kucağına alıp sandalyeye oturttu. "Yaparım annecim, sen yeter ki iste." Meral bir yandan Elif’in saçlarını örüyor, bir yandan Emir’in beslenme çantasını kontrol ediyor, bir yandan da ocağın altını kısıyordu. Bu evde her şey tıkır tıkır işliyordu; çünkü dişlilerin arasındaki o görünmez yağ, Meral’in kendi elleriydi. Elif, babasına ''Baba dün resim çizdim. Göstermek için seni bekledim ama uyku saatim gelmişti.'' dedi sessizliği bölerek. Levent kafasını kaldırmadan, ''Elifciğim bekle bugün bir iş kovalıyorum. Eğer olursa bu hafta sonu tatile gideceğiz.'' dedi. Meral, Elif'in saçlarından gözünü ayırıp ''Canım, Elif çizdiği bir resimden bahsediyor.'' derken Levent ile göz göze gelmeye çalışıyordu. Levent, telefonunun kısık ışığında boğulmuştu, kafasını bile kaldırmamıştı. Biraz sessizlikten sonra Levent sandalyeden kalkıp telefonunu cebine koydu. ''Ben çıkıyorum, çocuklar haydi sizi de servise indireyim.'' derken Meral Levent'in ceketini getirip giydirdi. Levent bir eli kapı kolunda, diğer eli cebindeki telefonda, gözü ise hala gelmeyen çocuklardaydı. Meral’in alnına bıraktığı öpücük, sevgi dolu bir histen ziyade, sabah mesaisinin bittiğini ilan eden bir "kart basma" işlemi gibiydi. "Hadi çocuklar, geç kalıyoruz!" dedi, sesindeki sabırsızlık Meral’in sabah boyu ördüğü o huzur kozasını yırtıp geçti. ''Hayatım bu akşam erken gelirsin değil mi?'' dedi heyecanla Meral. ''Belli olmaz yüksek ihtimalle geç kalırım ama canım, işler yoğun bu ara.'' Meral üzüldüğünü belli etmemek için sahte bir gülümseme takındı. Emir kapıdan çıkarken annesine bir öpücük kondurup. "Forma en alt gözdeydi değil mi anne? Dua et, bugün bu maç bizde!" diye seslendi. Meral’in "Evet oğlum," deyişini duymadı bile; kulaklıklarını çoktan takmış, kendi dünyasına dönmüştü. Elif babasının elini tutarken, diğer elindeki o rulo yapılmış resmi göğsüne bastırıyordu. Kapıdan çıkmadan hemen önce annesine dönüp kulağına fısıldadı: "Babam bakmadı ama öğretmenim kesin çok beğenecek değil mi anne?" Meral, kızının gözlerindeki o kırgın ışığı gördü, eğilip yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. "O resim dünyanın en güzel resmi anneciğim, kesinlikle beğenecek," dedi. Levent, çocukları önünden koşturarak merdivenlere yöneldiğinde, Meral’e dönüp sadece bir an baktı. "Akşam beklemeyin beni yemeğinizi yiyin, uyuyun dert edinme hayatım" dedi merdivenlerden inip kayboldu. Meral kapıyı kapattı, evin sessizliği bir tokat gibi suratına çarpmıştı. Düşünüyordu, eşi son günlerde eve sadece uyumaya geliyordu. Kafasındaki sorunlarla mutfağa yürüdü. Mutfakta yarım kalan çaylar, bitirilmemiş tabaklar ve masadaki kırıntılar. Hepsi Meral'e, Elif'in yarım kalmış hevesini anımsatıyordu. MERAL'DEN Mutfak masasına oturup kalmıştım ev epey sessizdi. Ayağa kalkıp mutfak dolabının en arkasına, sakladığım sigara paketimi çıkardım. Bir dal sigara yaktım. Dumanı mutfağın o mis gibi kekik kokusuna karışırken, masadaki o meşhur tuzluğa gözüm çarptı. "Ah Levent," dedim sigaramın dumanını mutfağın o mis gibi kekik kokusuna üflerken. "Koca şirketleri yönetiyorsun, milyonluk ihalelerin peşinde koşuyorsun da burnunun ucundaki şu tuzluğu bir türlü göremiyorsun. Yaşlandın ulan Levent, valla yaşlandın." Adamcağız iş güç derken kafası o kadar yoruluyor ki, evde navigasyonsuz yürüyemez hale geldi. Seviyorum onu, 15 yıl ; acısıyla tatlısıyla kahrını çektim. Ama bazen, o kapı kapandığında ve ev o devasa sessizliğe gömüldüğünde, sadece "hizmetçi" ya da "anne" değil, kadın olduğumu hatırlatan o sızıyı susturamıyorum. İnsan özlüyor kocasının ona dokunmasını. Öyle alnıma kondurduğu o "mesai bitti" öpücüğünü değil; belimi kavradığında nefesimi kesen, parmak uçlarının tenimde bıraktığı o yakıcı izi özlüyorum. Mutfak önlüğünün altında sakladığım, sadece onun için basan o sıcaklığın, Levent’in elleriyle buluştuğu andaki o patlamayı... Gecenin kör karanlığında, nefes nefese, birbirimizin teninde, içinde kaybolduğumuz, dünyanın geri kalanının yatak odamızın kapısının ardında kaldığı o anları özlüyorum. Ulan Levent, o kadar yoruluyorsun, o kadar koşturuyorsun ki; benim tenimin, dudaklarımın sana olan bu açlığını nasıl hissetmiyorsun? Senin için yanan, seni özleyen bu teni nasıl ıskalıyorsun? Önüne dünyaları seriyorum, en kral sofraları kuruyorum ama benim canım o masadaki yemekleri değil. Benim canım, onun o sert ellerinin vücudumda gezmesini, boynuma gömülüp kokumu içine çekerek boynumdan öpmelerini çekiyor. On, on beş yıl önce, daha kapıdan girer girmez beni belimden kavrayıp mutfak tezgahına yasladığı o anları, o vahşi ve dizginlenemez tutkuyu özlüyordum. Şimdilerde sadece "eline sağlık" ve "tuzluk nerede" arasında sıkışmış bir işçi patron ilişkisi olmuştu aramızdaki...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
85.5K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
544.1K
bc

AŞKLA BERDEL

read
90.7K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.1K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
23.3K
bc

HÜKÜM

read
229.5K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook