7

1480 Kelimeler
Lucy'nin anlatımıyla Ağlama sesleriyle uyandım. Gözlerimi açtığımda Tina yanı başımda değildi. Arkadaşlarımın hiçbiri yoktu, ikizim de dahi. Ağlayan kişilere baktığımda arkadaşlarımın anne babasıydı. Benim annem de ağlıyordu. Elimi kalbime koydum. Bir şey olmuştu. Rüyamda da ağabeyimi görmüştüm, yerde yatıyordu ve üstü başı kan içindeydi. Hatırladıkça kalbimdeki ağrı büyüyordu. Etrafıma baktım. Herkes yere bakıyordu düşünceliydiler. Ayağa kalktım. Kimse beni fark etmedi. Babam yanında yaralı bir gençle beraber buradaki erkeklerle konuşuyordu. O gencin burada ne işi vardı? Yukarıda olması gerekiyordu. Babama doğru yürüdüm. Annem de onun yanındaydı ve oradaki herkesin sırtı bana dönüktü. O yüzden ben, tam arkalarına geldiğimde bile beni fark etmediler. Ne konuştuklarını dinlemeye başladım. "Burada daha fazla kalamayız," konuşan babamın bir arkadaşıydı. "Bu ada dan gitmemiz lazım." Annem hemen atladı. "Olmaz! Olamaz! Benim iki oğlumda yukarıda! Emanetlerim Jack ve Jenny de orada! Yukarı gidenlerin hepsi çocuk! Onları bırakamayız. Olmaz! Siz isterseniz gidin ama ben onları bırakmayacağım, onları gidip alacağım!" Louis yukarıda mı? Kalbimdeki ağrı büyüyordu. Onun Jenny'nin, Jack'in orada ne işi vardı? Annemin girişe doğru hareket etmesiyle babam onu tuttu. "Saçmalama istersen Lily. Yukarı gidemeyiz. Hala savaş devam ediyor. Ben bir yolunu bulacağım." "O nasıl olacak Luther? Benim oğlumda orada. Ve ikimizde biliyoruz ki korsanlar oradan çıkmadan biz yukarı gidemeyiz!" Konuşan Douglas amcaydı, David'in babası. Demek David te yukarıdaydı ama niye? Dinlemekten bıktım. "Benim ikizim ve arkadaşlarım neden yukarıda? Bana cevap verin hem de hemen!" Hepsi aynandan arkasına döndü ve beni gördüler. Bağırmam ile başını yere eğip düşünen kişilerde bana bakmıştı. Karşımda olan babama baktım. Yüzü çökmüştü. Olduğundan en az yirmi yaş daha fazla gözüküyordu. Annemin gözleri hala yaş doluydu. Yüzü yaşlarından dolayı sırılsıklamdı. O gence baktım. İnanamıyorum, ağabeyimin en yakın arkadaşlarından biriydi o! Giydiği beyaz gömlek kırmızıya dönmüştü. O bu halde ise yukarıdakileri düşünemiyorum! Babam bana cevap vermedi. Annem cevap vermeye çalışıyordu ama hıçkırıklarından dolayı ne dediğini bir türlü anlayamadım. Tekrar babama baktım. Gerçekten şuan cevap almalıydım. Her ne kadar az önce konuşulanların doğru olduğundan emin olsam da Louis'in ve arkadaşlarımın orada olmadığını söylemesine ihtiyacım vardı. "Bana cevap vermeyecek misin baba?!" Babam sadece bana baktı. Az önce konuşan o olmasaydı, dilinin lal olduğundan şüphe ederdim. David'in babası Douglas amcaya baktım. Gözleriyle yalvarıyordu resmen, bana sorma dercesine. O da biliyordu. Sorarsam kesinlikle doğru olan şeyi söylecekti her ne kadar istemese de. "Douglas amca! Kardeşim, arkadaşlarım ve senin oğlun David neden yukarıya çıktılar?" Yutkunup babama baktı. "Üzgünüm Luther, ama doğru olan şeyi söyleyeceğim." Tekrar bana baktı. "Bu genç buraya korsanların çok kalabalık olduğunu. Birkaç kişi dışında kimsenin hayatta kalmadığını ve senin ağabeyinin yaralandığını söyledi..." Durdu. Biraz nefes aldıktan sonra tekrar konuştu. "İkizin bunu duyduğunda hemen yukarı gitti. Onun gittiğini gören oğlum ve geri kalan arkadaşlarınız Louis'in arkasından gitti." Duyduklarımla girişe doğru hareket ettim ama karın bölgemdeki kollar buna engel oldu. Babam beni sıkıca tutuyordu. "Sen de gidemezsin Lucy. Louis'in bana emanet bıraktıklarından bir sen kaldın, gidemezsin." Sesi titreyerek konuşması beni zerre etkilememişti. Yukarı gidecektim. Beni daha sıkı tuttu. Çırpınmamla konuşmaya devam etti. "Öleceksin neyini anlamıyorsun. Evlat acısı ne kadar zor bunu en iyi ben bilirim!" "İkizimle beraber bu dünyaya geldim. Gerekirse onunla beraber bu dünyadan giderim!" Koluna sertçe vurdum. Elleri uzaklaştığında hemen girişe doğru koştum. İki sütunun arasından geçip koşmaya devam ettim. Yere düştüğümde hemen ayağa kalktım. Gözlerim de yaş vardı. Ya ağabeyime, ikizime ve arkadaşlarıma bir şey olursa... Daha hızlı koştum. Karanlık olduğu için tekrar yere düştüm ve yine ayağa kalktım. Önümde merdiven ve ışık hüzmesi görünce hızlandım. Merdivenlerden hemen yukarı çıktım. Kapağı açık bırakmışlardı. Korsanlar burayı görse merdivenlerden inip aşağıdakilere zarar verebilirdi. Kapağı kapattım. Masayı tekrar koyacak zamanım yoktu. O yüzden yerde bulunan eski bir kilimi üzerine koydum. Sokağın başına doğru koştum. Sol tarafta kimse yoktu. Evlere zarar da verilmemişti. O yüzden sağ tarafa döndüm. Arkadaşlarım ve ikizim o tarafa gitmiş olmalılar. Hemen koştum. Yerde bir sürü ölü beden vardı. Bazılarının kolları bazılarının bacakları yerinde değildi. Başımı çevirdim ve onlara bakmamaya çalıştım ama bir yandan bakma gereksinimi de duyuyordum. Sonuçta ağabeyim yaralanmıştı ve nasıl yaralandığını da bilmiyordum. Aralarından biri ağabeyim olabilirdi. "Hey sen küçük!" Başımı çevirdiğim de üzeri pis olan ve o pis kıyafetinde kan olan saçları örgülü bir adam gördüm. Kuvvetli duruşundan anladığım kadarıyla kıyafetlerinde ki kan kendisinin değil bu ada da yaşayan birine ya da birkaçına ait olduğundan emin oldum. Yüzümü buruşturdum. Bana bakıp beni süzüyordu. "Bu güzelliğe yazık olacak desene." Bana doğru koşmasıyla yere eğildim ve ölen birinin kılıcını aldım. Boynumun sol tarafına doğru hamlesiyle hızlıca sağa birkaç adım attım. Kılıcı direk sırtına sapladım ve hızlıca çıkardım. Tekrar saplayıp çıkardım. Onun ellerinden kayan kılıcı sol elimle hemen kaptım. Adam yerdeydi. Sırtımda büyük bir acıyla birkaç adım sendeledim ama yere düşmedim. Arkama döndüğümde başka bir korsan vardı. Sırtıma kılıçla vurmak yerine tekme atmıştı. Ona sinirle baktım. Arkasından biri daha geliyordu. Kılıcıyla bana vuracakken sağ elimde ki kılıçla engel oldum. Sol elimdeki kılıcı da onun karnına sapladım. İki kılıcı mı da ondan çektim. Arkasından gelen adama vurmaya çalıştım ama bu diğer ikisine göre daha güçlüydü. Ben pazar yerinde bulunuyordum. Buradaki tezgahları kendime avantaj haline getirmeyi düşündüm. Geri geri gitmeye başladım. Adam bunu görünce sırıttı. Tezgah ile aramda bir adım kalınca durdum. Adam hızlıca bana kılıç savurmaya başlamasıyla tezgahın önünden çekildim. Adamın vücudu tezgahın üstünde durunca ilk önce kılıç tutan eline vurdum. Sonra sırtına birkaç defa kılıcı sapladım. Adam ölünce oradan gittim koşarak pazar yerini geçtim. Geçmem ile etrafta bir sürü korsan görmem bir oldu. Beni gören üç korsan aynı anda bana doğru geldi. En öndekiyle mücadele ederken diğer ikisinden biri sırtıma diğeri dizime tekme attı. Yeri boylamamla ilk mücadele ettiğim kişi kılıcını karnıma doğru vuracakken elindeki kılıç uçtu. Yüzüme o adamın kanı bulaştı. Ayağa kalktım. Az kalsın beni öldürecek olan kişiyi öldüren James ağabeydi. Şimdi de buradaki iki korsandan birine vuruyordu. Boşta kalan korsana da ben vurmaya başladım. Az önce yere düşmemle bir kılıcım da elimden düşmüştü. O yüzden tek kılıç kullanıyorum. Adam bana vurmadan ben onun boynuna kılıçla vurdum. Adam yere serildi. James ağabeye baktığımda onun da önündeki adamı yere serdiğini gördüm benim gibi. Ama benden farkı o da karşısındaki gibi yere düştü. Yere düşmesiyle hemen onun yanına gittim ve yere eğildim. "Ağabey, ağabey!" Karnına baktığımda kan vardı, hem de çok fazla. Kahverengi saçlarına elimi koydum. Başını hafif salladım. Arada gözleri kayıyordu. Başını tekrar sallamamla bana baktı. Gülümsedi. Konuşmaya çalışınca ağzından kan geldi. "Ağabey!" Korkuyla söylememle elimi tuttu. "Ben... hissediyorum...öleceğim. En azından...kardeşim o-olarak seni gördüm." Başını başka yöne çevirip tükürdü. Tükürdüğü yer kan olmuştu. Tekrar bana baktı ama gözleri kararıyordu. "Jack...ve...Jenny... Sana...emanetler... Onları...koru... canım kardeşim." Kalan son gücüyle bana sarıldı. "Ağabey!!!" Bu feryat tek benden çıkmamıştı. Kenara itilmemle Jenny ona sarılıyordu. Yere çömelip Jenny'ye sarıldım. Sıcak yaşlar ikimizinde kan dolu yüzünü temizliyordu. Onun ölecek olması hiç aklımın ucundan dahi geçmemişti. Sanki onun değil de benim kalbim kılıçla delinmişti. Yüreğim kanıyordu. Bugün en mutlu günümüz olacaktı, ölüm günümüz değil! Hal ve hareketleri ile bugün öleceksiniz diyen adam yüzündeki küstah ifadesiyle bize doğru yaklaşıyordu. Yavaş hareketi ile bizi öldüreceğinden emindi. Bacaklarım titreye titreye Jenny'den ayrılıp uzun kılıcı elime alıp ayaklandım. Kılıç ona doğru güçsüzlükle savurdum, onun sert darbesiyle kılıç hızla ellerimden savruldu. Diğer darbesi boynumaydı. Aklım bana olacaklarda değildi ama Jenny'yi arkamda bırakıyordum. Umarım onun sonu sarıldığı o ceset gibi olmazdı. Etrafımda başka kılıç olmadığı için öleceğimden emindim. Kılıcın boynumu delmesini bekliyordum ama kılıç asla boynuma değmedi. Önümdeki adam birden üzerime yığıldı. Onunla beraber ben de yere düştüm. Onu üzerimden sola doğru ittim. Beni kurtaran kişi Jack'ti. Elini bana uzattı. Elini tutmamla beni ayağa kaldırdı. Tam olarak ayağa kalktığımda "Teşekkür ederim Jack. Beni ölmekten kıl payı kurtardın." Ondan cevap beklerken ses işitmeyince yüzüne baktım. James ağabeye bakıyordu. Yutkundu. Başını bana çevirdi. Kahverengi gözlerinde akmayı bekleyen yaşlar vardı. Ona bakınca üzerindeki yaşları kurumuş olan yanağım tekrardan ıslanmaya başladı. Hala bana bakıyordu. Ağlamak istiyor ama ağlamıyordu. Gökyüzünden gelen ses ve ardından bizi ıslatmaya başlayan yağmurlarla gözlerindeki yaşları akmıştı. Gidip ona sarıldım. O da kollarını hemen bana doladı. ayak ucumdan yükselerek kulağına fısıldadım. "Ağlama ya da üzülme demeyeceğim. Bunu yapman içindeki acıyı söndürmen gerekiyor ama bunu şimdi yapamazsın." Etrafı gösterdim. "Savaştayız. Birbirimizi korumamız gerekiyor." Jenny'yi gösterdim. "Onun aklı şuan sadece yaşadığı acıda ve başka hiçbir şeyi anlamıyor. Senin aklın ona göre daha yerinde. Jenny bu durumdayken etrafında olup biteni fark etmiyor. Korsanlar gelince yine fark etmeyecek. Onu korumamız lazım." Gözlerindeki yaşlarla beni onayladı. Jack'in arkasından gelen korsanla hemen ondan ayrıldım. Yere düşmüş kılıcımı aldım. Daha önceden düşen diğer kılıcı da aldım. Jack'in arkasında duran korsana doğru koştum. Benim geldiğimi görünce zaten iki eliyle de kılıcı sert bir şekilde tutmaya başladı. Ona doğru yaklaşırken o da bana doğru koştu. Sol elimde ki kılıçla onun hamlesini savuşturmaya başladım. Sağ elimdeki kılıçla da onun baldırına vurdum. Acıdan eli kasılıp kılıcı tam tutamadığını fark ettiğimde sağ elimdeki kılıçla kılıcına vurdum ve kılıcın bizden uzak bir yere savrulmasını sağladım. Son olarak ta iki kılıcımla onun göğsünü deldim. Arkamı döndüğümde Jack'in de Jenny'nin arkasında onu korumak amacıyla iki korsanla mücadele ettiğini gördüm. Elimdeki kılıçlardan birini Jack'in solundaki adama fırlattım. Kılıç vücudunu delmişti. Adam acıdan büyük bir çığlık atıp yere düşmüştü. Yerde biraz çırpındıktan sonra hayata veda etmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE