8

1498 Kelimeler
Ben o şekilde ölen korsana bakıp dalmışken sol kolumda hissettiğim büyük bir acıyla arkama döndüm. Burnumun dibinde bir korsan vardı ama bunun elinde diğerlerinin aksine hançer vardı. Onu yanımdan uzaklaştırmak için erkekliğine tekme attım. Geriye doğru bir iki adım atınca hemen karnına kılıcı sapladım. Kılıcı çıkarıp omzuna saplayıp çıkardım. Bu sefer diğer omzuna kılıcı geçirecekken Jack yanıma gelip kolumu tuttu. "Adam ilk vuruşunda ölmüştü zaten. Boşuna yorma kendini, burada daha bunlardan çok var." Etrafına baktı. "Burada korsan kalmadı. Gel arkadaşlarımızı bulalım." Yüzüne baktım. James ağabeyi ilk gördüğü zamanki hali yoktu. Korsanlar bu adaya gelmeden önce nasılsa öyle davranıyordu. "Bana öyle bakma Lucy," yalvarır gibi çıkan sesiyle tekrar yüzüne baktım. Yüzünde acı bir ifade vardı. "Acır gibi bakıyorsun." İnkar edecekken tekrar konuştu. "Sen de benimle aynı acıyı paylaşıyorsun biliyorum, ağabeyimi kendi öz ağabeyinden ayrı tutmazdın. Ama sen de biliyorsun. Sen dedin acımızı şimdi yaşayamayız. Hem..." Arkaya baktı. Ben de onun arkasına baktım. Jenny hala ağlıyordu, ağabeyine sarılarak. Titriyordu... Hem ağlamaktan, hem de yağan bu yağmurdan dolayı. "Jenny benim ağladığımı görürse daha kötü olur." Onu anlıyordum. Üstelik Jenny aramızda yaşça en küçüğümüzdü. Benden iki ya da üç yaş küçüktü. Şuan onu sakinleştirecek, onu teskin edecek kişilere ihtiyacı vardı. Üstelik aramızda en duygusalımız o olduğu için yanında güçlü duran birine ihtiyacı vardı. Bunun dışında Jack'in bahsetmekten nefret ettiği bir konu vardı. Jenny'nin kendi canına kıyması Jack, anne ve babasının cenazesinden birkaç gün sonra su içmek için mutfağa gittiğinde kardeşi Jenny'nin keskin bir bıçağı alıp bileğini kesmeye çalıştığını görünce o küçük haliyle Jenny'nin elinden zar zor o bıçağı almıştı. Hatta almaya çalışırken elinde bir kesik olmuştu. O zamandan beri Jenny'yi asla yanından ayırmıyordu. Ve yine aynı şeyin olmasından, Jenny'nin onu bırakmasından korkuyordu. Bu korkuyu yüzüne bakınca hemen anlayabiliyorsunuz. "Doğru diyorsun, Jenny seni o halde görmese daha iyi olur." Kolundan tuttum. "Gidip onu ayağa kaldıralım. Sonra da bizimkileri ararız." O da başıyla beni onayladı. Benim önümden ilerlemeye, Jenny'nin yanına gitmeye başladı. Ben de arkasından yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Sol kolumdaki acıyla elimi hemen yaraya attım. Elime baktığımda baya kan vardı. Yağan yağmurla kan gitmeye başlıyordu ama yarama değen her damlada keskin bir acı hissediyorum. Yarama dikkatlice baktım. Kesiğin iki yanına kan toplanmıştı. Yaranın üstünde de kanlar pıhtılaştığı için yaranın ne kadar derin olduğunu anlamadım. "Lucy!" Sesin geldiği yöne baktığımda Jack, Jenny'nin yanından bana endişeyle bakıyordu. Konuşurken aynı zamanda aceleyle benim yanıma geliyordu. "Neden yaralandığını söylemedin?!" Yaraya iyice bakmak için kolumu biraz çevirince ağzımdan bir inilti çıktı. Hemen kolumu bıraktı. "Özür dilerim...özür dilerim..." Tekrar eliyle kolumu tuttuğunda o kadar hafif tutuyordu ki ona bakmasam koluma dokunduğunu anlamazdım. "Ne kadar derin olduğu belli değil. Hekimin evine gidelim. Hem orada yaranı temizleyecek bir şeyler buluruz." Arkaya baktığına "Umarım korsanlarla karşılaşmayız." "Yarayı boş ver. Diğerlerini bulalım, daha ne halde olduklarını bilmiyoruz." Jack sinirli bir şekilde bana baktı. "Saçmalama Lucy! Kan kaybediyorsun. Yarayı temizlemek lazım." "Sen de bizi bı-bırakmazsın değil mi Lucy?" Jenny'nin titreyen sesiyle ona baktım. Ona gülümsedim. "Hayır, küçük bir kesik beni sizden ayıramaz." Jack kulağıma fısıldadı. "Daha yaranın küçük olup olmadığını bilmiyoruz. Kıza yalan söyleme." Ona ters bir bakış attım. "Kız zaten üzgün bir de acımdan geberiyorum şuan mı diyeyim?" dedim fısıldayarak. Sağlam kolumdan tuttu. "Bak itiraf ettin. Acıyormuş niye söylemiyorsun? Ben de senin kardeşin sayılmaz mıyım niye bana söylemiyorsun?" Jenny'nin yanına gidince onun kolundan da tuttu. "Kalk gidiyoruz." Jenny ağlayarak konuşuyordu. "Ama ağabeyim..." "O öldü. Artık bir şey yapamayız. Şuan yapabileceğimiz tek şey aramızdan birini daha kaybetmemek. Ağabeyim için yapabileceğimiz tek şey; korsanları buradan gönderdikten sonra onu gömmek." Jenny'yi bir kolundan benim gibi sürükleyerek James ağabey ölmese Jack'in yengesi olacak olan Clara'nın evine götürmeye çalışıyordu. Çünkü o bir hekim. Pazar yerini arkamızda bırakarak limana doğru ilerlemeye başladık. Bir yandan da korsanlar burada mı diye bakıyorduk. Karşımızda denizi görünce hemen soldaki ilk eve yöneldik. Jack, ikimizin kolunu bırakarak kapının önüne geldi. Kapının kolunu aşağı indirdiğinde kapı hemen açıldı. Şaşkınca arkasına dönerek bize baktı. "Kilitli olması gerekmiyor mu?" "Korsanlar evin içine girmeye çalışınca açık kalmış olmalı," dedim. Kafasını salladı. "Olabilir." Kapıyı açtığında bize seslendi, sesini kısaltarak. "Hadi, içeri gelin." Başımı salladım, onun görmeyeceğini bilmeme rağmen. Jenny'nin kolundan tuttum. Sırtına vurarak geçmesi gerektiğini ifade ettim. O da beni ikiletmeden hemen içeri girdi. Yavaş yavaş basamakları çıkıp açık kapıdan girdim. Girer girmez kapıyı kapattım. Akşam olduğu için içerisi karanlıktı. İki adım attım. Koridor bir sağa bir de sola gidiyordu ve de dümdüz ilerleyip bir odaya gidiyordu. Jack tek tek kapıları açmaya çalışacağını anladığımda hemen konuştum. "Soldan ilerleyeceğiz. Orada iki kapı olacak, sağdakine gir." Ben hep düştüğümde veya başka bir nedenden dolayı yaralandığım her an buraya gelirdim. O yüzden yolu biliyordum. Jack başıyla beni onayladı. Jenny'nin elinden tutup ilerlemeye başladı. Ben de arkalarından hızlıca ilerlemeye başladım. Hızlı gidiyorum çünkü bu işin hemen bitmesi gerekiyordu. Bir an önce Louis ve geri kalanları bulmam gerekiyordu. Ağabeyim de yaralıydı. Yine aklıma onun gelmesiyle elimi kalbime koydum. Tarif ettiğim odaya giriş yaptım. İçeride iki sedye vardı. Üst rafta durması gereken ilaçlar ve merhemler yerdeydi. Önceden düşündüğüm şey doğru çıkmıştı, korsanlar buraya gelmişti. Herhangi bir ilacın kutusuna basıp kırmamak için ayak ucumda yürüyordum. Zaten çoğu ilaç ve merhemin kutuları kırılmış ve yere yapışmışlardı. Tek gayem zarar kalan ilaç ve merhemlere de zarar vermemekti. Korsanlar gittikten sonra yaralanan kişilerin ihtiyacı olacaktı. "Sen şuraya otur Lucy. Ben yaranı temizleyecek bir şey bulayım." Jack'e tamam dedim. O da dolap ve raflar boş olmasına rağmen belki arka kısımlarında bir şey vardır diye bakıyordu. Doğru düzgün bir şey bulamayınca sedyenin üzerinde duran bezi aldı. Jenny'yi yanına çağırdı. "Bu bezi al. Şurada kapının hemen yanında musluk bezi iyice ıslat. Sonra bezi sık. İçinde su kalmasın." Jenny onun dediğini yerine getirmek için musluğun oraya gitti. Jack ise hala bir şeyler arıyordu. En sonunda yere eğildi. Kırılmamış olan ilaç ve merhemlere bakıyordu. Kahverengi saçları yere değecekken konuştum. "Çok yere eğilme." Bana baktı. "Neden?" "Çünkü saçların yere dökülmüş şeylere değiyor. Daha ne için kullanıldıklarını da bilmiyoruz. Sonra saçına bir şeyler olur." Bana tamam dedikten sonra başını yerden biraz çekmişti ve kalan işine devam etti. En sonunda elinde cam bir şişeyle yanıma geldi. Sedyedeyken bir iki adım kenara çekildim. Yanıma oturdu. Jenny de o sırada elinde bezle karşımıza gelmişti. Bezi Jack'e verdi. Jack bana baktı. "Kolunu sıvayabilir misin? Yaraya iyice bakmam lazım." "Tamam." Bahar aylarında olduğumuz için üzerimdeki giysi inceydi. O yüzden yaraya değmeden kolumu sıvamıştım. "Sen arkana dön Jenny." Jack'in uyarısıyla Jenny hemen arkasına döndü. Şimdi yarayı tam olarak görse fenalaşabilirdi. Kandan midesi bulanırdı. Buna rağmen neden buraya savaşın ortasına geldi hala anlamış değilim. Jack elindeki ıslak bezle ilk önce yarayı silmeye başladı. Dişimi sıktım. Acıdan bağırmak istemiyorum. Yarayı iyice sildikten sonra yarama baktım. O kadar da derin görünmüyordu. "Derin değil. Merhemi sürüp yarayı saracağım," dedi Jack. Sedyeye koyduğu cam şişeyi aldı ve kapağını açtı. Parmağını içeri koyarak biraz merhem aldı. Yavaş yavaş yarama sürdü. Bu işi bitirince de karşıdaki sedyenin yanında ki dolaba ilerledi. İçinden beyaz bir bez çıkarıp tekrar yanıma geldi. Dikkatlice yarayı sardıktan sonra kıyafetimin kol kısmını indirdi. Kapının yanında ki musluğa doğru ilerledi ve suyla elini yıkadı. Havlu falan olmadığı için elini üzerindeki kıyafetlerle kuruttu. "Artık bizimkilerin nerede olduğunu bulma vakti," dedim ve ayağa kalktım. "İkiniz de beni takip edin. Siz bu eve önceden girip gezmediğiniz için yolu bilmiyorsunuz." Kapıya doğru ilerleyip kapıdan çıktım. Sola döndüm. Biraz ilerledikten sonra eve ilk girdiğimiz zaman karşılaştığımız koridora gelmiş olduk. Karanlıktan dolayı bir elimle duvarın nerede olduğunu anlamaya çalıştım. Anladığımda da koridordan dümdüz ilerledim. Sağa döndüm. Burada tek bir kapı vardı. "Biz neden buraya geldik te bu eve girdiğimiz kapıdan çıkmadık?" dedi Jack. Jenny ise hala suskundu. "Çünkü önümüzdeki odada ki pencere tam denize bakıyor. Korsanlar ve bizimkiler orada mı net bir şekilde görürüz." Odanın kapısını açtım. Direk karşı tarafa baktım. Burada sadece bir pencere vardı. Ama pencere çok büyüktü. Tavanın biraz aşağısından başlayıp zeminin biraz yukarısında bitiyordu. Bir iki adım atarak odanın içine girdim. Hemen dosdoğru ilerleyerek pencerenin önüne geldim. Perdeyi biraz araladığım da korku bütün benliğimi ele geçiriyordu resmen. Korsanlardan iki kişi Tina'yı zorla bir yere götürüyordu. Kızın kafasında kan vardı ve çok bitkin görünüyordu. Normalde olsa o iki korsanı öldüremese de yaralayabilecekken şimdi sadece o ikisi tarafından sürükleniyordu ve hiçbir şekilde karşı çıkamıyordu. Tina'nın karşı tarafında da Peter vardı. Tina'ya doğru ilerledi ama arkasından bir korsan onun kafasına kılıcın sapıyla vurdu. Peter'ın biraz sendelediğini görünce hemen Peter'ın elindeki kılıcı alıp yere attı. Peter'ın iki kolunu da tersten tuttu. Onu sürüklemeye başladı. "Bırak beni! Arkadaşlarım geldiğinde seni bu yaptığına pişman edecekler! Onlara yalvaracak hale geleceksin!" Her ne kadar biraz uzakta da olsa arada pencere de olsa Peter'ın dediklerini kısık olarak da duymuştum. Yanıma kadar gelmiş olan Jack'e baktım. O da gözleriyle beni onayladı. İlk önce Jenny'ye baktı. "Biz her ne yapacak olursak yapalım bize ne olacaksa olsun ama sakın buradan bir yere gitme ve yanımıza asla gelme. Sadece kendi canını kurtarmaya bak." Sonra tekrar bana baktı. Başımı salladım. O direk kılıcıyla pencereye vurdu. Cam kırılınca ikimiz de pencereden çıkıp koştuk. Ben hemen yakınımızda olan Peter'a doğru koştum. Cam sesinden dolayı arkasına dönmüş olan korsanın boynuna doğru kılıçla vurdum. Adam direk boynumu tuttu. Ve elindeki kılıçla bana vurmaya çalıştı. Sert bir şekilde onun kılıcına vurduğumda onun elinde artık bir kılıç yoktu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE