9

1314 Kelimeler
Karnına doğru kılıcımı geçirdim. "Bu arkadaşıma vurduğun için." Kılıcı içinde döndürdüm. Çığlık attı. "Bu da buraya gelip bizi rahatsız ve mutsuz ettiğiniz için." Kılıcı çıkardım. Adam yere yığıldı. Peter koşarak gelip bana sarıldı. Sarılmayı bitirince ona baktım. Bir yerinde yara ya da kan izi falan görünmüyordu. "İyi misin? Sana zarar verdiler mi?" Başını iki yana salladı. "Bir şeyim yok. Tanrıya şükür ki geldin," dedi dolu gözleriyle ve tekrar bana sarıldı. Etrafa baktım. Jack, Tina'yı götürmeye çalışan korsanlardan biriyle savaşıyordu. Diğer kalan korsan ise Tina'yı sürüklemeye devam ediyordu. Tina kafasını arkaya çevirdiğinde yüzünü gördüm. Yanağında büyük bir kızarıklık vardı. Alnı kanıyordu. Gözleri... Çok yorgun bakıyordu. Hayattan bıkmış, ölmek ister gibi... Ama beni gördüğünde gülümsedi. Ben de ona gülümsedim. Ama onun gözlerindeki yorgunluk, bıkkınlık hala yerini koruyordu. Ona doğru koştum. Onu tutan adamın arkası dönüktü. Kafasına kılıcı geçirip çıkardım. Adamın kafasından çeşme gibi akan kanlar direk yüzüme geliyordu. Adamı ittim. Onu itmemle adamla birlikte Tina da yere düştü. Tina'nın kolundan tuttum ve onu kaldırdım. Adamın o pis kanı onun da yüzüne gelmişti. Hemen adamdan biraz uzaklaştık. Kafasından hala kan geliyordu. Etrafa baktım. David ya da Louis hala ortalıklarda görünmüyordu. Gözlerimi Tina'nın üzerine diktim. "Yaran nerede var?" "Kılıçla aldığım bir yara yok. Sadece beni dövdüler." "Sadece dövdüler öyle mi? Şuan ayakta bile duramıyorsun! Ne halde olduğunun farkında mısın?" "Kılıçla direk öldüreceklerdi ama onlara göre biraz genç bir adam vardı. O buralarda olduğu için kılıçla beni yaralayıp öldürmediler." Ona başka sorular soracaktım ama Tina çok yorgundu, o yüzden sormadım. Peter'a baktım. "Gel yardım et. Tina'yı şuraya koyalım." Peter yanıma gelip o da benim gibi Tina'nın bir kolundan tuttu. Biraz önce penceresini kırdığımız evin duvarına Tina'yı koyduk. "İkiniz de burada durun. Sen de onu koru Peter." Başını salladı. Arkama döndüm Jack o adamı haklamıştı. "Biz diğerlerine bakalım." Jack başını salladı. Gitmeden önce arkamızdakileri korsanlar fark etmesin diye duvarın bitişiğinde duran yeşilliklerin arasına gidip durmalarını söyledim. Jack'le beraber biraz daha ilerledik sola doğru. Louis orada bir iki korsanla beraber mücadele ediyordu. Sarı saçlarında kan vardı. Umarım onun kendi kanı değildir. Hemen ona doğru koştum. Jack'te başka bir korsana doğru gitti. Louis'i arkadan boğmaya çalışan korsanın beline kılıcımı geçirdim. Çıkardığımda bu sefer boynuna da aynı şeyi yaptım. İki korsandan birinden kurtulunca Louis daha rahat korsanla mücadele etmeye başladı. O da kılıcını benim gibi adamın boynuna vurdu. Adam yere yığılınca kendisine kim yardım etti diye arkasında baktığında beni gördü. Kocaman gülümsedi. "Canım kardeşim!" diyerek bana sarıldı ve etrafında döndürdü. Yere bıraktığında saçlarına dokundum. "Yaran var mı? Burada niye kan var?" "Benim kanım değil merak etme." Sonra kaşlarını çattı. "Senin burada ne işin var? Ben babama o kadar arkadaşlarım ve kardeşim sana emanet dedim. Nasıl emanetlere sahip çıkmaz!" "Sakin ol! Bir de babama laf etme! Gitmeyeyim diye o kadar uğraştı adam. Hem sen buradayken benim aşağıda kalacağımı mı zannettin! Öleceksek beraber ölürüz, yaşayacaksak beraber yaşarız! Bunu unutma!" Etrafıma baktım. Birkaç korsanın bizim gemilerden biriyle hareket ettiğini gördüm. "Onlar ne yapıyor?" İkizim de oraya baktığında gözlerini büyüttü. "Yardım çağırıyorlar! Zaten böyle bir şey yapacaklarını duymuştum." Etrafa baktım. Louis'e ilerde bir tane evin duvarında olan meşaleyi işaret ettim. Hemen meşalenin yanına gitti. Omzuna asmış olduğu yayı çıkardı. Bağırdım. "Kırmızı!" Hemen meşaleyi aldı, kendi okların dan birinin ucunu yaktı ve yayına koyup gerdi. Gemiye doğru attı. Geminin direğine değen okla direk yanmaya başladı. Gemi zaten tümü tahtadan yapıldığı için yangın hızla büyüdü. İçindeki korsanlar çıklık atıp direk denize atladılar. Ben ve Louis bize doğru gelen korsanlarla iki yana ayrıldık. O arkamdan ona doğru gelen korsanlara doğru ilerledi. Ben de onun gibi yapıp bana doğru gelen korsanlara doğru ilerledim. İlerlemeden önce de yerdeki korsanın kılıcını almayı unutmadım. İki elimde de kılıç vardı. Sol kolumla vurarken biraz zorlanacaktım ama idare etmeliyim. En önde gelen adamın kılıcı sol elimle durdururken sağ elimdeki kılıçla midesini birkaç kere deldim. Tam adam yere düşmüşken arkasından gelen korsan direk kafama doğru kılıçla vurmaya çalıştı. Sağ elimde ki kılıçla kafamı kurtarırken karnına tekme attım. Geriye doğru bir iki adım attığında hemen boynuna kılıcı vurdum. "Bırakın bizi! Bırak!" Bu Peter'ın sesiydi. Ona baktığımda Tina ile birlikte onu kurukafa bayrağı olan geminin güvertesine götürmüş, ikisini halatla bağlamaya çalışıyorlardı. Oraya doğru gidecekken Louis seslendi. "Ben gideceğim oraya! Arkanda bir sürü korsan var! Sen onlarla ilgilen!" Ona kafa sallayıp arkama döndüm. Gerçekten arkamda çok korsan vardı. Peki ben bunlarla tek başıma nasıl haklayacağım? "Biz geldik!" Gelen David ve Jack'le içim rahatladı. Tek kişi olup bir sürü kişiyle savaşacağıma yanımda iki kişiyle olup bir sürü kişiyle savaşmak daha iyiydi. Üçümüz beraber o korsanların bazılarını öldürmüş bazılarını yaralamıştık. Geriye dönüp bir kılıç darbesiyle onların öleceğinden emin olurduk ama zaten kan kaybediyorlardı, öleceklerdi bir süre sonra. Boşuna tekrar onlarla uğraşıp zaman kaybetmeye gerek yoktu. "David senin yaraların var mı?" "Hayır, öyle önemli bir yaram yok. Sadece birkaç morluk var." Kahverenginin en koyu tonu olan gözleriyle etrafına baktı. En son gözleri gemide durdu. "Biz hemen gidip onlara yardım edeceğiz. Baktık tek başımıza halledemiyoruz sen yanımıza gelirsin." "Tamam." Onlar gittikten sonra etrafa baktım. Görünürde korsan yoktu. Varsa bile karanlıktan dolayı fark etmiyordum. Yerdeki yaralıları ya ölenleri ters çevirip yüzlerine bakmaya başladım. Her ne kadar savaşmakla uğraşsamda ağabeyim hala aklımdaydı. Yerdekilerin yüzüne korkuyla bakıyordum. Umarım James ağabey gibi o da bizi bırakmazdı. Ayak bileğimde bir el hissedince az kalsın çığlık atacaktım, neyse ki kendimi durdurdum. Elimdeki kılıcı arkama dönüp bana dokunan kişiye doğrulttum. Sarı biraz uzun saçlar, kahverengi gözler... Bu benim ağabeyimdi! Kılıcı onun üzerinden çektim. Hemen yere eğildim. Beyaz gömleği kan doluydu. Bana bir şey diyecekken ağzından yere kan damlıyordu. Korkuyla elimi kalbime koydum. O da bırakacaktı beni, aynı James ağabey gibi... "Ağabey!" Elimle yüzüne dokundum. Gözlerinin üzerine düşen saçları elimle kenara çektim. Alnında büyük bir yara vardı. Çok fazla kan geliyordu. Gömleğimin kolundan bir parça kopardım. Başındaki kanın durması için yaranın üzerine koydum. Gömleğim hemen kan olmuştu. Gözlerimden yaş akmaya başladı. "Sen de bırakma beni ağabey." Eliyle onun yarasını durmaya çalışan ellerimi tuttu. Elleri titriyordu. O yüzden tutuşu sık değildi. Ağzını açtı. Tekrar kan geldi. "Beni bırak... Bu yaptığın işe yaramaz... Sadece başımdan k-kan gelmiyor.. Sen Louis'i... Diğerlerini kurtar.." "Ama ağabey," ağlarken zor konuşuyordum. Yutkunamıyordum şuan. "Ben ben seni nasıl bırakırım?" "Git... Tanrı beni yaşatırsa sizin yanınızda olacağım. Yok... Ölürsem ise.. Bir gün kavuşacağız.. Her iki ihtimal de de sen arkadaşlarını.. ve Louis'i koruyamazsan hakkım sana helal değil. Git onları koru.. onları..." Başı yere düştü. Cümlesini devam ettiremedi. "Ağabeyim!" Başımı onun kalbine koydum. Çok yavaş atıyordu, zaman gittikçe de daha da yavaşlıyordu. Ölecekti... Gözlerimde ki yaşlar artmaya başladı. Artık onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Gözlerimde ki yaşları sildim. Onun son dediklerini yerine getirecektim. Ayağa kalktım. Yere koyduğum kılıçları aldım. Koştum. Gözlerimde ki yaşları ne kadar silsem de tekrar akıyordu. Limana yaklaştığımda hemen korsanların gemisinin ana güvertesine atladım. Güverteye bastığımda biraz sendelesem de kendimi doğrulttum. Bana doğru gelen ilk korsanla hemen kılıçları daha sıkı tuttum. Yere eğilip korsanın dizine kılıçla vurdum. Ondan sonra karnına ve midesine. Ağabeyim... Ona yapılanları bunlara yapacaktım. Öfkem, ağabeyimin halini hatırladıkça daha da körükleniyordu. İlk korsan yere düştüğünde arkasındakinin hemen boynuna vurdum. Geri kalan korsanların biraz uzakta olduğunu fark edince halatla bağlı olanlara baktım. Bir dakika ne? Louis, Jack ve David de Tina ve Peter gibi bağlıydı. Ben onlara şaşırırken sol kolumda ağrı hissettim. Hangi korsan vurduysa yaramın olduğu yere vurmuştu. Geriye doğru dönüp ona baktığımda arkamdan biri bana vurmuştu. Geriye doğru adım attığımda sırtım küreklere değmişti. Bu demek oluyor ki bira daha geri gitsem denize düşme ihtimalim vardı. Korsanlar da bunu fark etmiş olacak ki bütün yanımı sarıp bana doğru gelmeye başladılar. Aralarından biri kılıcını bana doğrulttuğunda karşılık veriyordum ki iki yanımda olan iki korsan beni itti. Gemiden o kadar hızlı düştüm ki nefes alacak vaktim olmamıştı. Suya düştüğümde her yanımda deniz baskı uyguluyordu. Açık olan gözlerime değen suyla gözlerim çok ağrımaya başladı. Nefes alamadım için zorlanıyordum. En sonunda ağzıma su dolmuştu. Yavaş yavaş gözlerim kapanırken denize birinin atladığını hissettim. Ama Louis ve arkadaşlarım bağlıydı. O zaman bu kişi kimdi? __________ * Solque karakterlerin yaşadığı adanın ismidir. ** İçine ok konulan, torba ya da kutu biçiminde kılıf.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE