"Fark ettim canım kardeşim."
Bizim konuşmamızı geri kalanlar gülerek dinliyordu. Jack ve Jenny'yi iki yana ittim. Annemle karşı karşıya geldim. Onu da hafiften ittim. "Benim benden daha çok seven canım babam nerede?" Bunu dememle salonun kapısı açıldı hemen. "Buradayım kızım!" Babam direk koşup bana sarıldı ve etrafında döndürmeye başladı.
Anneme baktım. "Kıskan, kocanı çalıyorum." Babam güldü. Kolunu omzuma attı ve beraber mutfağa girip yan yana oturduk. Kolu hala omzumdaydı.
"Ben ne oluyorum bu evde. Hadi bu kızı babam seviyor. Beni kim seviyor bu evde, kimse!"
"Oğlum yerlerde sürünme!"
Annemin söylediğiyle ben ve babam kahkaha attık. Demek ki Louis o lafları söyledikten sonra kendini yere atmıştı.
"Abartma Louis. Bak, ben de seninle aynı durumdayım." diyen ağabeyimle daha büyük bir kahkaha attım. İçeri yanımız geldiklerinde Louis bana ve babama bakıp hıh dedi. Trip atıyor bir de aslanımız.
Akşam yemeğimiz benim ve Louis'in atışmaları. Bu atışmalarda babamın benim tarafımı tutması, annemin de Louis'in tarafını tutmasıyla geçmişti. Ağabeyim bizlere bakıp sadece gülüyordu. Atışmalarımızda ona sorduğumuz hangimiz haklı sorularına cevap vermeyip James ağabeyle sohbet etmeye başlamıştı.
Onların tarafına bakınca Jack'in ve Jenny'nin bize burukça baktığını gördüm. James ağabey belli etmemeye çalışsa da o da o şekilde bakıyordu. Bizim aileyi izleyince akıllarına kendi anne babaları geliyor olmalıydı. Bir kere biz yine ailecek bir şey tartıştıktan sonra Jenny'nin dedikleri geldi.
"Annem ve babam yaşasaydı biz de sizin gibi mi olacaktık?"
Bana bunu dediğinde o galiba sekiz ben on yaşlarındaydım.
Babam da onların durumunu fark etmişti. Jenny'ye seslendi. "Kızım sen niye yemeğini yemiyorsun? Zayıf kalmışsın zaten. Bunlardan da ye," diyerek tabağına biraz daha yemek koydu. Jenny'nin başını okşadı. "Bu yemekler bitecek ona göre."
Jenny'nin o anki gülümseyen yüzü bir ömre bedeldi. Bana baktı. "Bana ne bakıyorsun kız kardeşim. Babam doğru diyor, o yemekler bitecek."
*****
Düğün günü gelmişti. Şuan James ağabeyin yanındaydım. Beyefendi çok heyecanlı. Ayakta sürekli tur atıyordu. Bu arada söylemeyi unuttum. Şuan onun evindeyiz.
Bu sabah buraya geldiğimizde James ağabeyin, biricik müstakbel eşi Clara için çilekli bir pasta yaptığını öğrendim. Clara, Peter ve Tina'nın akrabasıydı ve aynı Pet ve Tina gibi o da havuçtu. Ama saç rengi daha çok kızıla yakındı.
Jenny'nin kolunu tuttum ve kendime doğru çektim. Kulağına fısıldayarak "Pasta niye çilekli?"
Jenny gülümsedi. "Ağabeyim onun kızıl saçlarına ve yüzündeki çillerden dolayı hep ona çileğim diye hitap ediyor." Kıkırdadı. "O yüzden pasta çilekli. Anlamlı olur diye düşünmüş galiba."
Aklına bir şey gelmiş gibi bir ifadeye büründü. Dudaklarını büzdü. "Bugün hiç birimizin o pastayı tatmamıza izin vermedi. İlk dilimi ikisi beraber yiyecekmiş."
"Ay ne kadar romantik!" dedi Tina hoşlanmayan bir sesle. O bu tür şeylerden nefret ederdi.
Jack yanımıza yaklaştığında Tina ve mutfakta bir şeyler yiyen Peter'a hitaben konuştu. "Siz gelin tarafı değil misiniz? Burada ne yapıyorsunuz?"
Mutfaktan yemek yiyen Peter "Orkodoşomuz dogulmusun" Ağzı doluyken konuşuyordu. Bu çocuk bana çekmeye başladı.
Jack'in anlamaz suratına kahkaha attım, çok komik duruyordu. Çevirmeye başladım. "Diyor ki arkadaşımız değil misin?" Sonra düşündüm. "Başka bir şey demedi. Bence bir şeyler daha demesi gerekiyordu? Öyle değil mi Tina?"
"Arkadaşlarıyla kalmayı akrabaların yanında kalmaya tercih ediyor."
"Anladım," dedi Jack.
Annem yanımıza geldi. "Çocuklar hadi meydana gidiyoruz. Düğünü başlatacağız." Bizimkiler kafa sallayıp tamam dediler. Annem bana baktı. "Sen de Jenny'yi al. Siz James ile en önde gidin. Jack ve Louis! Siz de onlarlasınız. Hadi herkes James'i ve kardeşlerini görsün. Hadi!"
"Beni görmelerine gerek yoktu bence," diyen Louis'e annem dış kapıyı gösterdi. Louis'in yanına gittim. "Üzüldün mü?" Gülerek söylememle hıh deyip gitti.
Hepimiz atlara binip meydana doğru ilerlemeye başladık. Zaten meydan yakın olduğu için kısa bir sürede vardık.
Tam bizim karşı tarafımızda Clara ve onun kardeşleri atla geliyordu. Anne ve babalar en arkada.
James ağabeyin koluna girdik ben ve Jenny. Clara nın da koluna bir erkek kardeşi girmişti. İkinci bir erkek kardeşi yoktu. Clara nın annesi Peter'ı yanlarına çağırdı. Peter yanlarına gidince Clara nın boşta kalan koluna o doladı kolunu.
Hepimiz aynanda meydanın ortasında duran masaya doğru ilerledik. Ben ve Jenny, James ağabeyi oturttuk. Clara da yanına geçti. İkisine bakıp gülümsedim.
James ağabey zaten küçük yaşlardan itibaren zorluk çekiyordu, sevdiklerini de kaybetmişti. En azından şimdi Clara nın yanında çok mutlu görünüyordu.
Damat ve gelin tarafının kardeşleri masadan uzaklaştık.
Biz eğlenirken denize doğru baktım. Çok uzakta bir gemi vardı ama buraya yaklaşıyordu. Kasabadan kimse bir yere gitmeyecekti. Bu gemi niye buraya yaklaşıyor. Gözlerimi kısıp geminin kimlere ait olduğuna bakmaya başladım. Dalgalan bayrakta gördüğüm kuru kafa işaretiyle içimde bir korku oluştu. James ağabeye baktım. Hala hiçbir şeyden haberi yoktu. Geminin daha da yaklaştığını görünce etraftakilere bağırdım.
"Korsanlar geliyor!"