Burada çok yemek var, ben taşımam. Kaçsam mı acaba?
"Kızım hadi götürün tabakları."
"Nereye götüreceğim ben? İçeri mi? İçeri de yer yok!"
"Ağabeyin kardeşinle beraber dışarıya masaları koydular. Oraya götürün tabakları."
İki tane tabak aldım ve mutfaktan çıkıp bahçeye girdim. Masaları daha yeni getiriyorlardı.
Anne neden masaları koydular diyorsun.
Masayı kurmalarını bekledim kaşlarımı çatarak. Kurduklarında hemen tabakları masaya koydum. Sonra aklıma neden tabakları benim getirdiğim gekdi. Louis'e bakıp sırıttım. Sırt bana dönük olduğu için yüzümü görmedi. Ağabeyim bana baktığında aklımdan bir şey geçtiğini anlamıştı. O yüzden gülüyordu.
"Louis." Hmm diye ses çıkardı. Tekrar seslendim, hmm dedi. "Louis!" Bağırmamla arkadına döndü hemen. "Ne oldu?"
"Annem seni ve diğerlerini çağırıyor," dedim Jack, Peter ve David'i de işaret ederek. "Gelsinler bana yardım etsin diyor."
"Ben niye yardım edeyim? Zaten misafirleri sevmiyorum. Bir de onlara hizmet mi edeceğim?"
"Ya gidersin ya da yarın kokuşmuş balıklarla yatağında uyanırsın."
"İğrençsin!"
"Sağol kardeşim iltifatın için." Sinirli bir şekilde diğer erkekleri alarak eve girdi. Ağabeyim bana baktı. "Annem onları çağırmadı değil mi?"
Gülerek başımı salladım. Sonra ağabeyimle Peter'ların bahçesinde bunulan bir masayı aldık. Bizim evde iki masa vardı ama yetmeyecek gibiydi. O yüzden Peter'lardan da aldık. Umarım üç tane büyük masa içeridekilere yeterdi.
Bütün yemekler masaya yerleştirilince annem benden misafirleri çağırmamı istedi. Eve girip hemen sol tarafta bulunan odaya girdim. Direk kapının karşısında bulunan babama baktım. "Sofra hazır, gelin." Cevaplarını beklemeden hemen kapıyı kapatıp çıktım ve bahçeye geldim.
Annem benden cevap bekliyordu. "Geliyorlar... herhalde." Annem bir kaşını kaldırdığında ofladım. "Söyledim yemeğin hazır olduğunu. Sonra hemen çıktım. Beklemedim onları."
Annem bana bir şey diyecekti ama bahçeye gelen misafirleri görünce sustu.
Herkes masaya oturmaya başlayınca annemin yanında duran Tina ve Jenny'yi kollarından çekiştirip onlarla beraber yan yana sandalyelere oturdum.
Tabii ki ortalarında ben varım.
Babam en baştaki sandalyesinde herkese hitaben konuştu. Hepinize afiyet olsun." Ben hızlıca yemeğimi yedim. Ben yemeği bitirince çoğu kişinin tabağınım yarısının dolu olduğunu gördüm.
Babamın hemen sağında duran anneme seslendim. "Benim tabağımı doldur." Yanıma gelip tabağımı doldurdu ve bana geri verdi. Bana geri vermesiyle karşımda ki Louis'te tabağını uzattı, annem ona da doldurdu. "Size de doldurayım mı kızlar?" Tina ve Jenny gerek olmadığını söyleyip teşekkür ettiler.
Herkes yemeği bitirince çocuklar olarak ben, Louis, Tina, Jenny, Jack, Peter ve David masadaki her şeyi toplayıp kaldırmaya başladık. Annem arkamızdan bizimle gelmediğine göre bulaşıkları yarın sabah yıkayacak.
Masaya gittik ve oturduk. Babam konuşuyordu. "Meydan da yaparız düğünü."
"Ne düğünü?" diye sordum.
Babam bana baktı. "James ağabeyini evlendiriyoruz ya kızım."
"Nasıl evlendiriyoruz? Benim niye Jems ağabeyin evleneceğinden haberim yok?"
"Haberin yok mu?"
"Evet, yok."
"Ben size söyledim ya. Aaa... Ben sadece annenize ve ağabeyinize söyledim. Size söylemeyi unutmuşum."
Göz devirdim. Böyle önemli bir şeyi nasıl bana söylemezdi. Sağımda duran Jenny'nin kolunu çimdikledim. "Peki ya sen? Sabahtan beridir yanımdasın niye ağabeyim evleniyor, demiyorsun?"
Bana gülümsedi. "Duyunca yüzünün alacağı hâli merak ettim."
James ağabey bana baktı. "Kiminle evleneceğimi sormayacak mısın?"
Gülümsedim. "Hekim kızla evleneceksin işte," dediğimde donup kaldı buradaki herkes gibi.
"Eee sen evleneceğimi bilmiyordun?"
"Evleneceğini bilmiyordum zaten ama ondan hoşlandığını biliyordum. Fark etmemek elde değildi." James ağabeyin yanakları kızarınca güldüm. Jenny'nin kime çektiği belli oldu. Babama baktım. "Ne zaman yapıyoruz düğünü?"
"Yarın," yüzümü hayret alınca güldü. "Yarından sonra ki gün."
"Yani iki gün sonra?" Başını sallayıp onayladı. "O zaman niye diyorsun yarın?!" Babam yine güldü. "Peki bu akşam niye toplandık?"
"Kim hangi hazırlığı yapacak onu tartışmak için."
"Anladım." James ağabeyin bir yakını akrabası olmadığı için bütün kasaba onun düğünü ile ilgilenecek anlaşılan.
"Biz yiyecek ve içecekleri hallederiz." Konuşan Tina'nın babasıydı.
"Ben meydanı süslerim masaları falan hallederim," dedi Peter'ın babası. "Bunun dışında," James ağabeye baktı. "Sizin evlede ilgilenirim. Kırık eşya varsa bana söylersin. Sizin evde yeni eşyalar da yaparım, birazını yaptım da zaten masa samdalye hazır. Tabak çatal kaşık da var fazla. Onu da sana veririz."
James ağabey mahcup bir ifadeyle başını eğdi.
"Sen tek başına halledemezsin hepsini Peter. Kasabanın çoğu meydan hazırlığıyla ilgilenecek. Meydan hazırlığını sen boşver. Zaten senin yapacağın eşyalar mahir işidir, vakit süre ister. Kasabada ki tek marangozcu da sensin. Sade onlarla ilgilenmen kâfidir." Konuşan kişiyi tanımıyorum pek. Bir tek babamın arkadaşı olduğunu biliyorum.
Annem James ağabeye baktı. "Senin ve gelin kızın kıyafetlerini, çeyizini ben yapmaya başladım. Düğün kıyafetlerinizi de bana nasıl istediğinizi söylerseniz yarın onu da hemen yaparım." Annem bu kasabada bulunan tek terziciydi. Bu işleri bir tek o yapıyordu.
James ağabey gülümsedi. "Teşekkür ederim."
"Ben de James'in kaldığı evi temizlerim yarın," dedi yengem sinsice. Annem hemen araya girdi. "Onu yapmana gerek yok. Çocuklar halleder."
Kabul etmeyip itiraz ederdim ama annemin neden bizim yapmamızı istediğini anladığım için karşı çıkmadım.
Yengemin amacı o evde değerli bir şey varsa çalmaktı. Bir zamanlar bizim eve yardıma diye gelip eşyalarımızı çaldığı gibi.
"Evet, biz hallederiz." Diye onayladım annemi. Yengem bana nefretle bakıp üzerimdeki Louis'in kıyafetini süzdü. Kendince beni aşağılamaya çalışıyordu.
Kaşımı kaldırıp aynı şekilde ben de onu süzdüm. Başka yöne bakmaya başladı.
Onlar bir süre daha konuştular ondan sonra herkes kendi evine gitti. Ben, Louis ve babam kendi odalarımıza gidip uyuduk. Ağabeyim de anneme bulaşıkları yıkamasına yardım etmeye mutfağa gitti.
******
"Louis! Daha yukarıyı temizleyeceksin, düzgün yap. Peter! Merdiveni düzgün tut! Louis'in düşmesini mi istiyorsun? Jack ve David! Koltukları biraz daha kenara çekin! Jenny! Gel şu kovadaki suyu temizle. Tina! Çarşafları pencerede silkele."
Emir vermek ne kadar da zormuş. Çok yoruldum, dinleneyim bari.
Jack ve David'in çektiği koltuklardan en büyüğüne boylu boyunca uzandım. Gözlerimi kapadım. Uyursam beni uyandırmazlardı bence.
Yüzüme su dökülmesiyle uyandım. Ben beni uyandırmazlar demiştim, o lafı geri alıyorum.
Louis karşıma elindeki yarısı dolu bardakla sırıtıyordu. Kolumla yüzümü sildim. Sinirli bir şekilde ona baktım. "Ben seni hiç böyle uyandırıyor muyum?!"
"Evet." Daha da gülerek éhem de ne zaman benden önce uyanırsan yapıyorsun."
"Louis! Ben sana kızı uyandırma demiştim!" Konuşan James ağabeydi. Onu tam görmek için koltukta doğruldum. Kollarını sıvamış, Louis'in yapması gereken duvarı silme işini o yapıyordu. David'de onun üzerinde bulunduğu merdiveni tutuyordu.
Damat adama da iş yaptırmazsınız.
Diğerleri ne yapıyor diye salona göz gezdirdim.
Ağabeyim de, James ağabey gibi bir merdivenin üzerine çıkmış başka bir duvarı siliyordu. Jack'te onun merdivenini tutuyordu. Yerler temizdi. Dış kapının yanında bulunan süpürgeden anladığım kadarıyla buradaki tozları süpürmüşlerdi.
Peter, Tina ve Jenny ortalarda yoktu. Diye düşünmemle Jenny üst kattan aşağı doğru geldi. Buradaki herkese hitaben "İki havuç nerede?"
Ağabeyim cevap verdi. "Yukarı katı temizlemeye gönderdim yoksa işler bir türlü bitmeyecekti."
"Sizin aklınıza buraya gelmek nereden esti?"
Güldü. "Annemden," James ağabeye bakarak "Aslında James'e gitme burada kal, kıyafet için senden ölçü alacağım senden dedi..."
James ağabey devam etti. "Ben de gençler evi tek başına temizleyemezler, ben de gidip yardım edeyim. Hem bazı eşyalar kesinlikle atılmaması, yerinden dahi oynatılmaması gerekiyor. Onlar bilmiyor. Gidip söylerim de dedim. Ölçüyü de Lucius'tan alırsın. Onunla aynı boydayız, birbirimize vücud olarak benziyoruz dedim."
Ağabeyim ve James ağabey birbirlerinin resmen aynısılar. Tek fark ağabeyim sarışın, aynı bizim akrabalarda ki herkes gibi, James ağabey ise kahverengi saça sahip. Aynı Louis ve Jack gibi.
Ağabeyim de söze girdi tekrar. "Sırf bu işi bana bıraktığı için yolda biraz tartıştık."
"Daha çok şakalaştınız gibi geldi bana. Neyse," onlar hiç tartışmazdı. Bir kere bile birbirlerini ittiklerini görmedim. Yukarı kata baktım. "Ben havuçlara yardım etmeye gidiyorum. Siz de buraları halledin. Yoksa akşam yemek yiyemezsiniz ona göre."
"Emir verdiği yetmezmiş gibi bir de tehdit ediyor," diye söylenmeye başladı her zamanki gibi Louis. Louis'i takmadan evin ortasında bulunan merdivenlerden yukarı çıktım.
Şimdi Pet ile Tina'nın nerede olduğunu bulacağım.
Sırayla altı tane kapı vardı. İlk kapıyı açtım. Burada büyük bir yatak, komodin ve bir koltuk vardı. Burası anladığım kadarıyla Jack'in ve Jenny'nin anne babasının odasıydı. Kapıyı hemen kapatıp çıktım. Annem evdeyken bu odaya girmememizi söylemişti. Nitekim Tina ve Peter'da girmemişti çünkü içerisi toz doluydu ve ayak izi yoktu.
İkinci kapıyı açtım. Burada hiçbir şey yoktu. Pencere açıktı. Herhalde burayı havalandırmak içini. Yere eğildim. Yerde toz yoktu, tertemizdi.
Çok iyi temizlemişler aferin.
Tek tek diğer odalara da girdim. Son kapıyı açacakken kapıya ben dokunmadan kapı açıldı. Peter bana bakıyordu. "Ooo uyanmışsın ama biraz erken uyanmadın mı? Biz her yeri temizleyip bitirdik."
"Bitirdiyseniz madem aşağı inelim. Ben çok açım hemen evime gitmek istiyorum."
Tina da odadan çıkınca merdivenlerin başına geldik ve aşağı indik. Ağabeyim ve James ağabeyim koltukları eski yerine koymuş; Jenny, Jack ve Louis'le beraber oturuyorlardı. Bizi görünce James ağabey konuştu. "Yardım ettiğiniz için teşekkürler gençler."
Sanki buradaki her şeyi ben yapmışım gibi cevap verdim. "Yorulduk ama değdi. Sonuçta bir ağabeyim evleniyor tabii ki yardım edeceğim."
"Dedi aslında hiç yardım etmeyen Lucy,"
Louis'e göz devirdim. "Zaten dün oradan aşağı inebilmek için o kadar uğraştım. Eve de koşarak gittim. Misafirler yüzünden bir de geç uyudum. Çok yorgundum o yüzden. Biraz kestiriyim dedim. Bana demediğini bırakmadınız. Hepiniz üstüme geliyorsunuz. Konuşmuyorum sizinle. Bana ağabeylerim yeter," diyerek ağabeyim ve James ağabeyin arasına oturdum. İkisi de kollarıyla beni sarmaladılar ve başımın üstüne öpücük kondurdular.
Bir süre daha oturup dinlendikten sonra evden çıktık. David kendi evine gitti. Benim evin yakınlarına gelince Peter ve Tina da hemen yanımızda bulunan evlerine gittiler. James ağabey, Jack ve Jenny bizimleydi. Bugün de biz de kalacaklar.
Kapıyı çaldığımızda annem güler yüzüyle kapıyı açtı. James ağabey, Jack ve Jenny'ye bakarak "Hoşgeldiniz," dedi tüm neşesiyle.
İkizim kolumu çimdikleyerek "Biz evlatlıktan reddedildik galiba canım kardeşim."