Anlayış

1655 Kelimeler
Bu soru, neredeyse hayatımın her anında beni duygulandırıyor ve esir alıyordu. Birinin nasıl olduğunuzu sorması... O kadar sıradan ve basit bir şey değildi aslında. Özellikle kötü hisseden, nasılsın denilmesine ihtiyacı olan kişiler için çok derin anlamlar ifade ediyordu. "Bir şeyler anlatacağımı nasıl bildiniz?" Profesör yanaklarını olduğundan daha kilolu gösteren içten bir gülümsemeyle bana baktı. Onu böylesine samimi görünce taklit etmeye ve içimin ısınmasına engel olamıyordum. Ağır bir hareketle gözlüğünü çıkartıp az önce koyduğu kağıtların üzerine bıraktı. "Nereden mi biliyorum?" diye sordu. "Tam bir senedir öğrencimdin. Üstelik en çalışkan, en başarılı ve bu mesleği yapacağına emin olduğum kişisin. Bir kez daha buna benzer bir tavırla bakmıştın gözlerime. Derslere ilgisiz, sorularıma kaçaktın. Hangi alanda başarılı olduğumu unutma, Nora. İnsanları çok iyi gözlemlerim. Özellikle de değer verdiklerimi." O günler aklıma gelince duygulanmıştım. Bugün çünkü ben de tam olarak o zor dönemimi düşünmüştüm. "Teşekkür ederim," diye fısıldadım. Neye teşekkür ettiğimi bile bilmiyordum. Bu ana kadar hep birilerini anlamaya çalışmıştım ama bir başkası beni görmeye gayret ettiğinde istemsizce mutlu oluyordum. Sanırım buna zaman zaman herkesin ihtiyacı vardı. "Size bir şey danışmam gerekiyor, sizi o yüzden rahatsız ettim." "Dur, kahve söyleyeyim kuru kuru muhabbet etmekten pek hoşlanmam." Sarp hoca masadaki ankesörlü telefona uzandığında dudaklarımı birbirine bastırdım. Halbuki kendimi ona açmaya hazır hissediyordum. Sanki araya başka konular ya da bir çeşit uzatmalar girdiğinde söyleyeceğim şey oksitlenip havaya karışıyordu da anlatmama gerek kalmıyordu. Bahsetmeden çözülüyor ve bu his yalnızca beni kandırmaya yarıyordu. "İki sade kahve lütfen. Evet, her zaman içtiğimden." Sarp hoca bu iki cümleden sonra telefonu yerine bıraktı. Aynı hızla bana döndüğünde rahat bir pozisyon aldı. "Anlat Nora, seni dinliyorum." Böyle sorulunca da hazırlıksız yakalanıyordu adeta insan. Sessizce boğazımı temizleyip onun sakin, meraklı ve de bilgili gözlerine odaklandım. "Aslında konu bir arkadaşım hakkında."  Bu noktada biraz duraksayarak bana yeni bir soru sormasını beklemiştim. Kim, o neden gelmedi, sorunu neydi gibi. Fakat Sarp hoca anlaşılan ben bitirmeden ya da ara vermeden konuşmayacak gibi duruyordu. "Arkadaşım..." diye mırıldandım. "Birtakım sorunları var. Aslında uzun zamandır öyleymiş, yani anlattığına göre. Kendisini kısa bir süredir tanıyorum. Klinikte çalıştığım son gün de bana ulaştı gizemli bir isimle. Zaten sonra görüşmeye, konuşmaya başladık. İyileşmeye ihtiyacı var." "O hasta mı?" Tek başıma teşhis koyduğum düşünülürse cevap vermeye çekiniyordum. "Sosyal anksiyete ve agorafobi. Bunlar yalnızca gözlemleyip adını koyabildiklerim." "Devamının olabileceğini de mi söylüyorsun? Şimdiye kadar evden çıkamayan ya da insanların arasına karışamayan birinin tanısı nasıl konulmaz? Kaç yaşında?" Tahmin ettiğim gibi sorular üst üste gelmişti ama neyse ki bunlara hazırlıklıydım. "Kendisi 27 yaşında. Zaman geçirdikçe hangi yönü açığa çıkar bilemediğimden öyle söyledim. Aslında tanısı konulmuş ama bu konulardan bahsedip üstüne gitmiyorum. İlaç tedavisi evresinde." "Hangi ilacı kullanıyor?" diye sordu. İşte kaçamayacağım soru da buydu. Kucağıma bıraktığım çantanın küçük bölmesini açtım. Telefonumu iteklediğimde peçete paketinin arkasındaki minik not kağıdını çıkardım. Üzerine geçen gün gördüğüm ilacın adını yazmıştım. Bardağı odanın ucundaki aynaya fırlatmadan önce içtiği ilaçtı. Aslında unutmam mümkün değildi ama nedense bunu bir köşeye not etme ihtiyacı duymuştum. Belki bu tek olmayacaktı, o yüzdendi. Kağıdı masanın üzerinden Sarp hocaya uzattığımda gözlerimi kaçırdım.  Sarp hoca notu eline aldığında bir süre inceledi. İyi bir şey söylemesini beklemiyordum ama kötü bir tepkiyi gerçekten hayal ediyordum. Baş parmağı ve işaret parmağı arasında tuttuğu kağıda sanki yalnızca tırnak uçları temas ediyordu. "Nerede tedavi görmüş?" dedi sorgulayıcı bir sesle. "Hiçbir yerde," dedim. "Öncesinde ne kadar destek aldığını bilmiyorum." Sarp hoca tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Tüm bunlardan nasıl haberdar olabiliyorsun, mesajlaşma ya da telefon görüşmesi mi? Evden çıkamadığını söylemiştin." Yutkundum. "Ben... Onunla evinde buluşuyorum." "Sen ne dediğinin farkında mısın Nora?" dedi sert bir sesle. Bu bir soru değildi. Küçük kağıdı masaya bırakırken bile gözlerimin içine bakıyordu. Nasıl cevap vereceğimi düşünürken tıklanan kapı sebebiyle irkildim. Profesör şaşkınlığı henüz geçmiş olmasa da görevli kadın içeriye girdiğinde sessizleşmişti. Önümdeki masaya bırakılan sade kahveye baktığımda, "Teşekkür ederim," diye mırıldandım. "Afiyet olsun." Kapı yeniden kapandığında Sarp hoca kağıdı masanın üzerinden aynı şekilde bana uzatmıştı. Parmak uçlarımla tuttuğum kağıdı avuç içime sıkıştırdım. "Hasta birinin evine gitmek sence güvenli ve daha da önemlisi akıllıca bir davranış mı?" "Zannettiğimiz kadar da hasta olduğunu düşünmüyorum. Bakın, o ilacı kafasına göre kullanmıyor yurtdışındaki doktoru yazmış. Ayrıca ailesiyle birtakım sıkıntılar yaşadığını da biliyorum. Tüm bunların sebebini, temelde yatan kötü olayı henüz bilmiyorum hatta belki de tetikleyen bir şey dahi olmamıştır. Karakteri gereği sessiz, biraz özgüvensiz, kaygıları olan biridir. Hasta değildir, hastasın denilmiştir." Profesör kendine gelmeye çalışırcasına gözlerini kapatıp açtı. "Belki de o gerçekten bir hastadır ve tedaviyi geciktirdiği her geçen gün iyileşmeye uzaklaşıyordur." "Ama o ilacı kullanıyor, gözlerimle gördüm. İlaç tedavisine başlanmış; sonuçları ne zaman alınır bilmiyorum ama şu anda bir tedavide." "Anksiyete ve agorafobinin ilaçla geçtiği nerede görülmüş, Nora? İlaçlar sadece bilinci uyuşturur ve böyleleri bağımlılık yapar. Bunu senin de öğrenmiş olman lazımdı. Hem düzenli tuttuğun notlar hem de staj senenden önce bir klinikte yarı zamanlı çalışıyor olman seni yaşıtlarından biraz daha bilgili yapar. Gerçi o kliniğin doğru bir yer olup olmadığı tartışmaya müsait bir konuydu da neyse." Sarp hoca çalıştığım kliniği pek sevmiyordu. Ona ilk başta staj hatta belki de mesleğimi yapacağım yerden heyecanla bahsettiğimde yüzündeki değişmeyen ifadeyi anımsayabiliyordum. Oradan ayrılma detaylarını konumuz ilaçlarken anlatamazdım, şimdi olmazdı. "Önüme koyduğun bu kağıt ve anlattıkların sadece iki farklı sonucu çıkarabilir," diye devam etti hafifçe öne doğru geldiğinde. Ders anlatır gibi bir ifadeye bürünmüştü. Sağ elini genelde havaya kaldırıp mimik olarak kullanırdı ve tam da şu an alışkın olduğum o tavrıyla konuşuyordu. "Birincisi, durum bildiğinden çok daha kötü ve doktoru sadece zihni biraz olsun rahatlayabilsin diye bunu vermiş. İkincisi ise belki de bir doktoru dahi yok." "Bu ne demek?" diye sordum şaşkınlıkla. "İlk ihtimali elersek, ikinciye göre arkadaşın bir doktora dahi gerçek manada gitmemiş. İnternette illegal yollarla satışını yapan bir firmayla iletişime geçmiş olabilir. Bu ilaçları kafasını güzelleştirmek isteyen herkes bir şekilde bulup kullanıyor." Boğazımda Bars'ı savunmak için bekleyen ama gözyaşlarıyla dile gelmek isteyen bir yumru vardı, sertçe yuttum. Bunu kabullenmezcesine başımı sağa sola sallayıp diz hizamdaki orta sehpaya yöneldim. Sade kahvenin acı aromasından bir yudum aldığımda onu da aynı zorlukla çabucak yuttum. "Arkadaşınla... sence gerçekten arkadaş mısınız?" Kaşlarım çatılırken küçücük bir yudum alabildiğim kahveyi tekrardan masaya bıraktım. "Anlayamadım." Sarp hoca gözlerini benden çekip kahvesine uzandı. O da henüz ilk yudumunu almıştı ve neredeyse yanaklarını şişirerek kadar büyük bir yudumdu bu. "Sorum, anlamak isteyen biri için gayet anlaşılır aslında. Arkadaşlığın kelime anlamını biliyorsun. Birbirini yakinen tanıyan, bağlanan, anlayışla yaklaşan kişilerdir. Birini korumak ise bundan apayrıdır. Daha da önemlisi tek taraflıdır." "Onu korumuyorum sadece olanları söylüyorum," dedim ciddiyetle. "Emin misin, Nora?" Not kağıtlarının üzerinde duran gözlüğünü taktı, bu haliyle daha temkinli görünüyordu ve sanki daha mesafeli. "Bireylerin çeşitli fobileri ya da kişilik bozuklukları olması normaldir. Bu geçilebilir, aşılabilir. Sayısız örnekleri, başarıları ve değişen hayat hikayeleri var. Ama birini korumak için aynısını hiçbir zaman söyleyemeyiz. Korunan ve koruyucu ila alakalıdır. İki kişinin aynı anda kazançlı çıkması çok zor. Üstelik yalnızca bir taraf iyileşmeye çalışıyorsa." "Ne yani, ben de mi hastayım?" diye sordum sinirle gülerek. "Hasta olamayacak kadar iyi ama hasta olmayı kabul edip benimseyecek kadar düşüncesiz görünüyorsun." Profesör önümdeki masaya baktığında gözlerimle onu takip ettim. Bir yudum ancak alabildiğim kahveye odaklandığını fark ettim. "Bana neden sade kahve içmekten hoşlanmadığını söylemedin?" Beklemediğim soru karşısında afallamıştım. Verdiğim ilk tepki dudak büzmek oldu. "Bu o kadar önemli mi?" dedim ama daha çok önemsiz demek istemiştim. "Bence fazlasıyla önemli," dediğinde kahvesinden büyük bir yudum aldı. "Buraya benimle konuşmaya geldin ve ben de bir şeyler içmeden sohbet etmekten keyif almadığımı söyledim. Kahveyi kendi damak tadıma göre söylerken ben sade içmiyorum demedin. Çünkü sen en başından beri içinde yaşadığın durumu anlatıp kurtulmak istiyordun, çıkmazdaydın. Arkadaşınla ilgili birtakım problemler olmasaydı böylesine aceleci gelmezdin, öyle değil mi? Daha da önemlisi, insan içebileceği türde bir kahve rica edemeyecek kadar nasıl meşgul olabilir ki?" Onu dinlerken gözlerimi kaçırıp yerdeki beton zemini izlemeye engel olamamıştım. Haksız olduğunu söyleyemiyor, kendimi savunacak cümleler bulamıyordum. "Dinle, Nora. Arkadaşın adına üzgünüm ama sadece sen fedakarlık yaparsan olmaz. İyileşmeye ihtiyacı varsa küçücük bir adım atması gerekiyor." "Attı," dedim savunmayla. "Bana yazdı, bir mesaj göndermek bile aslında onun için kolay değil." "Evet, bu doğru. Sana bir mesaj yazdı ve her istediğinde, ihtiyacı olduğunda oraya gidebileceğin bağı kurdu. Adımları atan sensin, aynı yerde bekleyen ise o." Dudaklarımın içini ısırdım. "Bars'ı anlattığım kimse onu benim tanıdığım kadar anlayamıyor çünkü onun gözlerine bakamıyor. Kırgınlığı, isteği, yetersiz gücü ama bunun yanındaki azmi göremiyor." "Göremiyoruz," dedi onaylayan bir sesle. "Çünkü görebileceğimiz bir noktaya gelmiyor." "Bunun bir yolu yok mu?" diye sordum umutla. Bakışlarım bulanıklaşmıştı. Sarp hoca dudaklarını birkaç kez açıp ağzını aralasa da gözleri olumsuz bakıyordu. Dudaklarını yalayıp kağıtları yeniden önüne çekti. Sesli bir nefes verdiğinde konuşmamızın bittiğini anlamıştım. "Emekli olduğum için bir klinik açmadan ya da bir yerde çalışmadan psikolojik desteğe ihtiyacı olan insanlarla iletişime geçmem kurallara göre suç." Başımı salladım. "Peki ya görüntülü arama gibi mesafeli görüşmeler? Bundan sanıyorum kimsenin haberi olmaz." Sarp hoca o an başını kaldırıp gözlerime öyle bir bakmıştı ki yaptığım illegal tekliften utanmıştım. İşleri hep kurallara göre yapan biriydi. Bu yüzden de üniversite yönetimi ondan vazgeçmemiş, kampüsün içinde bir çalışma alanı ayarlamışlardı. Kariyerini de ona gösterilen değeri de düşünmek, bunlara göre davranmak zorundaydı. "Affedersiniz," dedim hızla çantamı kollarımın arasına tutup ayağa kalkarak. Ellerimin havaya rağmen soğuduğunu hissedebiliyordum. Çantamı sırtıma geçirirken Sarp hoca kalmam konusunda bir şey söylememişti, ben de zaten vermek istediği mesajı almıştım. Aslında söylediklerimden pişman değildim sadece Bars'ı daha iyi savunamadığım için üzgündüm. Bir profesör kadar iyi konuşamıyordum. "Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, iyi çalışmalar." "Nora dur," dedi elim kapı kulpundayken. "Bir dakika bekle." Gözlüklerini çıkardığında omzumun üzerinden ona bakıyordum ben de. "Eğer gerçekten iyileşmek istiyorsa söylediğin şekilde bana ulaşsın. Hiç değilse onu tanırım, belki de ikna ederim." Bana yaptığı bu geri dönüş kocaman gülümsememe sebep olmuştu. "Ben çok teşekkür ederim. Muhakkak ulaşacaktır, iyiki varsınız profesör." Yeniden, "Nora," dedi. Sesinde benimki gibi sevinçli bir tını yoktu, aynıydı. "Hayatta birilerini düşünmek iyidir ama kendinden daha fazla düşünmek intihara eş değerdir. Zihnini, ruhunu, hatıralarını sımsıkı tut. Eğer kaybedersen birileri bunları sana geri getirmeyecektir." Başımı sallayıp odadan çıktığımda sevincim sanki yarılanmıştı. Ne demek istediğini anlamıştım ama sanki anlamazdan da geliyordum. Karanlık merdivenleri inerken telefonumun titremesini duyumsadım. Muhtemelen Bars arıyordu; gülümsedim. Bu kalbimle mantığımın birbirine karşı kılıç çektiği bir gülümsemeydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE