Zaman geçiyor muydu yoksa durmuş muydu anlamıyordum. Affan'ın kollarının arasında yer oturduğumuz kaçıncı saatti bilmiyordum ama tek tek olduğumuz yerden insanlar ayrılmıştı. İkimizde sessizdik. Ne o konuşuyordu ne de ben. Sadece son söylediği cümle yankılanıyordu beynimde.
Birbirine yapışan dudaklarımı ayırıp dilimle ıslattım.
''Ne olduğunu öğreneceksin değil mi?'' diye sordum kısık bir sesle.
Başımı yasladığım göğüs sanki yıllardır orada gibi rahattı. Sanki ben yıllardır buradaydım, bu kolların arasında başım her zaman oraya yaslı bir şekilde.
Derin bir nefes içine çektiğinde başımda onunla beraber hareket etti.
''Evet '' dedi o gür sesiyle. ''Sende izleyeceksin.''
İçim rahatlarken minnetle '' teşekkür ederim '' diye fısıldadım.
Affan '' ama şuan saat epey geç. Yarın sabah sana her şeyi göstereceğim. Sen ise şimdi uyuyacak ve dinleneceksin. Vücut ısın şimdilik düzeldi ama dinlenmen gerek.'' dedi tok bir sesle.
Hızla yerimden doğrulurken '' ben iyiyim '' dedim gözlerinin içine bakarken. Affan maviliklerini kısa bir an gözlerimden kaçırsa da tekrar gözlerime baktı.
''Yorgunsun '' dedi. ''Bünyen buraya uyum sağlamakta güçlük çekiyor.''
Her ne kadar değilim desem de yorgun olduğumu biliyordum. Bunca şeyin üstesinden gelemiyordum çünkü. Kendimi başka bir evrende başka bir yerde bulmuştum ve duyduklarım karşısında zihnim tutuluyordu artık.
''Şimdi uyumalısın. Yarın sabah seni aldıracağım ve her şeyi öğreneceğiz ''
Başımı ağır ağır salladığım da o hiç zorlanmadan beni kucağına alarak uyuduğum odaya götürdü yerini bilir gibi. Bedenimi yavaşça yatağa bırakıp üzerimi örttü. Ardından son kez bakarak arkasını dönüp başını eğerek odadan çıktı.
Gözlerim ağır ağır kapanırken, yarın sabah neyle karşılaşacağımı bilememenin endişesi içime işlerken uykuya daldım.
**
Gözlerimi karanlığa açtığım vakit, gece mi yoksa gündüz mü ayırt edemedim. Oda hala uyuduğum gibi karanlıktı. Üzerime örtülü battaniyeyi kaldırıp odanın kapısına doğru ilerledim. Kolu indirip odadan çıktığım da kızların koltukların üzerinde, ellerinde bir kaç teknolojik aletle ilgilendiğini gördüm.
''Merhaba''
Dünün mahçupluğu üzerimde onlara seslendiğimde ikisi de gülen yüzüyle bana döndü. Ebrar ''günaydın '' dediğinde Dafne '' uykucu uyandı '' dedi.
Yanlarına doğru adım attığımda sol taraftaki tekli koltuğa oturdum. Dafne elindeki aleti kapatıp bana dönerek ''acıktın mı?'' diye sordu.
Başımı ağır ağır sallarken '' saat kaç?'' diye sordum.
Ebrar kolundaki saate bakıp '' 8 '' dedi. ''Daha erkendi keşke biraz daha uyusaydın''
Gözlerimi ona çevirdiğimde '' uykumu aldım. '' dedim. ''Bir şey sorabilir miyim?''
Ebrar merakla bana bakarken başını salladı hızlıca.
''Neden güneş doğmuyor? Burası neden sürekli karanlık.''
Dafne elinde küçük bir sandviçle geri döndüğünde tabağı bana doğru uzattı. Şaşkınlıkla elinden aldığımda '' teşekkür ederim '' dedim. Dafne ''küçük diye aldanma. Burada yapılan, yetişen bütün bitkiler yada her ne yediysen farklıdır. Seni tıka basa doyurur ve bende senin bünyenin bunu nasıl karşılayacağını bilemediğimden şimdilik idare edebilmeni umuyorum, dene hadi '' dedi hevesle.
Sandviçten küçük bir sırık aldığımda gerçekten tadının farklı olduğunu o an anladım.
Bir yandan da sorum için gözlerimi Ebrar'a diktim.
Ebrar boğazını temizledikten sonra '' burası kendimi bildim bileli, belki de asırlar önce karanlığa gömülmüş bir Krallık. Alan Hanedanlığında asla güneş doğmaz. Güneşli olan bu haneden halkı nereye giderse peşine de oraya geceyi götürür '' dedi.
Şaşkınlıkla kaşlarım havaya kalktığında ''o da ne demek?'' diye sordum.
'' Alar, asırlar önce Eski Kralımız yüzünden karanlığa gömüldü. Lanetli de denebilir. Her Evren'in kendi kuralları var. Hanedan üyeleri sadece kaderlerinde olan kişilerle evlenebilir yaşa evlendiği kişiye aşık olması gerekir. Asırlar önce şimdiki Kral'ımızın dedesi bu yasayı çiğneyip kaderinde olan kişiyle değil, başka bir kadına aşık olarak çiğnedi. O günden sonra hanedan karanlığa gömüldü. bu kişi Affan'ın dedesi.''
Dafne devam etti sonra.
''Affan'ın babası belki değişir diyerek kaderindeki kadınla evlendi fakat yine güneş geri gelmedi. Çünkü o Kraliçemize aşık olmadı. O zamandan bu zamana kadar da karanlık içindeyiz. Gittiğimiz her evrene de karanlık götürürüz. Bu bütün Alar halkının lanetidir. ''
Gözlerim şaşkınlıkla daha çok açıldı. Resmen yerinden fırlayacak gibiydi.
Elimdeki tabağı masanın üzerine bırakıp '' Bu çok garip.'' dedim.
Ebrar başını sallayarak '' garip değil. Hanedanlık nesillerce sürer ve laneti de geleceği de birbirine aktarır. '' dedi.
Dafne '' şimdi sen geldin'' dedi umutla.
Kalbim korkuyla hızla atmaya başladığı anda Ebrar '' korkma lütfen. Evet Nova öyle söylüyor ama bizde hala araştırıyoruz. Çünkü senin ve Kral'ın arasında olanlar herkes için çok garip olan olaylar arasında. Eski Kral yani Affan'ın babası ve annesi arasında sizin aranızda olan şeyler gibi bir durum olmadı. Siz birbirinize dokunduğunuz yada göz göze geldiğiniz an resmen şimşek çakıyor bir şeyler havalanıyor. Bu çok garip bir olay zaten. Bunu çözersek, geri kalan her şeyi çözeriz '' dedi sakinlikle.
Affan dediği anda aklıma gelen şeyle '' benim ona gitmem lazım. Bugün ailemle ilgili olan olayları gösterecekti bana '' dedim hızla yerimden kalkarak.
Dafne yanıma gelip '' haberim var. Birazdan Zolen gelecek ama ondan önce senin için bir kaç şey yaptırdık istersen onlara bir bakalım '' dedi hevesle yanıma gelerek.
Elimden tutup beni bir başka odaya götürdüğünde Ebrar da arkamızdan gelmişti. Yatağın üzerindeki çeşit çeşit kıyafetleri gördüğümde şaşkınlıkla onlara döndüm. İkisi de heyecanla bana bakarken '' bunlar?'' diye sordum.
Ebrar hevesle '' senin için. Bizim kıyafetlerimiz sana büyük ve bizde senin ölçülerini çıkararak bunları yaptırdık.'' dedi.
Yatağın üzerine yaklaşıp elimi kıyafetlerin üzerinde gezdirdim. Hepsi birbirinden güzel ve özeldi.
İkisine minnetle dönüp '' çok teşekkür ederim.'' dedim.
Ebrar ve Dafne yanıma gerek beni kollarının arasına aldı. İkisinin arasında küçücük ve çocuk gibi kalmıştım. Bu halime gülsem mi üzülsem mi bilemedim o an.
Ebrar bizden ayrılıp '' hadi giyin bakalım. Zolen şimdi burada olur '' dedi.
''Zolen?''
Dafne odadan çıkarken '' güvenlik askerleri '' dedi.
Odanın kapısı kapandığı an da elimi kalın beyaz bir kazağa attım. Üzerime tuttuğum da gerçekten sonunda üzerime olacak bir şeylerin olması hevesiyle giyindim. Altıma siyah dar bir kot pantolon ve beyaz kazağı giydiğimde mutlu olmuştum. Günlerdir bedenime büyük gelen şeyleri giymek rahatsız ediyordu. Aslında diğer rahatsız eden konusu ise banyo yapamamaktı. Bunu geldiğim zaman kızlarla konuşmayı aklıma yazıp bir çanta içinde duran çorapları da alıp giydim.
Odadan çıktığımda kızlar hızla bana dönmüş bir birlerine gülümseyerek tebrik etmişlerdi. O an kapının çalmasıyla Dafne '' açıl'' dedi ve kapı kendiliğinden açıldı.
Daha üzerimden onun şaşkınlığını atamadan kapıda kocam kırmızı gözlü bir adamı görmemle korkuyla nereye saklanacağımı düşündüm.
Dafne'nin arkasına geçer geçmez kırmızı gözlü adamın '' Efendim, beni Kral'ımız gönderdi. Kraliçe'yi almaya geldim'' dedi.
Dafne 'nin ''burada '' deyip önümden çekilmesiyle endişeyle karşımda duran metrelerce uzun, kırmızı gözlü adamla göz göze geldim. Bir anda eğilmesiyle neye uğradığımı şaşırdım.
Ebrar ''Kral muhafızı. Sana saygı göstermek zorunda'' dedi.
Neye uğradığımı şaşırdım o an.
Ebrar yeniden devam etti.
''Ülke de senin Kral'ın kaderi olduğun hızlıca yayıldı. Herkes seni Kral'ın eşi olarak görüyor.'' der demez sanki tansiyonum düştü o an. Gözlerim karardı bir anda. Kalbim korkuyla atarken '' bunun hiç de iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum. '' dedim korkuyla.
Dafne hüzünle karışık farklı bir duyguyla elimi tuttuğunda '' buradan gitmek istediğini biliyoruz Revan. '' dedi. '' Ama yine de bir umudumuz var işte. ''
Derin bir nefes çekerken içime, elimi de yavaşça elinin arasından çektim. Çünkü o umudun ne olduğunu az da olsa anlamıştım. Fakat bu konu da bende üzgündüm.
Asla burada kalmaya niyetim yoktu. Bu durumu bir an önce açıklığa kavuşturup ailemin yanına, kendi dünyama dönmek istiyordum.
-SON