Rüya

2790 Kelimeler
“Ne?” dedi genç kız, hızla ayağa kalktı. “Ne demek bu?” diye ekledi. Gözleri hırsla büyümüştü, ne demek istiyordu bu adam. “Kapatıyorum Hale, o yüzük sende kalabilir.” Dedi, genç kızın tek kelime etmesine bile izin vermeden telefonu kapattı, derin bir nefes verip gözlerini yeniden Sera’ya çevirdi, yüzünde ufak bir tebessüm oluştu, artık daha özgürdü, yüzüğün verdiği ağırlık da yanında yoktu. “Sera.” Dedi, yavaşça yanına yaklaşıp oturdu, gözlerini gözlerine çevirdi. “iyi misin?” diye ekledi, genç kız bakışlarını ona döndürdü, kafasını olumlu anlamda salladı. Biraz daha iyiydi, iki adamın varlığı iki arkadaşa da iyi geliyordu. …. Yatağın kenarında oturuyordu Selçuk, gözlerini bir an bile genç kızın üzerinden ayırmamıştı. Yüzüne, solgun gözlerine bakıyordu. Kalbinin içerisinde duyduğu büyük bir hüzün vardı, bu kızın da tıpkı onun gibi acıları vardı, o da tıpkı onun gibi anne özlemiş çekiyordu. O güçlü kalmıştı çünkü yanında her daim babası vardı, fakat kızın geriye hiçbir yakını yoktu. Elini yavaşça kaldırdı Selçuk, kızın yüzüne bakıyordu, saçlarının kısa tutamlarından birkaçı yüzüne dökülmüştü, kaldırmak gözlerini daha net görmek istedi, yavaşça yaklaştırıp hızla geriye çekti, uyandırmak istemiyordu. “Öğreneceğim..” dedi, yavaş bir soluk verdi. “Seni bu hale getiren şeyi bulacağım” diye ekledi, zihninde sadece gece vardı, saatlerce bir heykel gibi beklemişti. Bir ses duydu o anda, gözlerini kapıya çevirdi, yavaşça açılıyordu. Sera göründü, yüzünde aynı endişe vardı, bakışlarını anında arkadaşına çevirdi, “Uyuyor mu hala?” diye sordu, Selçuk kafasıyla onayladı. Genç kız arkasını dönüp yeniden koridora geçti, sadece arkadaşının kontrol etmek istemişti. Selçuk’un gözleri yeniden genç kıza döndü, yavaş bir soluk aldığı anda ufak bir kıpırtı hissetti. Burcu hareket etmeye gayret ediyordu. “Burcu” dedi, hızla doğrulup ayağa kalktı. “Burcu iyi misin?” diye ekledi, genç kız gözlerini yavaşça araladı. Genç kızın yüzünde şaşkınlık belirdi, bu adam neden baş ucunda bekliyordu? Umursamamaya çalışarak kafasını olumlu anlamda salladı. “İyiyim” dedi. “İstediğin bir şey var mı?” “Buradan çıkmak istiyorum” dedi, yavaşça doğrulmaya çalıştı, genç adamın gözleri seruma kaydı, bitmişti. “Tamam, çıkalım.” Diyerek serumun hortumunu yavaşça çıkardı. Genç kız ayaklarını yataktan indirdiği anda Selçuk ayakkabılarını rahatlıkla giyebilmesi için önüne bıraktı. Genç kız dikkatle ayaklarına geçirdi, duvara biraz da tutunarak kapıyı açtığı anda Sera’nın gözleri ona döndü, “Burcu” deyip hızla ayağa kalkıp yanına yaklaştı. “İyi misin?” diye sordu. Burcu kafasını olumlu anlamda salladı. Elini arkadaşının elinin içine bıraktı, endişelenmesini istemiyordu. “İyiyim, merak etme.” Dedi. “Hadi gidelim o zaman” …. Arabayı durdurdu Yavuz, bakışlarını iki kıza çevirdi. “Tadilatın bittiğine emin misiniz?” diye sordu, kendi evine götürmeyi teklif etmiş iki kız da anında reddederek evdeki tadilatın son bulduğunu söylemişti. “Evet az önce görüştüm, bitirmişler.” Dedi Sera yalanla. Yavuz kafasıyla onayladı. İki kız inmek için kapıyı açtığı anda o da indi. Önlerinde durdu. “Sera yarın da şirkete gelme, Burcu’nun yanında ol.” Dedi, genç kızın gözleri anında ona döndü, yüzünde minnet dolu ufak bir tebessüm oluştu, bu adam çok başkaydı, her şeyi anında düşünür, elinden geldiğince de destek olmaya çalışırdı. “Teşekkür ederim Yavuz” dedi, Burcu’nun gözleri büyüdü, arkadaşına dönse de sessiz kalmayı seçti. Genç adam tebessüm ederek kafasını olumlu anlamda salladı, “Görüşürüz sonra” dedi, arkasını dönüp istemeye istemeye de olsa arabaya yaklaştı. Sürücü koltuğuna oturduğunda, Selçuk da yaklaştı. Kendi arabasıyla  arkadan gelmişti, hızla inip Burcu’ya yaklaştı. “Görüşürüz” dedi, Sera arkadaşının tepkisizliğine rağmen kafasını olumlu anlamda salladı. Selçuk gülümseyip derin bir nefes verdi, “Burcu arayacağım seni.” Diyerek arkasını döndü, arabasına yürüdüğünde, Burcu’nun şaşkın gözleri arkadaşına döndü, “Arayacağım mı dedi?” diye sordu merakla. Sera gülümsedi, arkadaşının koluna girdi, “Evet öyle dedi.” “Neden arayacak beni?” diye sordu anlam vermeye çalışarak. Sera derin bir nefes verdi, kısa zamanda bile olsa Selçuk’u sevmişti, güzel bir enerjisi vardı, arkadaşına iyi gelecekti. Birlikte yürümeye başladılar,  evlerine ulaşmak için en az iki sokak daha vardı önlerine yürümeleri gereken. “Aramak istediği için.” Burcu gözlerini kısıp arkadaşının yüzüne baktı, gözlerini kaçırdığını görebiliyordu. “Benim telefon numaram nasıl eline geçiyor peki?” diye sordu, Sera bakışlarını yola çevirdi, yüzünde gülümseme vardı, “Ben vermiş olabilirim, net hatırlamıyorum” dedi geçiştirerek, kesinlikle kendisi vermişti, çok iyi hatırlıyordu. Burcu sustu, bunun hesabını daha sonra soracaktı. Aklında o anda başka bir soru daha vardı, merak doluydu. “Peki.. “ dedi, gözleri arkadaşının gözleriyle buluştu. “Peki neden Yavuz Bey değil de Yavuz.” Dedi, arkadaşı genç adama ismiyle hitap etmişti. Sera’nın gözleri ona döndü, yüzünde gülümseme belirdi. “Öyle.” Dedi, alt dudağını yavaşça ısırdı. “Ne demek öyle?” diye sordu Burcu, aynı şekilde yüzünde gülümseme vardı. Sera derin bir nefes verdi, “O bunu istedi.” Dedi genç kız bir anda, daha fazla içinde tutmak istemiyordu. Burcu anında adımlarını durdurup gözlerine baktı. “Sera.. “ dedi, endişe ettiği önemli bir konu vardı. “Orada bulunma amacın kolye, unutmadın değil mi?” diye sordu. Sera duraksadı, kafasını yere eğdi. “Biliyorum. Amacımı yerine getireceğim” dedi, kafasını yavaşça yere eğdi. Burcu yüzüne bakıyordu, “Sonra.. “ dedi, “Sonra üzülmeni istemiyorum.” Diye ekledi. Genç kızın gözleri dolu dolu oldu, ilk defa bir adama karşı böylesine şeyler hissetmeye başlamıştı. İlk defa hayatına yabancı bir adam girebilmişti, ilk defa böylesine yakınlık hissetmişti. Yapamazdı, böylesine bir şey için hayatına girdiği bir adama böylesine yakın olamazdı, amacının dışına çıkamazdı. “Üzülmeyeceğim, düşündüğün şey olmayacak” dedi, kalbinde ufak bir sızı hissetti, bunu dile getirmek bile zor olmuştu. Ama başka çaresi yoktu, kolyeyi aldıkları gibi hayatından çıkmak zorundaydı. “Üzülmeni istemiyorum Sera.” Dedi, yüzü asıktı, arkadaşının böyle bir yıkıklık yaşamasını kesinlikle istemiyordu. “Endişe etme” dedi genç kız, kafasını eğdi. Derin bir nefes verip bakışlarını ayırdı. “Hiçbir şey olmayacak.” …. Eve giriş yaptıkları gibi Barış ve Can hızlı adımlarla önlerine geçtiler, Can’ın gözleri delice büyümüştü. “Neredesiniz siz?” diye haykırdı, dünden biri ikisine de ulaşım sağlayamıyordu. Sera gözlerine umursamazca baktı, onu da bu evi de özlememişti, diğer ev çok başka hissettiriyordu. Genç adamın sesi, nefesi , varlığı ayrıydı, alt dudağını ısırıp kafasını iki yana salladı, bunu düşünmemeliydi, hayır o eve girme amacı vardı, yerine getirip çıkmıştı, bir daha da böyle bir şey yapmayacaktı. Aklından da kalbinden de silmek zorundaydı, hayatı bu ev ve soygunlardan ibaretti, başkası yoktu, olamazdı da. “Burcu odaya geçip dinlenmeye çalış” dedi iki adamın merakını umursamadan. Genç kız arkasını döndü, arkadaşına eşlik edip odasına geçmesine yardım etti, kapıyı örtüp derin bir nefesle yeniden salona geçti, gözleri iki arkadaşına kaydı, yüzlerine bakmadan koltuğa oturdu. İkisi de yaklaşıp karşısına geçti. “Burcu’ya yaklaşmayın bugün, dinlenmesi gerekiyor, yeni hastaneden çıkardık.” Dedi, iki adamın gözleri endişeyle büyüdü, “Ne?” dedi Can, “Ne demek hastane?” diye ekledi anında Barış da. Sera derin bir nefes verdi, “Dün gece evden çıkmış, sizin haberiniz bile yok değil mi?” diye sordu, yüzünde hayal kırıklığı belirdi, yaşadıkları hiçbir sıkıntıyı bu iki adam göremiyordu. “Gece mi çıkmış?” diye sordu Can, genç kız derin bir nefes verdi. Kafasını yavaşça iki yana salladı, yıllardır aynı evin içerisinde, bir aile gibi olmalarına rağmen gerçek bir bağ olmamıştı. “Kötüydü, hastaneye götürdüm, bu yüzden dinlenmesi gerek.” İki adam kafasını olumlu anlamda salladı, ikisi de bugün bu müsamahı gösterecekti. “Sera kolyenin yerini öğrenebildin mi?” diye sordu Can, merakla.  Genç kızın bakışları yavaşça yere eğdi, zihninde sadece genç adamın odasındaki yatağın altında bulunan küçük kasa yer aldı. Bakışlarını iki arkadaşına çevirdi, merakla yüzüne bakıyorlardı, ikisinin de gözlerinde arkadaşlarının  rahatsızlığına rağmen sadece kolye merakı vardı. Kafasını yavaşça iki yana salladı genç kız, tam bu anda evet deyip ikisini mutlu etmek istemiyordu. Derin bir nefes verip gözlerine çevirdi gözlerini. “Hayır.” Dedi, “Hala öğrenemedim.” Diye ekledi. “Ne? Neden oradaydın Sera sen o zaman?!“ diye haykırdı Can anında, ayağa kalktı, gözleri öfkeyle büyümüştü, o evde kalmasına izin vermesinin tek sebebi kolyeydi.  “Yapamadım, bulamadım” dedi, ayağa kalktı, Can’ın seslenişlerine rağmen umursamadan odasına yürüdü, kapıyı kapatıp kilitleyerek yatağının kenarına oturdu, arkadaşının haykırışlarını duymasına rağmen sırtını yatakla buluşturduğu anda zihninde tek bir şey yer aldı, geçirdiği son iki gün.. Derin bir nefes verip pozisyonunu değiştirdi, gözlerini yavaşça kapadığında tek bir şey zihninde yer etti, kolye.. Genç adamın avucundaydı, sıkıca tutmuş dolu gözleriyle izliyordu. Annesinden geriye kalan tek emanetti, onu özlediği her anda çıkarıp dokunuyordu. Yatağın kenarında oturmuştu, sessizce izliyordu. Sera kafasını yavaşça iki yana salladı, düşünmemeliydi. Daha önceki soygunlarda olduğu gibi geride bıraktıklarını da olacakları da umursamamalıydı. Gözlerini yavaşça kapadı, zihninden atmaya çalışırken bir an daha hızla belirdi. Genç adam salonun orta yerindeki koltukta uyumuştu, yoğun olarak çalıştığı dosya elinden yere düşmüştü. Gözlerini delice sıktı genç kız, niye zihninin oyununa geliyordu? Niye genç adamı bir türlü silemiyordu? “Yapamazsın Sera” dedi kendi kendine. Pozisyonunu hızla yeninde değiştirip sırtüstü oldu, bakışlarını tavana çevirdiği anda dün geceyi hatırladı. Genç adamla küçük bir kayıkta mahsur kalmıştı, geceyi onun kollarına sığınarak geçirmişti. “Hayır dedim Sera” diye yineledi, yapamazdı, bu adamın da o evin de zihnini böylesine kaplamasına izin veremezdi. Gözlerini yeniden delice sıktı, yastığını sıkıca tutup yüzünü kapattı, düşünmemeli, hatırlamamalıydı, bir daha o evde kalmayacaktı, tek bir amaçla tek defa gidecek, kolyeyi alacaktı. …. Evine girdi Yavuz, salona attığı ilk adımda durdu, gözleri ilk olarak koltuğa kaydı. Genç kızın görüntüsü zihninde yer aldı, burada kaldığı gece koltukta , dün de kayıkta uyuyakalmıştı. Derin bir nefes verip yaklaştı, aynı yere oturdu. Elini yavaşça üzerinde gezdirdi, ilk defa Hale dışında bir genç kız eve girebilmişti. Ayağa kalkıp odasına yürüdü, yatağın kenarına oturduğu anda zihnini tek bir an kapladı, genç kız tam burada, annesinin yokluğunu hissedip acısıyla baş etmeye çalıştığı anda gelmiş, ona sıkı sıkı sarılmıştı. O anda büyük bir sihrin içinde olduğunu hissetmişti genç adam, kızın sarılması, teninin sıcaklığı, saçlarından sinen koku onu çok başka bir dünyaya götürmüştü. Derin bir nefes verdi Yavuz, kalbinin orta yerinde ufak bir his vardı, bu yaşına değin hiç kimse ve hiçbir şey için bu şekilde olmamıştı. Çocukluğu her zaman bir hastalığın pençesinde geçmiş, sağlığını kazandığı, iyi olduğu dönemlerde de kendini sadece şirkete ve işe vermişti. Ömründe de kalbinde de ilk defa bir kızın böylesine bir yeri oluyordu. Belki çok erkendi daha bilmiyordu ama, hissettiklerini biliyordu. O kız mülakata katıldığı anda, verdiği cevaplarla, kendinden emin duruşuyla ilgisini çekmeye başlamıştı. Asistan olarak seçilmesinde de bunun en büyük etkisi vardı, patronun isteğiyle özellikle seçilmiş hayatına dahil olmuştu. Çünkü Yavuz’un bir rüyası vardı, uzun zamanlık bir süreçte ara sıra gördüğü bir rüyaydı. Genç bır kız aniden önünde beliriyordu, yüzü silik olsa da saçları oldukça belirgindi. Uzun düz ve alnına dökülen kahkülleri vardı. Onu gördüğü ilk anda hissettiği yakınlığın en büyük sebeplerinden biriydi. İşe başladığı ilk gün, odasının kapısını çok az aralık bırakmıştı, gün boyunca izlemiş emin olmuştu. Bu kız kesinlikle rüyasında sık sık yer alan, tanışmadan yolunu gözlediği, görmek için sabırsızlıkla beklediği kızdı. Gökte ararken yerde bulmuş, şirkete asistan alımı için gelmişti. Sırtını yavaşça yatakla buluşturdu Yavuz, zihni çok meşguldü. Annesinin görüntüsü zihninde belirdi, kim bilir hayatta olsaydı ne çok sevinirdi. Oğlu aradığı kızı bulmuştu, rüyaların sahibi ansızın şirkete gelip asistanı olmak için başvuru yapmaştı. “Anne.” Dedi, yavaşa ayağa kalkıp yatağın kenarına eğildi, kasanın içerisinden kolyeyi çıkarıp yere oturdu. Dikkatle inceledi, “Sera..” dedi, derin bir nefes verdi. “O kız mı?” diye sordu, alt dudağını yavaşça ısırdı, bakışlarını sadece kolyeye çevirmişti. “Hissettin değil mi anne?” Avucunda delice sıktı, tek dert ortağı annesinden geriye kalan bu kolyeydi artık. “Asistanımın o olacağını hissediyordun, belki de onunla tanışabilmek için öyle acele ediyordun.” Gözleri dolu dolu oldu, sık sık gördüğü rüyalardaki kızdan annesine hep söz ederdi, Annesi son günlerinde oğluna asistan alması için oldukça ısrar etmişti fakat göremeden gözlerini hayata yummuştu. “Ama… göremedin” diye ekledi, yanağına ufak bir damla yaş süzüldü. Derin bir nefes verip sırtını yeniden yatakla buluşturdu, gözleri yatağın kenarında bulunan komodinin üzerindeki yüzüğe kaydı. Söylemesine rağmen Hale götürmemişti, yaklaşıp eline aldı. Annesi en başından beri bu anlaşmaya yanaşmamıştı, oğlunun sadece sevdiği bir kızla hayatını birleştirmesi ve yüzüğünü takmasını istemişti fakat babası ve işlerin gereği bunu mecbur kılmıştı. Genç adamın gözleri tavandaydı, bir anda durdu. Aklında tek bir şey yer aldı, annesi bu kolyeyi son gün boynundan çıkarıp oğlunun avucuna bırakmıştı. “Oğlum.. “ demişti zar zor, gözlerini kapatmamak için büyük bir savaşın içerisindeydi. “Bu..  onun için.” Yavuz annesinin elinden sıkıca tutup kafasını iki yana sallamıştı, bu kolye annesine aitti, sadece onun boynunda kalmalıydı. “Hayır anne.” “Oğlum.. o rüyalar boşuna değil.” Genç adamın yanağına ufak bir damla yaş süzüldü. Annesinin aldığı zorlu soluklar canını oldukça yakıyordu. “Anne.” Dedi titrek dudaklarının arasında. Annesi var olan gücüyle ellerini sıkı sıkı tuttu. “O kız sana gelecek.” Dedi yeniden kesik soluklarının arasında. “Eğer evlenmeye karar verirseniz bunu onun boynuna tak.” Genç adam kafasını hızla iki yana salladı, annesi her kelimede daha çok zorlanıyordu. “Size düğün hediyem.” Diye ekledi,  gözlerini yavaşça kapadı, genç adamın hıçkırıklarına rağmen odadan hızla çıkarıldı, kısa bir süre sonra da yoğun bakıma alındı, Yavuz annesinin sesini bir daha duyamadı. Yavaşça ayağa kalktı, kolyeyi kasaya dikkatle yerleştirip kapağını kapattı, annesi için bu kolyeyi saklayacak, bir zarar gelmesine izin vermeyecekti. ….    Günün erken vakitleriydi, erkenden uyanmıştı Sera, önce duş almış sonra  da özenle hazırlanmıştı. Odasından çıkıp arkadaşının kapısına yaklaştı, kontrol etmek istedi, uyandırmaktan edişe ederek vazgeçti. Ağır adımlarla merdivenlere yöneldi, basamakları tek tek inip salona geçti, kahvaltı masası boştu, bugün arkadaşı onu yolcu etmek için uyanmamıştı. Arkasını döndü, kapıya yürüdü, yol üzerinden atıştıracak bir şeyler bulabilirdi. Kapıyı açtığı anda bir ses duydu, “Nereye?” diye sordu Can, bir adım gerisinde duruyordu. Genç kız derin bir nefes verdi, sakinliğini korumaya çalışarak bakışlarını ona çevirdi. “Şirkete.” Dedi, Can hızlı adımlarla yanına yaklaşıp önünde durdu. “Şirkete gitmen bir işe yaramıyor Sera.” Dedi, genç kız gözlerini kıstı, tek kelime edecek gücü bulamıyordu artık. “Ne istiyorsun Can?” diye sordu, genç adam kolundan tuttu. “Sera sen farkında mısın, ilk defa bir şeyde böyle başarısız oluyorsun.” Genç kız gözlerine baktı, haklıydı. Bunca zamanda ilk defa bir soygunda böylesine durgun ve başarısız oluyordu. Kafasını umursamazca iki yana salladı, “Pes etmedi hala, yerini öğreneceğim.” Dedi kararlılıkla. Can elini yavaşça geriye çekti, arkadaşının durgun bakışlarına bakıyordu. “Öğrenebilecek misin?” Derin bir nefes aldı Sera, “Evet bana güveniyor, sadece birkaç güne daha ihtiyacım var.” “Peki” dedi genç adam, bir adım geriye gitti. “Bizde sana güveniyorum.” Diye ekledi. Bunca soygunda olduğu gibi yine de onları hayal kırıklığına uğratmayacak, tek istekleri olan kolyenin yerini söyleyecekti. Arkasını dönüp yeniden kapıya yürüdü, bir daha geriye hiç bakmadan sokağa çıkıp önüne çıkan ilk taksiye el kaldırıp şirkete yol aldı. ….. Şirketin önünde duruyordu genç kız, gözlerini koca şirketin tabelasına çevirdi. Derin bir nefes verdi, kapıya doğru tek adım attığında bir ses duydu, “Sera!” Bakışlarını o yöne çevirdiğinde, Selçuk’u gördü. Genç adamın üzerinde siyah bir takım elbise vardı, gözleri yüzündeki gülümsemeye eşlik ederek parıldıyordu, yanına yaklaştı. “Günaydın Sera.” Dedi, genç kız tebessüm etti. “Günaydın Selçuk Bey.” Dedi, Selçuk gözlerini kıstı, “Bey yok Sera, arkadaşız biz artık.” Diye düzeltti. Genç kız gülümseyerek onayladı. İkisi de yönünü şirkete çevirdi, beraber yürüyorlardı. “Sera çok inatçı bir arkadaşın var.” Dedi. Genç kızın gözleri ona döndü, merakla. “Burcu mu?” “Dünden beri arıyorum, mesaj yazıyorum ama dönüş yok.” Sera tebessüm etti, “İşin zor” dedi, “Hala vazgeçmek için şansın var.” Diye ekledi. Selçuk gülümsedi, telefonunu cebinden çıkarıp genç kıza baktı, “Pes etmek benim lügatımda yok. Sen daha beni tanımıyorsun.” Gülümsedi Sera, buna sevinmişti, hiç olmazsa kolye soygununa kadar arkadaşına yardımcı olup toparlanmasını sağlayabilirdi. … Şirkete giriş yaptıkları anda gözleri birine kaydı, Yavuz elindeki dosyayla yanında bulunan genç adamla görüşme yapıyordu.    Selçuk gülümsedi, kafasını yavaşça iki yana salladı, arkadaşı çok yoğun çalışıyordu, “Yine uyumamış.” Dedi fısıltıyla, Sera’nın gözleri ona döndü, söylediği kelimeye anlam vermeye çalışmadı, genç adam o gece gördüğü gibi hep sabaha değin çalışıyordu. Tek kelime etmedi genç kız, bakışlarını yavaşça eğdiğinde Yavuz yanındaki adamla işini bitirip bakışlarını çevirdi, arkadaşını ve asistanını gördü. Yönünü oraya çevirdiğinde, Sera anında “Günaydın Yavuz Bey” dedi, genç adam kafasıyla onaylayıp ikisine de baktı, “Günaydın.” Dedi. Selçuk’un gözleri anında arkadaşının parmağına kaydı, yüzük yoktu, “Yavuz yüzük yok.” Dedi, genç adam parmağına baktı, yüzüğü artık takmayacaktı, hiçbir şey umurunda değildi. “Evet artık olmayacak.” Dediğinde, Sera’nın şaşkın bakışlarında istem dışı bir tebessüm belirdi, gizlemeye çalışarak bakışlarını başka yöne çevirdi. “Harika!” dedi Selçuk, arkadaşı sonunda o kızdan kurtulmuştu, artık onunla sık sık karşılaşmak zorunda kalmayacaktı. “Tepkisi ne oldu?” diye sordu, “Bekleğin gibi.” Dedi, derin bir nefes verip Sera’ya döndü, “Sera bana bir kahve getirebilir misin?” diye sordu. Genç kız kafasıyla onayladı, “Peki efendim.” Diyerek hızla arkasına döndü, asansöre ilerlediğinde yüzünde engel olamadığı bir gülümseme vardı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE