"Unutmak en huzurlu tercihidir ruhun.
Bir dokunuş, bir gülüş, göğsü daraltan bir cümle hatırdayken yolculuk o kadar da tatlı geçmez, öyle değil mi?
Hadi, bugünden itibaren siz de bir söz verin kendinize, hayat yolculuğunuzda sizi yürümekten alıkoyan yükleri ardınızda bırakma sözü.
'Bu kitabı sevgili nişanlıma S.M.Ö'ye ithaf ediyorum.'
İmza: Güney Kuşu"
Bir yazar olarak en zorlandığım şey kitabımın sonunu getirmekti. Yayınlayacağım üçüncü kişisel gelişim kitabı, yine bir romantik kurgunun yanında sunulacaktı piyasaya. Heyecanla noktayı koyup bilgisayarı kapattım.
Parmaklarımı birkaç defa ritimli bir şekilde laptopta gezdirirken yüzümdeki gülümseme yayılmaya devam ediyordu.
Eh, her gülümseme bir gözyaşına gebe derler.
Telefonuma gelen arama ile gözlerim ekrana gitti.
Güldüm.
-Ev sahibim de beni ağlatmaz herhalde.
Kısa bir süre zil sesini dinledim. En sevdiğim şarkı çaldıkça telefonu açma sürem uzuyordu. Israrla çalmaya devam edince açtım daha fazla uzatmadan.
-Alo?
-Gökçeciğim nasılsın?
O görmese de yapmacık ses tonuna karşılık gözlerimi devirdim.
-İyiyim siz nasılsınız?
-İyi iyi, şey... Yanlış anlamazsan eğer, bu ayki kira parası henüz yatmadı da, merak ettim bir sorun mu var?
Nasıl? Otomatik ödemeydi. Sistemde bir karışıklık olmalıydı. Bu kadına mahcup olmaktan nefret ediyordum.
-Hemen bakıyorum, haber verdiğiniz için teşekkürler.
-Peki canım iyi günler sana.
Uzatmadan kapattım telefonu. Ardından banka hesabıma bakmak için uygulamaya girdim.
"0, Sıfır"
Koskoca bir sıfır.
Panikle titreyen ellerimi nefesimle ısıtmaya çalıştım. Nafile bir çabaydı. Nasıl? Nasıl olurdu bu?
Kartımdaki tüm para duman olup uçmuştu! Endişem göğüs kafesimi yarıp taşarken, ne yapmam gerektiğini sorguladım. Hayatımda ilk kez böyle bir şey yaşıyordum.
Telefonu elime aldım.
En kritik anlarda parmaklarım hemen onun ismine gidiyordu.
-Semih. Semih'i aramalıyım.
Rehberden ismini buldum: "Sevgilim".
Buz kesilen parmaklarım o kadar terlemişti ki ekranda nem bırakıyordu. Titreyerek dokundum ismine.
"Aradığınız numara kullanılmamaktadır."
Boğazımdan bir kor parçası iniyormuş gibi yutkundum. Yanlışlık...Sistem...Hata olmalı. Aptal telefon! Belki de uçak modundadır. Bir yanlışlık olmalı.
İsmin üzerine tekrar tıklamadan önce durup nefeslendim. Kavrulan boğazımı bardak bardak su içsem de söndüremezdi sanki.
Korkuyordum.
Takma isimle yazarlık yolculuğuna çıktığım için bazı okurlar kimliğimi bulma konusunda saplantılı davranıyorlardı.
Geçen aylarda evime gizlice giren bir stalker yüzünden günlerce kendime gelememiştim. Bu...Bu onun işi olabilir miydi? Tüm paramı çekip de canıma dokunmamasına teşekkür mü etmeliydim?
Duvardaki saatin sesi kulağımda büyümeye başlamıştı. Olmayan tıkırtılar duyuyordum ensemde. Çarpan kalbime elimi koyarak telefonu cebime attım. Laptopu çantaya yerleştirdikten sonra panikle çıktım evden. Kapıyı iki defa kilitleyip anahtarı çantamın içine, karıştırsam da bulamayacağım bir köşesine fırlattım.
Titriyordum.
Gözlerimde daire daire karanlıklar beliriyordu.
Semih'i yeniden aradım asansörden inerken. Her iki adımda bir arkama, sağıma, soluma bakıyordum ürkerek.
"Aradığınız numara kullanılmamaktadır."
Omzuma çarpıp geçen kadın yüzünden telefonum yere düştü.
-Ah, kusura bakmayın. Kırılmadı umarım.
Öfkeyle yerden aldım telefonumu. Kadına cevap vermeden kontrol ettim. Neyse ki bir sorun olmamıştı.
Bir taksi çevirerek alelacele bindim. Adresi sakince vermeye çalıştım. Şu durumda ne kadar sakin olabileceksem...
Telefonunun bozulduğunu düşündüğüm nişanlımın, Semih'in evine gitmeye karar vermiştim. Aslında hızla verdiğim bu karar yatalak annesini korkutabilirdi. Zira daha önce hiç habersiz gitmemiştim evlerine. Başka çarem kalmamıştı.
Ne yazık ki kapılarına dayanıp yardım isteyebileceğim bir ailem yoktu benim. Annem, babam ve iki kız kardeşimle beraber Almanya'da yaşadığımız dönemde saldırıya uğramış, bu saldırıdan sağ çıkan tek kişi ben olmuştum. Türkiye'deki akrabalarım tarafından getirilmiş ancak bakılmadan yetimhaneye verilmiştim. Onlar tarafından bir gün dahi bakılmak istemezdim zaten. Yaşadığım tatsız olayların yaralarını kendi içimde henüz daha yeni sarabilmiştim.
Sıfır.
Sıfır yazıyordu. Gözlerime inanamıyordum hala.
Emeklerim...Tüm birikimim...
Anonim olarak yazıp sattığım kitaplardan elde ettiğim gelir...
Her şey gitmişti. Koca bir sıfır ile başbaşa kalmıştım.
Kısa bir süre içerisinde taksi evin önüne geldi. Ücreti verip hızlıca inerken etrafı kolacan etmeye devam ediyordum.
Peşimde biri mi vardı? Daima tepemde bir gölgeyle yürüyormuşum gibi arkamı kontrol ediyordum.
Ensemden sırtıma doğru inen ürpertiyle geri geri yürüyüp Semihlerin binasının duvarına yaslandım. Nefesimi kontrol edemiyordum. Yanımdan geçen bir yabancı seslenene dek beynimde türlü senaryolar dönüyordu.
-Hanımefendi iyi misiniz?
Başımı sağa sola salladım. Adam temas etmekle etmemek arasında kaldı. Elleri havada bekliyordu.
-Tansiyonunuz mu düştü?
Elimi kaldırdım. Kekeleyerek rica ettim.
-S...sorun yok. "Semih Mert ÖVGÜ" yazan zile basar mısınız?
Ne yazık ki stresten gözlerim bulanık ve karartılı görmeye başlamıştı. Zildeki isimlerin arasından kısa sürede Semih'i bularak bastı. Fakat apartmandan çıkan bir kişi sayesinde beklememe gerek kalmadan girdim içeriye.
Bu eski apartmanın kırk üç yıllık olduğunu söylerdi Semih. İzbe, çatlak duvarlı bir binaydı burası. Rutubet kokan küçük odada Handan teyzenin poğaçalarıyla beraber çay içmek son derece keyifliydi doğrusu.
Aslında stresli olduğum zamanlarda betimleme yapar ve anılarla bağdaştırırdım betimlemeleri. Bu yüzdendir ki binanın ve binada yaşadıklarımın vasıflarını sıralıyordum.
Titreye titreye tırmandım merdivenleri. Dört katlı binanın üçüncü katındaydı ev. Kapının yarı açık olduğunu görünce bir kez daha ürperdim. Yaklaştım ve başımı aradan uzattım.
-Semih...
Seslenmeme cevap gelmeyince kapıyı tıkladım. İçeriden birkaç adamın sesi geliyordu.
-Handan teyze?
Kaç kişi olduğunu tahmin edemediğim adamlardan biri sesini yükseltti:
-Şimdi seni gebertsem, işe yaramaz organlarını alsam yine de borcunu ödeyemezsin!
Az önceki ürkekliğimi, çantamla beraber apartmanın koridorunda, kenara koyarak içeri daldım. Tabiri caizse izbandut misali üç adam, Handan teyzeyi çevrelemişlerdi.
-Neler oluyor!
Diye bağırdığımda aynı anda bana döndüler. İçlerinden birisi Handan teyzenin saçından tutup yüzünü bana çevirirken bir diğeri karşıma dikildi.
-Tanıyor musun bunu? Komşun mu?
Onu böyle görmek...Anne şefkatiyle beni sarmalayan kadını böyle görmek boğazıma bir yumru oturtmuştu. Zaten görmesi kısıtlı olan gözüne kan oturmuş, yüzü tanınmayacak hale gelene dek dövülmüştü.
-Gökçe, yavrum. Gelmemeliydin kızım.
Hırpalanıp dövülen Handan teyzenin halini görünce öfkemden deliye döneceğimi sandım.
-Siz ne yapıyorsunuz! Ona nasıl vurursunuz? Kimsiniz siz!? Polisi arayacağım!
Elime aldığım telefonla adamdan uzaklaşarak numarayı tuşlarken, kuvvetlice telefona vurdu ve üzerine bastı.
-Kimsin lan sen? Evine dön ve çeneni kapalı tut. Komşular birbirlerinin hayatına bu kadar karışmamalı. Hadi naş!
Ekranı çatlayan telefonuma ve adama baktım sırayla. Handan teyze inleyerek seslendi bana.
-Git, git Gökçe... Semih'i de unut tamamen. Git!
-Ne diyorsun sen Handan teyze? Neler oluyor burada?
Semih'i unutmak mı? Semih'i neden unutayım ki?
Karşımdaki adam pis bir sırıtışla üzerime doğru geldi.
-Dur bir dakika! Semih itini nereden tanıyorsun?
Ben cevap veremeden Handan teyze bağırdı.
-Bırakın kızı, bir bilgisi yok onun. Yalvarırım bırakın. Ne işiniz varsa benimle görün.
Karşımda dikilen adam Handan teyzeye ulaşmama mani oluyordu. Omzumdan güç alıp kalas gibi duran adamın suratına yumruk attım. Başı biraz sarsılsa da kolaylıkla topladı kendini.
Beni bir tehdit unsuru olarak görmemişti. Öyle ki, ona yumruk attığımda diğer adamların kılı kıpırdamamıştı. Aksine gülüp eğleniyorlardı.
Fakat vurduğum adam doğrulduktan sonra dibime kadar geldi ve:
-Kimsin lan sen?
Diye sordu yakama yapışırken. Yüzüne tükürerek cevap verdim.
-Asıl sen kimsin? Yaşlı başlı kadına ne yapıyorsunuz? Semih nerede!
-Gökçe! Git diyorum, git!
Handan teyzenin yakarışlarına kulak veremiyordum. Semih neredeydi? Yoksa bu adamlar onu...Yoksa ona zarar mı vermişlerdi? Aksi halde canı pahasına korurdu annesini.
Karşımdaki adam yüzünü elinin tersiyle sildikten sonra kahkaha attı.
-Sen manitası mısın Semih'in?
-Semih nerede? Ne yaptınız ona? Dağ başı değil burası! Yaptığınız her şeyin hesabını vereceksiniz!
Adam yakamdan tutup bir kenara fırlatırken beni, Handan teyze "Yapmayın, haberi yok!" diye feryat ediyordu. Allak bullak olmuş kafamı sallayarak zihnimi toparlamaya çalıştım.
-Neyden, haberim yok? Semih...Semih'e ne yaptınız?
Tam karşıma çömelerek oturdu yüzüne tükürdüğüm adam.
-Asıl sorman gereken "Semih bize ne yaptı?"
Anlayamıyordum.
Gözlerim Handan teyzeyi bulduğunda mahcup bakışlarını kaçırdı benden. Sevgi dolu gözlerle bakan o kadın, utanarak saklıyordu yüzünü şimdi.
-Semih'in bize üç buçuk milyon borcu var. Faizle dördün üstüne çıkıyor. Ama it herif ortadan kayboldu. Bu da demek oluyor ki borcunu bu sefil kadın ödeyecek.
Ne diyordu bu adamlar? Semih ortadan mı kayboldu? Semih'le henüz dün görüştük...Semih ortadan kaybolamaz. Onu öldürdüler! Öldürdüler mi?
Ansızın gelen ağlamayla beraber yakasına yapıştım adamın. Göğsüme bıçaklar saplanıyordu.
-Onu öldürdünüz! Öldürdünüz onu katiller!
Elini gerdirip yüzüme öyle bir tokat attı ki bir süreliğine gözüm karardı. Burnuma gelen kan kokusuyla hayatım boyunca yediğim en sert tokadı sindirmeye çalışıyordum. Elime bulaşan kanın burnumdan mı yoksa dudağımdan mı geldiğini tespit dahi edemiyordum.
Sağlam bir tokat yemeyeli uzun yıllar olmuştu.
Handan teyze bitik sesiyle bana seslendi.
-Gökçe...Git buradan, söz veriyorum senin paranı da ödeyeceğim. Yalvardım Semih'e. Bırak kızın parasını dedim. Dinlemedi beni Gökçe'm.
Kulaklarım çınlıyordu.
İstemsizce gülüverdim. Şaka mıydı bunlar?
Tokat attıracak kadar şakada ileri gitmiş olamazdı herhalde.
-Semih nerede ya? Semih'i çağırır mısınız lütfen? Bu gerçekten de hiç komik değil!
Gülüşümün son kısımlarında hıçkırarak ağlamaya başladım. Ortada şaka falan yoktu. İhanet ve acı vardı.
Hesabımdaki paranın tamamını çekip borcunu yatalak annesine yıkarak kaçmış mıydı yani?
Ama biz nişanlıydık. Hayatım...Hayatımı tamamen değiştirmiştim onun için. Ben...
Aklımı kaybediyordum sanırım.
-Kes zırvalamayı! Semih denen şerefsizin borcunu annesi ödeyecek. Son kuruşuna kadar, köpek gibi çalışacak!
Köpek gibi çalışacak mı? Yatalak kadın köpek gibi çalışacak mıydı?
Tam şuanda yalvarıyorum rüya görüyor olayım. Uyandığımda hepsini unutacağım bir rüya olsun bu.
Adam koluma yapıştı ve rüya olmadığını kanıtlar nitelikte sarstı beni. Sanki iç sesimi okumuştu.
-Şimdi kalk defol git! Bu kadınla görülecek hesabımız var.
Beni savurup yeniden Handan teyzenin üzerine yürüdü.
Ondan imkansızı istiyorlardı resmen. Ah! Ah, Semih! Sen ne yaptın? Bizi neyin içine atıp gittin?
Sen ne yaptın Semih?
Yutkundum elimi kaldırırken.
-Hayır, hayır durun!
Sırayla yüzüme baktılar en arkadakinden az önce beni savuran adama kadar.
-Nasıl ödeyecek? Nasıl ödeyecek bu kadın bu borcu, çalışamaz bile. Ayağa kalkamıyor ki o! Nasıl ödeyecek?
-Sana ne lan? Sana mı düştü ağlaması?
Handan teyzenin bakışlarındaki mahcupluk, Semih'in ihanetine karşın tek başına direnmesi, vicdanımı tırmalamıştı.
Kimler kimler üzerimden geçinmişti de ufak bir şefkati bile esirgemişlerdi benden.
Fakat o. Handan teyze ömrüm boyunca beni bir çok şey başaracak insan olarak nitelendiren ilk ve tek kişiydi.
Onun sayesinde cesaretimi toplayıp pek çok projeye imza atmıştım. Güney Kuşu olarak yazıp ünlenmiştim.
Belki de geleceğimi büyük oranda etkileyecek, hayatımın en kötü ve bir o kadar da zor kararını vermek için ağzımı açtım. Nefes nefese kekeleyerek haykırdım.
-Ben...Ben ödeyeceğim borcu. Hepsini... Ödeyeceğim. Kim olduğumu...Kim olduğumu biliyor musunuz benim?
Meydan okuduğum adam alaycı yüz ifadesiyle geldi karşıma. Ayağa kalkıp kendimi toparladım. Üzerimi silkeledikten sonra bir söz daha ekledim peşine.
-Borcun tamamını ödeyeceğim. Aydan aya. Ne kadar sürerse sürsün. Tamam mı?
Kendimden emin tavrıma şaşıran adam yüzümden, henüz nereden geldiğini bilmediğim, akan kana elini sürdü. Parmağına bulaşan kanı gözüme tuttu.
-Eğer ayın anlaştığımız gününden bir gün bile gecikirse bundan daha fazla kan göreceksin. Ya da...
Kanı kıyafetime, karnımın olduğu yere sildikten sonra eli yavaş yavaş belime doğru ilerledi. Tiksintiyle ittirdim bedenini. Midemin bulantısı öğürmek istememe sebep olurken iğrenç bir teklifte bulundu.
-Ya da başka türlü de ödeyebilirsin.
Gözüm seğirmeye başlamıştı işte.
Öfkelendiğimde sol gözüm seğirir, kontrolsüzce davranırdım.
Önümdeki adam ahlaksız elini yeniden bana doğru uzatırken elimin tersiyle vurdum. Yavaş yavaş geri çekerken elini, cevap verdim.
-Ne sandın sen beni lan?
Konuşmamı garipsediğini hayretle kaldırdığı kaşlarından anladım.
-Oradan bakınca neye benziyorum?
Eğer sizi koruyup sahiplenen bir aileniz yoksa, uğrunda dayak da yeseniz kendi kendinizi savunmayı öğrenirsiniz. Nefretimi kusarak adamı ittirdim. Sarsılmadan dikildi önümde.
-Kimim ben biliyor musun?
Tek hamlede boğazımdan kavrayarak ayaklarımın havaya kalkmasına sebep oldu. Nasırlı elleri boynumun her bir kısmını sarmışken, baş parmağının tırnağıyla derimi yaralayıp acımı ikiye katlıyordu. Nefessiz kalıp eline yapışsam da nafileydi.
Boğazımı sıkıca kavramaya devam ederken evin balkonuna sürükledi beni. Ne konuşabiliyor ne çığlık atabiliyordum. Bu daha önce yediğim dayaklardan daha beterdi. Hep nefessiz...Nefessiz kalarak ölmekten korkardım.
Balkonun demirine sertçe belimi vurduğunda boğazımdaki elini biraz olsun gevşetti. İnleyerek koluna yapıştım. Baş aşağı sarkıtıyordu beni üçüncü kattan.
Ayaklarım havada, adamın koltuk altındayken ufak bir yanlış hareketinde baş üstü yeri boylayacağımdan emindim.
-Buradan bakınca borcunu ödemek için her yola razı olacak birine benziyorsun. Seni aşağı atıp beynini dağıtırsam kim olduğunun önemi olmayacak!
Tırnaklarımı kollarına geçirdim adamın. Düşmemek için nereye tutunacağımı bilememiştim.
-Ödeyeceğim! Aydan aya ödeyeceğim! İndir beni söz veriyorum hepsini ödeyeceğim.
Sert bir hamleyle çekti beni. Nihayet boğazımı bırakınca öksürmeye başladım. Gün boyu hep soluduğum oksijen kesilince anlamıştım kıymetini.
Handan teyze ağlıyor, yalvarıyordu içeride. Adam balkonun kapısını örttü.
-Sözle olacak iş değil. İmza atacaksın.
Daha yeni nefese kavuşmuşken benden konuşmamı bekliyordu. Sivri kundurasının ucuyla bacağıma tekme attı.
-Ah!
Bacağımın moraracağına emindim. Şimdiden sızısını karnıma kadar hissetmiştim.
-Sana diyorum!
Tekrar vurmadan önce elimle engel oldum.
-Tamam...Tamam anlaşma, sözleşme... Ne hazırlarsanız. İmzalayacağım.
O da tıpkı benim gibi nefes nefese kalmıştı. Ellerini beline koyup doğruldu. Üzerime doğru hamle yaparak kıyafetime yapıştı mengene misali elleri.
-İmzalayacağım dedim ya! Neden? Ah! Neden sürüklüyorsun?
İçeriye savrulan bedenim yuvarlanarak Handan teyzenin üzerinde yattığı koltuğa kadar gitti. Sırtımı çarpıp yere uzandım boylu boyunca.
-Gökçe! Gökçe iyi misin?
Cevap veremedim.
İyi miyim? Bu sorudan daha çok bir daha iyi olur muyum, diye sorgulamak gerekiyordu.
-Kalk! İmzala şunu.
Önüme bıraktıkları kağıt ve kaleme, açabildiğim tek gözümle baktım. Vücudumdaki ağrılarla toparlanıp sehpanın üzerindeki kağıdı aldım elime.
Yarım yamalak okuduğum yazıyı, adam karşımda tekrarlıyordu.
-Her ay elli bin ödeyeceksin. Biraz eksik olursa, bir gün gecikirsen...Ben sana yapacağımı bilirim! Ha, şayet keyfime eserse, aylık ödeyeceğin parayı arttırabilirim. Ya da azaltabilirim. Performansına bağlı.
-Yapma kızım! Yapma, imzalama. Mahvetme hayatını.
İki yanımdan kulaklarımı işgal eden seslere odaklanamıyordum. Canım o kadar yanıyordu ki omuzlarımı üzerindeki başım ferini kaybedip masaya düştü. Sertçe vurduğum alnım kağıda yapışmıştı.
Bir küfür savurup saçıma asıldı adam.
-Kalk, kağıdı kan edeceksin! İmzalayacaksan imzala! Aksi halde...
Titreyen parmaklarıma tutuşturdu kalemi. Eliyle imza atacağım yeri gösterirken "ben ne yapıyorum?" diye sorguluyordum içten içe.
Omzumun üzerinden Handan teyzeye baktım. Ağlıyor, ısrarla imzalamama engel olmak istiyordu. Henüz evinden dışarı çıktığı gün dahi olmamıştı. Yürüyemiyor, hareket edemiyordu. Ne düşünüyordu ki? Nasıl ödeyebilirdi borcu?
Semih!
Ah, Semih...
İçimde sana karşı zerre kadar duygu kalmadı. Geberip gitmiş olmanı diliyorum. Daha az canım yanardı.
Bir insan bir günde nasıl silinebilir, sorusunu tecrübeyle cevaplatmıştın bana.
Nikahımız için atmayı umduğum imza beni borç batağına, seni ise...
-At artık şu imzayı! Seni bekleyemeyiz.
Seni ise umuyorum ki cehenneme sürükler!
İmzayı atarak kalemi masaya fırlattım. Adamlar dolup taştıkları evden kapıyı dahi kapatmadan çıktılar.
Başım yeniden önümdeki masaya düştüğünde bayılıverdim.
Haftalar birbirini kovalarken ben son kalan paramla taşınmaya karar verip kolileri yerleştiriyordum.
Ev sahibim fırsatçılık yapıp kirayı daha da arttırmış ve benim bu dairede oturmam tamamen imkansız hale gelmişti.
Semih'ten hiçbir haber yoktu.
Her gün okuduğum bedduaların yakasına yapışıp bir kez bile gülemeyecek olmasını deliler gibi istiyordum.
Bugün sözleşmeyi imzaladıktan sonraki ilk ödeme günümdü.
Birikmişliklerimle beraber yazdığım son kitabın parası da eklendiğinde yüz bin kadar çıkarmıştım ortaya.
Elli binini yollayıp kalanının üzerine para eklemeye devam edecektim. Ayrıca taşınma masrafı, hayatta kalma payı, eh tabi Handan teyzenin artık hiç geliri olmadığı için ona da yardımcı oluyordum.
-Abla kamyonu yerleştirdik.
Nakliyeci çocuğun sesiyle sıyrıldım düşüncelerimden.
-Tamam kardeşim siz gidin. Arabayla geleceğim. Evin önünde buluşuruz.
-Tamam abla anahtarı alayım, önce varırsak taşımaya başlarız.
Cebimden çıkardığım anahtarı uzattım.
-Buyrun. Kolay gelsin.
Çocuk anahtarı aldı ve evden çıktı.
Güzel evim.
Yıllardır yaşadığım bu yerden böyle ayrılmak çok dokunmuştu bana. Evin her köşesinde Semih'le anımız vardı. Son günlerde aklımı yitirecek gibi hissediyordum.
Buradan çıkmam en doğru karardı.
Dış kapının kolunu tutarak evin içine son kez baktım. Anahtarı kapıdan çektim. Arkamı döner dönmez ev sahibimle burun buruna gelince irkilerek geriye adımladım.
-Korkuttunuz beni.
Yine o aynı yapmacık gülümseme! Delireceğim. Samimiyetsiz tavrından nefret ediyordum.
-Gökçeciğim. Ne kötü oldu değil mi? En memnun kaldığım kiracım sen olmuştun halbuki.
Eminim, eminim öyledir.
-Sağlık olsun. Buyrun anahtarınız. Her şey için teşekkürler.
Anahtarı aldıktan sonra aynı samimiyetsizlikle konuştu.
-Tekrardan geçmiş olsun, çok üzüldük. Semih'ten hiç haber yok mu canım benim?
Semih'in adını andığında gözüm hafif hafif seğirirken sakince başımı salladım.
-Teşekkürler. İyi günler size.
Yanından geçip gitmek istedim fakat susmamayı tercih etti.
-Vah canım! Merak etme biri gider biri gelir. Sen çalınan parana yan.
Karşılık vermedim. Şuanda karşılık vermek için doğru bir psikolojide değildim. Hadi ama! Kişisel gelişim yazarı Güney Kuşu, insanlara saldıracak kadar delirmedin.
Omuz silkerek asansöre bindim. Arabama kadar hızlı adımlarla, kimseyle karşılaşmamayı umarak ilerledim. Fakat bir...Bir karartı görünce panikle arkama döndüm.
Savurduğum saçlarım diğer yanımdan yüzümü kapatmıştı. Takip ediliyorum. Beni takip mi ediyorlar? Kalbim duracak. Yutkundum ve karartının olduğu yere biraz daha baktım. Boş.
Sadece vesvese...
Sadece kendi kendime kuruyorum.
Hangi yılda yaşıyoruz? Dağ başında mıyız ya? Kimsenin kimseyi takip ettiği falan yok Gökçe! Kendine gel artık.
Önüme çevirdim kafamı. Ensemdeki ürperti, boynumdan sırtıma doğru inen cılız bir esinti, kusturacak raddeye getirdi beni.
Arabanın kapısını açtım ve yeniden baktım o sokağa.
-Allah'ın belası!
Var olup olmadığını bilmediğim takipçime laf ederek bindim arabaya.
-Ah! Kafayı yiyeceğim.
Direksiyona koydum başımı. O günün darbesi hala durduğu için inledim acıyla.
Sıra sana da gelecek biliyorsun değil mi Güneyli ?
Okşayarak elimi gezdirdim direksiyonda. Eninde sonunda arabayı da çıkaracaktım elimden. Faizler bindikçe binecekti. Dolayacaktı iğrenç pençelerini boynuma.
-Gidecek misin ha Güneyli?
Gözümden akan yaş boyadı direksiyonun ortasını. Kendimi tutmamın bedeli, bu fışkıran gözyaşlarıydı. Sokağın ortasında park edilen arabamda ağlayıp gözyaşı dökeceğimi düşünmemiştim.
-Sen de beni bırakacaksın yani? Peki. Bırak sen de.
Zaten yapayalnızım.
Anne, baba... Sizi özlüyorum. Çok canım yandı. Alnım çok acıyor. Bacağım da morarmış.
Başım okşanıp teselli edilmeyeli uzun zaman olmuştu. Bir başına yetişip büyümeyi her yanıyla göğüslüyordum. Anahtarı çevirdim. Yeni hayatımı kuracağım semte sürmeye başladım.