“Tunç! Tunç!” diye seslendim. “Neredesin oğlum?” diye söylendim. “Buradayım anne.” diye koştur koştur geldi. Eğilip saçlarını öptüm sevgiyle. Varlığı olmasa ne yapardım bilmiyorum. “Hadi bakalım kahramanımızı ziyaret edelim.” dedim. Gülümseyerek yanıtladı “Peki anne, kahramanım Tunç’a okuldaki kahramanlığımı anlatacağım.” dedi neşeyle. “Tamam oğlum. Hadi gidip gelelim. Akşama aile yemeğine Ezgin gelecek.” dedim ve mutlulukla havaya uçuşunu izledim. Tarık bizi arabanın içinde bekliyordu. İşleri daha kolaylamıştı. Artık eskisi kadar yoğun çalışmıyordu. Dudaklarımı nazikçe öperek beni karşıladı. Tunç’un da kafasını sevgiyle okşadı ve “Nasılsın Tunç’um?” diyerek onunla selamlaştı. Oğlumuzla farklı bir ilişkileri vardı. Aralarındaki ilişkiye çoğu zaman Fransız kalsam da şikayetçi değildim.

