“Suçlu”

1816 Kelimeler
Her zaman köşe bucak kaçtığım, karşılaştığım zaman bir kenara geçip gitmesini beklediğim kadın, Dilber hanım tam karşımda duruyordu. Beni neden odasına çağırdığını bilmiyordum, annemin bile yanımızda olmasına gerek olmadığını söyleyerek beni odasına baş başa konuşmak için çağırtmıştı. "Bir şeye mi ihtiyacınız var?" diye sormuştum şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Onun benim varlığımdan bile haberi olmazdı, bu konakta bir çok çalışan vardı. Birden bire neden beni görmek istemişti anlamıyordum. "Saliha dışarı çık, kapıyı kapat." demişti gözlerini benden alarak yanında bir emir bekleyen kadına doğru bakarak. Kadın odadan çıkıp kapıyı çektiğinde yeşil gözlerini benim yüzüme dikmişti. Beni ezer gibi bakıyordu. O zaman oğluyla farklı olup olmadıklarını düşünmüştüm. Bana bazen acılı gözlerle bakıyordu bazen de aynen böyle , annesi gibi korkunç bakışlarla süzüyordu. Birbirlerine benziyorlardı. İkisi de karşısındaki insanı umursamıyordu. "Azad'la nasıl bir ilişkin var senin?" Bana yöneltilen soruyla dudaklarım hafifçe aralanmıştı. Benim o adamla nasıl herhangi bir ilişkim olabilirdi? Ondan köşe bucak kaçan bendim, karşısında ağlayan ve peşimi bırakması için yalvaran bendim. "Sizin çalışanınız olduğum gibi Azad ağanın da çalışanıyım Dilber hanım," demiştim şaşkınlığımı bir kenara bırakarak. Bu böyleydi, gerçek buydu. Dilber hanım beni küçümsercesine gülmüştü, gözleri ben iğrenç biriymişim gibi bakıyordu yüzüme. "Azad herhangi bir çalışanıyla mı evleneceğini açıkladı o zaman?" diyerek kalbime zehirli bir ok fırlatmıştı. Elimdeki telefon şaşkınlıkla yere doğru düşmüştü, dizlerim titremişti. Bu kadın neyden bahsediyordu? Hangi evliliği açıklamıştı oğlu? "Ben ne söylemek istediğinizi anlamıyorum," demiştim kalbimdeki o korku tekrar gün yüzüne çıkarken. Ben ondan nasıl kurtulacağımı düşünürken o her yeni gün bana daha çok yaklaşıyordu. Her gün farklı bir yolla beni sıkıştırıyordu, nefes almama bile izin vermiyordu. Hayatımın bütün düzenini alt üst etmişti, ailemin de hayatını mahvediyordu. "Bak kızım, bu konak sana göre değil." demişti Dilber hanım oturduğu yerden yavaşça ayağa kalkarken. Gözlerindeki o aşağılama ifadesi beni yerin dibine sokuyordu. O beni yerin dibine sokuyordu ve oğlu üzerime taşlar atıyordu. Elimi bile çıkarıp yardım isteyemeyecek duruma sokmuşlardı beni, sesimi çıkaramıyordum, yardım isteyemiyordum, kendimi savunamıyordum. "Azad da senin bildiğin adamlardan değil, sana söyledi mi bilmiyorum ama o zaten Berfin ile nişanlı. Gerçi söylemiş olsa bile sizin gibi kadınlar için bir sorun teşkil etmez böyle şey-" "Dilber hanım ne diyorsunuz siz Allah aşkına?" diyerek lafını kesmiştim dayanamarak, gözlerim dolmaya başlamıştı. Bu nasıl bir hitap şekliydi? Benim kişiliğimi, yıllardır ona hizmet eden ailemi nasıl böyle karalayabiliyordu? Ben oğlunun elinden kurtulmak için canımı dişime takmıştım, kendimi eve kapatmıştım ve oğlu da evimi basmıştı. Bu lafların hiç birini duymayı hak etmiyordum. Annem iyi ki burada değildi ve bu lafların hiç birini duymak zorunda kalmamıştı. Ömrü boyunca unutamazdı, o sadece namusu için yaşamış bir kadındı, babam da şerefi için haysiyeti için yaşardı. Onlar bu lafları kaldıramazlardı. Kalbim sıkışıyordu, gözlerim yanıyordu. Bu insanların kötü olduklarını biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum, on sekiz yaşındaki bir kızın namusuna bile laf edebileceklerini hiç düşünmemiştim. "Anlamıyor musun?" diyerek bağırmıştı bana. "Sen bu bahçede sadece ailen burada çalıştığı için barınan bir kızsın. Nasıl yaptın bilmiyorum ama Azad'ın kalbini kendinle doldurmuşsun! Nasıl olur da nişanlısını terk edip senin gibi basit bir kızla evlenmek ister?" Susup kalmıştım. Annesi de oğlu gibiydi, karşısındaki insanın söylediklerine karşı tamamen sağırdı kulakları, kalbi tamamen merhamete ve anlayışa kapalıydı. Ben kendimi savunsam da değişen bir şey olmayacaktı onun için. Oğlu gibi sadece kendi düşünceleri önemliydi, sadece kendi ağzından çıkan kelimeler değerliydi. "Çık." demişti kapıyı işaret ederken. Hiç beklemeden kapıya doğru koşmuştum. Ben hayatımda hiç duymadığım lafları onun yüzünden duymuştum. Bir erkeğin elini bile tutmamışken onun annesi beni nişanlı bir adama sarkmakla suçlamıştı. Bunları hak edecek kadar kime ne kötülük yapmıştım? Ben ona ne kötülük yapmıştım? Odadan çıkar çıkmaz elimi dudaklarımın üzerine bastırmış ve ağlamamı gizlemeye çalışmıştım. Öyle hızlı koşuyordum ki birine çarptığımda o kişi düşmemem için beni sıkıca tutmuştu. "Bırak beni!" diye bağırmıştım öfkeyle kolumu ondan kurtarmaya çalışırken. "Ben Azad değilim!" diyerek beni sakinleştirmeye çalışan kişiye doğru bakmıştım. Bu onun kuzeni Ömer'di. O gün Azad'la birlikte evime gelen ama babamı o adamlardan birinin elinden çeken adamdı. Onunla kuzendi ama gözlerinde merhamet vardı, bana üzüldüğünü görebiliyordum. "Bana yardım et." demiştim koluna yapışırken. Ona yalvarıyordum, istediği her şeyi yapmaya hazırdım. "Ne olur bana yardım et, beni kurtar." Ömer'in gözleri üzüntüyle kısılmıştı bu halime bakarken. Etrafa kısa bir bakış atıp beni bir köşeye doğru götürmüş ve sakinleşmem için omzumu hafifçe okşamıştı. "Evlilik meselesini mi duydun?" diye sormuştu kısık sbir sesle. Başımı onaylarca sallarken gözlerimden sağnak yağmur yağıyormuş gibi gözyaşlarım akıyordu. "Ben ondan nefret ediyorum." demiştim Ömer'in gözlerine bakarak. "Ben ondan sadece nefret ediyorum. Lütfen buradan gitmem için bana yardım et, yardım isteyebileceğim başka kimse yok." Ömer bir süre sessiz kalmıştı, yüzündeki üzüntü beni umutlandırıyordu. Bana yardım eder miydi? Ailemin başını belaya sokmadan beni buradan kurtarabilir miydi? "Azad senin peşini bırakmaz." demişti o da çaresizliğimi hissederek. "Ölse de, öldürmek zorunda kalsa da bırakmaz." "Burada kalırsam da ben kendimi öldürürüm!" demiştim ağlayarak. Bu şekilde yaşamak istemiyordum. Onunla evlenmek istemiyordum. "Ben her şeyi göze alıyorum, beni öldürmesi umurumda bile değil. Buradan kaçıp gitmem gerekiyor, en azından ailemden bu konuyu uzak tutmam gerekiyor." Ömer elini alına doğru götürmüş ve bir şeyler düşünmeye başlamıştı. Gözlerini yerden alıp gözlerime baktıktan sonra kolumu yavaşça tutmuş ve etrafa bakarak ilerlemeye başlamıştı. "Bize ancak Berfin yol gösterir, gel benimle." demişti yürümeye devam ederken. Sorgusuz sualsiz peşinden gidiyordum. Şu an ne söylese yapabilirdim, ne istese verebilirdim. Buradan kurtulmak için her şeyi yapabilirdim. Bir odanın önüne geldiğimizde Ömer kapıyı bir kez tıklatmış ve ardından içeri girmiş beni de içeri çekip kapıyı hızlı bir şekilde kapatmıştı. "Ömer, hayırdır?" diyen kadına doğru döndüğümde tanıdık simayla şaşırmıştım. Bu kadın bahçede karşılaştığım kadındı, Azad'ın nişanlısının o olması beni şaşırtmıştı ama umurumda bile değildi. Bana yardım edecek olan kişi kim olursa olsun itirazım olamazdı. "Hayır değil." demişti Ömer kolumdan hafifçe tutarak beni yatağın ucuna oturturken. "Neler oluyor burada?" diyerek gerildiğini açıkça belli etmişti kadın. Kaşları hafifçe çatılmıştı, sorgularcasına bana ve Ömer'e bakıyordu. "Azad, Nida'yla evleneceğini ailesine söyledi." demişti Ömer, derin bir nefes alırken. Odaya derin bir sessizlik çökmüştü. Berfin gözlerini Ömer'den alıp bana doğru çevirmişti bakışlarını, ben gözlerimi boş duvara dikip ağlıyordum. "Bu nasıl olabilir?" diyerek şaşkınlıkla konuşmuştu Berfin. Yüzü acıyla yoğurulmuş gibiydi. Ses tonu bile acılıydı. "Bizim evliliğimiz biz doğduğumuzda kararlaştırıldı. Onunla nişanlı olan benim, nasıl bu kızla evleneceğini söylüyor? Birden bire nasıl oldu bu?" Son soruyu sorarken sesi yükselmişti ve bana kızgınlıkla bakıyordu. Oradan oraya koşmaktan çok yorulmuştum. Nefes nefese kalmaktan nefes alamaz olmuştum. Birilerinin bana bağırmasından, kendimi savunmaya çalışmaktan ve suçum olmayan bir konuda suçlanmaktan yorulmuştum. O da mı benim suçlu olduğumu düşünüyordu? "Onun hiçbir günahı yok, Berfin. Her şeye kendim şahit oldum," diyerek araya girmişti Ömer. "Azad biriyle evlenmek istediğini söyleyecek biri değil Ömer!" diye bağırmıştı Berfin. "Onu tanımıyormuş gibi konuşma! Benimle bile evlenmemek için yıllarca yurt dışında yaşadı, köye adım bile atmadı ama sen şimdi döner dönmez bu kızla evlenmek istediğini söylediğini anlatıyorsun bana!" "Onun bu tarafını ne sen, ne ben ne de ailesi tanımıyormuş Berfin. Bu yönünü daha önce hiç görmemişiz, bunu kimseye hiç göstermemiş." dedi Ömer odada bir oraya bir buraya yürürken. "Nida'ya aşık oldu, onu görür görmez ondan başkasını göremez oldu. Ben de bilmiyorum bunun nasıl olduğunu ama oldu işte." Berfin öfkeyle ellerini sarı saçlarına daldırmıştı. Sinirden dolan gözleri bana bakıyordu, beni suçlu görüyor muydu bilmiyordum ama kendime üzüldüğüm yetmiyormuş gibi onun bu haline üzülmüştüm. O adamı sevdiği her halinden belliydi. "Sen mi onunla evlenmek istedin?" diye sormuştu bana, sinirli bir ses tonuyla. "Bunu ona sen mi teklif ettin?" "Yemin ederim..." demiştim gözyaşlarım yanaklarıma doğru akarken. "Yemin ederim ben onun yanından bile geçmek istemiyorum. Ben onunla evlenmek istemiyorum." Bunları söylerken başımı iki yana doğru sallıyordum. Birilerinin beni anlaması gerekiyordu, birilerinin beni kurtarması gerekiyordu. Berfin bir süre bana baktıktan sonra ellerini yüzüne kapatmış ve derin nefesler alıp vermişti. "Şimdi her şeyi çözeceğim." demişti ellerini yüzünden çekerken. "Böyle bir şey olmasına asla izin vermeyeceğim ama önce bu işin doğrusunu Azad'dan öğrenmem gerekli. Bu odadan çıkmayın." derken kapıya doğru hızlı adımlarla ilerlemiş ve odadan çıkmıştı. Yan odadan kapı sesi duymuştum, Ömer Azad'ın o odada olduğunu söylemişti. Onun odası üst kattaydı ama şu an yan odadaydı, ne işi olduğunu bilmiyordum ve hiç ilgilenmiyordum da. Ömer kapıyı yavaşça açıp odadan çıkarken sessiz olmamı söyleyerek beni de çağırmıştı, onunla birlikte aralık olan kapıdan içeriye doğru bakmıştık. Azad'ı görür görmez tüylerim diken diken olmuştu. Oturduğu koltukta arkasına doğru yaslanmıştı, gömleğinin düğmelerinin neredeyse hepsi açıktı. Elindeki telefonun ekranına öylece bakıyordu, Berfin'in odaya girmiş olması umurunda bile olmamıştı. "Azad." demişti Berfin karşısına dikilirken. Azad onu hiç duymamış gibi yaptığında Berfin uzanmış ve onun elindeki telefonu alıp ekrana bakmıştı. O bunu yaptığında Azad başını geriye doğru atmış, tavana dikmişti gözlerini. "Bu kız kim?" diye sormuştu telefonun ekranını Azad'a doğru çevirirken. Ona doğru çevirdiği sırada Ömer de ben de ekrandaki fotoğrafı görmüştük. O kız bendim. "Nida." demişti Azad, ismimi söylerken gülümsemişti. Berfin telefonu yavaşça indirirken onun gülümsemesine bakmıştı bir süre, sonra gözlerini sıkıca kapatıp tekrar açmıştı. "Neden onun adını söylerken bile gülümsüyorsun?" diye sormuştu, o ses öyle bir sesti ki içi parçalanıyordu sanki. "Bana hiçbir zaman gülümsemedin." Azad ona hiçbir cevap vermemiş, kollarını göğsünün üzerinde birleştirmişti. Dalgalı siyah saçları hafifçe uzamışlardı, kumral teni parlıyordu. "Neden evlenmek istiyorsun onunla?" diye sormuştu Berfin bu sefer de. "Neden benimle değilde onunla evlenmek istiyorsun? Seni benden daha çok mu seviyor?" O bunu söylediğinde bile nefretim kendini hatırlatmak ister gibi kalbimi yoklamıştı. "Ne sevmesi?" diye sormuştu Azad, kendi kendine dalga geçercesine. "Benden nefret ediyor." Onun bunu biliyor olması ama yine de beni hayatına zorla dahil etmeye çalışması beni daha da öfkelendiriyordu. "O zaman neden?" diyerek Azad'a sinirle bakmıştı Berfin. "Neden onun peşindesin? Neden senden nefret eden biriyle evlenmek istiyorsun?" "Şurası," demişti Azad, elini açıkta olan göğsüne yumruk yaparak bastırırken. Göğsüne bir kaç kez sertçe vurmuştu. "Şurası onu istiyor. Onu seviyor." "Azad bırak bütün bu saçmalıkları, biz nişanlıyız!" diye bağırmıştı Berfin elindeki telefonu koltuğa doğru atarken. "Seni benden daha fazla kimse sevemez!" "Onu da benden daha fazla kimse sevemez." diyerek oturduğu yerden yavaşça kalkmıştı Azad. Berfin tüm bu duyduklarından sonra yıkılmış gibiydi. Gözlerimi onlardan alıp Ömer' bakmıştım. O da bana bakıyordu. Ne yapacaktık? Berfin'i dinlemiyordu, beni duymuyordu, kimseyi önemsemiyordu. Azad kapıya doğru geleceği sırada Berfin sıkıca onun koluna yapışmış ve hemen ardından önüne geçmişti. "Azad beni dinle." demişti ilişkini kurtarmak için çabalayarak. Azad bu ilişkiyi hiç kabul etmemiş gibi görünüyordu. Berfin ona ne kadar aşıksa Azad ona o kadar ilgisizdi. "Ne dinleyim?" diye sormuştu Azad sıkıldığını belli edercesine. "Bak bu konuşmayı hiç yapmamışız, bu olanlar hiç yaşanmamış gibi yapalım. Ben sana o kızı unutturacağım, bunu gerçekten yapacağım. Seni çok sevi-" "Söyleyeceğin kadarını söyledin." diyerek sert bir dille Berfin'in lafını kesmişti Azad. Umursamaz olan yüz ifadesi artık öfkelenmeye başladığını belli ediyordu. "Şimdi git buradan." "Bana nasıl bunları söyleyebilirsin?!" diye bağırmıştı Berfin. "Biz seninle nişanlıyız, ailelerimizin kararı bu!" "Bu nişanı şimdi de, geçmişte de hiçbir zaman kabul etmedim.O beni ister sevsin ister sevmesin, ben yaşadığım sürece, son nefesimi verene kadar o kızı yüreğimde taşıyacağım. Hiç kimse Nida'nın yerini alamaz." "Aza-" "Git dedim!" diyerek Berfin'e öyle şiddetli bağırmıştı ki, ben geriye doğru korkuyla kaçınca Ömer benim ağzımı sıkıca kapatarak tutmuş ve beni diğer odaya doğru sürükleyip kapıyı da kapatmıştı. Göğsüm hızla inip kalkarken dehşet dolu bakışlarla Ömer'e bakıyordum. Onun da duydukları karşısında benden hiçbir farkı yoktu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE