bc

Seninle Yandım

book_age18+
3.1K
TAKİP ET
22.1K
OKU
contract marriage
family
HE
heir/heiress
sweet
bxg
highschool
seductive
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bölüm 1 – Adı Olmayan Kız1950 yılının baharında, Kayseri’nin rüzgârlı bir sabahında dünyaya geldi Feride. Doğumuyla birlikte annesi Ayten Hanım son nefesini verirken, konağın tüm perdeleri indirildi. Ayten Hanım’ın ölümüyle ev sessizliğe gömülürken, yeni doğan kızın ilk ağlaması bile kimsenin yüreğini titretmedi.O günden sonra, kimse ona “Feride” diye seslenmedi. Annesi ölmeden birkaç gün önce, “Eğer kız olursa adını Feride koy” demişti. Babası Halit Bey, o isme bile tenezzül etmedi. Ona isim vermedi. Hizmetçilerin dilinde “küçük hanım” ya da “öteki çocuk”tu.Feride’nin saçları annesininkine hiç benzemiyordu. Ne ablası Nermin gibi sarı saçlıydı, ne abisi Mert gibi mavi gözlü. Saçları alev gibi kızıl, gözleri kahverengiydi. Halit Bey için bu yeterliydi: “Bu benim soyumdan değil,” diyordu. “Annesiyle birlikte lanetini de getirdi bu kız.”Feride, konağın en ücra odasında büyüdü. Ne bir oyuncak verildi eline, ne de bir bayramlık kıyafet dikildi ona. Her yıl ablası ve abisi için özel diktirilen elbiseler, Feride’ye ancak birkaç yıl sonra, daralmış ve yıpranmış halleriyle ulaşırdı. Ayakkabıları da ya büyük olurdu ya da topuğundan kanatırdı ayağını. Yine de şikâyet etmezdi. Çünkü şikâyet edecek kimsesi yoktu.Evdeki hizmetçiler bile onu hizmetçi gibi görürdü. Sabahları erkenden kalkar, ablasının odasını havalandırır, abisinin kitaplarını taşır, sofra kurulurken mutfağa yardım ederdi. Herkes bir adım geri çekilirken, Feride her işe koşardı. Ona emir vermek, evin nizamı hâline gelmişti.Okula gitmedi. Halit Bey, “Bu kıza okuyacak kâğıt harcamam,” demişti. Fakat Nermin’in mürebbiyesi, Halit Bey’in şehir dışında olduğu zamanlarda Feride’ye gizlice okuma yazma öğretti. Sonra evin kütüphanesinde kitaplara sığınmayı öğrendi. Her gece kandil ışığında, çarşafın altına saklanarak kitap okurdu. Kahramanlarıyla konuşur, hayali dostlar yaratırdı.Yıllar geçti. Feride büyüdü. On altı yaşına geldiğinde, artık hem daha güzeldi hem de daha suskun. Yüzüne baktığınızda hem çocuk hem kadın görürdünüz. Konağın bahçesinde yürürken bile başını eğerek yürürdü, göz teması kurmazdı. Çünkü yıllarca öğretilmişti ona: Sen görünmezsin.Halit Bey’in işleri o yıl bozuldu. Mal satıldı, icra geldi, arazi parçalandı. Herkesin saygı duyduğu Halit Bey artık konağın içinde bile güçsüz bir gölgeydi. Herkes fısıldaşırken, Halit Bey borçları nedeniyle Kayseri’nin zenginlerinden biri olan Kenan Bey’e başvurdu. Kenan otuzlarının başında, zeki ve yakışıklı bir adamdı. Ama gözleri soğuktu. Genç yaşta bir kıza âşık olmuş, onu bir yangında kaybetmişti. O günden beri kalbine bir daha kimseyi almamıştı.Kenan Bey’in annesi yatalaktı, konuşmuyordu. Babasının ikinci eşinden olma küçük bir erkek kardeşi vardı, altı yaşında ve sessizdi. Konuşmaz, göz teması kurmazdı. Kenan, konağında annesine ve kardeşine bakan sadık bir hizmetkâr arıyordu. Ve aynı zamanda çevreden gelen “evlen artık” baskısından da bıkmıştı.Halit Bey, Kenan’a olan borcunu ödeyemeyince, çaresizce “Sana verecek hiçbir şeyim yok… Kızım hariç,” dedi. Kenan başını kaldırmadan, “Kaç yaşında?” diye sordu. Halit Bey cevap vermedi. Yüzündeki utancı saklamak istercesine bakışlarını kaçırdı. “Evleneceğim onunla,” dedi Kenan. Böylece hem çevrenin laflarından kurtulacak, hem de konağındaki eksik iş gücünü tamamlayacaktı. Aşktan, merhametten yoksun, sadece işlevsel bir evlilik.Ertesi sabah Feride’ye haber bile verilmeden, küçük bir bohçaya birkaç giysi konuldu. Elinde ne bir mehir, ne bir bilezik vardı. Yanına konağın eski uşağı Şükrü verildi. “Gideceğin yerde konuşma, sus,” dedi babası. “Beni utandırma.”Feride neye uğradığını anlamadan, Kayseri’nin taş sokaklarında arabaya bindirildi. İlk kez konaktan çıkıyor, ilk kez “bir yere” gidiyordu. İçinde ne umut vardı ne de korku. Sadece boşluk. Arabanın camından dışarı bakarken, saçlarına değen güneşte bir an annesinin adıyla seslenildiğini hayal etti: “Feride.”Kenan Bey’in konağına vardıklarında, içeri alınmadı. Hizmetçiler onu avludaki eski bir odaya götürdü. Elbiselerini çıkarmasını, başını örtmesini söylediler. Beyaz bir gelinlik yoktu. Sadece kırmızı tül bir baş örtüsü. Kenan, akşamüstü geldi. Yanında bir imam vardı.Nikâh odasında tek kelime edilmedi. İmam sordu, Feride sessizce “kabul ettim” dedi. Kenan başını öne eğdi. İmam nikâhı kıydıktan sonra, Kenan yavaşça örtüyü kaldırdı.Gözleri büyüdü.Beklediği kişi Nermin’di. Ablasıydı. Ona gelen borcun karşılığı, güzelliği dillere destan, görgülü, ince Nermin olmalıydı. Fakat karşısında o vardı… Sessiz, ürkek, kızıl saçlı, esmer gözlü bir kız.Feride.Kenan’ın yüzü sertleşti. Yumruklarını sıktı. O andan itibaren, bu evliliği bir ceza gibi yaşayacağına yemin etti.Feride ise başını öne eğdi. Örtü elinden kayarken, sadece bir şey fısıldadı içinden:“Adımı bilmesen de olur… ama bana bağırmadan seslenmeni isterdim.”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Seninle Yandım
⸻ Alacak ve Bedel Konağın taş kapısı gıcırdayarak açıldığında, avludaki sessizlik bozuldu. Hizmetçi kadının telaşlı adımları, Halit Bey’in çalışma odasının kapısına kadar eşlik etti. “Beyim… Kenan Bey geldi,” dedi kadın, başını eğerek. Halit Bey, kalemini bırakmadan başını kaldırdı. “Al içeri,” dedi. Sesi kuru, yorgundu. Kapı tekrar açıldığında, içeriye serin bir rüzgârla birlikte Kenan Bey’in varlığı doldu. Üzerinde koyu gri, ütüsü kusursuz bir takım vardı. Yüzü traşlı, gözleri karanlıktı. Odanın ortasında durdu, gözleri doğrudan Halit Bey’e dikiliydi. “Vakit dar,” dedi Kenan. “Sabrım da öyle.” Halit Bey sandalyesinden kalkmadı. Elini titrek bir şekilde masanın üstündeki deftere bastırdı. “Yol yorgunusundur. Kahve getirseler—” “Borcu konuşmaya geldim, kahve içmeye değil,” diye böldü Kenan. Odadaki hava bir anda ağırlaştı. Halit Bey, boğazını temizleyerek bir evrak çıkardı çekmeceden. “Bak, bu arazi hâlâ satılık. İlgilenecek biri çıkar belki. Hâlâ bir değer—” “Değeri olan hiçbir şeyin kalmadı, Halit Bey.” Kenan sesini yükseltmeden ama her kelimesi bıçak gibi konuştu. “Bu defteri kapatmanın tek yolu var. Ya ödersin… ya da elimde kalanlara el koyarım.” Halit Bey’in elleri titredi. Masanın kenarına yaslandı, başını eğdi. “Ödeyecek bir şeyim kalmadı.” Kenan birkaç adım yaklaştı. “Evini, konağını, atlarını, zeytinliğini saymazsak evet. Hiçbir şeyin yok gibi görünüyor.” “Ev… icralık zaten. Dört yana borçluyum. Ne yapsam yetmiyor.” Kenan, Halit Bey’e birkaç saniye baktı. Ardından gözlerini hafifçe daraltarak ekledi: “Bana önerilecek neyin kaldı? Ne istiyorsun?” Halit Bey sustu. Gözlerini bir an yere indirdi. Ardından sesi çatallı geldi: “Kızım var.” Kenan’ın kaşları kalktı. “Nermin’den mi bahsediyorsun?” “Evet… Nermin. Genç, güzel, terbiyelidir. Düzgün yetişti. Evlilik yaşına da geldi zaten.” Kenan sessizleşti. Yüzüne bir anlam gelmedi. “Bu… bir teklif mi?” Halit Bey, dudaklarını ısırdı. “Senin gibi bir beyin yanında olması evladır. Hem… hem annene ve kardeşine bakacak birine ihtiyacın olduğunu da duydum.” Kenan arkasını dönerek pencereye yürüdü. Parmakları pencere pervazında gezerken düşündü. “Nermin,” dedi usulca. “Kaç yaşında?” Halit Bey durdu. Tam cevap verecekken, kelime boğazında düğümlendi. Konuyu değiştirerek devam etti: “Olgun bir kızdır. Bilgili, eli beceriklidir. Temizdir.” Kenan döndü. Gözleri buz gibi oldu. “Temiz midir? Bu mu pazarlık?” Halit Bey sustu. Yüzü kıpkırmızı oldu. Utanç mıydı yoksa çaresizlik mi, belli değildi. Kenan bir süre sessiz kaldı. Ardından başını hafifçe eğerek: “Annem ve kardeşim için birine ihtiyaç var, doğru. Evlilik baskısından da kurtulmam gerek. Ama… bir kadına hayat vermeye niyetim yok. Bu evlilikte aşk olmayacak, ne şefkat ne de ilgi.” Halit Bey sessizce başını salladı. “Zaten senden bir şey beklemez.” Kenan gözlerini kısarak tekrar sordu: “Kız, bu şartları kabul eder mi?” Halit Bey başını eğdi. “Ne dersem onu yapar.” Kenan sertçe gülümsedi. “Öyleyse yarın aldırırım. Hazırlık istemem. Sessiz, gürültüsüz gelsin. Nikâh da aynı gün olacak.” “Peki,” dedi Halit Bey. Sesi bir hayli boğuktu. Kenan kapıya yöneldi. Tam kapıdan çıkarken bir kez daha durdu. “Yarın sabah. Unutma. Karşılığında tek kuruş borcun kalmaz.” Halit Bey başını eğdi. “Unutmam.” Kapı kapandı. Ve o kapının ardında Halit Bey, elini alnına götürdü. Masanın kenarına tutundu. Bir adamın kızını verip borçlarını kurtardığı an, sadece onur değil, kalan son gurur da yere düşmüştü. Ama odadaki bir köşede, ince bir duvarın ardında, sessizce bir çift göz bu konuşmayı duymuştu. Ve o gözler ne Nermin’e aitti… ne de görmezden gelinmeye alışık bir hizmetçiye. O gözler, ilk kez kendi kaderini öğrenmiş olan, adı bile doğru düzgün söylenmemiş, bir kızın gözleriydi. Sabah ezanı çoktan okunmuş, konağı ağır bir sessizlik kaplamıştı. Halit Bey’in odasında gaz lambası hâlâ yanıyor, dumanı ağır ağır tavana yükseliyordu. Üzerinde borç kayıtlarının olduğu defter açık duruyor, sayfaların kenarlarında parmak izleri kararmıştı. Kapı tıklatıldı. “Gel.” İçeri giren Nermin, yaldızlı sabahlığıyla, mahmur gözlerle babasına baktı. “Baba, seni sabaha kadar uyumadın diye duydum. Bir şey mi oldu?” Halit Bey gözlerini kızına dikti. Geceden beri zihnini kemiren düşünce netleşmişti. Kenan Bey evlenmek istiyordu. Bedelini de açıkça söylemişti: Borçlarının tamamı silinecek, eğer… kızı verilirse. Nermin. Ona bakınca yüreği sıkıştı. Güzelliği dillere destandı. Sarı saçları dökülür, gül gibi teni parıldardı. Bir baba olarak kıyamazdı. Onu Kenan gibi ruhsuz bir adamın yanına gönderemezdi. Bir başka kızı daha vardı. Adı evde bile anılmayan. Gölge gibi yaşayan. Ötekileştirilmiş. Feride. Halit Bey yutkundu. Nermin gülseydi… Feride yanardı. Kendi vicdanında bu denklem çoktan kurulmuştu. ⸻ Feride’yi sabahın ilk saatlerinde çağırdılar. Önce neye uğradığını anlamadı. O saatte kimse onun adını anmazdı. Babasının karşısına dikildiğinde gözlerini kaçırdı. O da gözlerini kaçırdı. Elinde tuttuğu kırmızı tülü Feride’ye uzattı. “Bunu başına ört. Yüzünü de. Nikâh kıyılana kadar kaldırmayacaksın.” Feride başını kaldırmak istedi, ama Halit Bey izin vermedi. “Sakın konuşma. Nikâhta da. Sorulursa sadece ‘kabul ettim’ diyeceksin. O kadar.” Feride’nin sesi titredi: “Ben… nereye gidiyorum?” Halit Bey gözlerini kısıp dişlerini sıktı. “Kenan Bey’le nikâh kıyılacak. Beni o kadar utandırma. Bu iş bozulursa… sen de bozulursun. Kapımdan içeri giremezsin. Sokağa düşersin. Anladın mı?” Feride’nin yutkunması duyuldu. Boğazında düğüm vardı. “Peki…” “İyi. Duvağı asla kaldırma. Konuşma. Senin kim olduğunu bilmeyecek. Onun için… sadece Halit’in kızı olacaksın.” ⸻ At arabası taşlı yollarda ilerlerken Feride’nin elleri titriyordu. Şükrü yanındaydı. Hiç konuşmadı. Gökyüzü griydi, her şey solgundu. İçinde ne umut vardı ne de dua. Sadece derin bir utanç. Kenan’ın konağına vardıklarında başhizmetçi Zühre Hanım kapıda bekliyordu. “Gelin geldi,” dedi uşak. Zühre kadına şöyle bir baktı. Başındaki kırmızı tül, yüzünü tamamen örtüyordu. Göz göze gelmediler. “Gel benimle.” Feride’yi konağın içindeki bir odaya götürdü. Işık az, hava ağırdı. Feride minderin üstüne oturdu. Başını eğdi. Ellerini dizlerine koydu. Duvardaki saat her saniyede kalbine çivi çakıyor gibiydi. Dakikalar geçti. Sessizlik büyüdü. Sonra kapı açıldı. Kenan içeri girdi. Ardından imam. Zühre başıyla selam verdi. “Hazırız efendim.” Kenan göz ucuyla bile bakmadı geline. Zaten gereksiz buluyordu. Bu bir evlilik değil, bir anlaşmaydı. Kadının kim olduğunun önemi yoktu. İmam elindeki deftere baktı. “Hazırsak başlayalım.” Önce kıza döndü. “Halit’in kızı, Kenan Bey’le evlenmeyi kabul ediyor musun?” Feride, yavaşça başını eğdi. Babasının sesi kulağında yankılandı: Bu eve dönemeyeceksin. “…Kabul ettim,” dedi kısık bir sesle. İmam döndü. “Kenan Bey, Halit’in kızıyla evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” Kenan gözlerini imamdan kaçırmadan söyledi: “Kabul ettim.” İmam dua okudu. Nikâh kıyıldı. Kalem oynadı. Kayıt tutuldu. Her şey birkaç dakikada bitti. Zühre Hanım öne eğildi. “Gece odası hazır. Buyurun efendim.” ⸻ Gelin odasına geçtiklerinde Kenan sessizdi. Loş ışık altında Feride ayakta bekliyordu. Başındaki kırmızı örtü hâlâ duruyordu. Ellerini önünde birleştirmişti. Kenan ellerini arkasında birleştirerek yürüdü. Kadının karşısına geldi. Bir süre baktı. Hiçbir şey demedi. Sonra ani bir hareketle, örtüyü çekip aldı. Kırmızı tül yere düştü. Karşısında duran kız, Nermin değildi. Saçları alev gibi kızıldı. Gözleri kahverengi ve ürkekti. Elmacık kemikleri ince, yüzü solgundu. Kenan’ın gözleri büyüdü. Bir adım geri attı. “Sen… sen Nermin değilsin.” Feride başını eğdi. Hiçbir şey demedi. Kenan yüzüne yaklaşarak hiddetlendi. “Konuşsana! Kimsin sen?” Feride sessizdi. Yalnızca dudakları kıpırdadı, ama ses çıkmadı. Kenan dişlerini sıktı. “Bana yalan söylediler. Halit Bey beni kandırdı… Seni bana sattı!” Feride hâlâ susuyordu. O an, konuşmak değil, sadece ayakta kalmak için direniyordu. Kenan duvara bir yumruk attı. Lambanın ışığı titredi. “Sessizliğin beni daha da delirtiyor. Konuş dedim!” Feride titrek bir sesle fısıldadı: “Ben… Halit’in kızıyım. Hepsi bu.” Kenan bir süre sustu. Sonra alçak bir kahkaha attı. “Güzel. Halit’in kızıymışsın. Ama o Halit bana başka bir kızı vaat etmişti.” Feride bir adım geriledi. “Ben… zorla geldim

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

AŞKLA BERDEL

read
93.2K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
90.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
558.0K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.2K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
50.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook