ZOR SINAV

2289 Kelimeler
 Kapıyı çalıp beklemeye başladım. Çok beklemeden kapı açılmıştı. Üvey annemdi kapıyı açan. Ona gülümsedim ve içeriye girdim. Her ne kadar adı üvey anne olsa da onu seviyordum. İyi bir kadındı. Bana kötü davranmıyordu. Tam tersine, bu evdekilerin aksine benimle sohbet edip gülen nadir insanlardan biriydi. “ Babaannem nerde?” diye sordum avluda kimseyi göremeyince. “ Odasındadır. İner birazdan.” Dedi. Başımla onayladım. Sonra da merdivenlere yöneldim. Elimdeki poşetleri bırakıp babaannemin odasına ilerledim. Kapıyı bir kez çalıp içeriye girdim. Babaanneme yatağında uzanıyordu. Beni görünce hemen doğrulmuş ve her zamanki öfkeli bakışlarını yöneltmişti yine. “ Sen ne yapıyorsun burada?” diye sordu şalını düzeltirken. “ Senin saçmalıklarını yüzüne vurmaya geldim.” Diye bağırdım.” Sen ne hakla o manyak adamı peşime takıyorsun? Beni ne hale getirdiğini görüyor musun?” dedim dizimi göstererek. Zorladığımdan olsa gerek daha fazla kanamıştı. “ Torununa bunları mı layık görüyorsun sen? Ne kadar taş kalplisin.” Gözleri bir süre dizime kaymıştı. Kısa zamanda yeniden gözlerime bakmıştı. “ Kadir iyi çocuktur. Öyle şeyler yapmaz. Sen kışkırtmışsındır.” Dedi hiç umursamadan. “ Bana bak. O çocuğu benden uzak tut. Tut yoksa alır başımı çeker giderim. Buraya senin saçmalıklarınla uğraşmak için gelmedim ben.” diye bağırdım. Onu dinlemek istemediğimden kapıyı açıp dışarıya çıktım. Bu konuyu babamla konuşmalıydım. Babaanneme kalırsam en kısa zamanda beni evlendirecek gibi görünüyordu. Odama girip telefonumu çantamdan çıkardım. Babamı arayıp kısaca ona olan herşeyi anlattım. Öfkeli olduğu sesinden belli oluyordu. Babaannemin çok ileri gittiğinden bahsetmişti. Kadir konusunda endişelenmememi söyleyerek rahatlatmıştı beni. En azından babaannem gibi saçma şeylere inanmıyordu. Bu beni sandığımdan daha da rahatlatmıştı. Abam da babaannem gibi düşünse ne yapardım ben? Bu genç yaşta istemediğim bir evlilik yapmak delilik olurdu.  Bunu yapacağıma kendimi öldürmeyi tercih ederdim. Ama buna erek kalacak gibi görünmüyordu. Babam ve amcam varken kimse istemediğim bir şeye zorlayamazdı beni. Telefonu kapatıp yatağın üzerine bıraktım. Üzerimi çıkarıp rahat bir şeyler giyindim. Şort ve askılı bluz...  Sonrada ayağımdaki bandajı çıkarıp, yarayı temizledim. Temiz sargı beziyle yeniden sardıktan sonra güneş kremini sürdüm. Daha fazla renk değiştirmek istemiyordum. Sonrada bu gün aldığım kitaplardan birini elime alarak çatıya doğru çıkmaya başladım. Burada çatılar yoktu. Üzerini kapatma gereği duymuyorlardı. Teras olarak kullanmayı tercih ediyorlardı. Çamaşır asmak ya da sebze kurutmak için birebirdi. Ama ben orayı herkesten kaçmak için kullanırdım.  Kenarda duran minderlerden birinin üzerine uzandım. Güneş tenimi yalayarak geçiyordu. Başımı gölgeye uzatarak elimdeki kitabı okumaya başladım. Bir süre sonra kendimi tamamen kaptırmıştım. Yeri geldiğinde gülüyor, yeri geldiğinde kızıyordum. Kitap oldukça iyi yazılmıştı. Tüm duyguları hissederek yaşıyordum. “ Ana.” babamın avluyu inletecek kadar güçlü çıkan sesi dikkatimi dağıtmıştı. Olduğum yerden doğrulup kenarlara yaklaştım. Elim sıcak taşlara değdiğinde biraz yansa da merakım daha ağır basmıştı. “ Ana.” diye bağırdı babam yeniden.  Ben de yukardan onu izliyordum. Onu neyin bu kadar kızdırdığını gerçekten merak ediyordum. O sırada babaannem görüş alanıma girmişti. Merdivenlerden yavaş adımlarla iniyordu. Başında beyaz şalı, üzerinde her siyah bir elbisesi vardı. Sakin adımlarla avluya inmişti. “Ne bağırırsın deli danalar gibi.” “ Sen bunu nasıl yaparsın ana? Nasıl bana sormadan benim kızımı sözlü ilan edersin?” diye bağırdı. Yürü ve baba. Kurtar kızını yaşlı cadı silanın elinden. “ Ben yapmasaydım da kızın kurda kuşa yem mi olsaydı? Görmüyor musun halini. Anasına benzemiş. Yakışı kalır mı hiç?” babaannem sakince konuşuyordu. O sırada diğerleri de konuşmayı duymuş olacak avluya toplanmışlardı. “  Bıraksaydın da kendi kızımla ilgili konulara ben karar verseydim. Buna karışmaya hakkın yoktu. “ “ Karıştım da fena mı oldu? Bak sonunda başını bağladık. Evlensin... Bundan sonra kocası ilgilensin.” Dedi hiç istifini bozmadan. Bu kadın ne demeye çalışıyordu? Ne demek kocası ilgilensin? Daha dün sözlü demişti bu gün evlendirdi. “ Ana...” dedi babama sertçe. Olduğum yer oldukça yüksekti. O yüzden ifadelerini çok fazla seçemiyordum. Ama ses tonu öfkeliydi. Aynı benim gibi. Olduğum yerden kalkıp merdivenlerden hızla inmeye başladım. Bu saçmalığa daha fazla katlanmayacaktım. Kimse beni istemediğim bir adamla evlendiremezdi. Bu babaannem olsa bile. Ayağımın acısını görmezden gelip merdivenleri indim. Avluya doğru hızla yürüyordum. En az babam kadar öfkeliydim. Gözlerimden ateş çıkmıyor olsa da birazdan ağzımdan kötü şeyler çıkacağına emindim. Babam beni fark etiğinde başını öne doğru eğdi. “ Bu asla olmayacak.” Dedim yürürken.  Babaannem şalını düzelterek bana döndü. Gözlerinde ki ışıltı beni korkutmaya yetmişti. Sanki ben ne yaparsam yapayım dönüş yoktu. “ Artık çok geç Dilan. Söz ağızdan bir kere çıktı. Sen artık Kadir’le sözlüsün.” Dedi hiç aldırış etmeden. “ Evlenmeyeceğim... Gücün varsa aksini yaptırsın. Ben reşit bir kızım. Ben istemediğim sürece beni evlendiremezsin.” Diye bağırdım. “ Ne yaparsan yap elinden bir şey gelmez artık. O yüzden sana tavsiyem kabullen ve kendini hazırla. Yakında evleneceksin.” “ Asla! Asla o adamla evlenmeyeceğim.” Dedim yeniden. Babaannemin kendinden emin ifadesi, babamın çaresiz boyun eğişi beni oldukça sarsmıştı. Ben bu kadar kolay pes etmezdim. Kimse ama kimse bunu yapmamı sağlayamayacaktı. Bunun için cesedimi çiğnemeleri gerekiyordu. Babaannemin alaylı bakışlarına daha fazla tahammül edemeyecektim. Bu yüzden daha fazla karşısında duramayacağımı alarak, dışarıya doğru yürürdüm. Dış kapıyı açıp kendimi dar sokağa attım. Nefes alamıyordum. Sanki bir el boğazımı sıkıyordu ve ben ölmek üzereydim. Birkaç adım atıp kendimi bu lanetli evden uzağa taşımayı başarmıştım. Elim soğuk duvarlarda sürünüyordu. Ayakta duramayacak kadar çaresizdim. O yüzden duvardan destek alarak ilerliyordum. Daha fazla dayanamıyordum. Ben bu kadar kötü bir aileyi hak etmiyordum. Annem tarafından oyuna getirilerek buraya yollanmıştım. Oysa tek istediğim hayallerimi gerçekleştirmekti. O yüzden öncelikle okulumu bitirmek istiyordum. Ama ailem olacak insanlar düşmanımı aratmayacak yöntemlerle hayatımı kâbusa çevirmek için var gücüyle çabalıyorlardı. Beni evlendirmek istiyorlardı. Beni evlendireceklerdi. Derin bir nefes alıp biraz daha ilerledim. Ayağımın durumunu unutarak koşmaya başladım. Bilmediğim sokaklara girerek kaybolmak istedim. Nereye gittiğim umurumda değildi. Sadece gitmek istiyordum. Bu saçmalıklardan uzak olan bir yere gidip kalmak istiyordum.  Huzur istiyordum. Ama nedense huzur benden uzaklaşıyordu. Üniversiteyi kazandığım andan itibaren sorunlarımın ardı arkası kesilmemişti. Önce buraya yollanmıştım. Daha sonra babaannemin iğneleyici sözlerine maruz kalmıştım. Ve şimdide iznin olmadan evlenmem için çabalıyordu. Bunu neden yapıyordu gerçekten bilmiyordum. Bir insan torununa neden böyle davranırdı. Neden onu sevmediği biriyle evlendirmek isterdi? Buna anlam veremiyordum bir türlü. Ne yapmıştım da onun nefretini kazanmıştım anlamıyordum. Oysa bir kez olsun kötü bir söz söylememiştim. Bir tek giyimime karışmasına izin vermemiştim hepsi bu. Bunun için evlendirmek istemesi ne kadar mantıklıydı? Gözlerimden süzülen yaşlara aldırmadan hızla yürüyordum. Etraftan geçenler bana bakıyorlardı ama kimse ne olduğunu sorma gereği duymuyordu. Aslında kimseye anlatmak da istemiyordum. Acımı içimde yaşamayı sevenlerden biriydim ben. Ama Selin olsa anlatırdım. Ona her şeyimi anlatırdım. Beni dinleyeceğini, benim için üzüleceğini bilirdim. Acımı onun kadar iyi kimsenin anlayacağını düşünmüyordum. Selin benim çocukluğumdu. Yıllardır beraber büyümüş ve hiç ayrılmamıştık. Aramızdaki dostluk çok uyuz yıllara dayanıyordu. Şu an onun sıcak kollarına o kadar ihtiyacım vardı ki? Ama ona ulaşamayacağım kadar uzaktaydı. Yaşlarım azalmaya başlayana kadar yürümeye devam ettim. Nerede olduğum kısmını umursamıyordum. Sadece kalbimdeki ağırlığı yok etmeye çalışıyordum. Sanki biri kalbimin üzerine kocaman bir taş koymuştu. Hem acıyor hem de ağırlık altında eziliyordu. Ne yazık ki ona yardım edemiyordum. Acısını hissediyor ve ezilme seslerini duyuyordum sadece. Ama ne yalan söyleyeyim yürümek iyi gelmişti. Her ne kadar hava kararmaya başlamış olsa da kendimi daha iyi hissetmiştim. Üzerimdekiler gece için uygun değillerdi. Buralarda gündüz ne kadar sıcak olursa gece de o kadar da soğuk oluyordu. O yüzden şort ve askılı bluzum beni soğuklardan koruyamıyordu ne yazık ki. Kollarımı kendime dolayıp yürümeye devam ettim. Eve geri dönme zamanı çoktan gelmişti. Hem sakinleşmiştim hem de korkmaya başlamıştım. Hava karardıktan sonra burada tek başıma olmak korkutucu görünmüştü gözüme. Loş ışıklı yolları takip ederek geri dönmeye başladım. Ama nasıl evden kaçtıysam oldukça uzaklaşmıştım. Üstelik nasıl yollardan geçtiysem tamamen kaybolmuştum. İşte bu harika olmuştu. Kaybolmak isterken gerçekten kaybolmuştum. Zaten bir de bu eksikti. Evin yolunu nasıl bulacağımı bilmeden yürümeye devam ettim. Yanımda ne para ne de telefon vardı. Tamamen ortada kalmıştım. Adımlarımı hızlandırarak sokakta yürümeye devam ettim. Birini görürsem yardım isteyecektim. Ama ihtiyacım olduğundan mı bilmem kimse yoktu sokakta. Bu beni daha da korkutmuştu. Tek başıma karanlık sokakta kalmıştım. Şu evin adresini artık ezberlemeliydim. Sürekli kaybolarak yaşayamazdım. Aslında o evde de yaşayamazdım. Eve gitmeyi başarırsam babamla konuşacak ve yurda çıkacaktım. O kadının yanında kalmak istemiyordum. Yürümeye devam ediyordum. Oldukça üşümüş ve korkmuştum. Sokaklara giriyordum ama bana tanıdık gelen bir yer görmüyordum. Kimseyi de bulamıyordum. Bu beni daha korkutuyordu. Daha fazla yürümek istemeyerek olduğum yerde durdum. Her adımın kaybolma neden oluyordu. Nereye gittiğimi bilmediğim sürece daha fazla kaybolmaktan başka bir şey yapmıyordum. Bu yüzden daha fazla kaybolmak istemiyordum. O yüzden başka bir yöntem denemeye karar verdim. İçerde ışık yanan bir evi gözüme kestirip kapıyı çaldım. Sonrada beklemeye başladım. Kapı açılınca rahat bir nefes aldım. İçerden bir adam çıkmıştı. Orta yaşın sonlarında olduğu belli olan sakallı bir adamdı. Bir şey söylemeden beni süzdü önce. Sonra bakışları gözlerimi bulduğunda yüzüne elli belirsiz bir gülümseme yerleşti. Nedense bu beni ürpertmişti. Ama ona belli etmemek adına büyük bir çaba harcıyordum. “ Kime bakmıştın bacım?” dedi kalın ve baştan ayağa ürpermeme neden olan ses. “ Ben... Ben kayboldum da.” Diye açıkladım. Ama adam gülümsemesini saklamayınca hemen “ Telefonunuzu kullanabilir miyim? Babamı aramalıyım.” Diye ekleme gereği hissettim. Ama adam hiç çekinmeden beni bir süre daha süzdükten sonra cebinden eski model bir telefon çıkardı. Gülümseyerek bana doğru uzattı. Vazgeçme olasılığını hesaba katarak telefonu hemen aldım. Her zaman ezbere bildiğim iki numaradan birini tuşladım. Biri annem diğeri Selin’indi. “ Alo!” Dedi ince bir ses. “ Anne benim Dilan.” Dedim. “ Dilan! Ne oluyor? Neden kendi telefonundan aramadın?” “ Anne ben telefonumu evde unuttum. Ve kayboldum. Babamı arar mısın? Gelip beni buradan alsın.” “ Neredesin peki?” sesi oldukça endişeli geliyordu. Aslında bende en az onun kadar endişeliydim ama elli etmiyordum. Adam zaten yiyecek gibi bakıyordu. Bir de korktuğumu anlarsa iyi şeyler olmayabilirdi. O yüzden sakinliğimi korumaya çalışıyordum. Annemin sorusuna karşılık etrafı kontrol etmeye başladım. Belirgin şeyleri anneme aktarıyordum. Umarım beni bulmaları için yeterli olurdu bu detaylar.“ Tamam, hemen arayacağım. Sakin bir yere ayrılma ve dikkatli ol.” Dedi ve telefonu kapattı. Kendimi bir an terkedilmiş hissetmiştim. Arkamı dönüp telefonunu adama uzattım. “ Teşekkür ederim. Babam yoldaymış. Birazdan gelir.” Dedim tamamen yalan söyleyerek. Aklından kötü bir şey geçirmemesini istediğim için böyle söylemiştim. Adamın gözlerinde hiç de inanmadığını gösteren ışığı görmüştüm ama dik durmaya devam ettim. “ Yardıma ihtiyacın olursa yine gelebilirsin. Dedi. Ses tonu bu yardımın içine nelerin girdiğini düşünmeme neden olmuştu. Ama şu an daha fazla kötü şeyler düşünmemek adına adamın sözleri kulak arkası ettim.  Sonrada kapının önünden çekilip biraz daha yürümeye başladım. Niyetim onun görüş alanından çıkmaktı. Zaten çok fazla uzaklaşamadım. Babam eğer beni bulabilirse ki umudum bu yöndeydi, burada bulacaktı. O yüzden beş on metre yürüyüp kavşağı andıran bir sokakta durdum. Burada yol dörde ayrılıyordu. Tam yerinde durmuştum cidden. Babam buraya gelirse bu yolların birinden gelecekti. O yüzden sırasıyla yolları izlemeye başladım. Başımı yukarıya çevirdiğimde bir kapının önünde birkaç adamın olduğunu gördüm. Askerleri andırıyorlardı. Onlarda beni fark etmiş olacak ki bakışlarını bana yöneltmişlerdi. Adrenalin tüm vücuduma yayılmıştı. Bir an önce babamın gelmesini istiyordum. Gerçekten korkmaya başlamıştım. Onlara bakmamaya çalışarak diğer yolları izlemeye devam ettim. İçimden bildiğim tüm duaları okuyordum. Babamın bir an önce beni bulması için dua ediyordum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Ben evin duvarına sırtımı dayamış ve yere çökmüştüm. Adamlar sürekli beni izliyorlardı ama hiç biri yanıma gelerek korkutmamışlardı. Bunun için minnettardım. Sonunda önümdeki sokaktan iki far ışığı belirmişti. Hevesle olduğum yerden kalkıp arabaya bakmaya başladım. Araba aniden durup kapısı açıldığında büyük bir rahatlama hissetmiştim. Babam koşarak yanıma gelmişti. Bende hem korku hem de mutluluğun verdiği rahatlamayla ona sıkıca sarılmıştım. Babam beni arabaya taşıyıp ön koltuğa bıraktı. Sonrada kendi tarafına geçti. Koltuğa bindiğinde kulağında telefon vardı. Amcama beni bulduğunu söylemişti. Sonrada arabayı çalıştırmıştı. Evin önüne gelene kadar ikimiz de konuşmamıştık. Sanırım ikimizde bulunduğum için fazlasıyla mutluyduk ve konuşarak durumu daha beter hale getirmek istemiyorduk. Babam kapıyı çalıp beni içeriye aldığında, üvey annemin ani çıkışı beni hazırlıksız yakalamıştı. Kollarını bana dolayıp sıkıca sarılmıştı. Hiç bilindik üvey anne hareketi değildi bu. “ İyi misin?” diye sordu geri çekilince. Konuşmak yerine başımla oyaladım. Duygusal olarak bitkindim. “ Gel seni odana çıkarayım da dinlen biraz.” Dedi koluma girerken. Yine başımla onaylamıştım. Ona şu an minnettardım. Bana samimiyetle yaklaştığı için minnettardım. Buna ihtiyacım vardı. Bu evde anlayışlı birine ihtiyacım vardı. Beni yatağımın üzerine oturttu. “ Bütün gün açsın sen. En sevdiğin yemeklerden yaptık bu gün. Sen uzan ben de sana getireyim.” Dedi kapıya giderken. Aslında aç değildim ama onu da durdurmadım.  Birinin benim için iyi bir şeyler yapmasına ihtiyacım vardı. Yorgun bedenimi yumuşak yatağa bıraktım. Eve dönmüştüm. Bana ait olmayan ama ait olduğum eve geri dönmüştüm. Babaannemin zevkten dört köşe olduğuna emindim. Kaçamadığım ve geri dönüğüm için mutlu olmalıydı. Ama ben daha bitti dememiştim. O benimle oyun oynamak istiyorsa bu oyunda ende olacaktım. Ve ben asla kaybeden taraf olmayacaktım. O adamla evlenmemek adına herşeyi yapacaktım. Üvey annem bana yemeklerle dolu bir tepsi getirdiğinde, daha kapıdan içeriye girmeden kokuları almıştım. O hızla yatakta doğrulmuş ve aç kurtlar gibi getirilen tepsiye bakmaya başlamıştım. Kaybolmuş birisi için fazla umursamazdım. Ayşe tepsiyi önüme koyunca ona teşekkür edecek kadar bile beklemedim. Direk olarak yemekleri yemeye başladım. Benim bu halimi umutsuz olarak yorumlamış olacak, yalnız kaldım. Bende yemeye ara vermeden devam ettim. Yemekler gerçekten harikaydı. Ben tabakları yarılamışken, kuzenlerim odaya giriş yaptı. Başıma gelenleri sormak yerine kendi yataklarına geçip yatmayı tercih etmişlerdi. Bu durum biraz olsa dokunsa da onlara belli etme niyetinde değildi. Kaşığımı tabağıma daldırıp yemeğime kaldığım yerden devam ettim. bu hayatta yemekten daha iyi terapi yönetimi yoktu benim için. Hele içli köfte... Ah işte bunun üstüne bir şey tanımıyordum. Kızlar ise sırtlarını bana dönmüş şekilde yatıyorlardı. Ben yokken ne olmuştu da bana bu şekilde tavır almışlardı anlamıyordum. En son aramız oldukça iyiydi. Babaannemle tartışınca, onlarda bana mı küsüyorlardı yani? Saçma işler... Tepsiyi alıp mutfağa indim. Ortalıkta kimseler yoktu. Kaybolmamdan sonra herkes kendi köşesine çekilmişti sanırım. Korkmuştum ama değmiş gibi görünüyordu. Umarım babaannem de bu saçmalıklardan vazgeçerdi. Bunu umut ederek yatağıma döndüm. Tüm günün yorgunluğu omuzlarıma yüklenmişti sanki. Yatağa yattığım ilk üç dakikayı hatırlıyordum sonrası yoktu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE