KARŞILAŞMA

2897 Kelimeler
Evin kapısı büyük bir gürültüyle çalınıyordu. Yataktan aniden doğruldum. Kapı duracak gibi değildi. Sanki biri kapıyı kırmak niyetindeydi. Gözlerim kızların yatağına kaydı. Yatakları boş ve düzenlenmiş şekildeydi. Yine erkenden kalkmışlardı anlaşılan. O zaman neden biri kapıyı açmıyordu ki. Kapı yeniden kırılırcasına çaldığında yataktan kalkma zamanının geldiğini anladım. Merdivenlere yönelip avlıya indim. Hava aydınlanmıştı ama ortalarda kimse görünmüyordu. Bu oldukça ilginç bir durumdu. Nasıl kimse bu kapıyı duymuyordu ki? Kimsenin gelmeyeceğini anlayınca kapıya yönelip açtım. Karşımda Kadir’i görünce panikle geriye adım attım. O ise gülümsüyordu. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Omuzlarında ise kırmızı bir şal örtülmüştü. Ne oluyordu cidden? “ Ne... Ne istiyorsun?” Diye sordum kekeleyerek. “ Seni almaya geldim güzelim. Ama sen daha hazırlanmamışsın.” Dedi gülümseyerek. Kapıyı yüzüne kapatmak istedim ama elini kapıya dayamıştı ve benden daha güçlü şekilde itiyordu. Ben kapatmak için çabalarken o da kapatmamam için çabalıyordu. Sonra hızla kapıyı geriye doğru itince en de kapıyla beraber savruldum. Dengemi koruyamadığım için yere düştüm. Ama canım acımamıştı. Korkuyla ona bakıyordum. “ Baba!” diye bağırmaya başladım. “ Baba...” “ Buradayım” dedi arka taraftan bir ses. Yerden kalkmadan başımla arkaya döndüm. Tüm ailem oradaydı. Hepsi özenle hazırlanmıştı. Babam, amcam, Engin, kızlar yengem... Hepsi oldukça mutlu görünüyordu. Sonra babaannemi gördüm. Kahkaha atarak yanıma geliyordu. Üzerinde parıldayan bir elbise, başında ona uygun parlak bir şal vardı. Yüzündeki memnun ifade beni korkutmaya yetiyordu. “ Artık Dilan’ı götürebilir miyim?” diye sordu Kadir. “ Elbette. O artık senin karın. İstediğin yere götürebilirsin.” Diye yanıtladı babaannem. Korkuyla ona bakıyordum. Ne oluyordu burada. “ Baba, bana yardım et.” Dedim umutla. Ama o keyifli bir şekilde bana bakıyordu. “ Düğününe geleceğim.” Dedi hiç istifini bozmadan. Hayal kırıklığı içinde boğuluyordum. Babam bile bana yardım etmiyordu. “ Amca, Engin, yenge.” Dedim sırayla onlara bakarken. “ Mutluluklar.” Dediler aynı anda. Sonra kulakları titretecek kadar yüksek tonda kahkaha attılar. Kadir bana doğru elini uzattı. “ Hadi karıcığım. Düğün başlamak üzere. Geç kalıyoruz.” “ Hayır... Hayır olmaz.” Dedim yüksek sesle. Hala taş avluda oturuyordum. Kadir kolumdan tutup ayağa kaldırdı. Çırpınıyordum ama ondan kurtulamıyordum. “ Baba.” Diye bağırdım beni kapıdan çıkarırken. “ Yardım edin. Biriniz bana yardım edin.” Diye bağırdım ama bana el sallamakla yetiniyorlardı. Kadir beni kapıdan çıkarmayı başardığında, kırmızı kurdelelerle süslenmiş beyaz bir at duruyordu kapının önünde. Arkasından da davullu zurnalı bir gurup vardı. Beni gördüklerinde çalmaya başlamışlardı. Bu olamaz. Ben evlenmek istemiyordum. Ben gitmek istemiyordum. Daha okulum vardı. Okumak istiyordum.  Ama Kadir beni zorla atın üzerine bindirmeyi başarmıştı.  Sonra da atın yularını tutarak yürümeye başlamıştı. Hala eve bakınıyordum. Biri beni kurtarsın diye umutla bekliyordum. Ama kimse gelmiyordu. O sırada önümüzde siyah bir araba durmuştu. Kapısı hızla açılmış ve içinden lacivert takım elbiseler içindeki o yakışıklı adam inmişti. Onu ilk gördüğüm zamanki haliyle gelmişti. Bana yardım ettiği, kucaklayıp hastaneye götürdüğü haliyle gelmişti. Emin adımlarla olduğum yere doğru yürümeye başlamışlardı. Kadir onu durdurmak adına önüne geçtiğinde ona bir akış atışı vardı. O koyu gözleri sanki Kadir’i öldürecekmişçesine öfkeli bakmıştı. Bunu gören Kadir’de yoldan çekilmiş ve bana ulaşmasına izin vermişti. Büyük bir umutla ona bakıyordum. Arka tarafta hala davul ve zurna sesleri yükseliyordu. Sanki burada olan bitenden ha ersiz gibi duruyorlardı. Yakışıklı ama uyuz karakterde olduğunu düşündüğüm adam, atın yanına gelmiş ve durmuştu. Gözleri beni bulduğunda kalbimin sesini duymaya başlamıştım. Oysa başından beri onun olduğu yerde büyük bir sessizlik vardı. O anda elini kaldırıp bana uzattı. Gözlerim Kadir’i buldu. Ne kadar öfkeli olduğunu görebiliyordum. Ama bende öfkeliydim. Onunla evlenmek istemiyordum. O yüzden yakışıklı adamın bana uzattığı ele baktım. Başını yukarı aşağı sallayınca elimi kaldırıp elinin arasına bıraktım. Yüzünde ilk defa bir gülümseme geçmişti. Ama oldukça kısa sürmüştü. Beni attan indirince büyük bir rahatlama hissettim. Attan indiğim gibi ona çok yakın bir mesafede durmuştum. Ona o kadar yakındım ki. Bir eli belimde, diğer eli elimde öylece birbirimize bakıyorduk. Neden bilmiyordum mutluydum. Sanki biraz önceki tüm korkularım yok olmuştu. O koyu gözleri bütün korkularımı çekip almış gibiydi.  “ Buna izin vermeyeceğim” diye bağırdı Kadir. İkimizde onun olduğu tarafa doğru döndük.  Kadir elindeki silahı bize doğru doğrultmuştu. “ Bunu yapamazsın Dilan. Onunla gitmene izin vermeyeceğim.” Diye bağırmaya devam etti. Korkuyla silaha baktım. Doğrulttuğu kişi en değildim. Yanımdaki adamdı. Bu beni daha fazla korkutmuştu. “ Hayır” diye bağırdım. “ O değil...” Bir anda silah sesi yankılandı sokakta. “ Hayır.” diye bağırdım korkuyla. O anda yatağımda doğrulmuştum. Nefes nefese bir haldeydim Korkuyla sağa sola baktım.. Ama boş bir odadan başka kimse yoktu. Büyük bir rahatlamayla dolmuştum. Elimi alnıma götürdüm. Yüzüm ve kıyafetlerim ter içindeydi. Kızlar da ne olduğunu anlam istercesine bana bakıyorlardı. Onlarla muhatap olacak durumda değildim. Hala rüyanın etkisindeydim. Yeniden yastığa koydum başımı. Tavanı izlemeye başladım. Bu nasıl bir rüyaydı böyle. Daha doğrusu neden böyle bir rüya görmüştüm ki? O adamın bu rüyada ne işi vardı? Adını bile bilmiyordum ama rüyamda bile kurtarıcım oluveriyordu. Kadir düşüncelerime girmeye başladığında daha fazla uyuyamayacağımı anlamıştım. Onu düşünmek bile istemiyordum. Yataktan kalkıp avluya indim. Hava aydınlanmaya başlamıştı bile. Bu saçma rüyayı ne kadar gördüysem artık. Sabah olmuştu. Mutfağa girip kendime bir kahve yaptım. Burada filtre kahve yoktu. O yüzden bir tük kahvesi yapıp avluya geri döndüm. Sabahın ılık havası tenimi okşarken, rüyanı kötü anılarını üzerimden atmayı planlıyordum. Sedirlerden birine oturup kahvemi yudumlamaya başladım. Hala oldukça gergin hissediyordum. Rüyanın etkisinden çıkamamıştım. Kadir meselesi hala aklımı kurcalıyordu. Bu rüyayı neden görmüştüm bilmiyordum. O adamın rüyalarımda ne işi vardı bilmiyordum. Oysa onu düşünmemiştim bile. Görmediğim takdirde aklıma bile gelmiyordu. Ama dün beni Kadir’den kurtarıyordu. Ailem el sallarken o bana el uzatıyordu. Neden ama? Oysa her karşılaşmamızda aksini yapıyordu. Bana yardım etmiş gibi davranıp sinir ediyordu. Ama rüyamda yardım etmekle kalmıyor kalbime işliyordu. Onu gördüğümde kalbimin sesini duyuyordum. Ah... Dedim düşünmekten sıkılarak. Ellerimi saçlarımın arasına geçirip düşünmemek adına sağa sola salladım. Düşünme... Düşünme diye temkinlerde bulundum kendi kendime. Kadir’e dair hiçbir şey düşünmek istemiyordum. O adama dair hiçbir şeyin aklımı meşgul etmesine dayanamıyordum.  Dizlerimi başıma çekip şarkı mırıldanmaya başladım. her zaman düşünmek istemediğim zaman böyle yapardım. Bu bana iyi gelirdi. Şu anda da iyi gelmesi için dua ediyordum. Avluda hareketlenmeler başlamıştı. Ne kadar bu durumda şarkı söylediysem artık. Ev halkı uyanmaya başlamıştı. Merdivenlerde babamı görünce içimde tuhaf bir burukluk oluşmuştu. Anlaşılan hala dün gecenin etkisindeydim. Bana yardım etmesini istememe rağmen yardım etmemişti. Babaanneme uyarak beni Kadir’e vermişti. Bunu kolay kolay unutamayacaktım sanırım. Gülümseyerek yanıma yaklaştı. Sonra saçlarımın arasına sıcak bir öpücük bıraktı. “ Günaydın “ dedi yanımdaki yerini alırken. “ Bu gün erkencisin.” Dedi başıyla fincanı işaret ederek. “ Gece uyku tutmadı.” “ Bak bu konuyu kafana takma olur mu? Ben elimden ne geliyorsa yapacağım. İstemediğin bir şey yapmana izin vermem.” Dedi. Ama sesinden kararlı tonu duyamamıştım. Aksine öyle olmasını umut eder gibiydi. Hala dizlerimi kendime çekmiş ve başımı dizlerime dayamış şekilde oturuyordum. O yüzden başımı kaldırmadan sadece ona çevirerek yetindim. Buna cevap vermek istememiştim.  “ Dilan.” Dedi ince ve şefkat dolu bir ses. Bu kez başımı kaldırmıştım. Ayşe de üzerini giyinmiş bir halde yanımıza geliyordu.  “ Neyin var iyi misin?” diye soru elini alnıma koyarken. “ İyiyim Ayşe abla. Sadece uyku tutmadı.” “ Bende hasta oldun sandım. Kokuttun beni.” Dedi gülümseyerek. Onun ne kadar temiz kalpli olduğunu bir kez daha anlamıştım. Ben onun üvey kızıydım. Beni umursamaması hatta nefret etmesi gerekirdi. Ama bu evde bana destek olan tek kadındı. Diğerleri ise cephe almışlardı. “ İyiyim.” Dedim yeniden. “ O zaman kahvaltıdan sonra bizimle gelebilirsin değil mi?” bu cümle beni doğrultmaya yetmişti. İlk defa biri dışarıya çıkmaktan bahsetmişti. Üstelik bu kez ben ısrar etmemiştim. Hevesli halim babamla Ayşe’yi güldürmüştü. “ Nereye gidiyoruz?” dedim hevesle. Sesim olduğundan heyecanlı çıkmıştı. “ Hanım ağa haber göndermiş. Ağamız yurt dışından gelmiş. Onun için ziyafet düzenliyor. O yüzden tüm kadınlardan yemekler konusunda yardım istemiş. Bizde kahvaltıdan sonra oraya gideceğiz. Sen de gelmek istersin diye düşünmüştüm.” “ Şaka mı bu? Hala hanım ağa mı var? Bir de ağa için ziyafet mi düzenliyor?” dedim gülerek. Bunlar sadece filmlerde kalmamış mıydı? “ Hayır tatlım. Burada hala aşiretler devam ediyor. Üstelik gideceğiniz yer, Şanlıurfa’nın en köklü en büyük aşiretinin evi.” “ Gelmeni tavsiye ederim. Bu gün harika yemekler yapılacak. Bir düşün derim.” Dedi Ayşe. Beni artık tanıyordu. Söz konusu yemek olunca akan sular duruyordu. Bu kez de durmuştu. “ Tamam, geliyorum.” Dedim hevesle. Aslında canlı konak görmek ilgimi çekmişti. Benim gördüğüm tek konak asmalı konaktı.  Oldukça ilginç bir gün olacaktı. Kadınlar masayı kurmaya başlamışlardı. Ama her zaman olduğu gibi beni yine ayakaltında görmek istemişlerdi. Zaten onlarla yan yana olmak gibi bir isteğim yoktu. Amcam ve babamla oldukça mutluydum. Babaannemin keskin bakışları da olmasa keyfim gayet yerinde olurdu. Ama bu bile mutluluğuma gölge düşürmeye yetmemişti. Keyifli ve sessiz bir kahvaltının ardından hazırlanmak adına odama çıktım. Dolabın kapağını açıp içerdeki kıyafetlerime göz gezdirdim. Acaba konakta nasıl bir kıyafet giyilirdi? Daha önce film dışında görmediğim için emin olamıyordum. O yüzden kendi zevkime göre giyinmeye karar vermiştim. Krem pileli bir etek çıkardım dolaptan. Üzerine de mavi kalın askılı bir bluz çıkardım. Hızla üzerime geçirip çıkardıklarımı katladım. Sonra da biraz makyaj yaptım. Oldukça az ve doğal bir görünüm vermiştim. Makyaj hem vardı hem de yoktu. O sırada kızlarda masayı toplamış olacak odaya gelmişlerdi. Bana kısa küçümseyici bir bakış attıktan sonra kendi dolaplarına yöneldiler. Onlar kıyafet seçerken ben de saçlarıma maşa yapıp, biraz çiçek kokulu parfümle işlemi bitirdim. Ayağıma bir sandalet giyip küçük askılı bir çanta aldım. İşte hazırdım. Kızlar ise her zamankine benzer tarzda uzun birer elbise çıkardılar. Biri mavi diğeri ise sarı giyinmek istemişlerdi. Ona uygun tülbent alıp taktılar. Onların hazırlığı bu kadardı. Umutsuz vakaydılar. Onları odada bırakıp merdivenlere yöneldim. Keyfim oldukça yerindeydi. Dışarıya çıkıyordum sonuçta. Üsteli bir konağa gidiyordum. Çok heyecanlıydım. Avluya indiğimde yengem ve babaannemin onaylamaz bakışlarına maruz kalmıştım. Babam ise kapıdan çıkmak üzereydi. Beni görünce durup saçlarıma bir öpücük bıraktı. Sonra da evden çıktı.  Ben de savaş ortasında askersiz kalmış komutan gibi öylece ortada dikiliyordum. Sonunda kızlar da avluya inince rahat bir nefes aldım. Artık bu rahatsız ortamdan kurtulabilecektim. Beklediğim gibi de olmuştu. Kızların gelişiyle yengem de ayaklanmıştı. Babaannem evde kalıyordu anlaşılan. Ayağa kalkmamasından bu sonucu çıkarıyordum. Aslında gelmemesi daha iyiydi. Zaten yeterince evde sorun çıkarıyordu. En azından birkaç saat ondan uzak durabilirdim. Kapıdan çıkıp dar tabi sokaklarda yürümeye başladık. Bu gün diğer günlere oranla oldukça karabalıktı sokaklar. İlk defa bu kadar kadını sokakta görüyordum. Üstelik hepsi de oldukça süslenmiş haldeydi. Yemek hazırlamak için fazla iddialıydılar.  Bizi görenler önce beni baştan ayağa süzüyorlar, daha sonra da diğerlerine selam veriyorlardı. Babaannemi aratmayan kadınlar da yok değildi hani. Kıyafetimi beğenmeyenlerde oluyordu. Bunu da saklamıyorlardı. Burada nezaket rafa kalkmıştı anlaşılan. Ayşe’nin koluna daha sokularak sokakta ilerliyordum. Çok uzaklaşmamıştık. Bir yol ayrımına gelip üst sokağa doğru ilerledik. Geldiğimizi anlamıştık. Çünkü birkaç metre ilerde ki eve doğru gelen onlarca kadın vardı. Bu mahallede bu kadar kadın olduğunu yeni öğreniyordum. Uzun duvarlarla kaplı, devasa metal kapılarla örtülü bir bahçenin önüne geldik. Kapı girilmesi için açık bırakılmıştı. Biz de diğerleri gibi o kapıdan içeriye girdik. Oldukça büyük bir bahçeydi. İrili ufaklı ağaçlarla süslenmiş kocaman kare şeklinde bir avlu uzanıyordu önümde. Ortada küçük bir süs havuzu vardı.  Kenarlarda ona yakın kapı duruyordu. Nereye çıktığını merak etmiştim doğrusu. Merdivenler oldukça temiz ve büyüktü. Daha önce hiç canlı şekilde konak görmemiştim ama beklediğimin de bu olmadığına emindim. Benim hayallerimde daha çok yalı tarzı bina vardı. Yeşil bahçe, havuz, şezlonglar, modern bina... Burası tamamen beklentilerimin altındaydı. Bizim evden bir farkı yoktu ki. Aynı taş bina ve geniş avlu. Tek farkı daha büyük boyutlarda olmasıydı. Ayşe’nin ikazıyla ilerlemek zorunda kaldım. Aslında daha çok incelemek istiyordum. Hatta resim çekip Selin’e atmak istiyordum. Ama şu an mümkün durmuyordu. İlerde benim yaşlarımda genç bir kız duruyordu. Eliyle arka tarafta bir yeri işaret ediyordu. Üzerinde pembe renkte yarım kollu bir elbise vardı. Uzun ve hoş bir fiziği vardı. Başındaki pembe tülbentin gizleyemediği uzun ve siyah saçları vardı. Ben de siyah saçları çok severdim ama benim saçım siyah değildi. Anneme benzemiştim ben. O yüzden bir kahverengiydi saçlarım. Ama artık karamel olmuştu. Yeni hayatımda değişiklik istediğimden bu renge boyatmıştım. Bana yakışacağını biliyordum. Çünkü beyaz tenliydim. Öyle de olmuştu. Arkadaşlarımın hepsi saçıma bayılmıştı. Üstelik uzun olduğu için ayrı güzel olmuştu. Kızın bakışları bana yöneldiğinde oldukça şaşkın duruyordu. Giyim tarzımın buraya aykırı olduğunu artık biliyordum. Ama nedense değiştirmek gibi bir isteğim yoktu. Ben bu şekilde olmaktan memnundum. Genç kız biraz şaşırsa da arka tarafı işaret etti. Ayşe’yle beraber o tarafa ilerledim. Nereye gittiğimizi merak ediyordum doğrusu. Avluyu geçip arka tarafta bir bahçeye geçtik. Ön bahçeden daha büyük bir avlu vardı karşımda. Üst tarafı şemsiyelerle kapanmış oturma alanları vardı. Kocaman onlarca kazan kurulmuştu. İplerde patlıcan biber domates kuruları asılıyordu. Soğan, patates çuvalları dizilmişti. Üstü kapalı kovalarda et olduğuna da emindim. Baharatlar ve diğer gereken malzemelerde çuvallarla konulmuştu. Karşımda saki kocaman bir mutfak vardı. Bu kadar malzemeyi nasıl yetiştireceklerini merak ediyordum cidden. İçeriye giren kadınlar sırayla kendine göre olan işleri seçip başlıyorlardı. Birkaç kadın da kazanların konulacağı yeri yakmaya çalışıyordu.  Oldukça ilginç bir manzaraydı. İstanbul’da büyüyen bir kız için çok güzel duruyordu. Daha önce bu şekilde bir manzara görmemiştim. Çantamdan telefonu çıkarıp birkaç kare fotoğraf çektim. Selin bunu görmeliydi. Böyle otantik şeyleri o da severdi.  Tam kendimi de arkadaki kadınlarla çekmek için hamle yapmıştım ki, biraz önce bize yolu gösteren kızla göz göze geldim. Bana ne yapıyorsun der gibi bakıyordu. Ama bu tarz şeyleri umursayan biri değildim. Fotoğrafı çekip, resimleri Selin’e yolladım. “ Dilan.” Dedi arkamdan bir ses. Dönüp sesin geldiği yere baktım. Yengemdi beni çağıran. Ne diyeceğini anlamak için yanına doğru yürümeye başladım. Yanından geçtiğim kadınlar uzaylı görmüşçesine bakıyorlardı. Aslında hepsine verecek bir cevabım vardı. İşinize bakın. Ama yapmadım. Onlarla uğraşmak istemiyordum. Yengem ve kızların yanına gelip durdum. “ Efendim yenge.” “ Sen burada boş yere durma. Zaten karabalık burası. Git gez sen.” Dedi. Bu beni şaşırtmıştı. Yengem beni düşündüğü için mi böyle söylemişti yoksa kadınların bakışlarından sıkıldığı için mi bilmiyordum. Ama ona hak verdim. Burada yapacak bir işim yoktu benim. Yemeyi severdim ama yapma konusunda iyi değildim. O yüzden itiraz etmek yerine aşımla onayladım. O sırada telefonum da çalmaya başlamıştı. Ekrandaki Selinimmm yazısını görünse gülümsedim. Yolladığım resimleri görmüştü anlaşılan. Yeşil kısma basıp açtım. “ Dilan.” Diye bağırdı. “ Selin.” Dedim Amerikan selamını kullanarak. “  Kızım deli misin sen? Orası nasıl bir yer? Bayıldım... Kazanlar gerçekten o kadar büyük mü?” diye sordu heyecanla. Kıkırdamalarıma engel olmadım. Bir yandan onu dinliyor bir yandan da ön bahçeye doğru yürüyordum. “ Bizim gurubu toplu olarak içine olabilir.” Dedim. O sırada üst kata çıkan merdivenlere yönelmiştim. “ Ciddi olamazsın. Peki, ne için bu kadar yemek? Sen neredesin?” “ Belki inanmazsın ama ben bir konaktayım.” “ Konak mı? Şu ağaların yaşadığı yer gibi mi?” “ Aynen öyle. Burada hala aşiret kavramı devam ediyor. Hanım ağa tüm kadınları konağa çağırmış. Ağamız için yemek veriyorlar. O gördüklerin ona hazırlık.” Dedim üst kattaki avluya çıktığımda. Burasının alt kattaki avludan pek bir farkı yoktu. Sadece daha küçük boyuttaydı. Dikdörtgen çeklinde olduğundan karşı tarafı bile görebiliyordum. Kenarda büyük bir ailenin oturabileceği koyu tonlarda yapılmış sedir duruyordu. Ortada kocaman üzerinde beyaz masa örtüsü olan bir masa vardı. “ Ağa mı?” diye sordu heyecanla.  “ Ciddi olamazsın?” dedi. “ Aynen öyle. Tüm mahalle burada. Harıl harıl yemek yapma telaşındalar.” “ Sen niye yanlarında değilsin?” “ Yeme kısmı için yardım aramıyorlardı. Onlar yapma kısmıyla ilgileniyorlar şu an. O yüzden beni mutfaktan gönderdiler. Sanırım yemeğin hepsini bitirmemden koktular.” Dedim kendime gülerek. Selin beni çok iyi tanıdığı için kahkaha atıyordu. Bana yakın olan herkes yemek konusunda ne kadar obur olduğumu biliyordu. “ İşte bu konuda haklısın. Akşam ziyafet var desene orda.” “ Evet, sırf bu yüzden koşarak geldim.” Taş kenarlıklara yaklaşıp manzarayı izlemeye başladım. Çok fazla yer görünmüyordu ama irili ufaklı eveler seçilebiliyordu. “ Sence ağa dedikleri adam nasıldır?” diye sordu Türk sinemasına bağlayarak. “ Sende bir âlemsin Selin. Nasıl olacak... Uzun boylu sakalarından yüzü görünmeyen, uzun ve kalın bıyıkları olan, koyu renk şalvar ve dizine gelen çizme giyinen beyaz gömlekli ve elinde teşbihi olan orman kaçkını bir adamdır. Çok bir şey bekleme yani.” Dedim kıkırdayarak. Aklıma tasvir ettiğim görüntü gelince daha çok gülme isteğiyle doluyordum. “ Şaka bir yana acaba nasıl bir adamdır ağaları?” “ Dedim ya kıronun tekidir. Ne bekliyorsun ki?” diye sordum. “ Ağam...” arkada duyduğum ses, tüm bedenimin kaskatı kesilmesine neden olmuştu. Ağam mı? Lanet olsun? Yavaşça arkaya döndüm. Elimdeki telefonu sıkıca tutuyordum. Eğer adam dediklerimi duyduysa, beni vurma olasılığı vardı ki öyle bir şey olursa Selin’e beni kimin vurduğunu bildirebilirdim. Böylece faili meçhul bir cinayete kurban gitmezdim.  Ama döner dönmez karşımda gördüğüm kişiyle şoka uğramıştım. Bu... Bu...” Dilan orda mısın?” dedi Selin oldukça yüksek sesle. Ne kadar zamandır adımı söylediğini bilmiyordum. Zira sesi oldukça endişeli gelmişti. “ Ben seni sonra ararım.” Dedim ve telefonu kapattım. Karşımdaki adam, sürekli bana yardım eden uyuzdu. Üzerinde vücuduna tam oturan gri bir takım elbise vardı. Beyaz gömleği ve gri kravatıyla oldukça karizmatik duruyordu. Elleri cebinde gözleri üzerimdeydi. Nedense bu havada üşüdüğümü hissetmiştim. Onu bu konakta görmek en son beklediğim şeydi. Üstelik ağa olması... Bu bambaşka bir olaydı. Onun bu şehre ait olduğuna kesinlikle inanmazdım. Ama ona ağa demişlerdi. Ağa... “ Sen burada ne yapıyorsun?” diye sordu ince bir ses. Gözümü ondan ayırmayı başardığımda hemen yanında duran kızı görmüştüm. Şu kapıda bize yol gösteren genç kızdı. “ Ben konağı merak etmiştim de.” Dedim utanarak. “ Hemen alt kata in.” Dedi yüksek sesle. Bu daha bir utanmama neden olmuştu. Mahcup bir şekilde başımı öne eğerek merdivenlere yönelmiştim. Adam ise hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. Daha fazla bu utanç verici sahneye maruz kalmamak adına koşarcasına merdivenlerden inmeye başladım. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE