MAK - 6

681 Kelimeler
Ayakta Duracak Halin Yokken, Hayatta Duracak Nedenlerin Varsa Korkma Düşmezsin... ~MEVLANA~ ♥️ Rüya'dan... Allah aşkına ben raporlu bir insan olarak sizce ne yapmalıyım? Tabi ki normal insanlar gibi yatıp dinlenmeliyim değil mi? Ama şu an tam tersi! Bir saat önce kahvaltı yapabilmek için, çok sevdiğim kardeşim Yiğit'i ekmek almaya göndermiştik. O evden çıktığı zaman ben bu sakat kolumla ekmek yapmaya kalksaydım şimdiye yemeğe hazır olurdu ekmek. Ama bu süre zarfında hala eve dönmemişti Yiğit efendi. Allah bilir nerede oyalanıyor benim mıymıntı kardeşim. Bizim mahalledeki bakkalar da olan ekmeği ailecek sevmezdik. Allahım günah yazmasın ekmek diye bize içi boş kabuk satıyorlardı. Bizde iki sokak ileride ki halk ekmeği satan yerden alıyorduk ekmeklerimizi. Her türlü kârlı çıkıyorduk bu işten. En basitinden doyuyorduk arkadaş! Neyse dedim içimden yürü Rüya, al kendi ekmeğini, git evine yap kahvaltını. Sana kimseden hayır yok. Annem bile bu halimle acımadan sokağa attı beni. Görende evlatlıktan reddetti sanacak Tövbe Allah'ım çok tövbe. ♥️ Ekmeği almış sinirli sinirli eve dönüyordum. Yolda ya da ekmekçi de bulurum diye umutlandığım kardeşim ortada yoktu. İnsanın aklına bin bir türlü şey geliyordu. İstanbul sonuçta ne kadar erkek olsa da her türlü pislik dönebiliyordu bu kalabalık içi pis dolu şehirde. Hem Yiğit 18 yaşına yeni girdi. Dünya meşakkatlerini bilmiyor. Akıllım telefonunu da evde bırakmış. Aklı kim bilir nerde. Onu Arayıp telefonunun evde olduğunu anlayınca zaten pes etmiştim artık. Ben böyle kendimle iç çatışma yaşarken birden alt sokağa girdiğimi farkettim. Ama artık baya ilerlediğim için geri dönemezdim. Bu yüzden mecbur buradan eve yürüyecektim. Boş sokakta yürürken birden yolun hemen altında ki çocuk parkı dikkatimi çekti. Aslında çocuk parkından çok salıncakta oturanlar dikkatimi çekiverdi. Biri Yiğit 'çok sevgili kardeşim' diğeri ise tanımadığım bir kızdı. Güzel kızmış dedim içimden. Ama Yiğitten küçük olduğu belliydi. Yiğit'in lise son sınıfta olduğunu göz önünde bulundurursak, bu kız en fazla lise ikiye gidiyor olurdu. Bak sen şu işe diyerek onları sessizce izlemeye karar verdim. Bizim kahvaltı da yalan oldu bu arada. Miraç beyin kahvaltı teklifini reddettiğim için ne kadar üzüldüm şuan anlatamam. Resmen karnım da ziller çalıyor. Aceleci davrandım çocuğa da. Peşin hüküm verdim. Nasıl da mahcup etti beni son anda. Neyse ya nerden çıktı şimdi bu. Nerden de aklıma geldi hemen. Ayakta durup onları izlemenin yorucu olacağına karar verip yan taraftaki ağacın alçak dalına çıkıp oturdum. O sakat kolunla nasıl oturdun diye sorguladığınızı duyar gibiyim. Amma velakin ilk kez Yiğit'i böyle görmenin şokuyla, bir maymun edasıyla nasıl tırmandım bende bilmiyorum. Neyse deyip kafamı salladım ve ikiliyi izlemeye başladım. Yiğit'i en son salıncakta gördüğüm zamanı hatırlıyorum da, 4. Sınıfa gidiyordu galiba. O zamanlar da öyle severek binmezdi. Sonralar da malum yaş ilerledi, ergenlik kendini gösterdiğinden salıncağı çok saçma bulduğunu, normalde bile oturmayacağı bir şey olduğunu söylemişti. Hatta karizmamı bununla hiç de çizemem gibi laflar bile ediyordu. Bütün havası bizeymiş demek ki beyefendinin. Ama şimdi salıncağa yerleşmeye niyeti varmış gibi bir hali vardı. Düşüncelerime gülüp çocukları dikizlemeye devam ettim. Kendimi bir an dedektifler gibi hissettim. Aslında küçükken severdim. Büyüyünce olmak bile istemiştim. Yiğit salıncağın demirine sırtını yaslamış alelâde bir şekilde kıza bakıyor aynı zamanda gülümsüyordu. Son zamanlar da bu muzip sırıtış o yüzden yüzündeydi demek bizim haydutun. Vayy arkadaş ergen kardeşim bile aşık olmuş! Ergen dediğimi duysa beni mahveder tabi. Sonra kıza döndüm o daha çok yere bakıyordu. Anladığım kadarıyla utanıyordu Yiğit'ten. Sadece Yiğit'in dediği şeylere -her ne diyorsa işte- cevap vereceği zaman yüzüne bakıyordu. Bu hallerine bakıp içimden gelen kahkahayı bastıramadım ve gür bir kahkaha attım. Bununla beraber çocuklar bana doğru döndü ve beni gördüler. Yiğit birden şaşkınlıkla bana bakıp "abla" deyince kız hızla oturduğu yerden kalktı ve uzaklaştı. Bunlar saniyeler içinde yaşanırken Yiğit hiç bir şey yapamamıştı. Kız gözden kaybolunca hızla yanıma gelip kızgın ve üzgün bir ses tonuyla; "kaçırttın kızı memnun musun?" diye söylenmeye başladı. "Sus be haydut indir beni buradan. Eve gidip kahvaltı yapalım alacağım ifadeni zaten. Saatlerdir ekmek bekliyoruz" demem üzerine "nasıl çıktıysan öyle in" dedi ve beni umursamadan parktan çıktı. Al işte fazla merak zarar derler doğruymuş! Şimdi uğraş buradan inmeye Rüya Arslan! Uğraş. Yiğit umarım kız seni görünce abi der! Hain evlat beni ağacın tepesinde bıraktı da gitti ya. Sorarım ben sana bunların hesabını dur sen... ♥️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE