bc

Zümrüt

book_age18+
123
TAKİP ET
1K
OKU
family
HE
brave
sweet
bxg
serious
soldier
campus
city
war
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Dağda yalnız başına sürüsünü otlatan Zümrüt, köpeği Kara’nın tuhaf davranışlarıyla yaralı bir askerle karşılaşır. Kanlar içindeki bu adam, ölümün eşiğindeyken Zümrüt’ün yardımıyla hayata tutunur. Ama köydeki tehlikeler, meraklı komşular ve terör yandaşları her adımlarını tehdit etmektedir.

Gece boyu başında bekleyip yaralarını saran Zümrüt, onun hayatını kurtarırken kendi cesaretini ve kararlılığını sınar. Aralarındaki bağ, çaresizlik ve umutla örülür.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1-yardım et
Zümrüt ‘ten O gün yine dağdaydım. Sürüyü otlatıyordum, her gün yaptığım gibi. Hava serindi; rüzgâr kuru otların arasından uğuldarken bir tek köpeğim Kara huzursuzdu. Bir anda kulaklarını dikti, burnunu havaya kaldırıp hırladı. “Ne oldu Kara?” dedim ama beni hiç dinlemedi. Bir koku almış gibi dağlık tarafa doğru hızla koşmaya başladı. İçime hem bir korku hem de bir merak çöktü. Onu yalnız bırakamazdım; adımlarımı hızlandırıp peşinden gittim. Kayaların dibine yaklaşınca Kara durdu, başını eğip hafifçe inledi. O an gördüğüm şeyle nefesim kesildi. Yerde, kanlar içinde yaralı bir asker yatıyordu. Yüzü solgundu, gözleri yarı kapalıydı. Bir an ne yapacağımı bilemedim. Ama daha büyük bir korku vardı içimde: köy. Bizim köyde terör yandaşları çoktu. Bir asker gördüklerini anlasalardı… Hem beni parçalar, hem de o askerin yaşamasına izin vermezlerdi. Kalbim deli gibi atıyordu. Ona yardım etmek istiyordum ama yakalanırsam ikimiz de ölürdük. Asker hafifçe kıpırdandı, gözleri bana çevrildi. “Yardım et…” diye fısıldadı. O ses içimi paramparça etti. Kaçamazdım. Görmezden gelemezdim. Hemen sırt çantamdan su matarasını çıkarıp kapağını açtım. Başını kaldırıp suyu azar azar içirdim. Matarayı kenara bırakıp vücudunu taradım. İşkence görmüştü… Her yeri yara içindeydi. Omzundaki kan, vurulduğunu belli ediyordu. Elimi yarasına götürdüğüm anda acıyla inledi; sonra titreyen parmaklarıyla elimi tuttu. O an gözlerim daha da büyüdü. Tırnakları çekilmişti… Yüzü, gözü, her yeri kan içindeydi. Bir şey yapmam gerekiyordu ama ne yapacağımı bilmiyordum. Tam o anda Kara’nın sakin bakışı bana cesaret verdi. Güneş batmış, dağa karanlık çöküyordu artık. Gece olması tek avantajımdı. Etrafı dinledim, nefesimi tuttum; kimsenin olmadığına emin olunca askeri yavaşça sırtladım. Ayaklarım titriyordu ama durmadım. Her adımda içimden “Ne olur kimse görmesin…” diye dua ettim. Dağın patika yollarından köye doğru ilerledim. Evlerin ışıkları uzaktan birer birer görünüyordu. Gecenin sessizliğinde sadece benim hızlı nefesim ve Kara’nın ayak sesleri vardı. Ve sonunda… kimseye fark ettirmeden askeri evime sokmayı başardım. Hemen koltuğa yatırdım ama sürüyü ağıla katmam gerekiyordu. Bu yüzden hızlıca sürüyü topladım, ağıla koydum. Kara sürünün başında beklerken hiç vakit kaybetmeden eve koştum. Ellerim titriyordu, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ama ona yardım etmeliydim. Yaralarına bakmam şarttı. İlk önce ayağındaki botları çıkardım. Üzerindeki kamuflaj zaten paramparça olmuştu; zor da olsa çıkardım. Canının acıdığı inlemesinden belliydi. İçeriden birkaç temiz havlu ve biraz ılık su getirdim. Evde biraz ilk yardım malzemem vardı; köy olduğu için her şeye istediğimiz zaman erişemiyoruz, ben de her ihtimali düşünüp bir şeyimi eksik etmezdim. Önce havluları ıslatıp güzelce vücudunu temizledim. Sonra omzundaki yaraya baktım; iltihaplanmıştı. Yarayı temizleyip sardım. Ardından yüzünü sildim, elini tutup parmaklarını tek tek temizleyip sardım. Yaralara baktıkça içim ezildi. Kim bilir ne acılar çekmiştir… O şerefsizlerin eline nasıl düştü, onu arıyorlar mı bilmiyorum. Ama onu saklamam lazımdı ve bir an önce jandarmaya da haber vermeliydim. Yaralarını sardım, üzerini örttüm. Hemen bir çorba kaynattım. Tepsiye koyup salona geldim ama hâlâ baygındı. Sırtına destek olup biraz doğrulttum. Kaşığı çorbaya daldırıp üfleye üfleye birkaç kaşık içirdim. Antibiyotik vardı, onu da zorla ağzına koyup su içirdim. Tekrar yatırdım. Başında bekledim durdum. Bir ara terlemeye başladı, ateşi çıkmıştı. Üzerini açtım; zaten üstü çıplaktı. Soğuk su getirip havluyu ıslatıp vücudunu sildim. Sabaha kadar böyle devam ettim. Çok şükür ateşi düşmüştü. Ben de fark etmeden uyuya kalmışım. İnleme sesiyle uyandım. Sabah olmuş, güneş doğmuştu. Dudaklarının kuruduğunu fark ettim; biraz su içirdim. Ateşini kontrol ettim, yoktu. Hemen çorbayı ısıtıp birkaç kaşık daha içirdim. Bir ilaç daha verdim. Ama şimdi sürüyü otlatmaya çıkarmam gerekiyordu. Çıkarmazsam köylü ters bir şey olduğunu anlardı. Neyse, hastayım derim diye düşündüm. Bir de jandarmaya ulaşmam gerekiyordu. Ağıla gidip hayvanlara saman verdim. Bugünlük idare etmeleri gerekiyordu. Tam o sırada yan komşu Şerife abla, köyün mobese si gibi her şeyi gören gözeteni, yanımda belirdi. “Kız Zümrüt, hayırdır? Bugün otlatmaya çıkarmıyon mu hayvanları?” diye sordu. “He Şerife abla, çıkarmıyorum. Seni niye bu kadar ilgilendirdi?” dedim. Bu kadına gıcık oluyorum. Eğer bir şey anlarsa kocasına söyler, kocası da dağdaki şerefsizlere yetiştirir. “Beni ne ilgilendirecek canım? Normalde çıkarmamazlık yapmazsın, ondan sordum,” dedi. “Hastayım biraz. Dağa gidip de soğuk almayayım. Bugün samanla idare edeceğim, yarın çıkarırım,” dedim ve cevap vermesine fırsat vermeden eve girdim. “Ulan nalet köy…” diye içimden söylendim. “Burada kısılıp kaldım, ben şimdi ne yapacağım?” Salonda kanepede yatan adama baktım. Tüm vücudunda yara vardı, resmen onu bu halde bırakıp evden çıkamazdım. Neyse… Bir iki gün idare edip uyanmasını beklemekten başka çarem yoktu. Omzundaki yarayı açtım, temizledim, tekrar sardım. Sonra parmaklarındaki sargıları da açıp temizleyip sardım. Diğer yaraları çok derin olmadığı için solüsyon ve pamukla silip temizledim. Kalktım, hızlı bir kahvaltı yaptım. Sonra kemik suyuna güzel bir çorba yaptım. Bir an önce iyileşmesi gerekiyordu. Birkaç kaşık içirdim, ağrı kesici ilaç verdim. Ağrılarından dolayı inliyordu. Çaresizce başında bekledim. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Telefonum da yok; jandarmaya haber veremiyorum. Kara havladı. Dışarı çıkıp baktım, Şerife kapıda duruyordu. Kara ona engel olmaya çalışıyordu, Kara bile nefret ediyordu ondan. “ Hayırdır Şerife abla? “dedim. “ Sana geçmiş olsuna geldim,” dedi. İçeri girerse ben biterim… Kendimi geçtim, askeri görseler öldürürler… Suratına suratına iki defa tükürüklü hapşırdım. “ Kız ne yapıyorsun? Ağzını kapatsana! Bana da bulaştıracaksın!” “ Çok kötü grip olmuşum. Ev çok havasız. Girme içeriye, sen de mikrop kaparsın. Sonra köyün dedikodu ağı kesilir… aman şey işte, sohbet etmeyi seviyorsun ya, günlerce evden çıkamazsın,” dedim. “ Doğru dedin kız, en iyisi ben gideyim.” “ Evet evet, git sen, “dedim ve kapıyı suratına kapattım. Offf… Bu kadın başıma bela olacak. Salona döndüm, kanepe boştu. Gözlerim yuvasından çıkacaktı resmen. Nereye gitti bu şimdi ya? Dönecekken bir el ağzımı kapattı, ruhumu teslim edecektim az daha. Döndüm, masmavi gözleriyle karşımda durmuştu. Allahım çok şükür uyandı… Elimi, elinin üzerine koyup ağzımın üstünden çektim. “ Sen ruh hastası mısın ya? Sana yardım eden birine böyle mi teşekkür ediyorsun? Yerinde görmeyince başına bir şey geldi sandım,” dedim. “ Sen kimsin? Ben buraya nasıl geldim? “diye sordu. “ Güzel soru ama ben hâlâ teşekkür bekliyorum. Neyse… Gel otur şöyle, durma ayakta. Anlatacağım, “dedim. Yattığı kanepeye geri oturdu. Ben de karşısındaki küçük kanepeye oturdum. Gözümün içine bakıyordu, anlatmam için. “ Ben dağda sürümü otlatıyordum. Köpeğim Kara koku alıp havladı. Senin olduğun kayanın dibine kadar koştu, ben de peşinden gittim. Seni gördüğümde baygın yatıyordun. “Yardım et” dedin, sonra kendinden geçtin. Zor da olsa seni evime kadar taşıdım. Kötü durumdaydın. Yaralarını sardım, ateşini düşürdüm. Uyanmanı bekledim,” dedim. “ Neden jandarmaya haber vermedin? “diye sordu. “ Haber veremedim çünkü telefonum yok. Seni burada bu halde bırakıp ilçeye de gidemezdim. Uyanmanı bekledim, “dedim. “ Nasıl telefonun yok ya bu devirde? Hem benim gitmem gerekiyor, her yerde beni arıyorlardır…” “ Kimsesiz biriysen telefona da ihtiyacın olmuyor. Ama seni bulduğumda keşke olsaydı, dedim. En azından bir işe yarardı. İyilik yapanda kabahat, o kadar yardım ettim işittiğim laflara bak…” “ Tamam kusura bakma. Bak, ben uzun zamandır onların elindeydim. Bir fırsat bulup kaçmayı başardım. O kayanın dibine geldiğimde zaten hiç umudum kalmamıştı. Ama beni buldun, yardım ettin. Teşekkür ederim. Şimdi gitmem gerekiyor, beni arıyorlardır,” dedi. “ Olmaz, gidemezsin.” “ Niye?” “ Köylünün çoğu terör yandaşçısı. Eğer şimdi gitmeye çalışırsan seni yine yakalarlar ve hiçbir şey yapamazsın. Yaraların enfeksiyon kapmış.” “Bak, anlıyorum ama gitmem lazım. Bir şekilde çıkmam lazım bu köyden. Bana yardım et,” dedi. “ Tamam, bir şey düşüneceğim ama önce bir şeyler ye, kendini toparla. Ben de düşüneyim, “dedim. Kafasını salladı. Uyandığına göre ekmek de yiyebilir diye düşündüm. Çorbayı ısıttım, tabağa koydum, yanına birkaç dilim ekmek bıraktım. Tepsiyi alıp salona götürdüm. O kadar zayıftı ki… Ama uzun boylu olduğu için yapılı görünüyordu ve üstü hâlâ çıplaktı. Yemeği önündeki sehpaya bıraktım. Doğrulmaya çalıştı, canı yandığı belliydi. Tepsiyi tuttum. Elini kaşığa attı, bu defa parmaklarındaki sargılar engel oldu. Kaşığı elime aldım, çorbaya daldırıp ağzına götürdüm. Derin derin nefes aldım. O baygınken her şey daha kolaydı. Çorbayı içti. “ Ekmek ister misin?” diye sordum. Başını “olur” anlamında salladı. Bir parça ekmek bölüp ağzına verdim. Şu durum aşırı derecede geriyordu beni ama yapacak bir şey yoktu. Adam yaralıydı ve yardım etmem gerekiyordu. Yemeğini yedirdim, uzanmasına yardım ettim. “ Beni buradan çıkarman gerekiyor… yardım et bana, “dedi. Gözleri kapanacak haldeydi. “Tamam, bir yolunu bulup çıkaracağım seni buradan, merak etme, “dedim. Uykuya daldı. Şimdi düşün bakalım Zümrüt, ne yapacaksın? Aha buldum, vallahi buldum! Dedemin en yakın dostu Ferzan dede! Ondan yardım isterim. Zaten kendisi de devletten yana, o yardım eder, jandarmaya haber verir, dedim. Ama şimdi geç olmuştu. Yarın ilk iş onun evine gidecektim. Oturduğum kanepede hem düşünüp hem onu izledim. Belki eşi ve çocukları vardır; onun için çok endişelenmiş olabilirler. Bir an önce onu ailesine kavuşturmam gerek, dedim. Olduğum yerde uyuya kaldım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
63.9K
bc

HÜKÜM

read
226.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
46.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
531.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.4K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
24.5K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook