bc

zıt kutuplarda aşk

book_age18+
2.2K
TAKİP ET
24.3K
OKU
HE
stepfather
heir/heiress
bxg
campus
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Yorucu bir nöbet sonrası eve geldim. Evin bahçesinde kardeşim Burak ve yanında esmer, koyu kahve saçlı, 1.65 boylarında çıtı pıtı bir kız vardı. Gözlerim bir Burak'ın bir kızın üzerinde gidip geldi. "Burak'çım, arkadaşını tanıştırmayacak mısın?" dedim. Burak, "Evet ablacım, tanıştıracağım, karımı," dedi.

​Kafamın içinde şimşekler çakmaya başladı. İlk önce iki gündür nöbette olduğum için yanlış duydum herhâlde dedim içimden. Burak'a dönüp "Kim?" diye sordum. Burak hiç tereddütsüz, "Eşim, Selen," dedi.

​"Eşin! Ne zaman sana kız istedik, ne zaman evlendin, ne zaman düğünün oldu canım kardeşim?" dedim. Burak, "Bugün kaçırdım ve yıldırım nikahıyla evlendik," dedi.

​"Yuhh! Burak, ne işler karıştırıyorsun sen? Kim bu kız? Ne tür belaya karıştın sen? Çabuk bu kızı evine götür, ailesi merak etmiştir."

​"Abla, resmî olarak evlendik. Karım o benim."

​Sinir tepeme çıktı. "İyi halt yedin. Babam öğrensin de vursun seni topuklarından!"

​"Abla, ne yapsaydım? Kız hamile. Bıraksaydım da öldürseler miydi?"

​"Neden öldürsünler gerizekalı kardeşim? Gidip isterdik, evlenirdiniz. Neden kaçırdın ki kızı?"

​"Abla, vermezlerdi. Onlar Mardinli, biz Trabzonlu. Hem babamı kızı istemeye nasıl ikna edecektik? Hadi babamı ettik diyelim, babası bize kız mı verir?" diye açıklamaya kalmadan dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı. "Selen!" diye sesler yükseldi dışarıdan. "Abim bu! Öldürecekler bizi Burak, ne yapacağız?" deyip ağlamaya başladı. Evimizin etrafını saran adamlarla kavga ediyorlardı, eve girmeye çalışıyorlardı.

"Saçmalama Selen, neden öldürsünler? Konuşuruz, hallederiz."

​"Burak, biz Mardin'in önde gelen aşiretlerinden Saruhan aşiretindeniz."

"Ne olmuş yani? Biz de Fettahoğlu Trabzon'un önde gelen ailesiyiz."

​"Burak, aşiret diyorum! Öldürecekler bizi!"

​Daha fazla dayanamadım. "Tamam, susun! Geçin içeri, bekleyin beni. Dışarıdaki dağ ayılarıyla konuşup geleceğim." Selen ağlamaya devam etti ama itiraz etmedi. "İş başa düştü, ne yapalım. Dışarıdaki kendi bilmezlere hadlerini bildirelim." Elime telefonu aldım ve polisi aradım. Sonra dışarı çıktım.

​Dışarı çıkar çıkmaz herkesin gözü bana döndü. Bizim adamlar birden etrafımı sardı. İçlerinden Erol abi, "Asel Hanım, neden dışarı çıktınız?" "Erol abi, dışarıdan silah sesleri geldi. Çıkıp bu hadsizler kim, dertleri ne bir sorayım dedim." İçlerinden uzun boylu, koyu kahve saçlı, esmer tenli, karayağız bir adam bariton bir sesle, "Asıl hadsiz, senin soysuz kardeşin! Kardeşimi kaçırdı, namusumu kirletti. Biz Saruhan ailesiyiz, aşiretiz. Bunun bedeli ağır olacak!" dedi. Zaten uykusuzdum, bunları duyunca sinir katsayım yükseldi ve ben de yüksek perdeden bağırmaya başladım. "Sen kimsin de bizim aileye soysuz diyorsun be? Kimsin sen? Hadini bil öyle konuş!"

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Kara gün
​Yorucu bir nöbet sonrası eve geldim. Evin bahçesinde kardeşim Burak ve yanında esmer, koyu kahve saçlı, 1.65 boylarında çıtı pıtı bir kız vardı. Gözlerim bir Burak'ın bir kızın üzerinde gidip geldi. "Burak'çım, arkadaşını tanıştırmayacak mısın?" dedim. Burak, "Evet ablacım, tanıştıracağım, karımı," dedi. ​Kafamın içinde şimşekler çakmaya başladı. İlk önce iki gündür nöbette olduğum için yanlış duydum herhâlde dedim içimden. Burak'a dönüp "Kim?" diye sordum. Burak hiç tereddütsüz, "Eşim, Selen," dedi. ​"Eşin! Ne zaman sana kız istedik, ne zaman evlendin, ne zaman düğünün oldu canım kardeşim?" dedim. Burak, "Bugün kaçırdım ve yıldırım nikahıyla evlendik," dedi. ​"Yuhh! Burak, ne işler karıştırıyorsun sen? Kim bu kız? Ne tür belaya karıştın sen? Çabuk bu kızı evine götür, ailesi merak etmiştir." ​"Abla, resmî olarak evlendik. Karım o benim." ​Sinir tepeme çıktı. "İyi halt yedin. Babam öğrensin de vursun seni topuklarından!" ​"Abla, ne yapsaydım? Kız hamile. Bıraksaydım da öldürseler miydi?" ​"Neden öldürsünler gerizekalı kardeşim? Gidip isterdik, evlenirdiniz. Neden kaçırdın ki kızı?" ​"Abla, vermezlerdi. Onlar Mardinli, biz Trabzonlu. Hem babamı kızı istemeye nasıl ikna edecektik? Hadi babamı ettik diyelim, babası bize kız mı verir?" diye açıklamaya kalmadan dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı. "Selen!" diye sesler yükseldi dışarıdan. "Abim bu! Öldürecekler bizi Burak, ne yapacağız?" deyip ağlamaya başladı. Evimizin etrafını saran adamlarla kavga ediyorlardı, eve girmeye çalışıyorlardı. "Saçmalama Selen, neden öldürsünler? Konuşuruz, hallederiz." ​"Burak, biz Mardin'in önde gelen aşiretlerinden Saruhan aşiretindeniz." "Ne olmuş yani? Biz de Fettahoğlu Trabzon'un önde gelen ailesiyiz." ​"Burak, aşiret diyorum! Öldürecekler bizi!" ​Daha fazla dayanamadım. "Tamam, susun! Geçin içeri, bekleyin beni. Dışarıdaki dağ ayılarıyla konuşup geleceğim." Selen ağlamaya devam etti ama itiraz etmedi. "İş başa düştü, ne yapalım. Dışarıdaki kendi bilmezlere hadlerini bildirelim." Elime telefonu aldım ve polisi aradım. Sonra dışarı çıktım. ​Dışarı çıkar çıkmaz herkesin gözü bana döndü. Bizim adamlar birden etrafımı sardı. İçlerinden Erol abi, "Asel Hanım, neden dışarı çıktınız?" "Erol abi, dışarıdan silah sesleri geldi. Çıkıp bu hadsizler kim, dertleri ne bir sorayım dedim." İçlerinden uzun boylu, koyu kahve saçlı, esmer tenli, karayağız bir adam bariton bir sesle, "Asıl hadsiz, senin soysuz kardeşin! Kardeşimi kaçırdı, namusumu kirletti. Biz Saruhan ailesiyiz, aşiretiz. Bunun bedeli ağır olacak!" dedi. Zaten uykusuzdum, bunları duyunca sinir katsayım yükseldi ve ben de yüksek perdeden bağırmaya başladım. "Sen kimsin de bizim aileye soysuz diyorsun be? Kimsin sen? Hadini bil öyle konuş!" Kara Günü Yaşamadan Önce... ​Ben Asel. Trabzon'un önde gelen ailelerinden Fettahoğlu ailesinin büyük kızıyım. 24 yaşındayım, Cerrahpaşa Fakültesi'nde son senem. Fakülte hastanesinde asistan hekim olarak çalışıyorum. Babama karşı gelip güç bela ikna sonucu, haftanın iki günü şirket işlerinde çalışmak şartıyla tıp okumaya başladım ve beş yıldır bu devam ediyor. Bu sene son senem. TUS'a hazırlanıyorum bir taraftan, hastanede asistan olarak çalışıyorum ve haftanın iki günü de şirkette kuzenim Poyraz ve kardeşim Burak'a yardım ediyorum, babamın isteği üzerine. ​Fiziksel özelliklerimden bahsedeyim biraz. Kendimi çok beğenmesem de dışarıdakilerin görüşlerine göre alımlı bir kadınım. 1.70 boylarında, uzun bacaklarım, dolgun göğüslerim ve dik bir popom var. Evet, vücudumun seksi olduğunun farkındayım ama kendimi seksi bulduğum kadar güzel bulmuyorum. Yeşil büyük gözlerim, dolgun dudaklarım, açık kumral saçlarım var. Beyaz tenliyim; standart bir Türk kadınıyım diyelim. ​Kara günden önceki iki gün şirkette Poyraz ve Burak'un yanına yardıma gittim. Babam ve annem senenin bu zamanları köyde, yaylada olur, kafa dinlemeye. O yüzden babam ve amcamlar yok; sadece biz gençler İstanbul'un keşmekeşinde kaldık. Neyse, ikisine yardıma gittim. Burak'ın bir haltlar yiyeceğini anlamalıydım çünkü iki gündür çok dalgın ve durgundu. Normalde Burak komik, neşe dolu, evin haşarı çocuğu gibi davranırdı. Bu iki gündür gülmüyor, saçma espiriler yapmıyordu. Altından böyle bir olay çıkacağını düşünmezdim hiç. ​Poyraz, "Hayırdır oğlum, ne oldu sana? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" "Sal beni Poyraz abi, kafam dolu, bana bulaşma," Poyraz benden üç yaş büyük, Burak'tan beş yaş büyük. Şirketimiz deniz taşımacılığı yapan bir lojistik şirketi, aynı zamanda Trabzon'da gemi imalatı yapan bir fabrikamız da var. Zengin bir ailemiz var ama hiç öyle sosyetik büyümedik. ​O gün şirketten erken çıktım, evde biraz dinlendim ve spor yapmaya çıktım. Hem hobi olarak hem spor olsun diye hem de kendimi korumak maksadıyla dövüş sporu olan Krav Maga ile ilgileniyorum; içinde birçok sporu barındıran bir dövüş sporu olduğu için. ​Spordan sonra eve geldim ve hastanede nöbetim vardı. Onun için hazırlanmaya başladım. Duşumu aldım, saçlarımı kurutmadım, doğal şekilde kurumasını sağladım; doğal bukleler oluşuyor saçımda. Üstüme crop tişörtümü giydim, altına da kot giyip çantamı ve arabanın anahtarını alıp çıktım. Hastaneye geldim, üstümü değiştirip terliklerimi giyip acilin yolunu tuttum. Günlük rutinlerimi yaptım, hastalara baktım, enteresan vaka yoktu. 48 saatlik nöbetimi doldurup eve geldim. Nereden bilebilirdim hayatımın birden değişeceğini... Şimdiki Zaman ​"Sen kime soysuz diyorsun?" diye korumaları itip, soysuz diye bağıran adama sert bir döner tekme savurdum. Adamın suratına inen tekme sonrası sendeledi ve geriye düştü. Ben konuşmaya başladım, "İlk önce o ağzını topla ve adam akıllı konuşalım," Selen'in abisi olduğunu düşündüğüm adam tekmeyi beklememiş olmalı ki şaşkın bir ifadeyle bana bakmaya başladı. Tekme atınca karşılıklı silahlar çekildi. Erol abiye "Silahları indirin." Selen'in abisi de şaşkınlıktan kurtulup aynı şeyi kendi adamlarına söyledi ​Silahlar bellere konulduktan sonra Selen'in abisi olduğunu düşündüğüm kişiyi bahçeye davet ettim ve konuşmak istediğimi söyledim. Davetimi kabul edip bahçeye geçtik. Selen ve Burak evdeydi, o yüzden bahçeye davet ettim. Oturmasını söyleyip bahçedeki mobilyayı işaret ettim. Nasıl konuya gireceğimi bilememekle beraber, ilk önce tanışarak konuya girmeye çalıştım. ​"Merhaba Az önce tekmeden dolayı özür dilerim öncelikle. 'Soysuz' diye yükselince aşırı sinirlenip böyle bir tepki verdim. Konuşmaya başlamadan önce dudağın patlamış, ona bir bakayım. Sema abla!"Buyurun Asel Hanım." "Sema abla, ilk yardım çantasını getirebilir misin?"birde iki kahve sade olsun abla ​Sema abla çantayı getirip bana verdi. İçini açtım, ellerimi dezenfekte ettim. Sonra yarayı dezenfekte ettim. Yarayı temizlerken çok yakınlaşmıştık. Kokusu insanı sakinleştiriyordu. Yakından bakınca oldukça yakışıklı gözüküyordu. Dudağının kenarını temizleyip kremi sürdüm ve konuşmaya devam ettim. ​ "Öncelikle adım Asel, Burak'ın ablasıyım. Evet, bir hata yapmışlar. Keşke böyle olmasaydı ama çaresizlermiş," dedim. ​Elini havaya kaldırıp sözümü kesti. ​"İlk önce tanıştığıma memnun oldum. Belli ki aklın başında birisin. 'Soysuz' dediğim için özür dilerim ben de. Adım Hakan. Böyle tanışmak istemezdim ama kardeşin kardeşimi kaçırarak çok büyük yanlış yaptı ve bize büyük sorun çıkardı. Bizim oralarda işlerin çözümü ne yazık ki çok farklı. Kaçırmanın bedeli olur. Kaçırmadan önce keşke benle konuşsaydı, ailemi ikna ederdim bir şekilde ama şimdi başka türlü olmalı." "Sizin oralarda işler nasıl gider bilmiyorum ama eğer başlık parası ise sorun değil, ne kadar isterseniz halledebiliriz." "Başlık parası mı? Bu, kızı kaçırmadan önce olur. Şimdi böyle bir şey söz konusu değil." "Aaaaa ama siz de hiç çözüm odaklı değilsiniz Hakan Bey. Bu durumun tek çözümü öldürmek mi? İnan, bizim sülaleyle uğraşmak istemezsiniz." "Bu durumun tek çözümü var Asel Hanım "Neymiş bu çözüm? Hemen söyleyin de bu durumu çözelim. İnan, çok uykum var, nöbetten geldim." "Berdel tek çözüm." "Berdel mi? Anlayacağım şekilde açıklasanız." "Kardeşiniz kardeşimi kaçırdığı için biz de sizden kız almalıyız." "Siz de mi kız kaçıracaksınız?" Hakan'ın dudağı yukarı doğru kıvrıldı. "Eğer kabul etmezseniz büyük ihtimalle evet "Hım, kim bu kız? Belki ben ikna ederim." "Eğer başka kız kardeşiniz yoksa siz benim müstakbel eşim olacaksınız. Yani benle berdel olacaksınız." "Hahaha, siz ciddi misiniz ya? Yani ben sizinle evlenmek zorundayım? Kafayı yemişsiniz!" "İster isteyerek bunu kabul edersin, ister zorla alıp giderim. Ya da kardeşin ve kardeşim öldürüp gideceğim." "Yok artık ebesinin neresi! Kafayı mı yediniz ya? Kaçıncı yüzyıldayız ya? Orta Çağ'da falan mı kaldınız? Selen reşit ve istediği kişiyle evlenir, buna siz karışamazsınız!" "O işler bizim oralarda öyle olmuyor Asel Hanım. Eğer berdel olmazsa ve ben kız kardeşimi ve kaçıran şerefsizi vurmazsam biz hiç iş yapamayız, itibarımız kaybolur ve ben aşiret ağalarının başıyım. Ben kuralları bozarsam bizim oralarda düzen kalmaz. O yüzden ister güzellikle ister zorla sizi alıp gideceğim çünkü kardeş katili olmak istemiyorum." "Yok ya! Ben böyle bir şeyi kabul edeceğimi nereden çıkardınız? Şikayet edeceğim sizi, adama bak ya, tehdit ediyor bir de beni! Ben sizinle hiçbir yere gelmiyorum çünkü benim bir hayatım, bir kariyerim var. 'Hayal dünyasından çık' derim size, çünkü babam böyle bir şeye asla izin vermez." "Ben kafayı yemedim, kurallar böyle. Kardeşiniz, kız kardeşimi kaçırmayacaktı. Ayrıca ben de sizinle evlenmeye bayılmıyorum." "Çık git evimden zorba herif! Sizinle hiçbir şekilde evlenmiyorum, okey!" "Öyle mi? O zaman zorba nasıl olunur, hakkını verelim, değil mi Asel Hanım?" dedi ve beni un çuvalı gibi omzuna attı. ​Neye uğradığımı şaşırdım. "Bırak beni, bırak! Hayvan herif!" Dışarı çıktık. Hemen Erol abi silahı çekmek için elini beline atmasıyla, bacağına yediği kurşun bir oldu. Hakan denen adam o kadar hızlı silahını çekti ki Erol abimin bacağına sıktı ve beni un çuvalı gibi arabaya soktu. Hakan'ın açısından ​Ben Hakan. 28 yaşındayım. Mardin'in Saruhan aşiretinin ağasıyım. İş sebebiyle İstanbul'da kardeşim Selen'le birlikte yaşıyorum. Selen 20 yaşında, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde okuyor, bu sene ikinci senesiydi. Ben aşiretimin aksine çok dar görüşlü bir abi değilim ama benim de karşı gelemeyeceğim şeyler var; bunlardan biri de benim salak kardeşimin benimle konuşmak yerine aptal oğlana kaçması. İstanbul'da inşaat şirketimiz var ağalıktan hariç. Ben inşaat mühendisiyim ve Saruhan şirketinin CEO'suyum. Biz dört kardeşiz: Selen tek kız, ailenin göz bebeği. Selen okul sebebiyle İstanbul'a, yanıma taşındı. İki erkek kardeşim Mardin'de ve oradaki şirketi yönetiyorlar. Selen en küçüğümüz. En büyükleri ben, ikinci Gökhan 26 yaşında, üçüncü kardeşim Kağan 24 yaşında. Selen 20 yaşında. ​Selen Kaçmadan Önce ​Sabah erkenden uyandım. Selen'in odasına gittim; iki üç gündür hasta gibi duruyordu. Odasına girdim. Banyoya gitmişti ve kusma sesleri geliyordu. Kapıya vurdum, "Selen, iyi misin gülüm?" Selen: "İyiyim abi, biraz midem üşütmüş. Sen in aşağıya, ben de üstümü değiştirip geleceğim." Hakan: "Tamam, bekliyorum." ​İndim aşağıya. Selen geldi. "Solgun gibi duruyorsun gülüm, hastaneye gidelim," dedim. Selen hemen panikle bir şekilde, "Yok abi, ne gerek var? Nane limon yaparım geçer, gerek yok," dedi. "Tamam çiçeğim, eğer bir şey olursa ara, hemen gelirim," dedim. Öptüm alnından ve arabama binip şirkete geldim. Bugün yoğun bir gündü. ​Akşama doğru Selen'i aradım, telefonu kapalıydı. Hemen adamları aradım, "Selen iyi mi, evde mi?" diye. "Evden kimse çıkmadı," dedi biri. "Bir ara arkadaşı geldi, 'Selen Hanım'ın akşam üzeri çıktı,' dedi." "Tamam," dedim. Arabama binip eve doğru gelmeye başladım. Eve geldim. "Selen ben geldim!" Odasına da gittim ama kimse yoktu. Hemen dışarıya çıktım ve korumalarına sordum. "Evde kimse yok! Selen! Selen nerede?" diye bağırdım. Korumalar etrafımda toplandı. "ev den kimse çıkmadı, sadece sizinle Selen Hanım'ın arkadaşı çıktı." Kamera odasına gittim. Baktım, Selen gizlice arka kapıdan arkadaşının arabasına binip kaçmış. ​Adamlara seslendim: "On dakikanız var, Selen'i bana çabuk bulun!" Benim ona hediye ettiğim saat'e GPS taktırmıştım. Hemen Selen'in takip cihazından konumuna baktım. Beykoz'da bir evden geliyordu. Arabaya atladığım gibi onların kapısının önüne gittim. "Selen!" diye bağırmaya başladım. Kapıdaki adamlar, "Buraya giremezsiniz! Hemen burayı terk edin!" diye bize emirler yağdırmaya başladı. "Kardeşimi almadan hiçbir yere gitmeyeceğim! Eğer kan çıkmasını istemiyorsanız bana hemen kardeşimi verin!" Kapıdaki adam, "Beyefendi, kardeşiniz burada yok," dedi. ​Adama dönüp ters bir bakış attım. "Aaa, burada yok ama telefonun konumu burayı gösteriyor. Nasıl iş bu?" dedim ve "Selen!" diye bağırmaya devam ettim. Bağırmamın üstüne kapı açıldı ve bir ahu çıktı. Yeşil gözleri, uzun kumral saçlarını arkaya doğru savurdu. Dışarı çıkar çıkmaz etrafını adamlar sardı. İçlerinden adını Erol olarak öğrendiğim kişi, adını Asel olduğunu öğrendiğim kadına, "Asel Hanım, neden dışarı çıktınız?" Asel, "Dışarıdan silah sesleri geldi. Kim bu hadsizler, bir bakayım," diye dışarı çıktım dedi. "Asıl hadsiz, senin o soysuz kardeşin! Kardeşimi kaçırdı, saruhan aşiretinin namusunu kirletti. Mardinde bunun anlamı ne demek biliyormusun bunun bedeli ağır olur!" dedim. Ne olduğunu anlamadan, "Sen kime soysuz diyorsun?" diye bağırdı ve aynı hızla suratıma tekmeyi attı. Tekmeyi yiyince bir afalladım. "Ne oluyor?" dedim. Karşılıklı silahlar çekildi ve Asel "Silahları indirin," dedi kendi adamlarına. Ben de işaret verdim ve indirdim. Asel "Konuşmak istiyorum," deyip bahçeye davet etti. İçimden, "Tam hanımağa olacak kız," dedim. Aslında kimseye daha duyulmamıştı. Selen'i alıp gitmekti niyetim ama bakalım bu Asel ne konuşacak benle diye merak ettim. Oturmam için buyur etti ve içeriden birine seslendi. ​ "Tekme için özür dilerim. Dudağınız kanıyor, bir bakayım," dedi. "Teşekkür ederim, zahmet etmeyin". "Yok, ne zahmeti? Sonuç olarak ben yaptım ," dedi ve ilk yardım çantasını alıp önüme geldi. Yarayı temizledi. O yarayı temizlerken aşırı yakınlaştık. "Bu nasıl bir koku? Yasemin çiçeği misin be kızım? Aldın aklımı baştan! Ne için geldiğimi, kim olduğumu unutturdun. Off anasını bu ne güzelliktir be." İşi bitince geri güzelik Ben, yakınlık bitince kendimi boşluğa düşmüş hissettim resmen. Düşüncelerden sıyrıldım.kahvelerimiz gelmişti konuşmasıyla. Kendime geldim. ​ Adım Asel, Burak'ın ablasıyım. Keşke böyle olmasaydı ama çocuklar bir hata yapmışlar, ama çaresizlermiş." Elimi havaya kaldırıp sözümü kestim"İlk önce tanıştığıma memnun oldum. Belli ki aklın başında birisin. 'Soysuz' dediğim için özür dilerim ben de. Ben Hakan. Böyle tanışmak istemezdim ama kardeşin kardeşimi kaçırarak çok büyük yanlış yaptı ve bize büyük sorun çıkardı. Bizim oralarda işlerin çözümü ne yazık ki çok farklı. Kaçırmanın bedeli olur. Kaçırmadan önce keşke benle konuşsaydı, ailemi ikna ederdim bir şekilde." "Sizin oralarda işler nasıl gider bilmiyorum ama eğer başlık parası ise sorun değil, ne kadar isterseniz halledebiliriz." "Başlık parası mı? Bu, kızı kaçırmadan önce olur. Şimdi böyle bir şey söz konusu değil." "Aaaaa ama siz de hiç çözüm odaklı değilsiniz Hakan Bey. Bu durumun tek çözümü öldürmek mi? İnan, bizim sülaleyle uğraşmak istemezsiniz. Aslında amacım kardeşimi alıp gitmekti ama kokunun müptelası oldum ve annemin 'evlen' demesinden bıktım. O yüzden işi berdele çevireceğim, çimen gözlüm. Gözlerine ilk görüşte vuruldum sana.) "Bu durumun tek çözümü var Asel Hanım." Asel: "Neymiş bu çözüm? Hemen söyleyin de bu durumu çözelim. İnan, çok uykum var, nöbetten geldim." Hakan: "Berdel tek çözüm." Asel: "Berdel mi? Anlayacağım şekilde açıklasanız." Hakan: Off anasını, kızın her şeyi mi güzel olur? Bir de nöbetten gelmiş, kıyamam sana. "Kardeşiniz kardeşimi kaçırdığı için biz de sizden kız almalıyız "Siz de mi kız kaçıracaksınız?" Hakan'ın dudağı yukarı doğru kıvrıldı."Eğer kabul etmezseniz büyük ihtimalle evet." "Hım, kim bu kız? Belki ben ikna ederim." "Eğer başka kız kardeşiniz yoksa siz benim müstakbel eşim olacaksınız, yani benle berdel olacaksınız." "Hahaha, siz ciddi misiniz ya? Yani ben sizinle evlenmek zorundayım? Kafayı yemişsiniz!" Laz kızı, inat etmeden kabul etsen şaşardım."İster isteyerek bunu kabul edersin, ister zorla alıp giderim. Ya da kardeşin ve kardeşimi öldürüp gideceğim." "Yok artık ebesinin neresi! Kafayı mı yediniz ya? Kaçıncı yüzyıldayız ? Orta Çağ'da falan mı kaldınız? Selen reşit ve istediği kişiyle evlenir, buna siz karışamazsınız!" Bak bak, küfür de ediyor."O işler bizim oralarda öyle olmuyor Asel Hanım. Eğer berdel olmazsa ve ben kız kardeşimi ve kaçıran şerefsizi vurmazsam biz hiç iş yapamayız, itibarımız kaybolur ve ben aşiret ağalarının başıyım. Ben kuralları bozarsam bizim oralarda düzen kalmaz. O yüzden ister güzellikle ister zorla sizi alıp gideceğim çünkü kardeş katili olmak istemiyorum." "Yok ya! Ben böyle bir şeyi kabul edeceğimi nereden çıkardınız? Şikayet edeceğim sizi, adama bak ya, tehdit ediyor bir de beni! Ben sizinle hiçbir yere gelmiyorum çünkü benim bir hayatım, bir kariyerim var. 'Hayal dünyasından çık' derim size, çünkü babam böyle bir şeye asla izin vermez." Ne konuştun be güzellik "Ben kafayı yemedim, kurallar böyle. Kardeşiniz, kız kardeşimi kaçırmayacaktı. Ayrıca ben de sizinle evlenmeye bayılmıyorum." "Çık git evimden zorba herif! Sizinle hiçbir şekilde evlenmiyorum, okey!" "Öyle mi? O zaman zorba nasıl olunur, hakkını verelim, değil mi Asel Hanım?" dedim ve sırtıma attım ​"Bırak beni, bırak! Hayvan herif!" Erol denen adam silahı çekmeye çalıştı ama hemen bacağına sıktım ve Asel'i arabaya yerleştirdim ve şoför koltuğuna geçtim. Arabanın kapılarını kilitledim. Asel'i kısacık konuşmasından tanıdıysam gözü kara kız. Asel arabada car car konuşmaya devam etti. Sağına soluna baktım, telefonu var mı diye. Offf, bu yasemin kokusu öldürdü beni. "Sen ne güzel kokuyorsun be güzelim. Anan seni yasemin dibine mi doğurdu?" Gazı kökleyip Bursa yoluna girdim. Bursa'daki dağ evine gidecektim. Orada bizi bulamazlar hem de bu güzellik kaçamaz. Aselin anlatımı ​Dağ Ayısı ​Arabaya bindirir bindirmez kilitledi kapıları. Ne kadar zorlasam da açılmadı. Bir yandan da saydırıyordum. "Ne yapıyorsun be adam? Un çuvalı mı taşıyorsun? Ya dağdan mı geldin? Güpegündüz kız kaçırmak ne? İyi misin ya? Kaçırsan bile seninle evleneceğimi nereden çıkardın?" ​"Aaaa ne ayıp ama, müstakbel kocana dağdan mı geldin' denmez. Evleneceksin, yapacak bir şey yok. O salak kardeşin kardeşimi kaçırmadan önce düşünecekti." "Kardeşim sadece kardeşini kaçırmadı. Anlamadığın nokta, birbirlerine kaçtılar. Bu da demek oluyor ki zorla yapılan bir eylem yok ama sen beni zorla kaçırdın." "Ben sana işin olurunu söyledim küçük hanım. Sen 'ikna ederim' diyordun. Ne oldu, kendini ikna et kardeşin için. Yoksa ikisini ben öldürmesem bile aşiret toplanıp hükmü verecekler ve öldürmesi için birini gönderecekler. Elimize kardeşlerimizin kanı mı bulaşsın istiyorsun?" "Ne yapmamı istiyorsun? Hiç tanımadığım, huyunu suyunu bilemediğim biriyle evlenip hayatımın içine mi sıçayım? Kafayı mı yedin? Ayrıca ben evlilik düşünmüyorum, erkek cinsine güvenmiyorum, kariyerime odaklandım." Erkek cinsi? Köpekten bahseder gibi. Şimdi sus da evde konuşursun. Hem uykun yok mu senin? Uyu sen en iyisi." "Evet, çok uykum var ama uyku uyuyacak hal bırakmadınız," cama döndüm. "Neyse, şimdi biraz kestireyim çünkü uykusuzlukla doğru düşünemiyorum," ​Hakan'dan ​En sonunda uyudu. Ne çene varmış arkadaş, bir susmadı. ​Kısa bir yolculuğun ardından dağ evine vardık. Asel uyurken dağ evine bakan işçileri arayıp evi temizlemelerini ve yiyecek alışverişi yapmalarını söyledim. Ve kadın kıyafeti alışverişi de yapmalarını çünkü Asel'i karga tulumba omzuma attığım gibi arabaya koydum. Kızın üstü başı hastane kokuyordu, buna rağmen teninin kokusunu bastıramamıştı. Asel'i uyandırmamaya dikkat ederek kucağıma aldım. ​Off anasını, bu ne koku, bu ne güzellik! Kıza bir şey yapmadan boşalacak hale geldim, bu nasıl bir şey! Kız resmen aklımı aldı. Yasemin dibinde mi doğdun be güzelim? ​Asel'in Anlatımından ​O kadar uykusuz kaldım ki bir ara havalandığımı fark ettim ama uyumaya devam ettim. Sabah olacaklardan habersiz... ​Sabah gözlerimi açar açmaz yatakta bir dağ ayısıyla göz göze geldim ve tekmeyi attığım gibi yere yolladım kendisini. Sonra da başladım. "Sen manyak mısın? Neden yanımda yarı çıplak yatıyorsun? Kafayı mı yedin? Yuh yani, dayak mı çekti canın?" ​ "Yuh kızım, sen ne acımasız bir şey çıktın. Sabah sabah insan böyle mi uyandırılır? Böğrümü deldin, yataktan atmak ne?" "Bir de hâlâ 'vicdansız' diyor. Kafanı patlatacağım şimdi. Başka yatacak yer yok mu? Ne diye tünedin yatağa be adam?" "Bu duruma alışsan iyi edersin. Şurada birkaç güne nikahlı kocan olacağım. Sorarım bu tekmelerin hesabını elbet o zaman. Ayrıca başka yatak yok evde, tabii burada yatacağım." "Sen ne yap biliyor musun? Avucunu aç, ağzına yanaştır, yala. İmaya bak, hesap soracakmış! Ben tanımadığım adama kendimi teslim eder miyim? Seninle evlensem bile kardeşim için bu olacak. Sözleşmeli olur, karşılıklı iş anlaşması gibi. Vade doldu mu ben giderim." "Benim yalamak istediğim başka yerler var," deyip beni altına aldı. "Manyak mısın be? Kalk üstümden çabuk!" "Cık, böyle üsten bakmayı sevdim sana. Evlenmeyi kabul ettin ama sözleşmeli." "Daha bir şey kabul etmedim, babamla konuşmadan da bir şey kabul etmeyi düşünmüyorum." "Babanla konuşacağını mı zannediyorsun? O iş biraz zor." "O zaman o kafandaki evliliğe elveda de. Zaten seni bulamayacağını zannediyorsan yanılıyorsun. Birkaç saate burada olur babamın adamları. Neyse, çekil şuradan. Açlıktan öleceğim, dün içtiğim kahve ile duruyorum. Gidip yiyecek bir şeyler hazırlayayım, yoksa şuraya bir yere yığılıp kalacağım şimdi. Sen mi üstümden kalkarsın yoksa ben mi seni tekmeleyip atayım?" "Uuuuu, bu hallerin beni aşırı tahrik ediyor bilesin. Ben kalkarım çünkü ben de acıktım. Bir şeyler hazırla, sen aşağıda. Dolapta birkaç bir şey aldırmıştım." "Az ye de kendine hizmetçi tut! Gel kendi yemeğini hazırla, ben sana hiçbir şey hazırlamayacağım!" ​Üstümden kalkar kalkmaz koşarak aşağı indim. Bir dağ evi gibi, aşağıda mutfak ve oturma alanı, yukarıda açık bir yatak odası. Mutfağa girdim ve hemen bir bardak su içtim. Neden bu kadar sıcak bastı beni ya? Resmen kalbim maratona çıkmış gibi atıyor. İlk kez kalp ritmim bu kadar hızlandı, aşık olduğum çocuğu gördüğümde bile kalbim böyle atmıyordu. Ne oluyor bana? Kesin bu kadar yakın mesafe olduğu için, yoksa etkilenmiş olmam. ​Su içip düşüncelere dalmışken, "Hayırdır ne oldu, ne düşünüyorsun? Yüzün kıpkırmızı oldu," deyip sırıttı. ​"Sanane be? Bana bak, sakın bir daha üç metre yanıma gelme. Çok kötü olur." "Hadi ya, ne olur mesela?" deyip hem de yaklaşıyordu bana. ​Ona fırsat vermeden kalktım hemen ve dolaba yöneldim, kahvaltılıkları çıkardım. Çayı attım ocağa. Çay suyu kaynayana kadar dolaptan domates, biber çıkardım, bir de tereyağını çıkardım tezgaha. Hemen alt çekmeceden bir tava aldım, içine tereyağını koydum. Oradan hemen atladı: "Menemeni soğansız yapmayı düşünmüyorsun herhalde? 'Menemen soğansız olur' diyenlerden sen geç o işi. Soğanlı olur menemen." "Yoooo, menemen soğansız olur diye bir kural yok ama illa soğanlı olmalı diye de kural yok. Ben, keyfim ve kahyası nasıl istiyorsa öyle oluyor menemen. Ha, geldin soğan doğradın ince ince tavaya koydun, sana 'Neden tavaya soğan koydun?' demem. Menemeni soğanlı istiyorsan, o kıçını kaldır ve soğanı doğra. Yok, bir halta karışmayacaksan afkurma! Nasıl yapıyorsam menemeni öyle yiyeceksin. Önüne yemek koyduğuma şükret!" "Yuh be kızım, ne konuştun!" Hemen masanın sağ tarafındaki sebze dolabından soğan alıp soymaya başladı. "Yardım istesen zaten yardıma gelirdim karıcım. Ayrıca 'afkurma' ne demek? Küfür mü ettin bana başka dilde?"gözlerimi kaçırdım "Yooo. Sence sana küfür etsem başka dilde neden edeyim ki? Direk ederim, senden mi korkacağım? 'Afkurma' çok konuşma demek. Küfür etmedim," deyip gülmeye başladım. ​Güldüğümü gören Hakan'ın gözleri gülüşüme takıldı. Güldüğümde yanağımda kocaman bir çukur oluşur. Bunu gören Hakan, soğanı tezgaha koyduğu gibi dudaklarıma yapıştı. Gözlerim kocaman oldu. Uzun bir öpücük olmasa da ilk öpücüğümdü. ​"Ne yapıyorsun sen ya? Ben sana üç metre yakınıma gelme diyorum, sen dudaklarımı vakumladın! Yuh be, gebertirim seni!" deyip elimi kaldırdım. Ellimi kaldırdım ama boşa. Hakan ellerimi tutup kafamın üstünde birleştirdi. "Çok öpülesi dudakların var. Kiraz gibi. Artık hazırlıklı ol, bir kere tadını aldım o kirazların. Hem çok güzel gülüyorsun, gülüşünden öpesim geldi. Bu arada sakın başka yerde güleyim deme. O yanağındaki çukuru kimse görmesin, sadece bana özel o güzellik." "Yok ya! Bundan sonra her yerde güleceğim, sen de kudur!" demeye kalmadan dağ ayısı dudaklarıma tekrar yapıştı ve alt dudağımı ısırdı. Geri çekilirken yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu ve "Öyle bir şey yaparsan ben de nerede güldün, kimin yanında olduğunu umursamam ve o kirazlara yapışırım ve güzel bir iz bırakırım küçük cadı!" dedi. ​Anın şokunu atlatır atlatmaz adamın bacak arasına dizimi geçirdim. Hakan iki büklüm olurken "Manyak cadı!" demeyi ihmal etmedi. "Hayvan herif, dudağımı kopardın bir de tehdit ediyor ya!" Ama içim bir tuhaf oldu, heyecanlandım, kalbim hızlandı ve bacak aramada sanki ateş toplandı. Daha fazlasını istedim bir an, sonra gerçekliğe döndüm. bu düşünceleri zihninden geçirirken adama söylenmeye devam ediyordum. ​Hakan iki büklüm olmuş, söylenmemi es geçerek "İleride bineceğin dalı nasıl kestin vicdansız?" deyip gülmeye başladı. Bu lafı duyunca sustum. Ne demek istediğini algılayınca kızardım bozarıdım. Diyeceğim kelimeler ağzımda yarım kaldı. "Sen..." deyip durdum, kızarmaya devam ettim. Hakan'ın acısı geçince, "Vicdansız seni! Hadi çok laklak yaptın, işe dön. Çaydanlık dile geldi artık kaynamaktan," dedi. Ne diyeceğimi bilemeden, anın utangaçlığı ile susup ocağa döndüm. "Edepsiz ne olacak," deyip çayı demledim ve biberleri doğradım, tavaya koydum. Hakan soğanı doğruyordu, o da tavaya koydu doğradıklarını. Hakan'ın doğrama işini bitirdiğini görünce "Boş durma," deyip eline domatesi verdim, "Soy kabuğunu, ben de doğrayayım." ​"Oooo, şimdiden evli çift gibi olduk baksana, iş yaptırmaya da başladın." "Ne bekliyordun canım sen evli olsak bunun iki üç katı olur söyleyeyim. Sonuçta aynı evi paylaşıyorsak temizlik, bulaşık, yemek ortak yapılır ama dert etme çünkü bizim için geçerli değil bu." "Canını yerim. Artık dönüşü yok, berdel olacak. Çünkü senin kardeşin olacak andaval kız, kardeşimi kaçırdı ve evlendi. Bu olay berdelden başkasını kabul etmez. Eğer olmazsa kan dökülecek, kan." "Ya belki benim sevdiğim, beklediğim biri var." "Araştırdım, sordum, öyle biri yok ama kalbinde biri varsa evlenene kadar sök at. Ben kıskanç biriyim. O kalbindekini siler, dünyaya gömerim..."dedi ​Menemeni hazırlayıp masaya koydum. Tam yemeye başladık, Hakan'ın telefonu çaldı. ​Hakan'ın Anlatımı ​Sabah bir uyanmışım, ilk kez kesintisiz, mışıl mışıl uyudum. Bu kadının kokusu beni resmen sarhoş etti. Bir de güzel uyuyor ki! Gece uyumadan önce bol bol izledim ve karar verdim: Bu güzellik benim olmalı. Bir şekilde bu güzeli kendimin yapmalıyım. Artık bu kokuyu almadan yaşayacağımı zannetmiyorum, resmen müptelası oldum. Gece üstümü çıkardım, yanına uzandım ve o ipek saçlarını uzun uzun sevdim, kokladım. Gerdanına usulca sokuldum. Böyle bir koku yok! Hiç mi gitmez bu koku arkadaş? Kokulara bir hassasiyetim var ama bu kadınınki fazla güzel. Kız şimdi boyu uzun, gerdanı falan uzun, göğüsleri falan dolgun, kalçaları hiç saymıyorum bile. Beli incecik, manken gibi. Her erkeğin sahip olmak isteyeceği bir güzellik. Yanımdaki yüzü desen kiraz gibi dudakları, büyük yeşil gözleri, uzun kirpikleri, masum yüzü. Neyse, gece boyu onu izleyerek uyudum. ​Sabah göğsüme atılan bir tekme ile uyandım. "Vicdansız mısın kızım? İnsan müstakbel kocasını böyle mi uyandırır?" dedim ve o söylenmeye başladı. "Sabah sabah insan böyle mi uyandırılır? Böğrümü deldin, yataktan atmak ne?" "Bir de hâlâ 'vicdansız' diyor. Kafanı patlatacağım şimdi. Başka yatacak yer yok mu? Ne diye tünedin yatağa be adam?" "Bu duruma alışsan iyi edersin. Şurada birkaç güne nikahlı kocan olacağım. Sorarım bu tekmelerin hesabını elbet o zaman. Ayrıca başka yatak yok evde, tabii burada yatacağım." "Sen ne yap biliyor musun? Avucunu aç, ağzına yanaştır, yala. İmaya bak, hesap soracakmış! Ben tanımadığım adama kendimi teslim eder miyim? Seninle evlensem bile kardeşim için bu olacak. Sözleşmeli olur, karşılıklı iş anlaşması gibi. Vade doldu mu ben giderim." "Benim yalamak istediğim başka yerler var," dedim ve altıma aldım. "Manyak mısın be? Kalk üstümden çabuk!" "Cık, böyle üsten bakmayı sevdim sana. Evlenmeyi kabul ettin ama sözleşmeli." "Daha bir şey kabul etmedim, babamla konuşmadan da bir şey kabul etmeyi düşünmüyorum." "Babanla konuşacağını mı zannediyorsun? O iş biraz zor." "O zaman o kafandaki evliliğe elveda de. Zaten seni bulamayacağını zannediyorsan yanılıyorsun. Birkaç saate burada olur babamın adamları. Neyse, çekil şuradan. Açlıktan öleceğim, dün içtiğim kahve ile duruyorum. Gidip yiyecek bir şeyler hazırlayayım, yoksa şuraya bir yere yığılıp kalacağım şimdi. Sen mi üstümden kalkarsın yoksa ben mi seni tekmeleyip atayım?" dedi ahum. ​"Uuuu, bu hallerin beni aşırı tahrik ediyor bilesin. Ben kalkarım çünkü ben de acıktım. Bir şeyler hazırla sen aşağıda. Dolapta birkaç bir şey aldırmıştım." "Az ye de kendine hizmetçi tut! Gel kendi yemeğini hazırla, ben sana hiçbir şey hazırlamayacağım." Koşar adım aşağıya mutfağa kaçtı. İnkar etse de o da etkileniyor benden, doğru yoldasın Hakan, böyle devam. Dün çalışanlara aldırdığım kıyafetleri giydim, aşağı indim. Baktım ahum domatese dönmüş, düşünceli bir şekilde su içiyor. "Ne düşünüyorsun? Kıpkırmızı olmuşsun." Başladı konuşmaya: "Sakın bana üç metreden fazla yaklaşmıyorsun." "Allah Allah, nedenmiş o?" dedim ve üzerine doğru yürümeye başladım. Utandı hemen yerinden kalktı ve buzdolabına yöneldi, kahvaltılıkları çıkardı. Onu öyle görünce içim bir hoş oldu. Her sabah bana kahvaltıyı hazırladığını düşündüm. Sonra mutfakta sevişeceğimiz zamanları, yemek yaparken arkadan sarılıp o güzel gerdanına sayısız öpücükler dizerken kokusu burnuma doldu ve acayip tahrik oldum. Benimki hareketlendi. Hemen bu durumdan kurtulmak için sataştım ona. "Herhâlde menemeni soğansız olmalı diyenlerdensin. Eğer öyle ise o işi geç," dedim ahuma. Hemen başladı bıcır bıcır konuşmaya: "Vallaha öyle bir düşüncem yok keyfim ve kahyası nasıl istiyorsa o gün öyle yapıyorum. Ha, sen soğan soyup doğradın da içine atamazsın demedim. Çok biliyorsan o kıçını kaldır da soğan doğramaya başla. Yok, istemiyorsan afkurma," dedi bilmiş bilmiş. Hemen aldım elime soğanı, doğramaya başladım. Bu arada o da biberleri doğruyordu. "Afkurma ne demek?" dedim. "Bilmediğim bir dilde bana küfür mü ediyorsun?" "Yoo. Neden sana bilmediğin dilde küfür edeyim? Kimden çekineceğim? Direk ederim küfür. 'Afkurma' çok konuşma manasında," dedi ve güldü. ​Akşam o kadar incelememe rağmen yanağındaki kocaman çukuru fark etmemişim. Onu öyle görünce öpmek istedim. Dudaklarına yapıştım. Çok uzun değildi ama aldım o kirazların tadını, daha bırakmam. Açtı yeşillerini kocaman. Şoktan çıkınca başladı konuşmaya deli fişek: "Ne yapıyorsun sen ya? Ben sana üç metre yakınıma gelme diyorum, sen dudaklarımı vakumladın! Yuh be, gebertirim seni!" deyip kaldırdı elini. Ellerini tutup kafasının üstünde birleştirdim. "Çok öpülesi dudakların var. Kiraz gibi. Artık hazırlıklı ol, bir kere tadını aldım o kirazların. Hem çok güzel gülüyorsun, gülüşünden öpesim geldi. Bu arada sakın başka yerde güleyim deme. O yanağındaki çukuru kimse görmesin, sadece bana özel olmalı o güzel manzara." Başladı yine diklenmeye asi: "Yok ya! Bundan sonra her yerde güleceğim, sen de kudur!" Demeden yapıştım dudaklarına ve bu söylemin cezası olmalı, değil mi? Çekilmeden alt dudağını güzelce ısırdım ve kiraz dudaklardan koptuktan sonra çukurun üstüne kocaman bir öpücük bıraktım ve "Öyle bir şey yaparsan ben de nerede, ne zaman, kimin yanında olduğunu umursamam ve o kirazlara yapışırım ve güzel bir iz bırakırım küçük cadı!" dedim. Tabii asim durur mu? Anın şokunu atlatır atlatmaz benim küçüğüme geçirdi dizini. ​İki büklüm oldum, "Manyak cadı!" demeyi ihmal etmedim. Ahum susar mı? Susmaz. Başladı yine söylenmeye: "Hayvan herif, dudağımı kopardın bir de tehdit ediyor ya!" Acı hafiflemeye başlayınca iki büklüm şekilde Asel'in söylediklerini es geçip Asel'i de utandırmak ve susturmak için "İleride bineceğin dalı nasıl kestin vicdansız?" dedim, gülmeye başladım. Bu lafı duyunca sustu. Ne demek istediğini algılayınca kızardı, bozardı. Diyeceği kelimeler ağzında yarım kaldı. "Sen..." deyip durdu, kızarmaya devam etti. Acısı geçince "Vicdansız seni! Hadi çok laklak yaptın, işe dön. Çaydanlık dile geldi artık kaynamaktan,"Ne diyeceğini bilemeden, anın utangaçlığı ile susup ocağa döndü. "Edepsiz ne olacak," dedi bana. Çayı demledi ve biberleri doğradı tavaya koydu. Soğanı doğrayıp tavaya koydum ve güzelimi izlemeye başladım. Hemen gördü. "Boş durma," deyip eline domatesi verdi. "Soy kabuğunu, ben de doğrayayım," dedi. Dediğini yaptım ve "Oooo, şimdiden evli çift gibi olduk baksana, iş yaptırmaya da başladın," dedim. ​Hemen atağa geçip konuştu asi: "Ne bekliyordun canım? Sen, evli olsak bunun iki üç katı olur söyleyeyim. Sonuçta aynı evi paylaşıyorsak temizlik, bulaşık, yemek ortak yapılır ama dert etme çünkü bizim için geçerli değil bu," dedi asi kızım. ​"Canını yerim. Artık dönüşü yok, berdel olacak. Çünkü senin kardeşin olacak andaval kız, kardeşimi kaçırdı sende kendini bu evliliğe hazırla güzelik.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.1K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
25.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
86.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
545.2K
bc

HÜKÜM

read
229.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.2K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook