Dünya, bazen sadece beş kelimelik bir cümleden ibaret olan küçük bir kıyametle başımıza yıkılırdı. O an, gökyüzünün yerle bir olduğunu, altımdaki toprağın çekilip beni o taze mezarın içine davet ettiğini hissettim. İnsanın dizlerinin bağı çözülmezmiş aslında; ruhu bedeninden istifa edermiş. Benim ruhum da o an, Mahir’in soğuk mezar taşının üzerine yığılıp kalmıştı. Zervan’ın sesi... O ses, hayatım boyunca duyduğum en korkunç melodiydi. Bir fısıltı kadar alçak ama bir çığlık kadar sağır edici. "Ne dedin sen?" derken dudaklarından dökülen her harf, birer cam kırığı olup boğazıma saplanıyordu. Bakışlarımı yerden kaldıramıyordum. Eğer kaldırırsam, Zervan’ın gözlerindeki o devasa hayal kırıklığının beni küle çevireceğini biliyordum. Ben onun için hep bir bilmeceydim, evet. Ama şimdi, o bilme

