Zervan’ın kulaklarında o uğultu hiç dinmiyordu. Hani bir patlama olur da insan sağır kalır, dünya buzlu bir camın arkasında buz keser ya; tam öyleydi işte. Bekir’in ağzından çıkan her kelime, Zervan’ın göğüs kafesine balyoz gibi iniyordu. Yutkunamıyordu. Boğazında düğümlenen o yumru, nefesini kesen bir ur gibi büyüdükçe büyüyordu. Uçurumun en ucuna, sanki boşluğa bırakacakmış gibi çökmüştü Zervan. Ellerini başının arkasında kenetlemiş, tırnaklarını saç diplerine geçirmişti. Gözleri kan çanağıydı ama bakışları bomboştu; sanki altındaki o zifiri karanlığa saplanmıştı. Haftalardır kendi öz kardeşine, canı Şiyar’ına "hain" deyip etmediği bedduayı bırakmamıştı. Her adı geçtiğinde yüzünü ekşitmiş, toprağına lanet okumuştu. Şimdi ise gerçek, en okkalı şamar gibi suratında patlamıştı: Şiyar, abi

