Keriman, Şiyar’ın elinin tozun içinde son kez titreyip sabitlendiğini gördüğünde, sanki göğüs kafesi ortadan ikiye yarıldı. O ana kadar tuttuğu o boğuk hıçkırık, yerini yer sarsan, duvarları çatlatan bir ulumaya bıraktı. Bu bir ağlama değildi; ciğerlerinden sökülüp gelen, etinden et koparan bir kıyametti. "Şiyarrr! Şiyar, aç gözünü! Kurban olayım bak bana! Şiyarrr!" Sesi avluda yankılanırken, karnına saplanan o devasa sancıyla iki büklüm oldu. Ama acıyı hissetmiyordu bile; kalbindeki yangın, rahmindeki o bıçak kesiğinden daha büyüktü. Dizlerinin bağı çözülmüş halde Şiyar’a doğru atıldı. Parmakları, adamın kanına bulandı. Şiyar’ın o kapalı gözlerini, o cansız yüzünü ellerinin arasına aldı; sarsmaya, uyandırmaya çalıştı. "Kalk diyorum sana! Kızımız geliyor Şiyar, tek başıma yapamam! Söz

