14.Bölüm

4627 Kelimeler
Odaya çöken gergin havayı solumaktan artık bunalırken rahatsızca yerimde kıpırdandım. Terleyen avuç içlerim üzerimde ki hastane önlüğünü kavrarken kuruyan dudaklarımı yavaşça ıslattım. Karşımda oturan kardeşimden gözlerim bir an olsun ayrılmazken hafifçe boğazını temizleyen Aybars’a döndüm. Odada çıt çıkmazken üçümüz oturmuş susmaktan başka bir şey yapmıyorduk. Ben sedyede oturur şekilde dururken ikili koltukta Mert, onun yanında ise Aybars yerini almıştı. Aybars sonunda sessizliğe son verirken sakin sesiyle konuştu. -Şimdi tedavi için nasıl bir yol izleyeceğimizi anlatacağım. Benim odağım ona kayarken Mert ise tüm dikkatiyle ona dönerek dinlemeye koyuldu. -Öncelikle her şeyi ablanın hatırlaması daha doğru olacak. Parça parça gitmesi gerekiyor. Birden kendine yüklenirse beyni zarar görebilir ya da ruhsal olarak sorunlar çıkabilir. O yüzden ona henüz hatırlamadığı şeyleri anlatmaman gerekli. Ama bu demek değil ki hiç yardımcı olmayacaksın. Mert odaklı konuşurken dedikleriyle yutkundum. Bakışlarım biraz endişeye bürünmüştü. Ailem değil de sadece Mert buradaydı ve bu beni çok fazla geriyordu. Ailemle aramda sorun olduğu kesindi fakat bu durumda bile gelmemelerine bakılırsa sandığımdan daha içler acısıydı aramız. Yüzüm düşündüklerimle kasılırken Aybars’ın sesiyle kendime geldim. -Kardelen? İlk defa ismimle seslendiğini fark etmemle hızla ona döndüm fakat kardeşimin burada olmasına bağladım durumu ve sorgulamadım. Hafif merakla bana bakarken iyi olduğumu belirterek gözlerimi kapatıp açtım. Ardından bana bakarak devam etti. -Bunları senin yanında anlatıyorum çünkü Mert’e baskı yapmanı istemiyorum. Çok temiz ve dikkatli ilerlemeliyiz. Sakince her şeyi yerli yerine oturtacağız tamam mı? Benden onay beklediği yüz ifadesiyle bakarken kafamı salladım. Derin bir nefes alırken tekrar kardeşime döndü. -Senin üzerine burada büyük görev düşüyor Mert. Ablanın ne yaşadığını hiçbirimiz bilmiyoruz bu yüzden hafızası yerine gelmeye başladığında ne gibi bir tepkiyle karşılaşacağımızı da… Bu yüzden sen onun yanında , ona destek olmalısın. Şuan en ihtiyacı olan şey o çünkü. Mert dikkatle dediklerini dinlerken yavaşça başıyla onayladı. -Tabii ki yanında olacağım. Şefkatle çıkan ses tonu beni gülümsetirken dudaklarımı birbirine bastırdım. Dolan gözlerimi zorlarken ağlamamak için çabalıyordum. Duygusal bir çöküntü yaşadığımın farkındaydım. Her şeye ağlamak istiyordum. Gözyaşlarım kuruyana kadar, gün doğup tekrar gece olana kadar… Ama bunu yaparsam bir daha toparlanamayacağımı da biliyordum. O yüzden olabildiğince ayakta durmalı ve bu süreci en az hasarla atlatmalıydım. Kardeşim yanımdaydı işte… Daha ne isterdim ki? Dolan gözlerimi gören Mert anında ayağa kalkarken adımları beni buldu. Onlara dönük bir şekilde oturduğum sedyede tam önüme kadar gelerek hemen kollarını bedenime sardı. Oturduğum için iyice uzun duran boyunun yanında kısa kalırken o da bu durumu fark edip güldü hüzünlü gözlerine inat. -Bücür ablam benim. Hafif sesli gülerken beline kollarımı dolayarak başımı karnına yasladım. Başımın üzerine hafif bir öpücük kondururken sıkıntıyla nefes verdi. -Yanındayım ben her zaman. Yeter ki sen iyi ol… Dudaklarım dedikleriyle daha da bükülürken ağlamamak için kendimi sıkıyordum. Kafasını eğerek yüzüme baktı. Ağladı ağlayacak durumda olduğumu fark etmesiyle onunda gözlerine doluşan kara bulutları gördüm. Dolan gözlerini saklamak istercesine devirdi. -Sümüklü. Ağlama artık yeter. Dediği şeyle sahte bir kızgınlıkla kafamı yukarı kaldırıp gözlerine baktım. -Sensin sümüklü. Çocukça mızmızlanırken bana gülen kardeşime hayranlıkla baktım. Ne kadar özlediğimi her saniye katmerleşen yüreğimde ki acıyla anlıyordum. Özlemimin acısından yanıyormuşum da meğer haberim yokmuş. Varlığına bir kez daha şükrederken o omzunu silkerek çocuksu hareketime daha da güldü. -Mızmız . Hep böyleydin sen. Arkamızda duran Aybars aklıma geldiğinde biraz utandığımı hissettim o an. Sümüklü olduğumu duymuştu sanırım. Kaşlarım çatılırken Mert’e baktım. -Sensin o. Mert artık kahkaha atarken Aybars’a kaydı hafifçe bakışlarım. O ise yüzünde nadiren gördüğüm gülümsemeyle bizi izliyordu. -Had bir de kötü söz sahibine aittir de de iyice güleyim. --Bebek miyim ben? Sitemle söylediğim şey üzerine acı kahve gözlerinde ki parıltılara yakından şahit oldum. Hafifçe kafasını salladı. Haylaz bir ifadeye bürünürken ifadesi parmaklarıyla hafifçe burnumu sıktı. -Benim bebişimsin sen. Dediği şeyle aklıma bugün olanlar gelince sertçe yutkundum. Utanç beni daha da sarmalarken aynı şeyi Aybars’ın söylediği gerçeği beni daha da utandırıyordu. Aniden ayağa kalkarak burada olduğunu belli edercesine hafif bir boğaz temizleme sesiyle dikkatimizi üzerine çekti. -Ben gideyim artık sizin konuşacaklarınız vardır. Gözleri Mert’e dönük bir şekilde konuşurken bir ara bakışları bana kaydı fakat sonra hızla geri çekti. -Çıkarken yanıma gelirsin zaten buralarda olacağım. Biraz konuşuruz olur mu Mert? Mert Aybars’ın dedikleri üzerine benden ayrılmadan hızlıca kafasını salladı. -Tabii olur. Ben gelirim yanınıza mutlaka. Onun onayı üzerine gözleri sonunda beni bulan Aybars derin bir nefes verdi. -Yanına uğrarım bugün ben de. Kan sonuçların çıkmıştır hem onları kontrol edip haber veririm. -Peki. Anne babasına söz veren bir çocuk gibi çıkan sesimi onun bir an gülecek gibi olması üzerine fark etmiştim. Dudaklarını birbirine bastırırken Mert’e baş selamı vererek odadan ayrıldı. Vücuduma hücum eden utanç sonunda giderken rahat bir nefes aldım. -Ablam… Mert’in sesiyle gözlerim kapanırken sedyede yanıma oturup sıkıca sarılması üzerine daha da sıkı sardım kollarımı. İçime,kalbime sokmak istercesine… Bir an olsun yanımdan ayrılmasın,hep benimle burada böyle dursun istiyordum. Özlemim çok ağır basıyordu. O kadar ağırdı ki hemde altında ezilip kalacaktım. Titrek bir nefes verirken yavaşça ayrıldık. -Kendini asla zorlama tamam mı? Duydun doktoru. Sana daha fazla zarar gelmesini de yorulmanı da istemiyorum. Kafamı yavaşça sallarken ellerimi elleri arasına alarak avuç içime ufak bir öpücük kondurdu. Gözlerine hüznün sisleri bastırırken yüzünde ki oluşan gülümseme de bir o kadar hüzünlüydü. Aralanan dudaklarından fısıltı döküldü. -Ne olursa olsun ablamsın sen benim. Bunu sakın unutma tamam mı? Neden böyle dediğine anlam veremezken yüzünde ki ifade üzerine sertçe yutkundum. Tam ağzımı açarak nedenini soracağım sırada beni susturarak yanağıma öpücük kondurup kafasını göğsüme yasladı. -Saçlarımı okşar mısın? Çocukça çıkan sesi beynimdeki anılar zincirine bir yenisini daha ekledi. Bana küçükken hep böyle der ardından kafasını göğsüme yaslardı. Ellerim anında yumuşak saçlarını bulurken içimde oluşan bir annenin şefkati ve sevgisiyle okşamaya başladım yavaşça. Gözleri eş zamanlı kapanırken sessizce fısıldadım. -Çocukken de böyle derdin. Gözleri anında açılırken hayretine karışan mutluluğunu dudaklarına yansıtan bir gülümsemeyle baktı yüzüme. -Hatırladın… -Hatırladım tabii ya. Unuturum mu sandın? İçimi çekerken hafifçe dertlenir gibi konuştum. -Ne güzel dövüyormuşum meğer seni. Sonra kızlara anlatıp karizmanı çiziyordum hep. Sahte bir sitemle söylenirken yüzünden anılarımızı hatırladığım için oluşan mutluluğu ve heyecanı görebiliyordum açıkça. -Öf abla ya! Ne gıcıktın. Sonra ne kadar gülüyorlardı arkamdan ama. Hayretle kocaman açılmış gözlerine bakarak kahkaha attım. O da daha fazla dayanamayıp gülerken bu anın hiç bitmemesini istedim. Fakat her güzel şeyin bir sonu oluyordu. Odaya giren Kağan ile göğsümden yavaşça kafasını kaldırdı Mert. Kağan gülümseyen gözlerle bize baktı. -Maalesef bölmek zorundayım. Ziyaretçi saatlerimiz sona erdi. Mert yavaşça ayağa kalkarken üzgün gözlerimiz birbiriyle çarpıştı. O ise hemen anlamış gibi hızla konuştu. -Şimdilik gidiyorum ablam. Yine geleceğim tamam mı? Kesin dönüş yaptım zaten. Kaşlarım dediği şeyle çatıldı. -Sen okumuyor muydun Mert? Ne dönüşü? Mert ise hızla sorularımı cevapladı. -Halletim ben abla bir şekilde sen merak etme. Söz okulumu falan bırakmayacağım. Dondurdum sadece. Dedikleriyle rahatlamıştı içim. Asla benim yüzümden okulunu bırakmasını istemezdim. Tekrar bana döndü bakışları. -Yarın geleceğim tamam mı? -Tamam bir tanem. Birbirimize gülerken Kağan ise haylazlıkla parlayan gözleriyle bize baktı. -Ooo… Bakıyorum aldatıyorsun beni. Öyle olsun. Ben senin için Aybars hocadan kellemi aldırmayı göze alayım ama sen… Sahte bir alınmışlıkla bana bakarken bu sözlerine güldüm. Fakat duruma anlam veremeyen Mert yanlış algılamış olacak ki çattığı kaşlarıyla Kağan’a döndü. O anda hızla açılan kapı üzerine giren kişiyle Mert ile aynanda yükseldi sesleri. -Siz beraber misiniz? Açılan kapıda bir adet çatılan kaşlarla duran Aybars ve onunla aynanda konuşup aynı tepkiyi veren çatılmış kaşlı bir adet Mert. Bu ne saçma bir andı böyle? -Oha! Kağan’ın büyük bir şokla ağzından çıkan şey üzerine benim şaşkın bakışlarım yerini gülmeye bırakmıştı. Benim gülmemi kimse şuan umursamazken Kağan hayretle tekrar konuştu. -Anlaştınız mı? Bu ne ya? Takım çalışması gibi. O büyümüş gözlerle bir kardeşime bir Aybars’a bakarken gülmekten gözümden yaş geliyordu artık. Mert yanımda rahatsızca homurdanırken Aybars ise ellerini saçları arasından geçirerek ağzından bir şeyler mırıldandı. Kağan’a sövdüğünü anlamak zor olmasa gerek… Sonunda gülmem dururken sakinleşerek gözümden akan yaşları sildim. Gülmekten ağlamak aklıma gelmezdi hiç… Ama bu Kağan beni gülmekten öteki tarafa götürecekti. -Yok tabii ki de öyle bir şey. Kağan şaka yapıyor sadece. Aybars ve Mert’in delici bakışları aynanda Kağan’ı bulurken daha fazla gülmemek için dudaklarımı dişliyordum. -E yani. Gencim ben daha. Teyzem yaşında ne yapayım onu ben. Ardından hafifçe eğilerek hala haylazlıktan nasibini almayan gözleri bana döndü fısıldadı. -Valla üzerine alınma canımı kurtarmam lazım. Yoksa nasıl evleneceğiz? Dedikleriyle iyice gülerken artık karnım yanıyordu. Aybars kapıda sabırlarını sıralarken Mert her an Kağan’a girişecek gibi duruyordu. -Git Kağan elimde kalmadan. Aybars’ın sesi üzerine ellerini teslim olurcasına kaldırarak yavaşça kapıdan çıkmasına rağmen içi soğumamış olacak ki Aybars son noktayı koydu. -Ayrıca gece buradasın. Bir yere gitmiyorsun. Nöbete sen kalacaksın Aynur yerine. Kağan kocaman açılan gözleriyle anında geri döndü. -Aman hocam canım hocam. Valla ne istersen yaparım hocam lütfen. Kağan sanki öğretmeninden bir puan isteyen çocuklar gibi Aybars’a yalvarırken Aybars ise sırıtarak onun yalvarışlarını izliyordu. Tatmin olmamış olacak ki ağzından memnun olmadığını belirten bir “cık” sesi çıkardı. -Yok olmadı. Biraz daha yalvar belki o zaman. Kağan ise tüm yüzsüzlüğüyle devam ederek benim gülmekten ölmeme neden olma yolunda ilerliyordu hızla. -Hocam lütfen ya. Ellerini birleştirmiş çenesinin altına koyarak yavru kedi bakışları atıyordu. Mert bile bu ana gülmemek için zor dururken dudaklarını birbirine bastırmıştı. -Aybars hocam sen teksin. Biliyorsun değil mi? Sen burada ki en iyi doktorsun. Yağcılıkta sınır tanımayarak en sonunda fısıldayarak son darbesini yaptı. -Hatta Gediz hocam duymasın ama o kimmiş sizin yanınızda yani! Bu sefer Kağan değil de onun dedikleriyle memnun olan Aybars şaşırtmıştı beni. -Afferin. Aybars’ın dediği şey üzerine Kağan derin bir nefes verdi. -Oh be! O zaman kalmıyorum değil mi hocam nöbete? Aybars gözlerini devirirken yavaşça Kağan’ın ensesine vurdu. -Lan salak nöbetleri ben mi yazıyorum? Aynur izinliymiş. Sen kalacaksın yerine işte. Kağan’ın dünyası başına yıkılırken ellerini kafasının iki yanına koydu. Tüm yıkıklığı yüzüne yansırken gözleri açıldı. -Hocam çok kötüsünüz. Hem nöbete kaldım hem de Gediz hocaya saydırdım. Yaptığını yeni anlayan Kağan ile artık yanaklarım acıyordu gülmekten. Kağan’ın bakışları bana dönerken iç çekti hüzünle. -Neyse en azından sen buradasın Kardelen. Akşam ederim evlenme teklifimi. Bombayı ortaya atarak hızla koşup gitmişti. Ben ise dediği şeylerle iyice gülerken yanımda inanamazcasına kafasını iki yana sallayarak söylenen Mert’e döndüm. -Manyak resmen bu. Sözleriyle Aybars’ta ona döndü. -Merak etme zararsızdır. Mert onu onaylarcasına kafasını sallarken ardından bana dönmesiyle gideceğini anladığım için yüzümdeki gülümseme yerini hüzne bıraktı tekrar. İkimizde derince iç çekerken ayağa kalkan Mert elleriyle yüzümü kavrayıp saçlarımdan öptü. -Geleceğim yarın abla. Sakın üzme kendini. Onay beklercesine bakan kardeşimi daha fazla üzmemek adına başımla onaylayarak yanağına öpücük kondurdum. -Tamam ablacığım. Sen üzülmezsen bende üzülmem. Başını onaylarcasına sallarken tekrar sarılarak vedalaştık. Ardından kapıda bekleyen Aybars’a ilerleyerek son kez bana bakıp dışarı çıktılar. Gözlerim dolarken deminden beri aklımı kurcalayan o soru düştü zihnime. Neden öyle söyledi? Kardeşim bana ne olursa olsun ablamsın demişti. Ama neden? İçimde yine baş göstermeye başlayan endişeyi yatıştıracak sebeplerim yoktu bu sefer. Ne olmuştu da bu haldeydik biz? Ne yaşanmıştı da bu kadar kardeşim yanıma gelmişti fakat ailem yoktu? Yüzümü ellerim arasına alırken avuç içlerimi gözlerime bastırdım. Artık ağlamak istemiyordum. Sadece gözlerim değil kalbim de sızlıyordu artık. Canım yanıyordu. Duygularımı kontrol edemezken hissettiğim hüznün sonu yoktu. Aklıma gelen ajandamla yastığımın altından çıkararak elime aldığım kalemimle yazmaya başladım. Her yazdığım sayfa gözyaşlarımdan dalga dalga olmuştu. Bu görüntü bile yine gözlerimi doldururken dudaklarımı dişleyerek biraz olsun durdurmaya çalıştım. Elimdeki kalemin sivri ucuna kayan gözlerimle bir an zihnimden zift rengine bulanmış düşünceler geçti. Kalp atışlarım hızlanırken odada ki sessizlikte yankılanan soluklarımın seslerini duyuyordum. Bu işi bitirebileceğim düşüncesi tüm kirliliğiyle dolanıyordu zihnimde. Bu işi bitirebilirdim. Korktuğum kötü anılarımı, beni buraya düşüren sebebi öğrenmeden bitirebilirdim. Kalemin sivri ucu artık bir bıçağın keskinliğinde görünmeye başlarken gözüme mantığım devre dışı olmuş gözümü karanlık bürümüştü bile. Sertçe yutkunurken sıyrılan koluma yaklaştırdığım sivri kalemi sanki ezbere biliyormuşçasına koluma batırarak tenimi yarıp geçmesini izledim. Derin olmayan fakat acıtan bir kesik kaldığında akan kana gözümdeki yaşlar da karışmaya başlamıştı. Öylece açtığım gözlerimle kestiğim yere bakarken zihnimde hiç tanımadığım bir ses yankılandı. “Sen bunu hak ettin. Eğer bir daha yaparsan yine yakarım canını böyle. Anladın mı?” Zihnime ani bir acıyla saplanıp kalan kızgın kadın sesi kesik kolumdan daha fazla yakıyordu canımı. Tanıdık gelen fakat bir türlü çıkaramadığım ses zihnimin duvarlarına tüm ağırlığıyla çarpıp yankılanıyordu. “Hak ettin.” “Sen hak ettiğin için yaptım.” “Aç kolunu. Hak ettin.” Gözlerim korkuyla açılırken titreyen bedenime engel olamadım o an. İçimde küçük bir çocuğun korkusu yükselirken canlanmaya başlayan anılar ete kemiğe bürünmüş somutlaşıyordu sanki. Ellerimle kulaklarımı kapatırken başımı hızla iki yana sallamaya başladım. -Ne olur sus. Mırıldandığım kelimeler hıçkırıklarım yüzünden kesik kesik çıkarken iliklerime kadar dolan korku sinsice yutuyordu beni. Kalbim acıyla sıkışırken nefes alamadığımı hissettim. Etrafımdaki her şey bir bir silinirken bir anda kendimi başka bir oda da buldum. Etrafıma bakarken karanlık çöken odada ahşap bir yatakta korkuyla yatan bir kız çocuğu çarptı gözüme. Yorganı başına kadar çekmiş sessiz sessiz ağlıyordu. Nereden,neden buraya geldiğimi unutup bir anda o küçük kıza odaklandım. İçimde bir yerler acırken tam ayağa kalkarak yanına gideceğim sırada aniden açılan kapıyla içeriye giren kadına baktım. Bir anda odanın içi karanlıktan kurtulmuş aydınlanırken içeri giren kadının yüzünü gördüm. Büyük bir öfke kaplayan ifadesiyle yatakta ki kıza bakarken sanki bana kızıyormuş gibi ben korkmuştum. -Sen hala uyumadın mı? Yatakta yatan küçük kıza yaklaşırken kızın hıçkırıkları dolduruyordu odayı. Onunla beraber bende ağlarken kalbim korkuyla çarpıyordu. -Aç kolunu! Kadın öfkeyle bağırırken küçük kız iyice yorganın altına girmiş yüzünü saklayarak fısıltıyordu ağlayan sesiyle yalvarırcasına. -Anne ne olur yapma. Söz hemen uyuyacağım. Kadının daha da bağırmasıyla yerimde sıçradım. -Aç dedim! Küçük kız yüzüne çektiği yorgandan yavaşça kurtuldu. Hıçkırarak ağlarken gördüğüm yüzle olduğum yere mıhlandım. Ağzım şaşkınlıktan açılırken kafamı iki yana salladım. Bendim… Minik Kardelen’di bu kız çocuğu. O ağlarken bende ağlıyordum. Neredeydim ben? Girdiğim şoktan çıkamazken hala olanları öylece oturmuş izliyordum. Gerçekliğini sorgulayacak aklım bile kalmamıştı. -Yapma anne ne olur. Anne… Benim annem… Yaşlar gözümden akmaya devam ederken tüm algım kapanmış gördüğüm kan donduran geçmişimi izliyordum. Anne dediğim kadın büyük bir kinle küçük bedenimi sarsarak kolumu sıyırdı. Ahşap çalışma masamdan aldığı pembe kurşun kalemimle yanıma geldi. Hissettiğim korku boğazıma bir el gibi yapışmış ne boğuyor ne de nefes aldırıyordu… Olacakları korkuyla izlerken öylece geçmişimle yüzleşiyordum. Bir tokat gibi çarpıyordu tüm gerçekler suratıma. Annem kolumu ucu sivri pembe kalemimi batırırken birden çığlık atan küçük kızla aynanda benimde canım yandı. Aynı yerim acırken gözyaşlarım yanaklarımdan hızla akıyordu. -Yapma ne olur. Küçüklüğümle aynanda bağırırken ellerimle kulaklarımı kapayarak sonuna kadar çıkan sesimle tekrar bağırdım. -Canım yanıyor. Anne lütfen çok acıyor. Kesik kesik çıkan kelimeler boşlukta savrulurken boğazım yanıyordu bağırmaktan. En sonunda dizlerimin üzerine durduğum yere iyice çökerken çığlık attım. -Bırak dedim bırak.Bırak. Bırak beni. Ellerimle saçlarımı çekerken duyduğum acı daha fazlaydı. Geçmişimi ziyaret eden zihnimi yeni yeni algılarken bunun hayal olduğunun ancak farkına vardım. Hatırlıyordum. Hafızam bana geçmişimin görüntülerine doğru yolculuk yaptırıyordu. Canımın acısı her defasında katlanırken ben başka bir yerde buldum kendimi. Korkuyordum. Kendimi geçmişime hapsetmekten korkuyordum. Burada kalmaktan ölesiye korkuyordum. Bu sefer daha genç halim vardı aynı yatakta. İkimizde ağlıyorduk yine… Onun yüzünde ki kırılmışlığı izlemek beni yine parçalıyordu. Kalbimi canlı canlı söküyorlardı sanki. Masasının üzerinde ki sivri uçlu kalemi bu sefer kendi elleriyle alırken kazağının kolunu sıyırdı ve kalemi bu sefer kendisi tenine batırarak çizdi. Defalarca… Sonra ise görüntü sürekli değişti ve ben büyüyen Kardelen’i izledim. Onun kırılmışlıklarını izledim… Her defasında kendini cezalandırarak annesinin eziyetini devam ettirip kendi kendimi cezalandırmamı izledim. Daha fazla dayanamazken çıplak ellerimle zemine defalarca vurdum. -Çıkarın beni buradan ne olur. Çıkmak istiyorum. Kafamı hızla iki yana sallarken çıldırmış gibiydim. Ölmek istiyordum. Tam şuan da ölmek istiyordum. Daha fazla kaldıramıyordu kalbim ,ruhum bu gördüklerimi. Çektiğim her acı, benim olmayan her hatayı üzerime alarak kendimi o kalemle çizmemle bitiyordu. Ağlamaktan tükenirken en son soğuk zeminin üzerine yığıldım. Hıçkırıklarım dinmezken bağırarak ağlamam bir an olsun dinmiyordu. Ne acılarım ne yaralarım hiç biri geçmiyordu. Kafamı sert zemine dayamış öylece ağlarken ruhum dağılmış, işkence çekerek lime lime olmuştu. Başımda hissettiğim dokunuşlarla sakinleşmeye başlayan bedenime rağmen başımı kaldırıp kim olduğuna bakacak gücüm yoktu. Son damlama kadar tükendiğimi hissederken ağlamam iç çekişlere dönmüştü. Gözlerim acıyla yanarken hala gelen yaşlara aldırmadım. Gözümün önünden silinen geçmişimle aslında gözlerimin kapalı olduğunu anlamıştım. Başımı eğmiş birinin dizine yaslarken saçlarımda birinin ellerini hissediyordum. Ardından algısı açılan beynimle kulaklarıma onun tanıdık sesi doldu. -Geçti deniz kızı. Hadi artık duy beni. Aybars’ın sesini duymamla saçlarımda hissettiğim ellerin üzerine gitti ellerim önce. Başımı koyduğum dizin onun olduğunu anlamam burnuma dolan kokusundan ve hemen kulağımın dibinden gelen sesiyle kısa sürmüştü. Ellerini sıkıca tutarken bilincimin açıldığını anlamış olacak ki sıkı sıkı tuttuğum elleriyle derin bir nefes verdi. İçimi çeke çeke ağlamam devam ederken sessizce sürdürüyordum bunu. Başımı kaldıracak gücü bulamıyordum kendimde. Başımın üzerine küçük bir öpücük koyarken kulağıma fısıldayan sesini duydum. -Güzelim… Duyuyor musun beni? Sorusuna başımı sallayarak duyduğumu belirttim. -Tamam. Sakin ol. Buradasın sen tamam mı? Başka bir yerde değilsin. Ben yanındayım. Ellerimi sıkıca tutarken yanımda olduğunu iyice belirtti. -Hadi kaldır başını. Ne olur gözlerime bak. Kulağıma fısıldayan sesi en sonunda yalvarırcasına çıkarken dediğiyle yavaşça başımı kaldırarak gözlerine baktım. Yeşil gözleri yüzüme bakmasıyla ne kadar dağılmış olduğumu görmüş olacak ki gözlerinin acının en koyu rengine büründüğünü gördüm. Gözümden akan yaşlar yanaklarımdan süzülürken öylece sessiz sessiz ağlıyordum. -Sarılmak ister misin? Temkinli bir şekilde sorduğu soruda ki şefkate ihtiyaç duyan ruhum anında kabul etmiş gözlerimi sıkıca kapatırken başımı yavaşça onaylarcasına sallamıştım. Bunun üzerine kolları anında sırtımı bulurken başımı göğsüne yasladı. Ağzımdan bir hıçkırık kaçarken yuttuğum tüm acılar sanki göz yaşlarımla akıyormuş gibiydi. Kollarım güçsüzce boynunu bulurken öylece durdum. Tüm acılarım geçsin istedim. Her şey bitsin istedim. Artık son bulsun, kimse beni üzmesin istedim. Ama anne dediğim beni doğuran kadın yüzünden çektiğim acıları tekrar yaşıyordum şimdi. Günah keçisi ilan ettiğim benliğimi her suçtan sorumlu tutup cezamı da annemin yöntemiyle ödettirmişim meğer yıllardır kendime. Benim yaşamaktan başka ne suçum vardı ki … Nefes almaktan başka ne yapmıştım ben. Ya da onun kızı olmaktan başka… En büyük suçum oydu ona göre. Zihnimin bana hatırlattıklarıyla kollarımı daha sıkı sardım sarıldığım adama. Hiç hatırlamamayı dilediğim tüm anılar onları kilitlediğim yerden çıkarak bir bir önüme engel olarak geliyorlardı. Ben ise o engellere takılarak düşmekten başka bir şey yapamıyordum. Düz yolum yoktu benim. Her zaman taşlarla doluydu. Doğduğumdan beri ise bana tek düşen bu yolda tökezleye tökezleye, dizlerimi kanata kanata, düşe kalka ilerlemekti. Ama bir gün bu engellerin birbiri üzerine yığılarak önüme dağ olacağını bilmiyordum. Şimdiyse o dağı aşmak için kendimi parçalıyordum. Bu sefer sadece dizlerim değil tüm bedenim kanıyordu. Açılan yaraları kendim bile saramıyordum bu sefer… Kendi kendimi iyileştiremeyecek kadar elimden almışlardı benliğimi benden. Biraz olsun Aybars’ın kollarında kasılan bedenim rahatlarken ağlamalarım da azalmıştı iyiden iyiye. Aybars yavaşça geriye doğru çekilirken gözlerimi yeşillerinden başka yere bir an olsun çevirmeye korkuyordum. Ruhum can çekişirken çatılan kaşları parmaklarını buldu. Kana bulanan parmaklarına baktı ardından endişeye bulanan yüzü kasılırken onun aksine ruhum çekilmiş gibi ifadesizdim. Her şey anlamını yitirmiş gibi öylece yüzünü izliyordum. An ve an artan endişesiyle sertçe yutkunurken bakışları tekrar gözlerimi buldu. Sanki her şey ağır çekimde oluyordu o an. Hislerimin tarifini doğru bir şekilde ifade etmenin bir yolunu bulamıyordum. Bu sefer bedenimi tarayan gözleri kanın nereden geldiğini anlamaya çalışırken hafifçe dikleşti dizlerinin üzerinde. Taramaya devam ederken Kağan’ın titreyen sesi doldurdu sessiz odayı. -Hocam kolu… Gözleri kolumu bulurken bir süre duraksadı. Ardından ellerinin arasına dikkatle aldığı kolumu inceledi bir süre. Birinin yanına ne olmadığını görmediğim şeyler koymasıyla anında eli oraya gitti. Eline aldığı beze döktüğü sıvıyla yavaşça kendimde açtığım yarayı temizledi. Gözleri gözlerime kayarken acımın ölçüsünü tartıyor olmalıydı. -Acıyor mu? Kolumun acısını kast ettiğini anlamıştım ama benim kolumdan daha fazla acıyan yerlerim vardı. Kalbim,ruhum,zihnim… Sorduğu soruyla dudaklarım kıpırdadı. -Çok acıyor… İfadesiz gözlerimle bakarken kolumu kast etmediğimi anlamasıyla bir anda yaramı temizleyen eli durdu. Gözleri hızla gözlerimi bulurken sertçe yutkundu. -Söz… Sana söz yaranı saracağım. Derin bir nefes verirken fısıltıyla söyledikleri ruhumu okşadı sanki bir an. Yeşilleri o kadar derin bakıyordu ki sanki gözlerimin ardında can çekişen ruhumu tüm çıplaklığıyla görüyordu. Asıl acımın nerede olduğunu biliyordu… Titrek bir nefes verirken dudaklarımı birbirine bastırarak dolan gözlerimi ondan kaçırdım. O ise kolumu temizlemeye devam ederken bu sefer bakışlarımı yavaşça odada gezdirdim. Kağan’ın bana bakan endişeli bir o kadar da üzgün yüzü, birkaç doktor ve hemşire… Hepsi geçirdiğim kriz üzerine toplanmış olmalıydı. Bakışlarımı onlardan çekerken önümde diz çökmüş işini büyük bir dikkatle yapmaya devam eden Aybars’a yönelttim. Mert’in burada olmamasına sevineceğim hiç aklıma gelmezdi fakat şükrediyordum burada olup da bu halimi görmediği için… Ben zaten dağılmışken birde onun gözlerinde ki o acıyı görmeye dayanamazdım. Aybars temizlediği kolumun derinliğine bakarken eline aldığı sargıyla özenle sarmaya başladı. İşi bittikten sonra ifade barındırmayan, herhangi bir duygudan yoksun gözlerime bakarken gözleri bende, başkasına hitaben konuştu. -Melek Ali hocama haber verelim Kardelen’e beyin tomografisi çekeceğiz. -Tamam hocam ben haber veriyorum hemen. Genç kadının odadan çıkmasıyla diğerleri de bir bir ayrıldı. Aybars’ın benim aksime bir çok duygu barındıran yeşilleri benden bir an olsun ayrılmıyordu. -Şimdi beyin tomografisi için gitmemiz lazım. Ardından elleri ellerimi buldu ve sıkıca, güven verircesine tutundu. -Ben de yanındayım. Anlaştık mı? Başımı onay verircesine sallamam üzerine ellerimi okşadı yavaş hareketlerle. Kağan tekerlekli sandalyeyle içeriye girerken Aybars ayağa kalkarak beni kucağına aldı bir anda. Tek bir tepki belirtisi göstermedim. Gösteremedim… Aklım sürekli geçmişim görüntülerindeydi. Zihnim o görüntüleri başa sarıp sarıp bana izlettirerek acı çektiriyordu. Aybars beni kucağından indirerek tekerlekli sandalyeye oturmamı sağladı. Ellerimi önümde birleştirirken bakışlarım zemindeydi. Fakat aklım annemin bana yaptıklarında… Tekerlekli sandalyenin arkamdan ittirilmesiyle yavaşça zemin kaymaya başladı ayaklarımın altından. Bir insan küçücük bir çocuğa nasıl kıyardı ki? İnsan değil bir hayvan bile içgüdüsel olarak bunu yapmazdı yavrusuna. Histerik bir gülüş oluştu dudaklarımda. İnsanoğlu nankördü değil mi? İçinde sonsuz kötülük barındıran, zamanı geldiğinde de onu açığa kavuşturan insan denen varlıktı. Peki ben neden buna devam ettim? Neden kendimi bile bile, sonunu göre göre uçurumun kenarına sürüklemiştim? Neden ben diye düşünüp duruyordum fakat bir sonuca da vardığım yoktu. Toprağın altının boş olduğunu bile bile eşelemekten başka bir şey değildi yaptığım. Aynı görüntüler zihnime üşüştüğünde gözlerimi acıyla kapattım. Bir anda duran sandalye ile elimde hissettiğim ufak dokunuşlarla açtım gözlerimi. Önümde diz çökerek benimle yüz yüze gelen Aybars endişeyle bana bakıyordu yine. -Sana sesleniyorum ama… Beni duyuyorsun değil mi güzelim? -Duyuyorum. Rahatladığı gözlerinden okunurken kafası hafifçe yana eğildi bu sefer. -Söyle… Sertçe yutkunurken bir şeyler söylemek istediğimi nasıl anladığını düşündüm aniden. Çok şey söylemek istiyordum ona.... -Aybars… Yorgunluğumu yansıtan gözlerim yeşillerinden hiç ayrılmasın istedim bir an. Hep ona bakmak istiyordum. Hep böyle baksın istiyordum. İçime doldurduğu huzurla… -Dinliyorum. Gözlerim dolarken onun şefkatli sesi beni ağlamanın eşiğine itiyordu. Ona sarılıp sabaha kadar ağlamak istiyordum. İçimi dökmek istiyordum gözlerine bakarken ve çektiğim tüm acıları o böyle bakarken dile getirmek istiyordum. Önüme gelen saçlarımı yavaşça kulağımın arkasına sıkıştırırken parmakları ufak hareketlerle yüzümü okşadı bir an. -Hocam Ali hoca geldi. Tomografiyi çekebiliriz. Arkadan duyduğumuz sesle çok yavaş hareketlerle sandalyenin arkasına tekrar geçerek hareket ettirmeye başladı. Odanın önüne geldiğimizde tekerlekli sandalye dururken Aybars önüme gelince kucağına alacağını anlamıştım. Anında elimle kolunu tutarken kendim kalkabileceğimi söylemem üzerine kalkmamı sağlamış camın arkasına geçerek sedyeye yatmama yardım etmişti. Elimi sıkıca tutarken hafifçe başını bana doğru eğdi. -Benim diğer tarafa geçmem lazım. Çok kısa sürecek. Başını bir yere vurdun mu bilmediğimiz için tomografi çekmemiz gerekiyor. Korkma tamam mı deniz kızı? Başımı sallamam üzerine elleri yavaşça ellerimden ayrıldı. Odadan çıkarken camın arkasında onunla beraber birkaç kişi daha olduğunu gördüm en son. Çalışan cihazla makinenin içine doğru hareket ederken çıkan sesi bile duymuyordu kulaklarım. Kulaklarım da kendi çığlıklarımdan başka hiçbir şey yankılanmıyordu. O küçük Kardelen’in çığlıkları… Sahi kimse neden duymamıştı bunca zaman sesimi? Bir babam yok muydu benim? Neden benden bu kadar nefret ediyorlardı ki? Ne yapmıştım ben? Sadece her çocuk gibi karanlıktan korkup uyuyamıyordum geceleri. Bu muydu tek suçum? Ya da bu bir suç muydu? Cihazdan tekrar geri çıkmamla içeri Aybars girdi. -Hadi gel bakalım. Tekrar tekerlekli sandalyeye otururken bu sefer odama doğru hareket ettiğimizi anlamıştım. Aybars’ın sesiyle onu dinlemeye çalıştım. -Şu anlık bir şey görünmüyor. Ali hoca ayrıntılı bakacak yine de. Bana yaptığı ufak açıklamadan sonra sessizliğe büründü yine. -Gediz haklıydı… İstemsizce mırıldandığım şey üzerine sandalyenin hareketi durdu. Aklım bana acı gerçekleri söylediği güne gitti. Zihnimde dedikleri canlandı bir anda. “Seni de düşüncelerin değiştirmeyecek. Neysen hep o olarak kalacaksın.” Haklıydı… Ben değişmeyecektim. Tekrar sandalyeyi ittirerek hareketlenmesini sağlayıp kaldığım odaya girerek sedyeye oturmama yardım etti Aybars. Ardından tam karşımda duran koltuğa geçerek sakince gözlerime baktı. -Gediz sana ne dedi? Sakin bakışları beni bulurken sorusuyla bakışlarımı ondan çekerek pencereden dışarı sabitledim. Omzumu silktim umursamazca. -Nasıl olsa inanmayacaksın. Mırıldandığım şeyi duymadığını düşünürken o sandığımın aksine duymuştu. -Sana böyle mi hissettirdim gerçekten? Kaşlarım sorusuyla çatılırken oldukça sakin olması şaşırtmıştı beni. -Anlamadım. -Sana inanmayacağımı düşündürecek şekilde mi hissettirdim kendimi? Dediği şeyle ne cevap vereceğimi bilemezken bir süre sustuktan sonra devam ettim. - Gediz’i yalancılıkla suçladığımı düşünüyorsun. -Gediz sana ne söyledi? Sorumu es geçmesi üzerine histerikçe güldüm. Sakinliği beni çileden çıkarırdı normalde ancak o kadar yorgundum ki… -Uyumak istiyorum sadece. Başka bir şey diyeceği sırada gözlerimde ki yorgunluğu görmüş olacak ki sustu. Aklıma gelen şeyle yutkunurken bakışlarım tekrar onu buldu. -Günlük yazamayacağım değil mi artık? Gözlerimi kaçırarak sorduğum soru üzerine kafasını iki yana sallarken hafifçe gülümsedi. Onun gülümsemesine takılan gözlerimi hızla çekerek ne yaptığımı fark etmem üzerine kendime kızdım içimden. Aybars ise ayaklanırken odadan çıkarak kısa bir süre sonra geri döndü. Elinde ki çiçekli ajandam ve başka bir kalemle geri döndü. Bakışları beni bulurken yanıma doğru adımladı. -Günlük yazmak istiyorsan yazabilirsin. Ama ajandan bende duracak ve ben yanına her akşam geldiğimde yazacaksın. Ben buradayken. Gözlerime baka baka söylediği şeylerle kararsızlığımı anlamış olacak ki hızla konuştu. -Merak etme. Okumayacağım. Sadece bende duracak tamam mı? Geldiğimde yazıp tekrar bana vermeni istiyorum. Elimde ki en iyi seçeneğin bu olduğuna karar vermemle onu onaylamak üzere aralandı dudaklarım. -Tamam. Kabul etmem üzerine elindekileri bana uzattı ve kendi de karşımda ki koltuğa oturdu. Ondan rahatsız olacağımı düşünmüş olacak ki cebinden telefonunu çıkararak tekrar konuştu. -Yazarken sana bakmayacağım. Rahatça yaz o yüzden. Başımı onaylarcasına sallamam üzerine o elinde ki telefona bende günlüğümü yazmaya döndüm. Önce kardeşimle buluşmamızı yazdım. Daha sonra ise içimdeki yaraları tek tek anlattım günlüğüme. Annemim bana yaptıklarını bir çocuk gibi şikayet ettim ona. İçimde ki her acıyı tek tek dökerken satırlara gözyaşlarımda istemsizce akmıştı yine. Ajandanın kapağını kapatırken ne ara yanıma geldiğini anlamadığım ve varlığını bir an için unuttuğum Aybars’ın eli yüzümü buldu. Ani dokunuşuyla ürperirken içimde kapıldığım yabancı duygularla yutkundum. Gözyaşlarımı silerken sessizce fısıldadı. -Ağlamandan nefret ediyorum. Dediği şeyle hafifçe gülümsedim. -Hani bakmayacaktın bana? Omzunu silkerken yüzümdeki eli nazikçe dokunuşlarına devam ediyordu. Elimde ki ajandayı alarak yanımda ki komodine bıraktı yavaş hareketlerle. Ardından odanın kapısına doğru yönelerek ışığı kapattı. Gideceğini anlarken neden günlüğü buraya koyduğunu anlamamıştım. Tam soracağım sırada kapıyı kilitlediğini görmemle sustum. Ne yaptığına anlam veremezken hareketlerini izliyordum sessizce. Yavaşça bana doğru dönmesiyle tam önüme geldi ve durdu. Uzun uzun gözlerime öylece bakarken derin bir iç çektiğine şahit oldum. Amacına bir türlü anlam veremezken eli yavaşça kolumu buldu ve sarılı olan yere küçük bir öpücük kondurdu. Hareketiyle dolan gözlerimi yeşilleriyle buluşturdum. Oradaki şefkati gören kalbimin acısı biraz olsun azalırken dudaklarımı birbirine bastırdım. -Yaranı saracağıma söz vermiştim. Dudaklarından fısıltıyla çıkan sözler üzerine birkaç damla süzüldü yanaklarımdan. Anında parmaklarıyla silerek izin vermedi akmasına. -Keşke bütün acılarını silebilsem. Sadece bedeninde ki yaraları değil de ruhundakileri de sarabilsem. Elleri yüzümün iki yanını bulurken güçsüzce ellerinin üzerine koydum ellerimi. Alnını alnıma yaslarken derin bir nefes çekti içine. -Sarıyorsun zaten Aybars. Nasıl yapıyorsun bilmiyorum ama bana iyi geliyorsun. Kendime bile söylemediğimi düşünmeden ona söylemem üzerine anında dudakları saçlarımın üzerine ufak bir öpücük kondurdu. -O kadar uzun zamandır bekliyorum ki seni deniz kızı… Yutkunurken gözlerinde ki acıya bu kez şahit olan bendim. Uzun bir süre öylece dururken alnıma yasladığı alnını yavaşça geri çekerek tekrar konuştu. Tam neden öyle dediğini soracakken tekrar konuştu. -Bu sefer benim sana sarılmaya ihtiyacım var galiba. Dediği şeyle yutkunurken yavaşça fısıldadım. -Bugün burada kalsan. Korkuyorum… Titreyen sesimle gözlerime bakarken hafifçe gülümsedi. -Bende gidemem zaten. Aklım burada kalacak yoksa. O yüzden biraz kayman gerekecek… Son cümlesiyle gözlerimi istemsizce kırpıştırırken yavaşça oturduğum yerde geriye kayarken uzandım ve ona sağımda yer açtım. Ben sırt üstü yatarken o da yanıma uzanarak yan bir şekilde bana bakmaya başladı. Elleri yüzümü bulurken tek kişilik sedyeden dolayı oldukça dip dibeydik fakat bu şuan önemseyeceğim bir şey değildi. Çünkü onun yanımda olmasına çok ihtiyacım vardı. Tekrar o karanlığa çekilmemek adına çok ihtiyacım vardı... Parmakları yavaş hareketlerle yüzümü okşarken yorgun vücudum daha fazla dayanamadı ve uyumak üzere mayışan gözlerim kapandı. Uykuyla uyanıklık arasında alnımda hissettiğim ufak bir öpücük ve Aybars’ın fısıltılı sözleriydi algıladığım son şeyler. -Seni içime sokup orada saklayasım var. Herkesten her şeyden korumak istiyorum seni deniz kızı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE