Gülfem diyordu Kenan, gitme bitmesin...
Oysa benim arkamı dönüp gittiğimde bitecek bir ilişki değildi bizim ilişkimiz. Zaten çoktandır tüketmiştik birbirimizi. Ben onu kırmıştım, o beni kırmıştı. Ben üzülmüştüm, o üzülmüştü. Yan yana bile gelemez olmuştuk biz, yan yana olduğumuz anlarda kavga ediyorduk.
Kenan beni anlamıyordu, belki de ona göre de ben onu anlamıyordum. İlk günlerdeki kadar güzel değildi bizim ilişkimiz. Biz artık daha çok severek tüketmiştik birbirimizi. Tutkuyla dans eden bedenlerimiz de kazınmıştı geçmişe biz artık birbirinden kopması gereken iki insandık belki de.
Ben ilk defa aşık olmuştum. Kenan'ı gördüğüm o lüks evde kapılmıştım ona. Yanında staj yaptığım avukat, ailenin boşanma davasıyla ilgileniyordu. Daha çok ben ilgileniyordum tabii. Stajyer avukat olmak çok zordu, varlıklı bir kadın ondan düşük gelirde olan ve onu aldatan kocasına tek kuruş kaptırmak istemiyordu.
Ben de az önce çamura saplanan beyaz spor ayakkabılarıma lanet ederek avukatın peşinden evin bahçesine girmiştim. Saçım başım dağınık, kafam saçlarımdan daha dağınık. Üzerimdeki kıyafetler sürekli koşuşturma içinde olmaktan sağa sola kaymış yüzümde olan tek boya parmaklarıma bulaşan mürekkebin boyası. Uykusuzum...
Eve girdiğim ilk an çığlık atarak kaçmak istemiştim. Evin yardımcısı evde tadilat olduğunu bize bildirip bizi içeriye almıştı. Salona adımladığımda onunla kesişti gözlerim. Kenan bu evde çalışan gencecik bir mimardı. Eline akan mürekkep oldu dikkatimi çeken ve hemen ardından mürekkep mavisi gözleri...
Şimdi o gözlere uzak mı olacaktım ben?
Şimdiki zaman
Az önce ben boşanma dilekçemize imza atmıştım o mürekkep mavisi kalemle. Kenan'ın bana açtığı boşanma davasına onay vermiştim bu imzayla. Şimdi dilekçeyi şirketinin avukatları aracılığıyla işleme koyduracaktı. Kısa zamanda görülecekti mahkememiz ve biz boşanacaktık.
Bunu ikimiz de istememiş miydik?
Bilmem, sahiden ben istemiş miydim? Onunla ağız ağıza kavga ederken sonumuzun boşanma olacağını tahmin edememiş miydim sahiden? Az sonra dudaklarının arasında eriyecek dudaklarımı mı düşünmüştüm sadece?
Bir boşanma avukatı olarak boşanmak bana şu an çok uzak geliyordu. Yıllarca bir çok kişiyi boşamıştım ben, şimdi kendim mi boşanacaktım? Gerçekten mi ya? Gerçekten mi?
Üzerime çektiğim battaniyenin altından günlerce çıkmak istemiyordum. Kendime kurduğum bu karanlığın altında oldukça mutluydum. Aklımda ilk kavgamız dönüyordu, ve son kavgamız. Artık birbirimize iyi gelmediğimizi bilsem de bu kadarını düşleyememiştim bile.
Gitme bitmesin demişti bana, gitme ki bitmesin. Ben gitmiştim. O şirketindeki insanları hiçe sayıp bağırmıştı arkamdan. Gitme demişti. Özel hayatını bu denli açık yaşamayı sevmezdi Kenan, gizli tutardı ama ben giderken son bir kez şans diler gibi bağırmıştı.
Oysa ben giderken boşanalım dememiştim ki, o kendine yormuştu. Demek ki cidden artık bitirmek istiyordu. Demek ki artık o cidden yorulmuştu. Arzusu da tükenmişti bana karşı, eskisi gibi değildi dokunuşları diyemem. Biz yatakta hala ilk günkü gibiydik. Aramızdaki tutku hiçbir an sönmemişti ama şimdi bu kadar mıydık yani? Bitecek miydik sahiden?
Telefonum çaldığında kabuğuna saklanan bir kaplumbağa gibi irkilmiştim. Koca evde sadece benim eski telefonumun melodisi duyuluyordu. Belki Kenan'dı arayan, bunu heyecanıyla battaniyeyi üzerimden atarcasına itekledim ve koltuktan kalktım. Telefonumu aramaya başladım, sesi hala duyuluyordu ama ben telefonumu nereye koyduğumu bilemiyordum.
Üzerimde hala dünkü iş kıyafetlerim vardı, eve gelince bir harabe gibi atmıştım kendimi koltuğa ve çıkartmamıştım hiçbirini. Dizlerimin üzerine eğilip kocamın döşediği salonda koltukların altına bakmaya başladım. Tüm mobilyalar çok kaliteliydi Kenan Yıldırım'a da zaten böylesi yakışırdı. Diğer türlü olur muydu hiç?
Telefonumu Kenan'a özel anlar paylaştığımız gri koltuğun altında bulduğumda elime alıp ayağa kalktım arayanın o olmadığını görünce de koltuğa bir tekme attım. Koltuk tabii benden kaliteli olduğu için bana mısın da dememişti. Elimle de itekleyip yere düşürmeyi başardığımda içimin soğumasını istedim.
Telefonumun melodisi sinirimi bozduğunda stajyerimden gelen aramayı cevaplandırdım.
''Abla günaydın mısın?''
Bu da biraz garipti, zaten nerede manyak var o beni buluyordu, ''Günaydınım Şinasi, günaydınım.''
''Davayı hatırlat demiştin de onun için aradım sabahtan 2 dava var öğleden sonra da Haluk beyin kayınçosuyla konuşacakmışsınız.''
Şinasi'nin söyledikleriyle zonklayan şakaklarımı ovmaya başladım, bu halde bile işe gitmek zorunda oluşumdan nefret ediyordum, ''Tamam hazır mı dosyalar?''
''Bana verdiklerin hepsi hazır abla.''
''Tamam hadi adliyeye gel orada buluşalım, ofise uğramayalım.''
''Tamam abla görüşürüz.''
Telefonu sehpanın üzerine bırakıp merdivenlerden çıkarak yatak odamıza girdim. Yatağa ters bir bakış atıp banyoya adımladım hemen. Sıcacık bir duşun beni kendime getirmesini diledim, ama sanırım tüm bu olanlardan sonra biraz değil bayağı bir zor kendime gelirdim ben. Bornoza sarılarak duştan çıkıp hızlıca kurulandım. Dolabın karşısına geçip ne giyeceğime şöyle bir bakarken gözüme Kenan'ın takımları takıldı. Şunlardan iki tanesini satsam köşeyi dönerdim.
Benim kıyafetlerime değen takımlarını hırsla elimde öteye ittim, kokusunun artık kıyafetlerime bulaşmasına hiç gerek yoktu. Hatta bu dolapta kalmasına da hiç gerek yoktu zaten davalardan çıkınca annemlerin yanına gidecektim. Kendimi berbat hissettiğim için onlara da uğrayamamıştım zaten.
Bej rengi bir kalem etek ve gömlek geçirdim üzerime. Onlara uygun ceketimi de yatağın üzerine atıp hızlı makyaj yapmaya başladım. Saçlarımı da iki dakikada fönlediğimde hazırdım.
Dolaptan bir bavul alıp kıyafetlerimi yerleştirmeye başladım. Bu ev zaten bana ait değildi, artık boşanma dilekçesi imzaladığım bir adamın evinde de kalmak istemiyordum. Zaten bu çok anlamsız olurdu. Artık onunla kalmama ne gerek vardı ki? Hiç gerek yokken aslında...Çok da gerek vardı.
Bavulun fermuarını kapatmadan önce Kenan'ın ucuz tişörtlerinden birisini de alıp bavulumun içine koydum. Pahalı olanları seçmemiştim bilerek, yokluğunu fark edip okuttuğumu düşünmesini istemezdim. Onun kokusunu özlediğimde sarılıp öpemezdim artık. Geçmiştik biz çoktan o fasılları. Acıta acıta geçmiştik hem de.
Bavulumu çeke çeke çıktım evden, buradan durağa kadar da yürüyecektim. Evin geniş bahçesinden de çıkıp bahçe kapısını kapadım.
''Günaydın Gülfem hanım, yardım edeyim.''
Yan komşumuz Murat beye başımı salladım, ''Günaydın, teşekkür ederim ben taşırım.''
''Gideceğiniz yere kadar götüreyim.''
''Zahmet etmeyin, durağa gidiyorum.''
''Kenan bey yok galiba.''
''Yok bavulda Kenan, öldürüp içine koydum.''
Sırıtan yüzü birden asılmıştı, ''İyi günler.'' diyerek durağa doğru daha hızlı yürümeye başladım. Kenan varken karşımıza çıkmayan adam gelmiş bana hal hatır soruyordu senin ben niyetini bilmiyordum sanki.
Dolmuşa binerken valizimi kaldırıp içeriye adımladım bavulu görenler ters bakış atıyordu, akbilimi basıp ilerlerken bir kadın asla bana yol vermiyordu. Stresliydim zaten bir de nelerle uğraşıyordum.
''Abla kenara kay da valizimi koyayım.'' diye çemkirirken buldum kendimi.
Kadın bana garip bir bakış atıp kenara kaydı ve valizime de yer buldum. Sıkışık bir şekilde geçen dolmuş yolculuğunun ardından nihayet adliyeye gelebilmiştim. Adliye binasının önünde Şinasi karşıladı beni.
''Günaydın abla.''
''Günaydın Şinasi.''
Hemen bavuluma yöneldi, ''Gerek yok ben taşırım.''
''Abla olur mu öyle?'' diyerek direterek aldı elimden bavulu. Bu çocukta ısrar vardı zaten, her şeyde ısrar ediyordu. Bir ısrar bir kıyamet sormayın. Aramızda abla kardeşe yakın bir ilişki vardı temiz bir çocuktu. Burslarla okumuştu ailesine bakmaya çalışıyordu. Çok da ortak noktamız olduğu için ona pençelerimi göstermiyordum. Saf iyi bir çocuktu Şinasi.
Bavulumu güvenlik kulübesine ricayla koydum. Zaten güvenlik görevlisiyle tanışıyorduk. Adliyeye girdiğimde topuklu ayakkabı seslerim yankı bulmuştu. Ben evrak çantam ve bir koluma astığım cübbeyle önde Şinasi de bir adım arkamdaydı.
''Halil bey geldi mi Şinasi?''
''Gelmedi daha Gülfem hanım.''
Adliyeye girdiğimiz andan itibaren aramıza bir mesafe koyardı hep Şinasi. Nerede nasıl davranmasını da çok iyi bilen bir çocuktu.
Davanın görüleceği salona gelip Halil beyi beklemeye başladım. Tabii ondan önce boşanacağı karısı Suzan hanım gelmişti. Selam vermek adına başımı salladım, ''Günaydın.''
Karşı tarafın avukatı da sürekli benden dava alan bir adamdı. Ondan da ben hoşlanmıyordum. Zaten aynı fakülteden mezun olmuştuk o 1. olmuştu. Birilerinin başına bela olacağını biliyordum Stadyum Mirza'nın. Benim başıma bela olacağını hiç düşünmemiştim.
''Günaydın Gülfem.'' diye selam verdi. Beni ne zaman görse selam veriyordu ben de ondan pek hoşlanmadığım için yalnızca başımı sallıyordum öylesine geçiştirmek ister gibi.
Mirza'nın müvekkili olan Suzan hanım ise benden nefret ediyordu, saldırdı saldıracaktı neredeyse. Mirza tuttu, ben ise duruşumdan ödün vermemiştim.
''Yazık sana yazık, aldattı beni kaldık çocuklarla el elde baş başta sen hala savun onu.''
Suzan hanımın laflarına artık alışmıştım, ''Ben işimi yapıyorum.'' diye konuştum geçiştirmek ister gibi.
''Evlisin dimi sen?''
''Yakında olmayacağım galiba.'' diye fısıldadım.
''Yüzüğün var evlisin, kocan seni aldatsa ne yaparsın?''
Buket gelmişti yine aklıma, sinirden adliye koridorunu iş makinasıyla yağmalamak istiyordum.
Suzan hanım üzerime yürümeye başladığında Halil bey gelmiş ve aramıza girmişti.
''Gelme avukatımın üzerine. Saldırıyorsun yine ona buna. Seni boşamak hayatımda yaptığım en iyi şey olacak.''
''Aşağılık herif, o evi benim paramla aldın be.'' diye veryansın eden kadını Halil bey hiç umursamadı. Mirza da müvekkilini alıp sakinleştirmeye çalışıyordu.
''Sakinleştirici ver müvekkiline.'' diye fısıldadım.
Mirza bana ters bir bakış attı, ''Kadın isyanında haklı, etiklerini kolay çiğner olmuşsun. Fakültede böyle değildin.''
Sinirle baktım Mirza'nın yüzüne. Haklıydı ama haklı diye sessiz kalacak değildim.
''Sen kendi işine baksana, müvekkilinden az para al da kadın terapiye falan gitsin.''
Bal gibi haklısın Mirza ama ben susamıyorum. Suçluluğu ayan beyan ortada olan bir adamı savunmak etiğime de bana da uymuyordu ama cebim boştu ve para kazanmak zorundaydım.
Halil bey dikildi karşıma, ''Günaydın Gülfem hanım nasılsın?''
''Günaydın, az kaldı giriyoruz içeriye. Hazır mısınız?''
''Hazırız bir an önce sıfır hasarla boşa beni avukatım.''
Mahkeme başladığında salona geçtik benim için koşuşturmalı gün ilk davayla başlamıştı. Zaten nefret ettiğim okul arkadaşımla bilmem kaçıncı davada karşı karşıya geliyorduk stadyum Mirza'ya karşı dişli olmak zorundaydım.
Berbat bir moralle girdiğim mahkeme salonundan omuzlarımı dik tutmaya çalışarak çıkarken kulağıma dolan sesleri duymamayı isterdim.
''Hani hasarsız bitecekti bu dava, tüm mallarımı alacak kadın sen nasıl avukatsın!''
Yüzümü ona dönüp açıklama yapmaya çalıştım, ''Halil bey bakın.''
''Halil beymiş neyine bakayım ha neyine! Her şeyimi alıyor kadın!''
Zaten gergin olduğum için hiç çekemeyecektim bu herifin tantanasını, ''Eh yeter be! Ben mi dedim sana boşanma aşamasında metresinle buluş diye. Mirza şak diye yakalamış işte, sızlanma kaybettiklerine.''
Öfkeyle üzerimden cübbemi sıyırırken Halil bana dokunacağı sırada stadyum Mirza girdi aramıza, Halil'in bileğini tutup kibarca kenara itti, ''Daha fazla çirkinleşmeyin.'' dedi sakin bir ses tonuyla.
Bu adam okulda da böyle sakindi. Hatta bazen duyguları olmadığını düşünürdüm, sessizce girip birinci olup çıkmıştı fakülteden. Sessizlerden korkacaksın sözü bir kez daha gerçek olmuştu benim için.
Halil bey gittiğinde Suzan hanımla ayaküstü vedalaştı Mirza, Suzan hanım elbette çok mutluydu. Kaybetmiş olsam da onu kazanmasına sevinmiştim, hak etmişti çünkü. Kadın adına sevindikten sonra kendi hâlime üzülebilirdim.
Cübbemi koluma sarıp adliye çıkışına adımladım, Mirza da cübbesini çıkartmış benimle aynı yöne yürüyordu.
''Sen de çok oldun artık. Her davada karşımda yer almandan bıktım Mirza. Git başkalarına stadyumluk yap.''
''Stadyum demeyi ne zaman bırakacaksın?''
''Hiçbir zaman.''
''Biliyorum.''
Başka hiçbir şey demeden adımlarını hızlandırıp gitti. Adam benimle muhatap olmak bile istemiyor, başarısız avukatlar ölsün mottosuyla mı yaşıyor acaba? Bakın bence bu olabilir, çünkü Mirza kariyerinde bir dava bile kaybetmedi. Kadir gecesi doğduğuna emindim.
Arkamdan konuşulan sesleri hiç duymadan Şinasi'yi de yanıma alarak adliyede çıkışına doğru adımladım.
''Üzülme abla, zaten kadın hak ediyordu o malları herif hiçbir şey vermeyecekti.''
''Haluk ütüleyecek yine kafamı, ona takıyorum.''
''Takma be abla, ne yaparsan yap ütülüyor zaten.''
O da doğruydu, ne yaparsam yapayım ütülüyordu herif. Güvenlikten bavulumu alıp iki çulsuz olarak dolmuşlara yürüdük Şinasi ile. Bugünün ikinci davasının olacağı adliyeye geldik. Bugün vakit denen meret geçmek bilmiyordu. Asla saniyeler dakikaya ulaşmıyor, takılıp kalıyordu sanki. Kafam öyle bozuk ve öyle dağınıktı ki ne yapacağımı bilmesem de bir şekilde başa çıkmaya çalışıyordum.
''Bugün üç davaya girdin ve hepsini mi kaybettin Gülfem?!''
Gözlerimi usulca kapatıp bana bağıran Haluk beyin karşısında sakin kalmaya çalışıyordum. Bunu başaramazsam eğer aynı zaman dilimi içerisinde hem eşimi hem de işimi kaybetmiş olacaktım. İşimi kaybetmem demek kendimi de kaybetmem demekti.
''Olaylar istediğim gibi gelişmesi Haluk bey.''
''Ne demek olaylar istediğim gibi gelişmedi! Son bir ayda on beş davaya girmişsin sadece bir tanesini kazanmışsın! Hiçbir müşteri devamlı olmuyor artık. Tecrüben var, akıllısın diye sana veriyorum en paralı müşterileri sen de hepsini kaçırıyorsun!''
''Müşteri değil, müvekkil.'' diye düzelttim sesimin en sakin tonunu kullanarak.
''Bu mu yani şimdi en önemli sorun? Kendine gel Gülfem, sen artık kendine gel! Ben büromda bu kadar başarısız bir avukatı tutmak istemiyorum. Anlaşıldı mı? Bir dava daha kaybetmeyeceksin.''
''Haluk bey ne yapabilirim? Olmuyor, sıkıntılı bir dönemimdeyim en leş davaları kakalıyorsunuz çalışmama müsaade bile etmeden adliyeye yolluyorsunuz beni. Ne bekliyorsunuz siz sahiden?''
''Çalışmazsan bana olan borcunu nasıl ödeyeceksin Gülfem, Kenan'ın haberi var mı?''
İşte beni alttan alta tehdit etmesinin nedeni buydu. Kenan'ın işleri için para lazımdı bir dönem bize, kredi başvurum onay almayınca Kenan'ı yüzüstü bırakmamak için elden Haluk beyden borç almıştım. Tabii Kenan'a da kredi aldığımı söylemiştim. Diğer türlü kabul etmezdi ben de bu sümsükten borç istediğime pişman olmuştum zaten. Onun alttan alta tehditlerine boyun eğmezdim aslında ama Kenan'a bunu söylemesini istemiyordum. Hele de boşanma aşamasında söylerse benim için çok kötü olurdu, 'Benden boşanma bak ben zamanında senin için ne fedakarlıklar yaptım.' demek gibi bir davranış çıkardı ortaya.
Kısacası gururum birçok şeyin önüne geçiyordu.
Birçok azardan sonra bavulumu çeke çeke çıkıyordum ofisten. Bakışlar üzerimdeydi yine tabii yüksek sesi işitmişlerdi onlar da. Nasıl da keyifleniyorlardı kim bilir. Sinsi bir sırıtışla son derece sahte bir dilekle iyi akşamlar deyip çıktım bürodan.
Bir dolmuşa binmek için en yakın otobüs durağına adımlamaya çalıştım, daha avukat olalı yıl olmayan meslektaşlarımın son derece havalı arabalarıyla benim önümden geçmelerini içimden küfür ederek izliyordum.
Kolunu arabanın camından sarkıtıp altın sarısı saatini gözüme sokmaya çalışan Ahmet'e baktım. Saatine sıçtığımın herifi.
''Gideceğin yere kadar bırakayım Gülfem.''
''Gerek yok, ben giderim.'' dedim sevimsiz bir tonda.
Kaldırımdan valizimi çeke çeke en sonunda durağa gelmiştim. Sanki dolmuşla eve gitmek ayıptı, neydi ulan bunların benim bu toplu taşımaya olan sevgime bakışları?
Dolmuşa binip camdan dışarıyı izlemeye başladım. Bu kez dolmuş beni evime götürmeyecekti. Bu kez annemlerin evine gidecektim. Kirasının yarısını ödemesem oraya da gitmezdim ama şimdi bir otele para harcayamazdım. O eve adım attığımda duyacağım şeyleri çok iyi biliyordum ama gidecek başka bir yerim de yoktu.
Dolmuştan inip mahallemizin sokağına girdim. Annem eskiden burada pastane işlettiği için tanımayan yoktu bizi. Mahallenin ağır başlarındandık.
''Gülfem hoş geldin.''
''Hoş buldum Sedat amca.''
''Damat bey yok mu?''
''Var valizde.'' diyerek dedikodu arayan sevgili bakkalımıza veda edip yolu yürümeye devam ettim.
Bizim apartmanın önüne geldiğimde yokuştan yukarıya baktım. Annem her zamanki gibi komşularıyla dışarıda toplanmıştı. Kapı önünde çekirdek yiyorlardı. Beni fark ettiğinde dudaklarındaki çekirdeği tükürdü.
''Gülfem!''
''Merhaba anne.''
''Ah canım kızım avukat oldu biliyorsunuz siz de,'' diyerek omuzlarıma koydu ellerini, ''Çok iyi bir hukuk bürosunda çalışıyor.'' Aynen anne o kadar iyi bir avukatım ki her davayı kaybediyorum.
Bazen sadece benimle hava atmak için doğurduğunu hissediyordum. Bazen değil genel olarak öyleydi zaten. Ah anne bir bilsen aslında asla havası atılacak bir kariyere sahip olmadığımı, o zaman ne yapardın acaba?
''Hoş geldin kız Gülfem, damat yok mu?''
Bu mahallede benden çok daha meşhur olan kişi sevgili kocamdı elbette. Mahalleli Kenan'ı sordukça kibritle yakasım geliyordu komple mahalleyi.
''Valizle niye geldin Gülfem?''
Komşuların sorularını umursamadan anneme döndüm, "Evde mi?"
"Evet evde, bana bak düzgün dur Gülfem geçen ki hava olmasın."
Gülümsedim sinirle.
''Kenan da pek yakışıklı valla, o da gelecek herhalde?''
''Ay yoksa evi mi terk ettin kız?''
''O zengin koca terk edilir mi be?''
''Hakikaten.' dedi annem, ''Kenan nerede?''
Valizimi eski apartmana doğru sürükleyip benden cevap bekleyen anneme ve sevgili komşularımıza bir cevap gönderdim.
''Valizin içinde, öldürüp koydum.''
Duygularım ölmüştü aslında şaka bir yana. O ölü duygularım bu valizin içinde duruyordu.