1.BÖLÜM
Garson olarak çalıştığım kafede masadan masaya koşturup duruyordum, saat nerdeyse üç olmak üzereydi ve ben hala işten çıkamamıştım, Selim bey’den güya bugün için izin istemiştim. Kalabalıktan dolayı müsade edeceğini sanmıyordum…
“Akça!” Arkamdan adımım bağırılması ile, derin bir nefes alarak Selim bey’in sesine döndüm. Kasa tarafının önünde durmuş bir şekilde, bana bakıyordu. Elini gel diye kaldırdığında, hızla yanına doğru ilerlemeye başladım. Umarım izin vermek için çağırıyordur.
“Buyrun Selim bey” dedim saygıyla, gözleri üzerimde bir tur oyalandıktan sonra “ bugün doğum günündü dimi?” Başımı sallayarak kendisini onayladım “ çıkabilirsin sen, mesain bitmiştir” tebessüm ederek “ teşekkür ederim” diye mırıldandım. Ardından hızla arkamı dönerek soyunma odasına doğru ilerledim. On dokuz yaşıma basıyordum, hem işimin birinci yılını hemde doğum günümü kutlayacaktım. Kalbim sevinç niğdaları atarken soyunma odasına geçtim. Henüz bir arkadaş edinmemiştim, yalnızdım ama yine de mutluydum…
Garson önlüğümü üzerimden çıkartarak, dolabıma yerleştirdim. Hayatım şuanlık güzel ilerliyordu, ayaklarımın üzerine basabilen güçlü bir kızdım.
Kapı arkamdan açıldığında, Seren’dir diye bakma gereği duymadım. Ceketim ve çantamı aldığımda ensemde sıcak bir nefes hissetim. Kaşlarımı çatarak ürperen bedenimi hızla arkama döndürdüm. Tam dibimde durmuş bir adet Selim Bey vardı “ Ne yapıyorsunuz burda?” Dedim yutkunarak, gözleri vücudumu sinsice süzerken, dudakları kıvrıldı.
“Doğum gününü kutlayalım mı?” Üzerime adımladığında sırtım hızla arkamdaki dolapla buluştu. Sürekli bakışlarına rastlardım ama, işim gereği gözetlediğine yorumlardım. Kalbim deli gibi çarpmaya başlarken “ uzak durun benden” dedim, ileri doğru adımladığımda, bileğimden kavrayarak vücudumu dolap ile arasına sıkıştırdı “ sende isteyeceksin güzelim, ikimiz de mutlu olacağız” başını boynuma gömdüğünde, nefesimi içime hapsettim.
Debelenmem işe yaramadığında, erkekliğine dizimi geçirerek öne doğru bükülmesini sağladım. Yarattığım boşluktan çıkarak yüzüne tükürdüm “ Orospu bunun bedelini ödeteceğim sana!” Kükremesi ile, geri geri adımlayarak “ görürsen ödersin piç herif!” Bağırarak hızla soyunma odasından çıktım.
Kalbim deli gibi çarparken kafeden nasıl ayrıldığımı bile anlayamadım. Elim ayağım titriyor, gözlerim yaşadığım korku ile yaşarıyordu. Ya gücüm yetmeseydi? Ya kurtulamadaydım? Arkama baka baka hızlı adımlar ile sesiz yolda yürüyordum. Arkamdan gelmezdi dimi?
Ne kadar koştum yada yürüdüm bilmiyordum, dalgındım. Yaşadığım iğrenç an gözlerimin önünde silinmezken, art arda çalan korna sesi bile beni kendime getirmeye yetmedi. Zihnim o anda kalmıştı, istesemde dediği cümleyi aklımdan çıkarmıyordum. Beni resmen bir orospu olarak görmüştü.
Gelen ani fren sesi ile uzun bir korna sesi doldurdu tekrar kulaklarımı, gözlerimi yerden ayırdım, karşıma baktığımda üzerime doğru gelen araba son anda durdu. Korku yine bedenimi esir aldığında irkilerek yere çöktüm.
Acayip derece dalmıştım, az daha altında kalıyordum arabanın. Bu başıma gelen kaçıncı olaydı böyle? Ağlamam şiddetlenince, bir adam geçti karşıma. Sesi kulağıma boğuk gelince, bakışlarımı yüzüne çevirdim “ iyimisiniz, az daha size çarpıyordum” söylemese bilmeyecektim sanki. Görüntüm buğulu olduğu için, avuç içlerim ile gözlerimi sildim “ ö-özür dilerim ben bilemedim” dedim kekeleyerek, elini koluma sarınca “ dokunma!” Diye bağırdım. Yaşadığım andan sonra şuan birinin bana dokunmasını istemiyordum. Yerden destek alarak, doğruldum “ iyimisiniz?” Diye sordu tekrar, başımı sallayarak “ iyiyim” diye mırıldandım.
İyi değildim, nasıl iyi olabilirdim ki? Berbat haldeydim. Artık işim de yoktu, düşündükle kafayı sıyıracaktım.
“Yardım edeceğim birşey varmı?” Dedi, karşımda duran adam. Oldukça heybetliydi, nerdeyse iki metre boyundaydı başımı kaldırarak yüzüne baktım. Dediğine karşılık ise başımı olumsuz anlamda sallayarak, yoluma devam ettim. Hemen eve gitmek istiyordum. Benim en güvenli yerim sığınağım tutuğum küçük evimdi.
Geçen on beş dakikanın ardından eve girerek kapıyı arkamdan üst üste kilitledim. Kiracıydım ve ev sahibimin bu sığınağımı elimden almasından epey bir korkuyordum.
Küçük banyoma girerek, üzerimdeki elbiseli iğrenerek çıkarttım. O şerefsizin dokunuşu hala üzerimde gibiydi, tamamen çıplak kaldığımda suyu ayarladım. Kalbim hala korkuyla kasılırken, suyun altına girdim. Bedenim temizlense bile aklıma kazınan o an asla temizlenmezdi. İstesem de unutamazdım, kaçmasaydım tecavüz edecekti.
Berrak su bedenimden akarken, köpürttüğüm keseyi sertçe vücuduma sürttüm. Doğum günümü bana zehir etmişti. Mutluluğum kursağımda kalmıştı..
Belli bir süre yıkandıktan sonra, duşa kabinden ayrılıp havlumu vücuduma sardım.
“Evet bakalım işinde gitti, şimdi yaşa yaşayabilirsen” diye mırıldandım. Odama geçerek, dolabımdan giyeceklerimi çıkartıp bir kenara bıraktım. O adamım adını bile anmak istemiyordum, kendime gelmiş değildim. İğrenç kokusu ve parmakları üzerimde geziniyordu sanki, mideme oturan ağır yumru ile. Üzerimi giyinmiştim.
Bu işi bulmam bile aylarımı almışken, başka iş nasıl bulacak hayatıma nasıl devam edecektim? Aklımı kemiren düşünceler sıralanmaya başlarken. Karma karışık bir duruma gelmiştim. Ailem olsaydı belki böyle bir duruma gelmiş olmazdım, okul okur mesleğimi elime almış olurdum. Düşüncelerimi bir kenara bırakarak, yatağıma sırt üstü uzandım. Sessizlik vardı evimde, sadece nefes alış veriş seslerimi işitiyordum.
Kısa bir süre tavanla bakışıp, oflayarak kalktım yataktan. Doğum günümdü ve kendime küçük bir pasta yapmayı düşünüyordum.
Yaşadığım olayı bugünlük unutsam olurdu. Kendimi böyle bırakmamam gerekiyordu. Küçük mutfağıma girerek gerekli olan malzemeleri teker teker çıkardım, içimde korku ve endişe vardı ama düşünmemeye çalışıyordum. Zorda olsa yaptığım işe odaklandım.
Pastamın harcını hazırladıktan sonra, tepsiye yayarak fırına verdim. Şimdi sıra üzerindeki sosunu hazırlamaktaydı. Ama bunu bölen bir şey oldu, kapım iki kere tıklatıldı. Elimde tutuğum çırpıcıyı titreyerek yerine bıraktım. Ya gelen o adamsa? Ev sahibi de olabilirdi. Yavaş adımlarla mutfaktan ayrıldım, kapı tekrar tıklatıldığında derin bir nefes çektim içime. Sakin olmam gerekiyordu.
Kapı dürbününden sesizce gelen kişiye baktım, gördüğüm kişi kaçlarımın çatılmasına sebep olmuştu. Dikkatsizliğim yüzünden az kalsın bana çarpacak olan adamdı. Burda ne işi vardı? Beni takip mi etmişti?
Kapıyı tam açmayacak şekilde, biraz araladım. Sadece başım görünüyordu “ ne işiniz var burda? Neden beni takip ettiniz?” Diye sordum. Kaşlarını çatarak dudaklarını ıslattı.
“Akça hanım, patronumun isteği üzerine buradayım. Sizinle konuşmak istiyor, benimle gelmelisiniz” ne diyordu bu adam? Patron kimdi? “Anlamadım, adımı nerden öğrendiniz? Patron dediğiniz kişi kim?” Diye sordum.
“Gidince öğrenirsiniz” dedi, sanki beni zorlama der gibi bir hali vardı “ sizi tanımıyorum, patronunuzuda. Şimdi gidin burdan” dedim, sesim sert ve oldukça baskın çıkmıştı “ bakın benimle gelmek zorundasınız, lütfen inat etmeyin benide zor duruma sokuyorsunuz” bedenimi esir alan öfke ile dişlerimi sıktım “ hiçbir yere gelmiyorum, defolun kapımdan!” Kapıyı hızla yüzüne kapatarak, sonuna kadar kilitledim. Ne istiyorlar ya benden? Kimseyi tanımayan kendi halinde olan bir kızdım. Yoksa patron dediği kişi selim şerefsizimiydi?
“Akça hanım, açar mısınız kapıyı”
“Defolun gidin dedim, kimseyle konuşmak istemiyorum. Daha fazla burda kalırsanız polis çağıracağım” dedim. Uzaklaşan ayak sesleri ile tutuğum nefesimi bıraktım. Neler oluyordu?
MAHİ ARHAN
"Ne yapıyor ya bu kız?" Mustafa’nın söylenip kornayı çalmasıyla bakışlarım yolda dalgın dalgın yürüyen kıza kaydı.
upuzun siyah saçları ,beyaz teni, normal uzunluktaki boyu kaşlarımı çatmama sebep oldu, Mustafa'nın aniden durmasıyla yere çöküp ağlamaya başladı.
" Bak şu kıza Mustafa"
" Emredersin abi" diyip hemen arabadan inip kızın yanına gitti, kızın ağlama sesleri daha da şiddetli geliyordu, içimde bir yerde bir merhamet kırıntısı oluştu, ama geri yok oldu bende merhamet yoktu olamazdı da, kızın kalkmasıyla bakışlarım yan profiline kaydı, rüzgarın savurduğu ipek gibi saçları, beyaz tenini açıyordu. Dolgun dudakları fazla fark etmesem de titriyordu, gözlerindeki yaşlar yanaklarını ıslatıp aheste aheste akıyordu.
Mustafa arabaya geri binince " takip et kızı" dedim dikkatimi çekmişti fazlasıyla. Geçen on beş dakikanın ardından tedirgin bir şekilde eve giren kıza baktım, onu bu kadar korkutan neydi acaba?
"Araştır kimdir nedir bilgilendir beni"
" emredersiniz efendim"
"bir saat içinde bilgileri elime ulaşsın, şimdi şirkete sür"…
AKÇA ARCA
Adamın gitmesinin üzerinden bir saat geçmişti, korkumdan dışarı bile adımlamaz olmuştum. Neydi bu yaşadıklarım benim? Uzandığım yatağımda uyumak üzereyken, kapıdan duyduğum tıkırtı sesiyle hemen ayaklandım, bu kez daha şiddetli ses duydum kapıyı kırıyorlarmış gibi, ne oluyordu böyle? Yerimde durmadan korkuyla kalktım yataktan.Kapıya bu kez daha şiddetli vurulunca bir adım geriledim, bir kere daha şiddetli vurulunca kırıldı, kırmışlardı titrek adımlarla geri geri adımlayıp eve girecek olan belayı bekledim.
Adım sesleri duydukça daha da tedirgin olmuştum , hemen yan tarafımdaki masada duran vazoyu elime alıp ,beklemeye başladım.
Önce siyah parlak ayakkabıları gördüm, ardından tüm heybetiyle siyaha bürünmüş bir adam girdi içeri. Gözlerim vücudundan yüzüne doğru tırmandı.
Dolgun dudakları, küçük kıvrımlı burnu, siyah gözlerine, ardından kalem kaşlarına, boyu nerdeyse 190 gibi bir uzunluktaydı. Sert yüz hatları, ve dişlerini sıkması ile seğiren çenesine bakarak sessizce yutkundum. bir adım gerileyerek “ se-sende kimsin ?ne istiyorsun benden?"
" seni istiyorum Akça Arca" üzerime doğru adımlamasıyla ,elimdeki vazoyu kafasına doğru fırlattım. Ani bir hareketle çekilip vazonun duvara çarparak parçalanmasını sağladı.
" Uzak dur benden! kimsin tanımıyorum seni”
" Adamımla gelseydin tanıtırdın beni çok yakından, ama sen benim gelmemi tercih etmişsin" dedi baskın bir sesle. Sırıtarak üzerime doğru gelmesiyle “ Sizi tanımak istemiyorum! Siktirin gidin” diye bağırdım.
Yanıma gelerek kolumu sert bir şekilde tuttu. yüzünü yüzüme hizaladığında” geleceksin dediysem geliceksin ,duydun mu lan beni!"
"B-bırak beni, tanımıyorum seni uzak dur benden"
"Önce bir konuşalım" diyip parmaklarıyla bir tutam saçımı, burnuna doğru yaklaştırıp koklamaya başladı " hımm çok güzel kokuyor" mırıldanıp başını boyun girintime yaklaştırdı ,ardından kulağıma doğru yaklaşıp. “ Benim olacaksın Akça Arca"