Demir, derginin aynı sayfasını üçüncü kez okuduğunu fark ettiğinde gözlerini kaldırdı. Salondaki sessizlik, kitapların ciltlerinden sızan toz kokusuyla karışmış, tuhaf bir dinginlik yaratıyordu. Odanın diğer ucunda, pencerenin yanındaki koltukta Zehra oturuyor, başı kitabına eğik, dünyadan kopmuş gibiydi. Işık, saçlarının omuzlarına dökülen parlak tellerinde oynuyor, yanaklarının yumuşak kavisine vurup kayboluyordu. Karım, diye geçirdi içinden Demir. Kelime zihninde yankılandı, alışılmadık bir ağırlıkla. Bir an için Berfin’in bu odada olmamasının yarattığı boşluğu hissetti o her daim hazır, her daim ihtiyaçları önceden bilen, hayatını sorunsuz kılan bir gölgeydi ama şimdi onun yokluğu, başka bir varlığın görünür olmasına izin veriyordu. Zehra’nın varlığına. Fark etmediği ne çok şey vardı

