Kapının çarpma sesinin yankıları avizede sönmüş, salonda ağır bir sessizlik çökmüştü. Zehra, halının üzerinde, Demir’in sandalyesine bakakalmıştı. Yanaklarından süzülen yaşlar, çenesine, oradan da ahşap zemine damlıyordu. Berfin ise, dimdik, sanki hiçbir şey olmamış gibi paltosunu düzeltip sandalyenin arkasına asıyordu. Her hareketi ölçülü, her adımı hesaplıydı. Zehra’nın zihni bir kasırgaydı. Demir’in öfke dolu bakışları, “yük” sözcüğünün ağırlığı, Berfin’in soğuk, keskin zaferi… Hepsi iç içe geçmiş, boğazında bir yumru gibi düğümlenmişti. Ama o yumrunun arkasında, yeni filizlenen bir şey vardı: Sert, kömürleşmiş bir kararlılık. Berfin, Zehra’nın yanından geçerken hafifçe durakladı. “İyi geceler, Zehra,” dedi. Sesi yorgun ama kontrollüydü. “Yarın için erken kalkmam gerek. Sen de dinlen.

