Terzi, öğleden sonra geldi. Yanında iki asistanı ve bir sandık dolusu kumaş, dergi, desen. Zehra’nın odası, birdenbire yabancı kadınların fısıltıları, makas şakırtıları ve ipeklerin hışırtısıyla doldu. Berfin tam zamanında içeri girdi. Sabahlığı değişmişti; bu sefer dantelli, beli incecik bir elbise giymiş. Zehra’ya baktı, dudaklarında ince, keskin bir gülümsemeyle. Demir’in uyarısını hatırlatırcasına bir ifadeydi bu. “Başlayalım mı?” dedi, sesi bir yaprak gibi hafif, ama zehirli bir bitkinin yaprağı kadar tehlikeli. Terzi, yaşlı, gözleri iğne deliğinden geçer gibi keskin bir kadındı. Zehra’yı süzdü, ölçü bandını çıkardı. “Ayağa kalkın lütfen.” Zehra kalktı. Berfin, kenardaki sandalyeye yerleşti, bacak bacak üstüne attı. İzliyordu. Sürekli, bir avcı gibi. Ölçüler alınırken, Berfin ar

