bc

Ölü Not

book_age18+
97
TAKİP ET
1.2K
OKU
dark
family
fated
opposites attract
second chance
dare to love and hate
drama
lighthearted
campus
city
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Hava griydi. Ne tam karanlığa teslim olmuştu ne de aydınlığa. Bu belirsizlik, Dr. Eren Altın’ın içinde bir süredir büyüyen karmaşaya ürkütücü bir ayna tutuyordu. Ofisindeki koltuğunda sırtını dikleştirip, pencerenin dışında yağmurun yere düşerken çıkardığı ritmik seslere kulak verdi. Sessizlik, yalnızca kağıt üzerine dökülen kalem sesiyle bölünüyordu. Önündeki açık defterde bir cümle belirmişti:"Hayat, insanın kendisiyle yüzleşmekten korktuğu bir oyundur."Bu, Eren’in hayatı boyunca defalarca tekrarladığı bir düşünceydi. Ancak bugün, cümlenin ağırlığı farklıydı. Her harf, her kelime, içindeki bir boşluğu daha derinleştiriyordu. Psikoloji doktoru olmak, insan zihninin en karmaşık köşelerine ulaşma yetisi kazandırmıştı ona, ama kendi zihninin labirentlerinde kaybolmuş gibiydi.Kapı hafifçe tıklatıldı. Sekreteri Derya, içeri girip dosyaları masasına bıraktı. “Bugünkü son danışanınız biraz gecikecekmiş, haber vermek istedim,” dedi ve hızla dışarı çıktı.Eren dosyaları bir kenara itti. Danışanlarının sorunlarını çözmek için harcadığı onca zamanın kendi sorunlarına çözüm olamaması, ironik bir şekilde onu her geçen gün daha da yıpratıyordu. Ama bu yıpranmanın asıl sebebi o değildi. Hayır, sebep daha derindi. Daha karmaşıktı.Arkasına yaslandı ve gözlerini kapattı. Onu ilk gördüğü an zihninde belirdi. Gözlerinin içinde fırtınalar kopuyordu o kadının. Sadece gözleri değil, sesi, hareketleri, hatta sessizlikleri bile tedirgin ediciydi. Adı Derin’di. Hayatı boyunca anlam yüklemekten kaçındığı kelimelerden biriydi “Derin.” Ama şimdi bu kelime bir insana dönüşmüştü ve onun her şeyini alt üst ediyordu.Derin’i tedavi etmeye çalışırken kendisinin daha büyük bir hastaya dönüştüğünü fark etmişti. Onun dalgalı ruh hali, tutarsız sözleri, ani çıkışları ve ardından gelen sessizlikleri... Derin bir muamma gibiydi. Çözülmek istiyor gibi görünse de, çözüldüğünde kaybolacak bir bilmece.Eren bir kez daha defterine döndü. Kalemini eline alıp yeni bir cümle yazdı:"Bazı insanlar tedavi edilemez; çünkü asıl sorun onların tedavi edilmek istememesinde gizlidir."Ama bu cümle bile Derin’i tarif etmekte yetersiz kalıyordu. O, sadece bir sorun değil, bir başyapıttı. Kırık, ama etkileyici bir başyapıt.Pencereye bir damla daha düştü. Ardından bir diğeri. Yağmur hızlanıyordu, tıpkı Derin’in varlığının Eren’in ruhundaki yankısı gibi.Eren derin bir nefes aldı. Bu ilişkiye bir isim verilemiyordu; çünkü aşk, nefret, acı ve tutku, bir kelimenin sınırlarına sığacak şeyler değildi. Ama bir şeyden emindi: Derin, ona kendisini yazdırıyordu. Ve bu hikaye, yalnızca Derin’i anlamak için başlıyordu.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bir Kapı Çalınır
Eren ofisinde her zamanki gibi sıradan bir gün geçiriyordu. Masasında dizili danışan dosyaları, özenle düzenlenmiş kitaplık ve hafifçe tüten kahve kokusu, her şey olması gerektiği gibiydi. Pencereden süzülen güneş ışığı, odanın ortasına düşerken, Eren’in yüzündeki hafif tebessüm, yaptığı işten duyduğu tatmini yansıtıyordu. Masasının üzerinde duran bir dosyayı incelediği sırada kapının hafif bir tıklama sesi duyuldu. Gözlerini dosyadan ayırıp kapıya baktı, “Girin,” diye seslendi. Kapı yavaşça açıldı. O anda içeri giren kadını gördüğünde, hayatının değişeceğinden habersizdi. Kadın, Eren’in beklediği herhangi bir danışandan çok farklı görünüyordu. Uzun siyah saçları darmadağınık bir şekilde omuzlarına dökülmüş, yüzünde derin bir yorgunluk ve bıkkınlık ifadesi vardı. Ama asıl dikkat çeken, gözlerindeki yoğunluktu. Derinlik ve kaos aynı anda barınıyordu o bakışlarda. Kadın bir an duraksadı. Sanki konuşmaya cesaret edemiyor gibiydi. Eren nazikçe gülümsedi, “Buyurun, lütfen oturun,” dedi ve eliyle odanın ortasındaki rahat koltuğu işaret etti. Kadın yavaşça yürüdü, sanki her adımı bir mücadele gibiydi. Koltuğa oturduğunda, omuzları hafifçe çöktü. “Adım Derin,” dedi kısık bir sesle. “Eğer bana yardımcı olursanız, minnettar kalırım.” Eren, nazik bir şekilde başını salladı. “Tabii ki, Derin. Buraya gelmek cesaret ister. Bunu yaptığınız için zaten bir adım öndesiniz. Hadi başlayalım. Bana kendinizden bahsedin.” Derin, derin bir nefes aldı. Söyleyeceği kelimeleri zihninde tartar gibiydi. Daha sonra gözlerini yere dikerek konuşmaya başladı. “Geçmişim… sanırım buradan başlamak en doğrusu,” dedi. Sesi çatallıydı, ama anlatmaya başladığında o çatallanma yerini akıcı bir akıntıya bıraktı. “16 yaşındaydım. Babamı kaybettim. Annem… babamın ölümünden sadece iki gün sonra beni sokaklara attı. O zamanlar ne olduğunu anlamamıştım. Onun da acı çektiğini düşünüyordum. Ama sonra… sonra gerçek yüzünü gördüm. Annem… hayat kadınıydı.” Eren, karşısındaki kadının yüzündeki duyguları dikkatle izliyordu. Derin’in elleri titriyordu, ama bu titremeyi bastırmaya çalışıyordu. “İlk başlarda sadece dışarıda kaybolup gidiyor sanıyordum. Ama bir gün… onu gördüm,” dedi Derin, sesi fısıltıya dönüşürken. “Bir sokak köşesinde… yabancı bir adamla. O an dünyam yıkıldı. Annemin o hali, benim için gerçek bir kâbustu.” Eren, kaşlarını hafifçe çattı. Bu tür travmaların ne kadar derin yaralar açabileceğini biliyordu. Ama Derin’in gözlerinde, anlatılanlardan daha fazlası vardı. “Bunu öğrendikten sonra eve dönmek istemedim, ama başka bir çarem de yoktu. O zamanlar 16 yaşındaydım. Hiçbir yere gidemeyecek kadar küçüktüm, ama annemin yaptığı şeylere katlanamayacak kadar büyüktüm. Bir süre sonra…” Derin duraksadı, gözleri bulutlanmıştı, “eve erkekler getirmeye başladı.” Eren, “Erkekler mi?” diye sordu, sesi sakin ama merak doluydu. Derin başını salladı. “Evet. Annemin getirdiği adamlar. Onlardan nefret ediyordum. Ama sadece onlardan değil… annemden de. Beni koruması gereken kişi, beni tehlikeye atıyordu. O erkeklerden biri bir gün bana dokunmaya çalıştı. O an, içimde bir şey koptu. Ona sağlam bir yumruk attım. Kanlar içinde yere düştü. Ondan sonra kimse bana el uzatmaya cesaret edemedi.” Bu sözleri söylerken Derin’in sesi sertleşti. Gözlerinde o anki öfkesinin izleri hâlâ duruyordu. Ama hemen ardından yüzündeki sert ifade yerini bir çaresizliğe bıraktı. “Bana dokunamadılar, ama annem… annem asla pes etmedi. Beni de kendisi gibi yapmak istiyordu. Sürekli, ‘Sadece böyle hayatta kalabilirsin,’ diyordu. Ama ben asla onun gibi olmak istemedim. Asla…” Eren, sessizce dinlemeye devam etti. Derin’in omuzlarının daha da çöktüğünü gördü. Kadın, sanki kelimelerle değil, anılarla savaş veriyordu. “Bir gün… annemle büyük bir kavga ettik. Bana bağırıyordu, beni suçluyordu. Onunla aynı yolda yürümeyi reddettiğim için bana hakaretler yağdırıyordu. O an karar verdim. O evden kaçacaktım. Ve kaçtım da. Ama kaçmak, sorunlardan kurtulmak anlamına gelmiyordu. Sokaklarda yaşadım, soğukta uyudum, aç kaldım. Ama yine de onun evine dönmeyi reddettim.” Derin’in sesi titremeye başladı. Gözleri dolmuştu, ama gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. “O günlerden sonra hayatımı düzene koymaya çalıştım. Liseyi zar zor bitirdim. Ama geçmişim peşimi bırakmadı. İnsanlara güvenemiyorum. Hiçbir yerde kendimi güvende hissedemiyorum. Hayatım boyunca sanki bir uçurumun kenarında yürüyormuşum gibi hissediyorum.” Eren, hafifçe öne eğildi. “Derin, bu çok zor bir yük. Ama burada olmanız, bu yükle tek başınıza mücadele etmek istemediğinizin bir işareti. Size yardım etmek için buradayım.” Derin, Eren’in sözlerine ilk kez doğrudan baktı. Gözlerindeki sertlik, yerini bir an için kırılganlığa bıraktı. “Yardım edebilir misiniz bilmiyorum. Ama başka çarem kalmadı.” Eren, yüzünde nazik bir gülümsemeyle başını salladı. “Buraya geldiğiniz için teşekkür ederim, Derin. Bu, ilk adımdır. Ve bu adım, sizin için yeni bir başlangıç olabilir.” O anda, Eren bu kadının hayatına sadece bir doktor olarak girmediğini hissetti. Derin’in anlattıkları, onun içinde tanımlayamadığı bir yankı bırakmıştı. Bu, sıradan bir danışan-doktor ilişkisi olmayacaktı. Çünkü Derin, sadece tedavi edilmeyi değil, aynı zamanda anlaşılmayı bekliyordu. Ve Eren, onu anlamak için her şeyi yapmaya hazırdı. Eren, Derin’in anlattıklarını sessizce dinlerken, kadının içinde taşıdığı acıların yankısı, kendi içinde de bir iz bırakmıştı. Her kelime, her itiraf, Derin’in ne kadar kırılgan ve aynı zamanda ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seriyordu. Gözlerini bir an bile onun yüzünden ayırmadan, duraksadı. Derin’in bakışlarındaki o derinliği anlamaya çalışıyordu; kaos ve kırılganlıkla çevrili bir güzelliği. "Şu anda ne yapıyorsunuz, Derin?" diye sordu, sesi nazik ama merak doluydu. Derin, bir an başını eğdi. Ellerini sıkıca birbirine kenetlemişti, sanki söylediklerinin ağırlığına kendini hazırlıyordu. “Bir kafede garsonluk yapıyorum,” dedi yavaşça. “Kafede çalışıyorum ve orada kalıyorum. Sadece kalabileceğim bir oda verdiler. Ama… bu hayat değil. Bazen o odada yalnız otururken, kendimi bir kafeste gibi hissediyorum.” Eren, onun sesindeki hüzünle ürperdi. “Peki, memnun musunuz? Orada mutlu musunuz?” diye sordu, cevabını zaten biliyormuş gibi. Derin, dudaklarını sıkıca bastırarak bir an sustu. Daha sonra, kelimeler sanki boğazında bir düğüm oluşturuyormuş gibi, “Hayır,” dedi. “Hiç memnun değilim. Bu hayat… beni tüketiyor. Her sabah uyandığımda, o kafeye gidip sipariş alıyor, masaları temizliyor ve insanların boş konuşmalarını dinliyorum. Geceleri o daracık odaya dönüyorum ve sabahın gelmesini bekliyorum. Her şey o kadar monoton, o kadar anlamsız ki. Bazen o odada otururken tek düşündüğüm şey… kaçmak. Ama nereye kaçacağımı bile bilmiyorum.” Eren, Derin’in kelimelerindeki acıyı hissetti. Bu kadının yaşadığı zorluklar, onun hayata olan inancını neredeyse tamamen söndürmüştü. Ama Derin, Eren’in gözünde sadece bir kurban değildi; o bir nadide çiçek gibiydi. Hayatın acımasızlığına rağmen hâlâ ayakta duran, ama her an kırılabilecek kadar hassas bir çiçek. “Derin,” dedi Eren, sesi kararlı ama nazikti. “Biliyorum, şu an her şey size imkânsız ve karanlık görünüyor. Ama size söz veriyorum, bu karanlıktan çıkmanıza yardımcı olacağım. Hiçbir beklentiyle değil, sadece sizin için. Çünkü size inanıyorum.” Derin, şaşkın bir şekilde Eren’e baktı. Onu gerçekten ilk kez tanıyan bir adamın bu kadar içten bir şey söylemesi, onu hem şaşırtmış hem de derinden etkilemişti. “Neden bana bu kadar yardım etmek istiyorsunuz?” diye sordu, sesi merak ve şüphe doluydu. Eren hafifçe gülümsedi. “Çünkü siz… sıradan bir insan değilsiniz. Siz bir nadide çiçeksiniz, Derin. Hayatın size getirdiği tüm zorluklara rağmen hâlâ buradasınız. Hâlâ mücadele ediyorsunuz. Bu, inanılmaz bir güç gerektirir. Ve ben, size o gücü hatırlatmak istiyorum. Size bir çıkış yolu göstermek istiyorum.” Derin, bir an için sessiz kaldı. Eren’in söylediklerini gerçekten anlamaya çalışıyordu. “Ama…” dedi, kelimeler bir türlü dilinden dökülemiyordu. “Hiç ‘ama’ yok,” diye araya girdi Eren. “Ben buradayım. Size yardım etmek için buradayım. Bu kadar basit.” O an Derin’in gözleri doldu. Ama bu sefer, gözyaşları sadece acıdan değil, aynı zamanda bir umut ışığından kaynaklanıyordu. Eren’in sözleri, onun içinde yıllardır sönmüş olan bir kıvılcımı yeniden ateşlemiş gibiydi. Eren, onun bu tepkisini gördüğünde, doğru bir şey yaptığını hissetti. Derin’i bu hayatın karanlıklarından çekip çıkarma kararlılığı, içinde bir ateş gibi yanıyordu. Ama bu kararlılığın ardında, başka bir şey daha vardı: Derin’e duyduğu hayranlık. Eren, o anda fark etti ki bu sadece bir yardım eli uzatma meselesi değildi. Derin, onun için bir anlam ifade etmeye başlamıştı. Şimdiye kadar hiçbir danışanında hissetmediği bir şey hissediyordu. Bu kadına aşık oluyordu. Ama bu aşk, aceleye getirilecek bir şey değildi. Derin’in güvenini kazanmalı, onun yaralarını iyileştirmesine yardımcı olmalıydı. Ona sadece bir doktor olarak değil, bir dost, bir destek ve belki de bir gün… bir eş olarak yanında olabileceğini göstermeliydi. Eren, hafifçe gülümsedi. “Derin, size bir teklifim var. Bugün buradan çıktığınızda, o kafeye geri dönmek zorunda olduğunuzu biliyorum. Ama bundan sonra yalnız olmadığınızı da bilin. Size her konuda yardımcı olacağım. Hayatınızı yeniden kurmanız için ne gerekiyorsa yapacağım. Çünkü siz bunu hak ediyorsunuz.” Derin, gözyaşlarını silerken, “Bunu gerçekten yapabilir misiniz?” diye sordu, sesi hâlâ şüphe doluydu. “Evet,” dedi Eren, gözlerinin içine bakarak. “Sadece bana güvenin.” O an, Derin’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Belki de hayatında ilk kez biri ona gerçekten inandığını hissettirmişti. Ve bu, onun için büyük bir başlangıçtı. Eren, o günü asla unutmayacağını biliyordu. Derin, onun hayatına sadece bir danışan olarak girmişti, ama onun kalbine kazınmıştı. Şimdi tek bir amacı vardı: Derin’i bu karanlıktan çıkarıp, onunla birlikte yeni bir hayata adım atmak. Ve belki de bir gün, bu yeni hayat, onların birlikte kuracağı bir yuva olacaktı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
224.5K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook