Levent’in parmakları direksiyonun üzerinde gerildi. Telefonun diğer ucundaki Eren’in sesi kulaklarında yankılanıyordu. Gecenin sessizliğinde, yolun kenarına çektiği arabanın içinde nefesi düzensizleşti. Bir yanda vicdanı, diğer yanda ise korkuları vardı. Eren’in sesi tok ve sakindi. Ne bir tehdit barındırıyordu ne de yumuşak bir ricaya benziyordu. Açık ve net bir şekilde konuşuyordu: **“Şöyle bir şey yapıyoruz, Levent. Sen Mehmet’i hemen buraya getiriyorsun ve bu yaşananları unutuyoruz.”** Levent, boğazından aşağı yuvarlanan acı bir lokma gibi hissetti bu sözleri. İçinde yankılanan bir ses, bunu yapması gerektiğini söylüyordu. Ama diğer yanda gerçekler vardı; boynuna dolanan zincirler, borçlar, üstündeki ölümcül baskı... İçindeki çelişki, kanına işlemiş bir zehir gibi yavaş yavaş ruh

