BAŞLANGIÇ...
Günün yorgunluğunu atıp, gece kavuşmak gibisi yoktur hayatta... Ruhumuzu sömüren duygu karmaşaları, rutin muhabbetler... Her şeyi bir kutuya kilitleyip uykunun kollarına sığınmayı kim istemez ki. Bizi sarmalayıp tüm dünyadan uzaklaştırmasına izin vermek kadar özgür hissettiren başka bir şey var mı peki? Elbette yok. Simsiyaha boyanmak gibi... Belki kendimizi dünyadan silmemiz imkânsız olsa da uyurken en azından gizlenebiliriz. Her zamanda böyle yaptım. Her fırsatta uykunun kollarına bıraktım kendimi. Beni siyaha boyayıp gizlenmeme yardım etmesine izin verdim. Birkaç senedir yorgunum çünkü ruhum yorgun... Sürekli bir şeyleri unutmamak için tekrar eden beynin yorgun , kitaplara gömülüp binlerce soruyu cevaplamak ve çözümlemek zorunda olan bedenim yorgun... Bu yüzden seviyorum simsiyah olmayı...
"Uyan Elif... Bak düğünüme bir hafta kaldı ve sen hala yatıyorsun." Zihnimin derinliklerinde yankılanan boğuk sesleri anlamlandırmam oldukça uzun sürüyor ama hala aynı şekilde devam ediyor. Sanırım dünyaya dönmem istemiyor ama zihnim hala bulanık. Uyanmak istemiyorum. Yine aynı ses. Ve artık daha net. Evet sanırım bu ablam. " Uyan Elif..." Uykumla olan mükemmel uyumum an itibariyle son buluyor. Gözlerimi aralamadan itiraz içeren mırıltılar çıkarıyorum ama pek fayda etmiyor ablama. Ve pes ediyorum.
"Of abla ya...Daha yeni bitti sınavlarım sanki bilmiyorsun. Bırak da uyuyayım.
"Yatağın içinde dönerek ablama arkamı dönüyorum. Gözlerimi sımsıkı kapatınca yeniden uyuyacağıma ölesiye inanıyorum ki gözlerini kapatmaya kalmadan yorganın altında hissettiğim ellerle yerimden sıçradım.
"Ablaa... Rahat bırak beni diyorum. YGS LYS bitti şimdi sıra sıra sen de mi?" Yorganı tüm irademle ablamın ellerinden kurtarıp başıma kadar çekiyorum. Sadece bes saniye sürse de bir kendi çapımda bir savaş vermiş hissediyorum.
"Hadi ama ablacım. Bu gün gelinliğim gelecek hem sana da güzel bir elbise alalım artık. Yoksa pijamalarınla mı çıkacaksın milletin karşısına(!) Ciğerlerime çektiğim tüm nefesi agresif bir sekilde dışarı veriyorum.
"Çıkarım sanki ne olmuş? Zor bir şey mi sanıyorsun."
"Tamam kabul. Hadi kalk yoksa küserim."
Uykusu iyice kaçan Elif gözlerini açıp ablasına dik dik baktı. Resmen burnundan soluyordu." Bana ne ya bana ne. Git kocanla al. Hani öyle olur ya kız ve oğlan beraber gelinlik bakmaya falan giderler. Harika bir gün geçirirler falan..."
"Saçmalama Kenan çalışıyor. Hem daha dün bütün gün beraberdik. Bu günde işten kaytarırsa Semih baba fırça atar sonra." Başka çaresi yoktu genç kızın başa gelen çekilecekti. Hem ne kadar itiraz edip , gitmek istemese de bir tarafı heo ablasının yanında olması gerektiğini söylüyordu ona. Ve her zaman olduğu gibi daha fazla dayanamadı da.
"Tamam başımın belası tamam. Hadi sen şimdi bana kahvaltı hazırla bende hazırlanıp geleyim. Tamam mı ablaların gülü..." İçten bir gülümsemeyle baktı ablasına. Ablası hep sevgi dolu olmuştu Elif' e karşı. Bir gün olsun ablasın şüphe edeceğini düşünmüyordu. Yanağından makas ablasına sevgi dolu bir gülücük gönderdi.
" Sus cadı seni hadi çabuk hazırlan. Bu odaya ikinci kez gelirsem senin için iyi olmaz."Ablası odadan çıkınca banyoya gidip kısa bir duş aldı. Mor havlusuyla sarınıp dolabının karşısına geçti. Beyaz üstüne küçük mor çiçekli eteğini ve sıfır kol mor gömleğini giyip koşarak mutfağım yolunu tuttu..
"Günaydınlar..."
Masanın başındakiler teker teker günaydın deyince kocaman gülümseyip babası ve abisinin ortasına oturdu. Abisi Kerem' le uğraşmaya bayıldığı için tabağındaki salatalıkları aşırmaya başladı."Elif git kendi tabağından otlan ve tabağımı rahat bırak. İşe gitmem lazım uğraşma benimle.Git başımdan.."
"Hahah... Çok beklersin. Daha buradayım ben..."
" Ya baba Yasemin ablamın yerine şu evlenseydi ya..."Tahir bey anında oğluna kaşlarını çattı. Elif onun minik kızıydı. Daha seneler vardı evlenmesine. Bu sene küçük kızı zaten üniversiteye gidecekti. Kim bilir nasıl serseriler takılacaktı peşine. Bunları düşününce küçük kızını okula bile göndermek istemiyordu.
"Saçmalama Kerem o benim küçük prensesin ona öyle erkenden evlilik falan yok."
"Aslan babam konuş be..."
"Elif sus sende kızım. Sabahtan beri bıd bıd bıd susmadın."
Elif susup tabağını doldurmaya başladı. Güzel bir kahvaltıdan sonra Elif ve Yasemin gelinlikçiye gitmek için evden ayrıldılar.Çok uzak sayılmazdı gidecekleri moda evi ama Elif şimdiden sıkılmaya başlamıştı. Nihayet moda evine geldiklerinde Yasemin heyecanla içeri girdi. Elif isteksizce ablasının adımlarını takip etti. Satıcı kadınla konuşan ablasını izleyen Elif bir süre sonra etrafı incelemeye karar verdi. Bembeyaz prenses elbiselerine bakarken ablasının prova odasınada doğru ilerlediğini görse de ses etmedi ne de olsa giyinince yine bulundukları salonda arz-ı endam edecekti. Yasemin son kez gelinliğini denerken Elif de gelinlikleri incelemeye devam etti.. Her kızın hayalinde bir gelinlik olur ya o da kendi hayalindeki gelinliği bulmaya çalıştı. Hepsi çok güzeldi. Bembeyazdılar bir kere saf ve temizdiler. Arkasını dönüp ablasını süzdü. Harika görünüyordu. Yüzünde hiç makyaj yoktu ama yinede prenseslere benzemişti. Şanslıydı ablası mükemmel bir eş ve büyük bir aşk bulmuştu. Ablasına kocaman gülümsedi. Acaba ilerde bende ablam kadar mutlu olabilecek miyim diye düşündü. Bu yaşına kadar sevmemişti, aşık olmamıştı kimseye. Arkadaşları bir hevesle sevgililerini anlatırken o her zaman susmuştu. Çirkin miydi ,kısa mıydı? Cevap hiçbiriydi... O kimseyi sevmeye layık görmemişti. Hep evleneceğim adamı bekleyeceğim derdi. Bu düşüncesi bazen evde kalacağım şekline dönüşse de o adamı beklemekten hiç bıkmayacağını biliyordu. Ablasının sesiyle incelediği gelinliklerden uzaklaşıp satıcı kadın ve ablasının yanına ulaştı. Teşekkürlerini sıralayan ablasının yanında sessizce beklemeye kadar verdi. Nihayet ablası gelinliğili çıkarıp paketlenmesi için satıcı kadına teslim ettiğinde rahat bir nefes aldı. Evet... Nihayet prova sıfır hasarla bitmişti Gelinliği alıp arabanın arkasına koydular. Ama Elif için asıl çile şimdi başlıyordu. Alışverişten inanılmaz derecede nefret eden Elif şimdi gelinin geride kalan son kız kardeşine yakışan bir elbise bulmalıydı. Yasemin alışverişin bu kısmından deli gibi zevk alacağını biliyordu. Ama Elif'e bunu çaktırmamalıydı. Araba çalışınca Elif sanki bir rüyadan uyanmış gibi sıçradı.
"Bak abla şimdiden uyarıyorum. Gösterdiğin her şeyi denemem bu bir. Karşıma geçip gülersen o an mağazayı terk ederim. Ve son olarak çok kısa bir şey istemiyorum."
"Nedenmiş? Genç kızsın sonuçta kısa giysen ne olur?"
"İstemiyorum ya. Sonra saçma sapan kişilerle uğraşamam hem abim de kızar." Belkide günün başından beri Elif'e ait olan bıkkın nefes alışların sırası Yasemin' e geçmişti. Sağlam bir fırça geliyordu ve Elif gardını aldı hemen.
" Yeter Elif görücü usulüyle mi evlendireceğiz seni. Alış artık erkek arkadaş fikrine."
"Ne alaka yani? Ne saçma şeyler bunlar..." Saçmaydı tabi bu devirde beyaz atlı prens vardı da Elif mi bilmiyordu. Belki görücü usülü olmazdı ama mantık çerçevesinde alınan bir karar olabilirdi.
"Kızım teyzemin kızı Begüm mesela kız daha bu sene orta okulu bitirdi ama her sene başka sevgilisi var. Az akıllı ol yani. " Yasemin küçük kız kardeşinin kafasının içini görmek istediği o nadir anlardan birindeydi. Neden bu kadar ön yargılıydı? Bildiği kadarıyla henüz bir deneyimi de yoktu. Denemekten neden bu kadar korkuyordu ki ? Orta okuldaki kızlar buna cesaret ederken kız kardeşi üniversite yaşına gelmesine rağmen bu fikirden hep uzaktı.
" Kısa etek giyince mi beni beğenecekler yani ?" Bu kız lafı neresinden anlıyordu acaba? Yasemin kız kardeşine inanmaz gözlerle baktı.
"Hayır küçük kız çocuğundan genç kadınlığa terfi edeceksin. Hem söylesene şu üstündekilerle kaç yaşında gösteriyorsun acaba. Dur ben söyleyeyim on beş..."
"Abartma abla ya...Kendimi kötü hissetmeye başladım."
"Hisset ne olur(!) Hisset de aklını başına topla..." Öyle miydi gerçekten? Beyninde yanan kırmızı ışığı görmezden gelmeye çalışsa da bir kere yanmaya başlamıştı. Ablası adeta fitili ateşlemişti. Biraz farklılıtan bir şey olmadı değil mi?
"Tamam patron sensin."
"Hah şöyle ... Hadi bakalım elbiseler bizi bekler...." Ablasının bilindik coşkulu hali Elif'i de etkisi altına aldı o dakikan itibaren. Yüzünde yenilikler barındıran tebessümüyle akıp giden yolu izlemeye başladı. Mağazaların olduğu sokakağa giren araba yavaşladı. Uygun park yerini bulan ablasının arabayıp park etmesini bekledim. Arabadan inip hızla mağazalara doğru yol aldılar. O mağaza senin bu mağaza benim gezmedikleri mağaza kalmadı. Elif artık bayılma aşamasına gelmişti. Elbise görünce başı dönmeye başlıyordu.
"Yeter abla ya vallahi dayanamıyorum."
" Elif kalk eve gidelim. Yarın devam ederiz nasılsa..."
"Tamam abla."
Ne kadar tamam dese de yarın ilk iş bir bahane bulup ablasını evde bırakmak olacaktı. Elbise konusunda ablası haklıydı ama bunu kendi de yapabilirdi. Ablası hiçbir şey beğenmiyordu. Elif'in gözüne çarpan birkaç elbise olmuştu ama ablası elini bile sürmesine izin vermeden yerine koymuştu. İşte bu yüzden yarın evden erkenden kaçıp tek başına elbise bakacaktı.Eve geldiklerinde bile ablası hevesle bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Elif kapıyı açar açmaz annesinin yanına koştu.
"Anne yeter artık kurtar beni. Yeminle eşofmalarla geleceğim düğüne..." Salonda oturmuş televizyon izleyen annesinin yanına hızlı adımlarla ulaştı genç kız.
"Aaa ne oldu yine. Elif sende sakin ol bir. Yasemin sende sus bakayım. Yarın abin boşmuş istediğin yere bırakır seni."
"Yaşasın..."O sıra merdivenlerden inen abisini görünce kollarını açıp ona doğru koşmaya başladı. Kollarını abisinin beline dolayıp kafasının göğsüne gömdü.
"Kahramanım. Kurtarıcım biricik abim."
"Hayırdır Elif yine ne işin düştü acaba?"
"Yarın işin yokmuş beni de Avm' ye bıraksan olmaz mı? Bak annem beraber gidin diyor.Bense sadece bırak diyorum bu kıyağımı unutma sakın."
"Ne işin var ki?"
"Düğüm için elbise bakacağım abi ya..."
"Tamam gider bakarız beraber."
"Sağ ol abim vallahi bir tanesin."Üstüne değişmek için merdivenlerden çıkarken ablasının ona parmağını salladığını gördü. O da ablasına pis pis sırıtıp odasına çıktı. Üstüne rahat bir şeyler giyinip aşağı indi. Yemek vakti olduğu için herkes masanın başındaydı.Masaya oturup çorbasını içmeye başlamıştı ki babasının sesini duydu.
"Seninle konuşmak istiyorum Elif."
"Tabi baba seni dinliyorum."
"Puanlarının iyi olduğunu biliyorum. Ne yapmak istiyorsun üniversite işini ?"Elif bunları çok önceden düşünmüştü. Ama bazı tereddütleri vardı."Ben iç mimarlık düşünüyorum aslında."Bu karara baya sevinmişti Tahir bey. Ama sonraki duyacakları yüzünü düşürmüştü.
"Ama yurt dışında eğitim görmek istiyorum baba."
"Hayır Elif. Burada da gayet prestijli okullar var. "
"Ama baba halamda yurt dışında zaten." Sorun okulların prestij meselesi değildi ki başka ülkeler görmek tek başına ayaklarının üzerinde durmak istiyordu Elif. Halasını bahane ederse işler kolaylaşabilirdi ancak hiçte umduğu gibi hir tepki alamadı babasından.
"Hayır Elif konu kapandı."
"Ama..."
"Konu kapandı."Bu zamana kadar hep istediği olmuştu. Ve ailesi hiç karşı çıkmamıştı. Babası karşı çıkıyorsa bir bildiği olmalıydı elbet ama gözlerinin dolmasına engel olamadı. Kendini toparlayınca kafasını kaldırıp babasına baktı. Gözlerinde tek bir duugu yatıyordu aslında pes etmişlik...
"Tamam baba sen nasıl istersen öyle olsun."Tahir bey kızının doğru karar vereceğini biliyordu. Ve Elif onu şaşırtmamıştı. Gülümsemesi yüzüne yayıldı."Aferim prensesim. Beni hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadın"
Hayatın kime ne getireceğini kimse bilmiyordu. Masanın başında oturmuş yemek yiyen mutlu aile küçük kızlarına hasret kaç yıl geçireceklerini de bilmiyordu.
Düğüne son iki gün kalmıştı. Kız evinde heyecanla beraber telaşta artmıştı. Tüm akraba kız evine toplanmıştı. Elif için misafirlerle uğraşmak daha kolaydı. Ama annesi ona en zor görevi vermişti. Ablasının yanında olmak. Sabahtan akşama kadar ablası Yasemin'in yanında olup düğün organizasyonunun bütün eksiklerini gözden geçiriyorlardı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi arada ablasının sulu gözlülüğüyle uğraşıyordu.
"Ah yeter ama abla ya... Evlenme o zaman. Ne diye ağlıyorsun yine."Yasemin gözyaşlarını silip Elif'e öldürücü bakışlar attı. Duygusuz muydu bu kız?
"Senide göreceğim Elif hanım."Elif dalga geçercesine kafasını salladı. Ama Yasemin'in ağlaması artınca ablasının yanına gidip sarıldı. Belki ablası için gerçekten zordu bazı şeyler.
"Neyin var abla niye ağlıyorsun?"
"Çok zor Elif ya... Tamam Kenan'ı seviyorum ama sizden ayrılmak istemiyorum."
"Ablam yapma böyle bak aynı şehirdeyiz. Ya başka bir yere gitseydin?" Beterin beteri vardı. Çoğu zaman gözardı etsekte gerçekten öyleydi. Daha kötüsünü görmeden sanki en zorunu biz yaşıyormuş gibi hissederiz ama aslında öyle değildir. Elif ablasına bunu hatırlatmaya çalıştı ama Yasemin birden konuyu bambaşka bir yere alıp götürdü.
"Elif ...Kenan beni hiç aramadı biliyor musun? Yoksa vaz mı geçti acaba ha?" Ablasının ağzından çıkan kelimelerle gözlerini devirmesi bir oldu.
"Ah abla iyice saçmaladın şimdi. Dur ben bir eniştemi arayayım. Hem sanki bilmiyorsun biz kız eviysek onlarda erkek evi. Onlarında hazırlıkları var."
Elif telefonun alıp eniştesini aradı. Telefon bir iki kere çaldıktan sonra açıldı. Ve aynı anda Elif'in çenesi de açıldı.
"Ya enişte niye ablamı niye ihmal ediyorsun ya...Bak sonra tüm salya sümüğünü ben çekiyorum. Oluyor mu böyle..."Elif eniştensinden beklediği tepkiyi alamayınca bir süre durdu. Telefonu kulağından uzaklaştırıp ekrana baktı. Evet doğru numaraydı işte.
"Alo enişte?"
" Şey merhaba ben Emir. Kenan'ın kuzeniyim." Vucüduna yayılan aşırı adrenalinle ne diyeceğini şaşırdı. Bir an panikle ne desem diye düşünürken sadece özür dilemek geldi aklına.
"Şey özür dilerim."
"Önemli değil. Kenan düğün işleriyle uğraşıyor o yüzden telefonunu ben açtım."
"Ah bilmez miyim . En zoru da gelinle uğraşmak ."
"Anlıyorum."Elif birden ne yaptığını anlayınca birden sustu. Bazen nasıl bu kadar konuştuğunu o da çözemiyordu.
" Şey gerçekten özür dilerim. Biraz fazla konuştum galiba."
"Önemli değil gerçekten günüme neşe kattın."Elif ne diyeceğini şaşırdı. Bu tarz şeylere alışık değildi. Hele de erkeklerle konuşma konusunda.
"O zaman görüşürüz." Deyip telefonu pat diye kapattı. Ablasına arkası dönüktü. Yanakları kızarmıştı. Biraz bekleyip sakinleşmeliydi. Çok değişik hissediyordu. Adamın sesi hala kulaklarındaydı. Bir ses insanda bu denli iz bırakmamalıydı. Otoriter aynı zamanda sempatik ve tatlı... Ve çok çekici... Ah ne saçmalıyordu. Daha adamı görmemişti. Tanımıyordu bile. Daldığı düşüncelerden ablasının terlik darbesiyle çıktı.
"Ah kolum...Abla ne yapıyorsun ya?"
"Ne o öyle daldın gittin? Ne dedi o enişten olacak adam?"
"Eniştem değildi abla."
"Kimdi söyle çabuk! Benden önemli olan işi neymiş de telefona b ile kendi bakmıyor." Elif ablasının sinirden kızaran yüzünü an ve an izledi birkaç saniye. Ne yapıyordu allah aşkına ablası birazdan sinir krizi geçirince mi kim olduğunu söyleyecekti.
"Kuzeniymiş. Adının Emir olduğunu söyledi."
"Ha Emir miydi? Ne dedi? Neredeymiş Kenan."
"Ah sanki abla sanki ne diyebilir. Eniştem düğün işleriyle uğraşıyormuş."
" Bu muymuş yani. İki saattir bu yüzden mi telefona bakıyorsun?" Sakinleşen Yasemin'in intikam sırasıydı şimdi de. Kendini sinir krizinin eşiğine getiren kardeşini birazcık utandırmasının kimseye zararı olmazdı elbette.
"Hayır abla ya. Sadece şey..."
"Ne Elif ?"
"Aman boş ver aşağı inelim hadi."Ablasının suratında kurnaz bir surat ifadesi vardı. Gözlerinin içinden şeytani parıltılar geçiyordu.
"İyi. Bende Emir hakkında bildiklerimi anlatmam."Elif çok utanmıştı. İlk defa ablasıyla bu tarz bir konuda konuşuyordu. Yanakları çoktan kızarmıştı bile.
"Abla ne saçmalıyorsun ya..."
"Elifçiğim duyacakların iyi şeyler değil zaten. Emir 24 yaşında yani eniştenle yaşıt. Ayrıca çok hovarda. Uzun süreli ilişki istemiyor anlayacağın."
"Tamam abla yeter ben mi dedim anlat diye!"İlk defa sevmeye bu kadar yakındı. Doğru adamı hiç görmemişti ama hissediyordu. İlk defa cesaret edecekti belki de. Ama sonuç tam bir hüsrandı. İyi de olmuştu bir adamın sesin etkilenirsen böyle olurdu işte... Kendi kendine kızmaya başladı bu kez. Acele mi ediyordu? Bunca zaman beklemişken şimdi niye niye bu kadar sabırsız davranmıştı. Sadece duyduğu sesin etkisiydi belki de içindeki heyecan. Bazı insanların sesi etkileyici olabiliyordu sonuçta değil mi? Bir iki güne unuturdu Elif’te. En azından öyle umut ediyordu.
Ve büyük gün gelmişti. Sabah erkenden uyanılmış ve önceden ayarlanmış kuaföre gidilmişti. Yasemin beyazların içinde meleklere benzemişti. Masum bir peri kızı da denilebilirdi. Elif Yasemin'in aksine koyu lacivert üst kısmı ışıldayan mavi taşlarla süslenmiş etekler aşağı doğru akımlı bir elbise tercih etmişti. Kuzenlerinin aksine saçlarını abartılı saçma topuzlardan değilde aralardan örüklerle süslenmiş sade bir topuz yaptırmıştı. Tüm o mavi tonlarının içinde safir mavi gözleri kaybolmasın diye muhteşem bir göz makyajı yaptırmıştı. Koyu kahve saçlarıyla harika bir uyum yakalamıştı. Ablasının aksine asi bir melek ,acımasız bir peri kızıydı. Kapıdan giren Özge ile tüm ilgi ona dönmüştü. Teyze kızı olan Özge büyük bir heyecanla Yasemin'in yanına geldi.
"Evet gelin hanım nihayet beyaz atlı prensiniz sizi almaya geldi."
Çiçeğiyle oynayan Yasemin kafasını ani bir şekilde kaldırıp etrafta Elif'i aradı."Elif... Neredesin?"Arka tarafta çantaları toplayan Elif ablasının sesini duyunca koşarak yanına gitti.
"Bir şey mi oldu ablam?"
"Neredesin ya. Hadi Kenanlar gelmiş. Sen benimle gelin arabasına biniyorsun. Kızlar sizi de Kerem gelip alacak tamam mı?"Elif elindeki çantaları Özge'ye vererek ablasının etekleri düzeltti.
"Tamam Yasemin abla burayı ben hallederim. Kerem abide gelince geliriz. Hadi salonda görüşmek üzere."
"Tamam Özge sana güveniyorum. Ah Elif yeter yine bozulacak sanki. Salonda düzeltirsin."
"Of abla sana yaranılmıyor."Yasemin tam söze başlayacaktı ki kapı açıldı. Kenan tüm karizmasıyla içeri girdi. Birazdan resmen karısı olacak kadını görünce nutku tutuldu.Aşk güzel şeydi. Sevdiğin kişi için emek vermek, saygı göstermek ve bir sürü şeye gögüs germek... Ne kadar meşakatli bir yol olsa da işte tam bu anda her şey birden siliniyordu. Genç adamın aklı ve kalbi aynı anda tek bir kelime fısıldadı. Saf-i aşktan ibaret bir ses tonuyla...
"Yasemin..."
"Efendim aşkım."Işıl ışıl gözlerle baktı sevdiği adama genç kız. Kenan'ın gözlerinde gördüğü aşkla içi eridi sanki.
"Çok… Çok güzel olmuşsun bebeğim."
"Gerçekten mi?"
"Tabi ki bebeğim. "Kenan büyük adımlarla sevdiği kadının yanına gitti. Ellerini uzatıp küçük ellerini kavradı. Baştan aşağı sevgiyle inceledi kadını.
"Meleklere benzemişsin. Ve benim meleğisin. Sadece benim..."
"Evet aşkım sende benim tek prensim..."Kenan ellerini ayırmadan Yasemin'in alnına uzun olduğu kadar anlamlı da bir öpücük kondurdu. Onları büyük bir hayranlıkla izleyen Elif daha fazla dayanamadı. Bu kadar duygusallık yeterdi. Gidilmesi gereken bir düğün vardı en nihayetinde.
"Ah enişte ah sen ne ara bu kadar kılıbık oldun ya..." Tüm tomantizmin içine resmen limon sıkmıştı bu sözleriyle Elif. Yasemin gözlerinden ateş çıkarabilse ilk Elifi yakıp kül edecekti.
"Elif...."Ablasının uyaran sesine rağmen susmayan Elif konuşmaya büyük bir gayretle devam etti.
"Ne ya yalan mı? Erkek dediğin biraz maço olur. Bebeğim yok meleğim bunlar ne ya..."
"Aşkım çıkmadan önce mümkünse baldızının burada unut yoksa elimden bir kaza çıkacak."Tek müttefikini kaybetmeyi göze alamayan Kenan daha ılımlı yaklaşmaya başladı olaya. Tekrar gelininin alnına küçük bir öpücük bırakıp onu sakinleştirmeye çalıştı.
"Bebeğim küçük daha o . Bilmiyor ki aşkı hele bir öğrensin sen ondan sonra izle Elif'i..." Belli ki Kenan haklıydı. Gün olacak devran dönecekti. Sinsi bakışlarını kardeşine çevirdi Yasemin.
"Sanırım doğru aşkım. O zamanları gelsin ben onu büyük bir zevkle izleyeceğim."
"Tamam kabul hadi benim aşk hayatımı konuşalım. Sizde nikaha geç kalın ne olur ki sanki." Bu konu başka nasıl kapatacağını düşünen Elif yine konuyu bir şekilde çevirmeyi başardı. En nihayetinde gelin ve damatın hassas noktasi ne olabilirdi ki? Tabiki düğün... Ve işe de yaradı. Kenan ve Yasemin Elif'in haklı olduğuna karar verip atışmayı bıraktılar. Ablası ve eniştesi dışarı çıkınca peşlerinden Elif de çıkıp onlara yetişti.
"Elif canım sen ön tarafa oturacaksın. Bizde ablanla arka tarafa oturalım şimdi inerken falan sorun olmasın."
"Anlaşıldı enişte. Çifte kumrular arkada otursun bakalım."Elif ön koltuğa oturup ablasının yerleşmesini bekledi. Tabi eniştesi de özenle ona yardım ediyordu. Bıyık altından gülerken yalnız olmadığını anlaması uzun sürmemişti. Kendi kıkırtılarının yanında tempolu bir nefes hissetti. Kafasını yan tarafa çevirdiğinde simsiyah bir çift gözle karşılaştı.Bir an şaşırsa da hemen toparlandı. Ablası ve eniştesine laf yetiştirirken fark etmemişti ama hayatında görüp görebileceğinen yakışıklı adam tam yanındaydı.
"Aaa merhaba ben Elif..."
"Sen şu meşhur Elif'sin galiba."
"Meşhur Elif mi?"
"Telefonda konuşmuştuk. Ben Emir..." İnsanın beyninde savaş davulları çalması ne kadar mümkün. Yoksa o ses daha derinden mi yankılanıyordu. Ya da seslerinden çıkan birkaç kelime kulağa bu denli hoş gelip sonra tam göğüs kafesini delip geçer miydi? Ya o savaş davullarının asıl sahibi kalp dediğimiz şey olabilir miydi? Bu soruları kim cevaplayacaktı ki. En iyisi boş verip düşünmemekti. Cevapları oldukça korkutucuydu çünkü. Susmalıydı. Kesinlikle susmalıydı Elif.
"Hım anladım."Elif kafasını sallayıp onayladı Aralarındaki sohbette devam etmedi zaten. Kenan ve Yasemin yerleşince Emir arabayı çalıştırdı ve düğünün olacağı salona doğru yola koyuldular. . O saatten sonra yola odaklanmayı seçti. Ablasının küçük sataşmalarına bile karşılık vermedi genç kız.