Hadi Meyra aşağı inelim, bunları gece uzun uzun konuşacağız zaten.”
Bana kapıyı işaret ettiğinde arkama bakmadan kaçmak istedim bulunduğum kâbustan ama ne yarardı ki, bu adamın benim hayatımın her daim ortasında olmuştu.
Merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başlayınca Karan elimi tutmaya çalıştığında elimi ondan çekmek istedim buna izin vermedi. Tam aksine daha da sıkı tutmuştu, bu kez kulağıma yaklaşıp dudaklarını hafifçe boynuma değdirip fısıldadı.
“Gülümse Meyra.”
Kendimi ondan bir miktar uzaklaştırmak istesem de yapmamıştım. Ters bir bakış atıp, “Seninle evlendiğim için yeteri derece mutlu rolü yaptım daha fazlasını bekleme benden.” dedim.
Elimi sıkmasıyla parmaklarım kırılacak gibi hissettim.
“Ya gülümse ya da parmaklarını kırarım!”
Yapardı bunu biliyorum, parmaklarımı kırar beni bu lanet düğüne de getirildi. İstediğini yapıp hafifçe gülümsemeye başladım, elimin acısına daha fazla dayanamayacaktım.
“Aferin minik serçe.”
Bahçeye girince herkes ayağı kalkıp bizi alkışlamaya başladı, Karan’la göz göze gelen adamlar Karan’ın önünde eğirip saygılarını gösteriyorlardı.
Yavaş yavaş aralarından geçip nikâhın kıyılacağı uzun alana gelmiştik. Çok fazla kalabalık vardı ve bu insanların çoğu yer altı liderleri ve eşleriydi, bu da beni korkutuyordu nikâh memurun sesiyle gözlerimi etraftan çektim. Her genç kızın hayalindeki soruları sormaya başlamıştı.
"Siz Meyra Avşar, Karan Poyrazoğlu’nu kocalığa kabul ediyor musunuz?”
Dilim lâl olmuş gibiydi, ne diyeceğimi bilmiyordum.
Bu derin sessizlik yüzünden tüm gözler bir anda bana çevrilmişti, hayır de Meyra bitir bu oyunu diyordum kendi kendime, Karan bana yaklaşıp kulağıma doğru eğildi.
“Evet de yoksa acısı büyük olur!”
Bir yandan da elimi acımadan sıkıyordu, bir anda dudaklarımda o kelime döküldü çünkü cesaret edememiştim, daha fazla acı çekmek istemiyordum, bilmiyordum ki daha büyük acılar beni bekliyordu...
“Evet.”
Bir alkış koptu bir anda...
"Siz Karan Poyrazoğlu, Meyra Avşar’ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?”
“Evet.” demişti, işte o an içimde bir fırtına koptu, sanki o an yer yerinden oynadı; kendimi daha fazla tutmamış yaşlarımı serbest bırakmıştım. Kendi cehennem kapımı kendim aralamış ve oradan içeri girmiştim, yanacaktım cayır cayır, gözyaşlarımı gören insanlar mutluktan zannediyorlardı, bilmiyorlardı ki ıstıraptı...
Dans müziği çalmaya başlamıştı, Karan elimi tekrardan tutup beni piste doğru götürmeye başladı...
“Bu ilk dansımız ve son olacak minik serçe.”
“Anlamadım.”
“Anlamayacak bir şey yok, bir kez bu saçmalığa katlanıyorum.”
"Katlanmayabilirsiniz efendim, beni şimdi serbest bırakın...”
Tek kaşını kaldırıp beni iyice kollarının arasına aldı.
“Sen bana aitsin seni, hiçbir şekilde bırakmam.” deyip yanağıma öpücük kondurdu... “Sende tek sevdiğim şey, kokun bana uyuşturucu etkisi yapıyor, nasıl başarıyorsun bilmiyorum ama beni çıldırtıyorsun...”
Hiçbir şey diyemedim. Bunlar bana iltifat değil, zehir cümleleri gibi geliyordu. Bir an önce bu işkencenin bitmesi için Karan’ın dokunuşlarına sabrettim, dans müziği bittiğinde ben de yanından ayrılmak istesem de kolumu sıkıca tutmuştu. Bir anda etrafımız kalabalıklaştı. Herkes Karan’a tebriklerini ve saygılarını sunuyordu.
Bir yabancı ses Meyra deyince kafamı kaldırıp karşımdaki adama baktım, bu adam dans seçmelerindeki kişi, ama nasıl burada olur?
“Nasılsın Meyra?”
Donup kalmıştım, Karan bana dönüp dik dik bakıyordu.
“Ben Kerim dans seçmelerinde tanışmıştık, hatırladın mı?”
“Evet hatırladım Kerim, iyiyim teşekkür ederim sadece seni burada görmek beni şaşırttı.”
"İnan Meyra seni efendimizin gelini olduğunu görmek beni de şaşırttı.”
Karan kapkara gözlerini önce bana sonra kerime çevirip, “Demek tanışıyorsunuz.” dedi.
“Evet efendim Meyra’yı...”
Bir anda Karan’ın gözlerinden ateş çıkmış Kerim’e tıslayan şekilde konuşmaya başladı.
"Meyra değil çocuk, Meyra Hanım diyeceksin...”
“Şey efendim, biz Meyra Hanım’la arkadaş olduğumuz için ondan dedim.”
“Bir kere karşılaştınız, ne zaman arkadaş oldunuz? Hem Meyra’nın erkek bir arkadaşı olamaz, kuralı biliyorsun değil mi?”
“Affedin efendim.”
“Gidebilirsin.”
Kerim bizden yavaştan uzaklaşıp kalabalığın içine karıştı... Karan o iri ellerini bileğimi tutup, “Bunun cezası olmayacak zannetme minik serçe erkek bir arkadaş edinmek yasak olduğunu bildiğin halde bu cesaretinin hesabı sorulacak.” diye bıraktı bileğimi, kurala göre büyük mafya babaların eşleri, kocaları dışında hiçbir erkekle yakın temasa veya da arkadaşlık gibi bir bağ kuramazdı, saçmaydı tamamen saçma, bu kadar hayatıma müdahale edemezlerdi.
“Hiçbir şey yapamazsın, ben onunla konuştuğumda senin eşin değildim, hatırlarsanız sevinirim.”
“Sen anne rahmine düştüğün andan itibaren benimdin, o siktiğim beynine sok bunu şimdi, şu yüzüne bir gülümse koyup misafirlerimizle ilgilen yoksa!”
“Evet biliyorum, cezası ağır olur.”
“Aferin minik serçe.”
İnsanlar yavaş yavaş bizimle vedalaşıp gidiyorlardı. Annem yanıma doğru geldiğini gördüğümde tek kaşımı kaldırmıştım.
"Meyra konuşalım kızım, bana kırgın olmanı istemiyorum.”
“Sana kırgın, kızgın değilim sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum.”
“Ben senin iyiliğin için…”
“Yeter benim iyiliğim için mi, ne diyorsun? Sen benim bileklerimden hiçbir şekilde çıkaramayacağım bir kelepçe taktın, sakın bana düşünceli anne ayakları yapma, benim için bittin evin, araban, kredi kartlarına mutluluklar, ben de bana layık gördüğün cehennemle yaşamaya devam.”
Bunları dedikten sonra hızla annemin yanından ayrılıp Sevim’in yanına doğru yürümeye başladım... Sevim’in beni görünce boynuma atlaması an oldu...
“Yavaş deli kız.” deyip kahkaha attım.
“Ya senden ayrılıyorum, bu da beni çok üzüyor Meyra.”
“Saçmalama ne ayrılması, birbirimizle tabii ki de görüşeceğiz.”
"Kocan beni sevmiyor pek, biliyorsun baksana bana tip tip bakıyor...”
“Hiçbir şey diyemez boş ver, seninle görüşmeme kimse engel olamaz sen benim kardeşimsin.”
“Seni seviyorum Meyra...” deyip boynuma sarıldı. Ben de onu sıkı sıkı sarıldım aramızdaki duygu yoğunluğu Karan’ın otoriter sesi bozdu.
“Yeter bu kadar Meyra, gitme vakti.”
Sevim’e son kez bakıp Karan’ın uzattığı eli mecburen tutmak zorunda kalmıştım bana doğru yaklaşıp, “Nikah masasında yaptığın zayıflığı bir daha sakın tekrarlamayacaksın, ağlayarak zayıf durma, sen benim kadınımsın, beni temsil ediyorsun, unutma bunu Meyra Poyrazoğlu.” dedi.
“Unutulmuyorsun, merak etme.”
"Kes sesini ve yavaştan yukarı çık hazırlan, beni bekle.”
“Aa-an-lamadım.”
“Bu gece beraber zevkin doruklarına çıkacağız minik serçe neyi anlamadın!”
Suratına bakakalmıştım sonra tekrar umursamaz tavırla konuşmaya başladı.
“Aa evet unuttum, ben çıkacaktım çünkü sen o ara acı çekiyor olacaktın.”
Bir anda tüylerim diken diken olmuştu, bu adam ciddiydi, istemediğim halde benimle beraber olacaktı... Yüzündeki pis pis sırıtma kerim gelince eski ciddi haline aldı. Kerim, Karan’ın önünde eğilip, “Mutluluklar efendim.” dedi.
“Eyvallah.” deyip omzuna vurdu, bir anda kerimle göz göze gelince bana sıcak bir gülümseme gönderdi, ben de ona karşılık verince Karan sert bakışları bana çevirdi, kafamı önüme eğdim. Kerim Karan’ın tekrardan önünde eğilip onu bekleyen arabaya doğru yürüdü...
"Okan.”
“Buyurun efendim.”
"Meyra'yı yukarıya kadar eşlik et toplama ekibine söyle, bahçemi eski haline çevirsinler...”
“Emredersiniz. Buyurun Meyra Hanım.”
Tam gidecekken Karan elimden tutup, “Beyaz gecelik giyin, tenini güzelliğini daha çok ortaya çıkaracak.” dedi.
Hiçbir şey demeden hızlıca elimi çekip Okan’ın peşine takıldım, yavaşça üst kata çıktık. Okan bana dönüp, "2 saat sonra tüm bu kargaşa kalkacak Meyra Hanım merak etmeyin, size iyi dinlenmeler.” deyip odamın kapısını açtı.
Yavaş yavaş odaya girip beni karşılayan boy aynasında kendime baktım; gelinler normalde mutlu olmaz mı? Benim sanki tüm ruhum çekilmiş gibi sadece bedenim vardı. Ortada Meyra'yı anlatan tek bir şey yoktu. Yatağın üstündeki beyaz gecelik dikkatimi çekti. Bu Karan’ın dediği gecelik. Elimi hırsla alıp sadece bakıyordum, bir şeyler demek yapmak istiyordum ama yapamıyorum, insan ıstırap içinde dilsizleşirmiş. Ne kadar doğru bir cümleymiş. Ona teslim olacaktım, başka çarem yoktu. İstediği bedenim değil mi, ona bedenimi verecektim.
Elime aldığım gecelikle birlikte banyoya girdim üstümdeki aptal gelinliği çıkarıp. Geceliği giyinmeye başladım, ister istemez gözyaşlarıma engel olamıyordum.
Bir başka yaşam var mı? Bir gün uyandığımda bütün bunların bir düş olduğunu görecek miyim? Başka bir yaşam olmalı, böylesine acı ve ıstırap çekmek için yaratılmış olamam. Hıçkırıklara boğulmuştum, bunu yapamayacak, bedenimi o adama vermeyecektim, bu kendime ihanet olurdu. Sonu ölüm bile olsa.
Karan ilmik dolamıştı boynuma ama ben kimsenin kölesi olmayacaktım, Karan’a ait olmayacaktım. Artık yoruldum, babamın yanına gidecektim. Kararımı verdim, benim için huzur orasıydı.
Hıçkırıklar arasında küveti doldurmaya başladım. Aynaya bakınca üstümde o iğrenç geceliği görmemle Karan’ın bana ima ettikleri aklıma geldikçe kendimden tiksiniyordum, katlanamıyordum artık bu görüntüme, elime aldığım sert cisimle aynayı paramparça ettim.
Bir ümidim yok. Bu sondu. Artık hiçbir şeyin değişmesine imkân yok, lüzum da yok. Son bir kez gördüm; dibimi, sonumu, mutsuzluğumu. Hangi birini yeneyim? Dibi mi, sonu mu, mutsuzluğu mu?
Umutsuz attılar beni, renksiz güneşe. Rengi yoktu ölümün! Sonu yoktu bugünün. Ruhumu teslim edecektim. Ben acı çekmek için doğmuştum ve artık huzur istiyordu ruhum babamın yanında.
Küvetin içine girip elime aldığım cam parçasını bileğime dayadım. Korkuyordum, ama ölmekten değil kurtulmaktan çünkü biliyordum ben kendimi öldürmezsem o adam dediğini yapıp beni her gün yavaş yavaş öldürecekti. Her gün ölmekten ise bir kere ölmek benim için büyük bir armağandı...
Tek nefesle bileğimi kestim, başımı küvete dayayıp ölümü bekliyordum. Ve babamın ayak seslerini duyuyorum. Bu sefer her şey çok farklı olacak...