Bana bakmayıp bütün ilgilisini sarmaya vermişken elimdeki son sandviçi tabağa yerleştirip yemek masasının üstüne koydum.
Onun için yaptığım bir diğer şey olan portakallı suyu da sandviçin yanına yerleştirip sarmaların başında bekleyen dertli bireye döndüm.
"İsmin neydi?"
"Edward."
"Edward yemeğin hazır."
Arkasını dönüp bir masadaki tabağa birde bana baktı.
"Şaka?"
Ona neden bahsettiğini anlamadığıma dair bakışlar attığımda bu sefer gözleri ocakta neredeyse olmak üzere olan hatta belki olmuş olan sarmalara kaymış buruk bir gülümsemeyle iç çekmişti.
"Et mi sevmiyorsun?"
Sandviçin içindeki şeylerden belki rahatsızdır da o yüzden sarmalara göz dikmiştir.
"Hayır, sadece... O çok klasik."
"Ama daha yeni uyandın. O baktığın yemek kahvaltı da yenmez."
Edward bir bana bir sarmalara bakıp sanki kendi eviymiş gibi dolapları bir bir açıp kendine uygun tabak bulduğunda tabağı eline almış sarmaların yanına giderek ocağın altını kapattığı gibi çatalla sarmaları tabağına doldurmaya başlamıştı.
Kendi sunumunu yapmasına mı şaşırayım yoksa sarmaların hazır olduğuna olan inancıyla ocağın altını söndürmesine mi?
Kendi tabağını doldurunca dolaplardan bir tabak daha çıkarıp onu da doldurup yemek masasının üstüne koymuştu. Onun bu hareketlerine karşın masadaki sandviç dolu tabağı masadan kaldırıp tezgaha koymuştum.
"Portakal suyu mu?"
Onun için masaya yerleştirmiş olduğum bir diğer ürünü ses tınısıyla bile memnuniyetsizce eleştirdiğinde sinirim bozuldu.
Tamam çok uğraşarak yaptığım şeyler değillerdi ama yine de bilseydim yemeyecek yapmazdım.
Tezgahın üstündeki mevsim salatasını alıp yemek masasına yerleştirip masadaki portakal sularının yerine de su koymuştum.
Karşılıklı oturup yemek yemeye başladık.